Hud Suresi 69-83. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَلَقَدْ جَاءَتْ رُسُلُنَا اِبْرٰهِيمَ بِالْبُشْرٰى قَالُوا سَلَامًا قَالَ سَلَامٌ فَمَا لَبِثَ اَنْ جَاءَ بِعِجْلٍ حَنِيذٍ فَلَمَّا رَآٰ اَيْدِيَهُمْ لَا تَصِلُ اِلَيْهِ نَكِرَهُمْ وَاَوْجَسَ مِنْهُمْ خِيفَةً قَالُوا لَا تَخَفْ اِنَّٓا اُرْسِلْنَٓا اِلٰى قَوْمِ لُوطٍ وَامْرَاَتُهُ قَائِمَةٌ فَضَحِكَتْ فَبَشَّرْنَاهَا بِاِسْحٰقَ وَمِنْ وَرَاءِ اِسْحٰقَ يَعْقُوبَ قَالَتْ يَاوَيْلَتَىٰ ءَاَلِدُ وَاَنَا۬ عَجُوزٌ وَهٰذَا بَعْلِي شَيْخًا اِنَّ هٰذَا لَشَيْءٌ عَجِيبٌ قَالُوا اَتَعْجَبِينَ مِنْ اَمْرِ اللّٰهِ رَحْمَتُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ عَلَيْكُمْ اَهْلَ الْبَيْتِ اِنَّهُ حَمِيدٌ مَجِيدٌ فَلَمَّا ذَهَبَ عَنْ اِبْرٰهِيمَ الرَّوْعُ وَجَاءَتْهُ الْبُشْرٰى يُجَادِلُنَا فِي قَوْمِ لُوطٍ اِنَّ اِبْرٰهِيمَ لَحَلِيمٌ اَوَّاهٌ مُنِيبٌ يَاإِبْرَاهِيمُ اَعْرِضْ عَنْ هٰذَا اِنَّهُ قَدْ جَاءَ اَمْرُ رَبِّكَ وَاِنَّهُمْ اٰتِيهِمْ عَذَابٌ غَيْرُ مَرْدُودٍ وَلَمَّا جَاءَتْ رُسُلُنَا لُوطًا سِيءَ بِهِمْ وَضَاقَ بِهِمْ ذَرْعًا وَقَالَ هٰذَا يَوْمٌ عَصِيبٌ وَجَاءَهُ قَوْمُهُ يُهْرَعُونَ اِلَيْهِ وَمِنْ قَبْلُ كَانُوا يَعْمَلُونَ السَّيِّـَٔاتِ قَالَ يَاقَوْمِ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ بَنَاتِي هُنَّ اَطْهَرُ لَكُمْ فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَلَا تُخْزُونِ فِي ضَيْفِي اَلَيْسَ مِنْكُمْ رَجُلٌ رَشِيدٌ قَالُوا لَقَدْ عَلِمْتَ مَا لَنَا فِي بَنَاتِكَ مِنْ حَقٍّ وَاِنَّكَ لَتَعْلَمُ مَا نُرِيدُ قَالَ لَوْ اَنَّ لِي بِكُمْ قُوَّةً اَوْ اٰوِٓي اِلٰى رُكْنٍ شَدِيدٍ قَالُوا يَالُوطُ اِنَّا رُسُلُ رَبِّكَ لَنْ يَصِلُوا اِلَيْكَ فَاَسْرِ بِاَهْلِكَ بِقِطْعٍ مِنَ الَّيْلِ وَلَا يَلْتَفِتْ مِنْكُمْ اَحَدٌ اِلَّا امْرَاَتَكَ اِنَّهُ مُصِيبُهَا مَا اَصَابَهُمْ اِنَّ مَوْعِدَهُمُ الصُّبْحُ اَلَيْسَ الصُّبْحُ بِقَرِيبٍ فَلَمَّا جَاءَ اَمْرُنَا جَعَلْنَا عَالِيَهَا سَافِلَهَا وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهَا حِجَارَةً مِنْ سِجِّيلٍ مَنْضُودٍ مُسَوَّمَةً عِنْدَ رَبِّكَ وَمَا هِيَ مِنَ الظَّالِمِينَ بِبَعِيدٍ

77.

Andolsun, elçilerimiz (melekler), İbrahim'e müjde getirip "Selam sana!" dediler. O, "Size de selam" dedi ve kızartılmış bir buzağı getirmekte gecikmedi.

Diyanet İşleri

70.

Ellerini yemeğe uzatmadıklarını görünce, onları yadırgadı ve onlardan dolayı içinde bir korku duydu. Dediler ki: "Korkma, çünkü biz Lut kavmine gönderildik."

71.

İbrahim'in karısı ayakta idi. (Bu sözleri duyunca) güldü. Ona da İshak'ı müjdeledik; İshak'ın arkasından da Yakub'u.

72.

Karısı, "Vay başıma gelenler! Ben bir kocakarı ve bu kocam da bir ihtiyar iken çocuk mu doğuracağım? Gerçekten bu, çok şaşılacak bir şey!" dedi.

73.

Melekler, "Allah'ın emrine mi şaşıyorsun? Allah'ın rahmeti ve bereketi size olsun ey (peygamber ocağının) ev halkı! Şüphesiz O, övülmeye layıktır, şanı yücedir." dediler.

74.

İbrahim'in korkusu gidip, kendisine müjde gelince Lut kavmi hakkında bizim (elçilerimiz)le tartışmaya başladı.

75.

Çünkü İbrahim çok içli ve Allah'a yönelen bir kimseydi.

76.

Elçilerimiz, "Ey İbrahim bundan vazgeç! Çünkü Rabbinin emri kesin olarak gelmiştir. Şüphesiz onlara geri döndürülemeyecek bir azap gelecektir" dediler.

77.

Elçilerimiz Lut'a gelince onların yüzünden üzüldü, göğsü daraldı ve "Bu çok zor bir gün" dedi.

78.

Kavmi, (konuklarıyla çirkin ilişkide bulunmak üzere) ona doğru koşa koşa geldiler. Zaten onlar önceden de bu tür çirkin işleri yapıyorlardı. Lut, dedi ki: "Ey Kavmim! İşte kızlarım. Onlar(la nikahlanmanız) sizin için daha temizdir. Allah'a karşı gelmekten sakının ve konuklarıma karşı beni rezil etmeyin. İçinizde hiç aklı başında bir adam yok mu?"

79.

Onlar, "İyi biliyorsun ki kızlarında bizim gözümüz yok. Sen bizim ne istediğimizi çok iyi biliyorsun" dediler.

80.

(Lut da:) "Keşke size karşı (koyacak) bir gücüm olsaydı, ya da sağlam bir desteğe dayanabilseydim" dedi.

81.

Konukları şöyle dedi: "Ey Lut! Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla ulaşamayacaklar. Geceleyin bir vakitte aileni al götür. İçinizden kimse ardına bakmasın. Ancak karın müstesna. (Onu bırak.) Çünkü onların (kavminin) başına gelecek olan azap, onun başına da gelecektir. Onların azabla buluşma zamanı sabahtır. Sabah yakın değil midir?!"

82-83.

(82-83) (Azap) emrimiz gelince oranın altını üstüne getirdik. Üzerine de Rabbinin katında işaretlenmiş pişirilmiş balçıktan taşlar yağdırdık. Bunlar zalimlerden uzak değildir.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEALİ:

69- And olsun ki, elçilerimiz (melekler) İbrâhimʹe müjde ile geldiler ve «Selâmı» dediler. O da (size de) «selâm» dedi ve oyalanmadan kızartılmış bir buzağı getirdi.

70- (Gelen misafirlerin) ellerinin (sofraya) uzanmadığını görünce, du­rumlarını yadırgadı, onlardan içine bir korku düştü. İbrâhim e: «Korkma, şüphesiz ki biz Lût kavmine gönderildik» dediler.

71- İbrâhim’in karısı ayakta idi, güldü. Biz de ona İshâk ve onun ar­dından Yâkub’u müjdeledik.

72- «Vay, dedi, doğuracak mıyım? Oysa ben bir kocakarı, şu kocam da bir ihtiyar. Doğrusu bu şaşılacak şey! »

73- (Elçi melekler) ona: «Allahʹın emrine mi şaşıyorsun? Ey ev hal­kı, Allah’ın rahmeti ve bereketleri üzerinizdedir. Şüphesiz ki Allah çok övül­meye lâyıktır ve O, çok yüce ve çok şanlıdır. »

74- İbrâhim’in korkusu gidip kendine müjde gelince, Lût kavmi hak­kında bizim (elçilerimiz)le tartışmaya başladı.

75- Şüphesiz ki İbrâhim çok yumuşak huylu, yufka yürekli ve ken­dini bütünüyle Allahʹa veren bir kimse idi.

76- Ey İbrâhim, bu (tartışman)dan vazgeç. Çünkü gerçekten Rab­bin emri gelmiştir ve onlara reddi mümkün olmayan azâp gelecektir.

77- Elçilerimiz Lûtʹa geldiler; bu yüzden Lût endişeye kapılıp fena­laştı, için için sıkıldı ve «Bu ne çetin bir gün! » dedi.

78- Kavmi ise ona koşa koşa geldiler; zaten onlar daha önce de kötü fiiller işliyorlardı. Lût «Ey Kavmim, dedi, işte kızlarım, bunlar (nikâh akdiyle) sizin için daha pâk ve uygundur. Artık Allahʹtan korkun da beni misafirlerim hakkında rüsvay etmeyin. İçinizde doğru düşünen, doğru yol­da yürüyen bir adam yok mudur?! »

79- Lûtʹa dediler ki: «Herhalde sen de bilirsin, bizim senin kızların­da hiçbir hakkımız yoktur ve sen bizim ne istediğimizi de çok iyi bilirsin. »

80- Lût onlara dedi ki: «Ah, keşke size karşı yetecek bir gücüm ol­saydı veya çok sağlam bir yere sığınabilseydim! »

81- (O elçi melekler): «Ey Lût, dediler, şüphesiz ki biz, Rabbin elçi­leriyiz; onlar sana, mümkün değil el uzatamazlar. Gecenin bir bölümünde ailenle birlikte yola çık, hiç biriniz arkasına dönüp bakmasın. Ancak eşin değil; çünkü kavmine dokunacak olan (azâp) ona da dokunacak. Şüphe­siz ki onlara vaʹdolunan vakit sabahtır; sabah vakti yakın değil midir? »

82- 83- Buyruğumuz gelince (ülkenin) üstünü altına getirdik; birbiri üzerine konulmuş pişmiş balçık (gibi) taşlar yağdırdık ki bu taşlar Allah yanında belirlenmişti ve zâlimlerden de aslâ uzak değildi.

İLGİLİ HADÎSLER

«Allah Lût Peygambere rahmet eylesin; o hep sağlam bir kaleye sı­ğınırdı, yani Allah’a güvenip dayanırdı. Allah, Lûtʹtan sonra gönderdiği her peygamberi, kavminin nüfusça kalabalık soyundan seçip gönderdi. » (Tirmizî/tefsîr: 12)

«Lût kavminin ameli gibi amelde bulunan kimseye rastladığınızda, fâili de, mefʹûlü de öldürünüz! » (Ebû Dâvud/hudud: 28- Tirmizî/hudud: 24- İbn Mâce/hudud: 12)

«Lût kavminin ameli gibi amel eden kimse melʹûndür. » (Tirmizî/hudud: 24)

LÛT PEYGAMBER KİMDİR?

Lût (A. S. ) da peygamberlerden biridir. Yapılan tesbitlere göre, o, hem İbrâhim Peygamberin (A. S. ) amcasının oğludur, hem de İbrahim Peygam­bere şeriat olarak indirilen sahifelerdeki hükümlerle amel edip onları in­sanlara, yani kendi kavmine teblîğ ile görevlendirilmiştir. Meşhur Lût Gö­lü de bu ismi ondan alır. O bakımdan Lût Peygamberin Lût Gölü kıyısında ve hâlen İsrâil’e bağlı bulunan Sodom kasabasında yaşadığı ve bu kasa­ba halkını Tevhît inancına dâvet ettiği bilinmektedir.

Bazı tarihçilere ve coğrafyacılara göre, deniz seviyesinin 790 metre altında olup 1015 km2ʹlik bir alanı kaplayan Lût Gölü, Lût kavminin yaşa­dığı büyük kasabanın olduğu yerdir. Büyük bir deprem sonucu kasaba batmış ve yerinde bugünkü göl meydana gelmiştir.

İbrahim Peygamberin de o sıralarda Filistin topraklarında bulunduğu rivâyet edilir.

Tevratʹtaki yazılı kayıtlara göre, Lût Peygamberin, Lût Gölü kıyısın­daki Sodom kasabasında oturduğu anlaşılmakta ve yine aynı kayıtlara göre, Lût Peygamber aldığı emir üzerine geceleyin kasabayı terkedip Tsoar’a geldiğinde güneş doğmuş ve Rabbin Sodom ile Gomorra üzerine kükürt ve ateş yağdırdığı ve kasabayı bütünüyle alt-üst ettiği belirtilmek­tedir. (Geniş bilgi için bak: Tevrat-Tekvîn: 19/1-25)

Tabii bu arada Tevrat’ın aynı bölümünde çok fahiş sayılacak bir ha­taya rastlanır ki, bu, Allah’ın âyetlerinin, bilgisizce uzanan insan eliyle de­ğiştirildiğine yeterli delillerden biridir. Şöyle ki: Sodomʹu terkeden Lût Peygamberin iki kızıyla birlikte şehrin dışında bir mağaraya sığındıkları, yaş­lı olan babalarından döl almak için ona şarap içirip onunla yattıkları ve her iki kızın da birer gece ara ile babalarından gebe kaldıkları detaylı şe­kilde anlatılır. (Geniş bilgi için: Tevrat-Tekvin: 19/29-38)

Kur’ân’da bu hatalar düzeltilerek olayın içyüzü ve ana hatları açıkla­nır. Tevrat’a bu gibi ölçüsüz hikâyeleri sokanların peygamberler, kutsal kitaplar hakkında ciddi bilgileri olmadığı, ana kuralları bilmedikleri kesin­dir. Zira peygamberlere vâcip olan sıfatlardan biri de ismetʹtir, yani onlar her türlü günah ve isyândan, ölçüsüzlük ve dengesizlikten korun­muşlardır.

OLAYIN ÂYETLER SIRASINA GÖRE AÇIKLAMASI

1- İnsan sûretine girip gelen meleklerin önce İbrahim Peygamberʹe uğramaları, hem Lût Peygamberʹin İbrahim Peygamber’in şeriatı üzere amel ettiğine, hem de benzerine az rastlanan olaydan onu haberdâr etme­lerine işârettir. Aynı zamanda Allah’ın İbrahim Peygamberʹe geniş rahmet ve inâyetiyle çok yakın olduğunu, ona üstün değer verdiğini vurgular.

Böylece İbrahim Peygamber’in, iyice azıp sapıtan, ahlâksızlığın ve edepsizliğin en kötüsünü işleyen Lût kavminin yok edileceğini günü günü­ne kendi bölgesindeki kavimlere haber vermek sûretiyle mü’minlerin imâ­nını artırma, kâfirleri yeterince uyarıp İlâhî kudretin vakti gelince azgın­ları yok edeceğine inandırma amacı da söz konusu olabilir.

2- Meleklerin «selâm» demesi, İbrahim (A. S. )’ın da «size de selâm» diye karşılık vermesi, selâmın İbrahim Peygamberin şeriatında da sünnet olduğunu ifade eder. Diğer yandan meleklerin de bu sünnete uyduklarına bir delil sayılır. Önemli bir yanı da, mü’min bir kimsenin bir yere ziyaretçi veya misafir olarak gittiğinde, söze başlamadan önce selâm vermesinin gü­zel bir âdet veya sünnet olduğunu gösterir.

3- İbrahim Peygamberin gelen misafirlere ikram için tandırda kızar­tılmış bir buzağı getirmesi, onun çok konuk sever olduğuna, evinin pek konuksuz kalmadığına ve bunun için hep hazırlıklı bulunduğuna delil sa­yılır. Sonra da en iyi yiyeceklerin konuklara ikram edilmesinin kadimî bir sünnet olduğuna işâret vardır.

4- Gelen konukların sofraya el uzatmamaları, İbrahim Peygamberde haklı olarak bazı endişeler doğurmuş ve biraz da korkmasına neden olmuştur. Zira böyle bir durumda daha çok şu iki ihtimal akla gelebilir: Ya bunlar melektirler, insan suretine girip çok önemli bir emri uygulamaya gel­mişlerdir, ya da çok kötü niyetli iki zorbadır, bir şeyler yapmayı plânlamışlardır. Nitekim melekler, İbrahim Peygamberʹin (A. S. ) endişesini anın­da anlayıp ne maksatla geldiklerini açıklayarak onu rahatlatmışlardır.

5- İbrahim’in (A. S. ) Lût kavmi hakkında Allah ile, yani O’nun elçileri olan meleklerle tartışması, sevginin zerafet ve inceliğini yansıtır. Allah ya­nında halillik mertebesine yükselen bir peygamberin insanlıktan yana ne kadar geniş şefkat ve merhametle dolu olduğu da bu ifadenin başka bir delâletidir. Nitekim Tevrat’ta da bu husus şöyle bir anlatımla açıklanır: «Rab dedi: Ben yapmakta olduğum şeyi İbrahimʹden gizleyecek miyim? Çünkü İbrahim gerçekten büyük ve kuvvetli millet olacak ve yeryüzünün bütün milletleri onda mübarek kılınacaktır. » (Tekvin: 18/17-18)

Ayrıca Tevrat’ta İbrâhim’in tartışması, şefaat mahiyetindeki istek ve soruları geniş şekilde anlatılmaktadır. Ancak Allah sözüne insan sözü ka­rıştırıldığı için birtakım yanlışlara rastlamamak mümkün değildir.

Nitekim İbrahim Peygamber’e insan sûretinde gelen meleklerin sof­raya el uzatmadıkları Kurʹânʹda en ölçülü bir anlatımla belirtildiği halde Tevratʹta, yapılan ikramdan onların yedikleri yazılıdır. Oysa melekler ye­mez ve içmezler. Böylece Kur’ân, bu konuda da Tevrat’taki yanlışları tas­hîh edip olayın gerçek yüzünü ortaya koyar. (Fazla bilgi için bak: Tekvin: 18/1-8)

6- Homoseksüel olan, yani cinsel sapıklığın en kötüsü kabul edilen erkeğin erkekle temasta bulunmasını kendi aralarında bir âdet haline ge­tiren Lût kavmi, Tevratʹın ifadesiyle Sodomluʹlar, ahlâksızlığın en çirkinini işliyorlar ve ilâhî hiçbir uyarı ve buyruğu tanımıyorlardı. Kasabaya gelen yabancı erkekleri yakalayıp sözü edilen maksat doğrultusunda zorla kul­lanıyorlardı.

Bu bakımdan İbrahim Peygambere gelen insan suretindeki melekler, «Biz Lût kavmine gönderildik» deyince, ayakta durup misafirlere hizmet eden İbrahim Peygamberʹin eşi, elde olmayarak güldü. Çünkü o kabileyi hatırlayıp da gülmemek ve için için üzülmemek mümkün müydü? Tevrat’­ta Sara’nın güldüğü konu edilirken çok farklı biçimde anlatılır, yersiz ve lüzumsuz detaylara girilir. Kur’ân böylece o bahsi de düzelterek en doğru bilgiyi verir.

7- Gelen melekler yaşlı kadını İshak ile, sonra da İshâkʹın oğlu Ya­kub ile müjdelediler. Bu, İbrahim Peygamberin eşinin daha çok yaşayacağına, ileride doğacak oğlunun büyüyeceğine ve ondan bir torunu olacağı­na işâretti. Bu durumda kadının bir şaşkınlık göstermesi tabii karşılanır. Çünkü hem kendisi yaşlanıp hayızdan kesilmişti, hem de kocası İbrahim Peygamber hayli yaşlı idi. Ancak ne var ki, olayları sebep ve illetlere bağ­layan, sebep ve illetleri kendi kudret ve iradesine râm eden Cenâb-ı Hak, dilediği zaman sebep ve illetleri «ol! » emriyle harekete geçirip olmayacak gibi görünen şeyleri oluşturup ortaya çıkarır.

Tevrat’ta da bu kısım biraz detaylı anlatılır. Özellikle karı-kocanın yaş­lılığı üzerinde ve bir de Sara’nın içinden gülmesi hakkında durularak açık­lama yapılır. (Tekvin: 18/9-15)

Görevli melekler kadının sözü edilen olayı hayretle karşıladığını gö­rünce ona: «Allahʹın emrine mi şaşıyorsun? Ey ev halkı! Allahʹın rahmeti ve bereketleri üzerinizdedir. » diyerek Allahʹın her zaman Hamîd ve Mecîd, yani O’nun çok övülmeye lâyık olduğunu, çok yüce ve çok şanlı bulundu­ğunu hatırlattılar.

8- Peygamberler genellikle yumuşak huylu, yufka yürekli ve her yönleriyle Allah’a teslimiyet ve mahviyet içinde yönelmiş kişilerdir. Bu sı­fatlar İbrahim Peygamber’de (A. S. ) huy olarak daha belirgindi. O sebeple Lût kavminin hemen helâk edilmesini istemiyor, biraz daha mühlet veril­mesini arzu ediyordu. Aynı zamanda Lût ailesinin başına bir felâketin gel­mesi ihtimali de onu endişelendiriyordu. Melekler İlâhî emrin artık indiği­ni, hükmünün mutlaka gerçekleşeceğini, bunun gecikmesinin söz konu­su olamayacağını hatırlatırken Lût ve ailesinin kurtulacağını da ilâve et­mişlerdi. İbrahim Peygamber İlâhî hükmün geri çevirilemiyeceğini çok iyi bildiğinden meleklerin hatırlatmasıyla duygusallığı bırakıp bütün mevcu­diyetiyle Hakk’a teslimiyet gösterdi.

Tevrat’ta Lût kavminin yok edileceğini öğrenen İbrahim Peygamberin Rabbin önünde durup salih kişileri kötülerle beraber yok edecek misin? diyerek tartışmayı sürdürdüğü ve Rabbin ona, «Eğer Sodom’da şehrin için­de elli salih bulursam, bütün yeri onların hatırı için bağışlayacağım.. » bu­yurur ve karşılıklı mükâleme on kişinin bulunacağına kadar sürüp gider. Şüphesiz ki, bunlar Allah kelâmına karıştırılan insan sözleridir. Kur’ân ko­nunun özünü ve özetini en doğru şekilde açıklayarak her türlü şüphe ve tereddüdü kaldırır. (Tekvin: 18/22-33)

9- Herbiri oldukça yakışıklı birer genç erkek suretine girip Lût Pey­gamber’e gelen melekler, önce kendilerini tanıtmadılar. O bakımdan uzak­tan gelen yabancı misafir gibi bir tavır içinde bulunduklarını gören Lût Peygamber hayli telaşlandı. Zira kasaba halkı böylesine genç ve yakışık­lı adamların geldiğini duyacak ve gelip birtakım hayasızca davranışlarda bulunmak isteyeceklerdi. Lût Peygamber olacak olayları düşündükçe üzü­lüyor ve sıkıntıdan yerinde oturamıyordu. Nitekim düşündüğü gibi oldu, ka­rısı çarçabuk o ahlâksızlara gizliden haber saldı. Onlar da koşa koşa gel­diler. Lût Peygamber, konuklarını bu alçak namussuzların elinden kurtar­ma çarelerini araştırdı. Kendisi Peygamber olduğuna göre kasaba kızla­rının hemen hepsinin mânevî babası sayılırdı. O bakımdan gelen hayasız­lara: «İşte kızlarım, onları meşru yoldan alın, sizin için daha pak ve daha nezihtirler. » Veya Lût Peygamber kendi kızlarını yine onlara meşru şe­kilde nikâhlamayı önerdi. Ama ne mümkün, o gözü dönmüş şehvet düş­künleri mutlaka gelen konukları alıp götürmekte ısrarlı ve kararlı olduk­larını belirttiler. Derken melekler, Lût Peygamberin çok sıkıldığını ve üzül­düğünü anlayınca, «Ey Lût! dediler, şüphesiz ki biz, Rabbinin elçileriyiz; onlar sana mümkün değil el uzatamazlar. Gecenin bir bölümünde ailenle birlikte yola çık, hiç biriniz arkasına dönüp bakmasın. Ancak eşin değil; çünkü kavmine dokunacak olan (azap) ona da dokunacaktır. Şüphesiz ki onlara vaʹdolunan vakit sabahtır; sabah vakti yakın değil midir? » Dediler.

Böylece Lût Peygamber gerçeği öğrendi, bir yandan ferahladı, bir yan­dan da üzüldü..

10- Sabah vakti İlâhî hüküm tecelli ederek tabii sebepleri harekete geçirdi, derken müthiş bir uğultu, patlama ve sarsıntı birbirini izledi. Vol­kanik bir patlama bir anda gündüzü geceye çevirdi, lavların saçtığı pişmiş balçıklar her tarafı kapladı, böylece Sodom kasabası canlısıyla, cansızıyla yerlebir oldu.

Bilindiği gibi volkanın harekete geçip patlamasıyla birlikte lâvlar üstüste katlanmış ateş seli halinde akıp gelir ve çok geçmeden donup taşla­şır. İşte Kur’ân’da ilgili sûrenin 82, 83. âyetleriyle bu korkunç manzara tas­vîr ediliyor.

Tevrat’ta bu volkanik olay, «gökten kükürt ve ateş yağdırdı ve o şe­hirleri ve bütün havzayı ve şehirlerde oturanların hepsini ve toprağın ne­batını alt-üst etti. » (Tevrat/Tekvîn: 19/23-27) şeklinde ifade edilir ki, bu da, müthiş bir volkan pat­lamasına delâlet etmektedir.

BELİRLENMİŞ BALÇIKTAN TAŞLAR

«Ve bu taşlar Allah yanında be­lirlenmişti ve zalimlerden de aslâ uzak değildi. »

İlgili âyetler volkan patlamasıyla etrafa yayılan ateş yığını halindeki balçık taşlardan her birinin kime isabet edeceğinin Allah tarafından ön­ceden proğramlanıp sevkedildiğini açıklamaktadır. Bu, olayların hiçbir za­man plânsız, proğramsız, görevli meleklersiz cereyan etmediğini, kâinatta olup biten her şeyin görevli melekler tarafından belli bir plân ve proğrama göre yürütüldüğünü bize haber vermekte ve İlâhî tasarrufun mutlak anlam­da nafiz bulunduğunu bildirmektedir.

BİR YANARDAĞIN HAREKETE GEÇMESİ AZAP MIDIR?

Daha önce de belirttiğimiz gibi, kâinatta meydana gelen her olay ta­bii birtakım sebeplere bağlanmıştır. Ancak mu’cize ve kerâmet bu genel­lemenin dışındadır. Ne var ki, sebepler başıboş bırakılmamış, plânda be­lirlendiği üzere İlâhî tasarrufa bağlanarak görevli meleklerin denetimine verilmiştir. Konu bu açıdan değerlendirildiğinde, meydana gelen olayları iki ayrı şıkta düşünmek mümkün olur: Biri, zaman zaman harekete geçen bazı yanardağlar, bazı bölgelerde meydana gelen depremler ve sel felâ­ketleri, belli sebepler ve kanunların belli öcülerde harekete geçmesiyle gerçekleşir, bunlar birer uyarı mahiyetinde de olsa, inkârcı azgınları yok etmekle ilgili değildir. Diğeri ise, inkârcı ahlâksızları, azgın müşrikleri yok etmeye yöneliktir ve yine tabii sebeplere dayanmaktadır, ancak o sebepleri «ol! » emriyle hemen harekete geçiren bizzat Allahʹtır. Bu gibi kahredici olaylar birer istisna teşkil ederler.

Diğer yandan Cenâb-ı Hakkʹın hemen her milleti çeşitli olaylarla uyar­dığını unutmamak gerekir. Zira kâinatta hiçbir olay amaçsız, maksatsız gelişigüzel meydana gelmez.

LÛT KISSASINDAN ALINACAK ÖĞÜTLER VE İBRETLER

a) Kâinatta sebepleri oluşturan Allah’tır. Dilediği zaman onu tabii sey­rinden alıp kudretini açığa vurur ve olmayacak sanılan şeylerin sebeple­rini hemen oluşturup harekete geçirir.

O bakımdan Lût kıssasıyla daha çok Mekkeli müşrikler ve sonra da yaşamakta olan inkârcı milletler uyarılıyor; inkâr ve ahlâksızlık zulüm ile birleşip son kertesine gelince, ilâhî hükmün ineceğinde şüphe edilmeme­si dolaylı şekilde hatırlatılıyor.

b) Selâmlaşmak, müʹminleri birbirlerine güven, kardeşlik ve huzur bağlarıyla bağlayan bir sünnettir. Toplum yapısında geliştirilip yaygınlaş­tırılması rahmet ve esenliktir; unutulması veya terkedilmesi, azâp ve sı­kıntıdır.

c) Konukseverlik, peygamberlerin güzel sünnetlerinden biridir. Konu­ğa ikram, Allahʹa ikram kadar anlamlıdır.

d) Allah’ın emir ve kudretinin nafiz olduğuna şaşmamak gerektir. Di­lediği zaman umulmadık olayı meydana getirir.

e) İnsanlara karşı merhametli ve yufka yürekli olmak ve her hal-ü kârda Allahʹa yönelip teslimiyet göstermek, mü’minin değişmeyen huyu olmalıdır.

f) Zina, livata ve benzeri cinsel sapıklıkların yaygın hale gelmesi, top­lum ve milletin çökeceğine işârettir.

g) Büyük felâket anlarında mal kurtarayım derken geriye dönüp bak­mak bile tehlikelidir. Çünkü her şeyden önce insan unsuru önemlidir. O bakımdan melekler Lût âilesine «Hiç biriniz dönüp arkasına bakmasın! » diyerek tenbihte bulunmuşlardır.

h) Allah böylece kullarını dünyada da, âhirette de geniş rahmetine erdirmek için insanlıklarına yakışanı yapmalarını emretmekte, ruhlarının yüceliğine, Allah yanındaki azizliklerine ters düşen kötülüklerden kaçın­malarını hatırlatmakta ve O’nun emir ve tavsiyelerini dinlemeyip inkâr ba­taklığında cinsel sapıklığın en kötüsünü irtikâp eden bir milleti nasıl ha­ritadan sildiğini ibretli bir misal olarak gözler önüne sermektedir

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, gerek Mekkeli müşrikleri, gerekse her çağda yaşamakta olan inkârcı milletleri uyarmak, Allah’ın kâinattaki câri kanun­larının değişmezliğini bildirmek, zamanı gelince tarihin tekerrür edeceğini hatırlatmak üzere Lût kavminin kıssası çok önemli safhalarıyla anlatıldı.

Yine aynı amaç doğrultusunda aşağıdaki âyetlerle Şuayb Peygam­berin Medyenliʹlerle olan mücadelesi konu ediliyor. İnkârda ısrar edip in­san haklarına pervasızca el uzatan, ölçü ve tartıda hile yapan bu kavmin nasıl yok edildiği anlatılarak bir kere daha inkârcı azgınlar uyarılıyor.