MEÂLİ:
82- Daha dün onun yerinde olmayı temenni edenler sabahlayınca, «vay! dediler, demek Allah, rızkı kullarından dilediği kimselere genişletiyor, dilediğine daraltıyor. Eğer Allah bize lûtfetmeseydi, herhalde bizi de yerin dibine geçirirdi. Vay! demek ki inkâra saplananlar (küfrü seçip azgınlık göstererek böbürlenenler) umduklarına kavuşamazlar. »
83- İşte Âhiret yurdu! onu yeryüzünde ne böbürlenip başkasına tepeden bakmak, ne de fesât çıkarmak arzu ve isteğinde olmayanlara veririz. İyi sonuç (Allahʹtan) korkup (fenâlıklardan) sakınanlaradır.
84- Kim iyilikle gelirse, ona daha hayırlısı vardır. Kim de kötülükle gelirse, kötülük işleyenler ancak işlediklerine denk cezâ görürler.
SERVET İLE BÖBÜRLENMENİN SONU
Serveti tek amaç olarak seçen Karunʹun sonunun nereye vardığını; dünyalığı ilâhlaştıranların nasıl bir yıkılışla yıkılıp gittiklerini gözleriyle gören zayıf iradeli, zayıf imanlı kişiler uyandılar. Daha önce ilim adamlarının «yazıklar olsun size! Allah’ın sevâbı, dostluğu imân edip iyi yararlı amelde bulunan için daha hayırlıdır. Buna da ancak sabredenler kavuşabilir» diye uyarıda bulunmalarının hikmetini ve rızkın Allahʹa ait olduğunu daha iyi anladılar; dünya malının sadece bir geçim vasıtası bulunduğunu idrâk ettiler; gerçek başarı ve kurtuluşa ermenin servet ve makamla değil; imân, irfan, ahlâk, fazîlet ve her hü|-ü kârda Allah’a güvenip dayanmakla olduğuna akıl erdirdiler.
Cenâb-ı Hak Karûn olayının bu bölümünü belirtirken, gaflete dalıp kendini dünyalığa kaptıran zayıf iradeli müʹminleri uyarmakta ve insanları iyiye, doğruya, hakka ve fazilete irşat eden ilim adamlarının öğüt ve tavsiyelerine kulak vermelerini emretmektedir. Aksi halde ölüm olayıyla bütün fırsatlar kaçırılmış ve dönüşü mümkün olmayan bir çizgiye varılmış olur.
ÂHİRET YURDU KİMLER İÇİNDİR?
«İşte âhiret yurdu! Onu yeryüzünde ne böbürlenip başkasına tepeden bakmak, ne de fesat çıkarmak arzu ve isteğinde olmayanlara veririz. İyi sonuç (Allahʹtan) korkup (fenalıklardan) sakınanlaradır. »
Dünya, âhiret yurdunun yolu üzerinde bir uğrak, orası için hazırlanma yeri, ebedî hayatı anlamanın ölçü ve kıstasıdır. Dünya hayatını bu ölçü, bu anlamın dışında düşünüp onu tek amaç haline getirmek, küçücük bir göleği görüp denizi unutmaya benzer. Kur’ân-ı Kerîm bu ölçüsüz bağlanmanın iki önemli sebebini açıklamaktadır: Zevkine erişilmemiş, amaç ve hikmeti anlaşılmamış bir inanç; Allah’ı ve âhireti unutup mal ve makamla böbürlenip yetinmek; sonra da başkalarına tepeden bakmak, nîmeti kötüye kullanıp yeryüzünde fitne ve fesat çıkarmak.
Hayatın hikmet ve amacını belirleyip ona göre bir yol tutmak ve mutlu bir gelecek hazırlamak ise, şu iki hususla mümkündür:
a) Hakikî imân nîmetine eriştikten sonra her hâl-ü kârda Allah’tan korkmak,
b) İnsan ruhunu kirleten, vicdanını karartan, yaratılışındaki azizliğe ters düşen her türlü kötülükten sakınmak.
Kur’ân «iyi sonuç»u bu iki hususu paralel yürütmeye bağlamakta ve böylece mü’minlere imânın gereğini belirlemektedir.
İŞLERİN KARŞILIĞI
«Kim iyilikle gelirse, ona daha hayırlısı vardır. Kim de kötülükle gelirse, kötülük işleyenler ancak işlediklerine denk ceza görürler. »
Allah’ın rahmeti her zaman gazabının önündedir. Çünkü varlıkta her şey O’nun rahmetinin eseridir ve her şey mutlaka mevcut düzende yerine oturtularak belli bir hizmete ve amaca yöneltilmiştir. O bakımdan rahatlıkla diyebiliriz ki, kâinatta hâkim olan plân, şaşmayan denge ve düzende en âdil ölçülere bağlı bulunuyor. İlâhî rahmet ve kudretten, adâlet ve hikmetten nasibini almayan hiçbir şey mevcut değildir.
İnsana gelince: O aklıyla, zekâsıyla, hılkatındaki azizliğiyle diğer eşyadan ve mahlûkattan çok farklı bir çizgide yer almıştır. Bazı yönleriyle kâinattaki denge ve düzene ister istemez bağlı kılınmışsa da, diğer bazı yönleriyle serbest bırakılmış ve kendisine cüz’î irâde verilerek birtakım yardımcı unsurlarla desteklenmiştir ki, bu unsurların başında semavî kitap ve sonra da peygamber gelmektedir. Böylece insanoğlu hayatını bütünüyle mevcut denge ve düzen ölçüleri içinde sürdürmek için hazırlanan ortamda kendisine doğru ve eğri yollar gösterildikten sonra hür irâdesiyle başbaşa bırakılmıştır.
Bütün bu mazhariyetler İlâhî rahmet ve adâletin gereği ve hazırladığı plân ve proğramın tabii sonucudur. O bakımdan insanoğlunun işleyeceği her iyilik ve kötülük, imân ve niyeti kıstas alınarak mutlaka karşılık görür; ancak önde giden İlâhî rahmet gereği, işlediği iyiliğe kat kat ecir verilirken, işlediği kötülüğe karşılık denk bir ceza verilir.
Cenâb-ı Hak dünya üzerinde kötülükleri azaltmak, iyilikleri çoğaltmak, diğer bir anlatımla ahlâklı, faziletli mü’minlerin sayısını artırmak; ahlâksız zorbaların, inkârcı sapıkların sayısını azaltmak için, iyiliğe geniş çapta ecir vermekte ve iyiler için sonsuz mükâfatlar hazırladığını bildirmektedir.
O halde plân arızasız, düzen mükemmel, proğram yeterli, adâlet kusursuzdur. Uyarı rahmet, emir ve tavsiye inâyet, mükâfat rahmet, ceza adâlettir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, serveti tek amaç seçip onunla böbürlenen Karûn’un ibretli âkibeti konu edildi. Hayatın hikmet ve amacını bilen müʹminler için mutluluk vaʹdeden âhiret yurdunun hazırlandığına dikkatler çekildi. İyiliğe kat kat karşılık verileceği; kötülüğe ise misliyle ceza takdir edileceği bildirilerek iyilerin çoğalmasında her bakımdan büyük faydaların söz konusu olduğuna atıf yapıldı.
Aşağıdaki âyetlerle, haktan yana olanlara parlak ve zafer dolu bir gelecek va’dediliyor. Bu çerçeve içinde Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’in yakın gelecekte Mekkeʹye döneceği kapalı bir anlatımla müjdeleniyor. Sonra da uygulayacağı metot ve izleyeceği yol açıklanıyor.