Ta-Ha Suresi 70-76. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

فَاُلْقِيَ السَّحَرَةُ سُجَّدًا قَالُوا اٰمَنَّا بِرَبِّ هٰرُونَ وَمُوسٰى قَالَ اٰمَنْتُمْ لَهُ قَبْلَ اَنْ اٰذَنَ لَكُمْ اِنَّهُ لَكَبِيرُكُمُ الَّذِي عَلَّمَكُمُ السِّحْرَ فَلَاُقَطِّعَنَّ اَيْدِيَكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ مِنْ خِلَافٍ وَلَاُصَلِّبَنَّكُمْ فِي جُذُوعِ النَّخْلِ وَلَتَعْلَمُنَّ اَيُّنَٓا اَشَدُّ عَذَابًا وَاَبْقٰى قَالُوا لَنْ نُؤْثِرَكَ عَلٰى مَا جَاءَنَا مِنَ الْبَيِّنَاتِ وَالَّذِي فَطَرَنَا فَاقْضِ مَا اَنْتَ قَاضٍ اِنَّمَا تَقْضِي هٰذِهِ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا اِنَّٓا اٰمَنَّا بِرَبِّنَا لِيَغْفِرَ لَنَا خَطَايَانَا وَمَا اَكْرَهْتَنَا عَلَيْهِ مِنَ السِّحْرِ وَاللّٰهُ خَيْرٌ وَاَبْقٰى اِنَّهُ مَنْ يَأْتِ رَبَّهُ مُجْرِمًا فَاِنَّ لَهُ جَهَنَّمَ لَا يَمُوتُ فِيهَا وَلَا يَحْيٰى وَمَنْ يَأْتِهِ مُؤْمِنًا قَدْ عَمِلَ الصَّالِحَاتِ فَاُو۬لٰٓئِكَ لَهُمُ الدَّرَجَاتُ الْعُلٰى جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَذٰلِكَ جَزٰٓؤُ۬ا مَنْ تَزَكّٰى

76.

(Musa'nın değneği, sihirbazların ipleriyle değneklerini yutunca) sihirbazlar hemen secdeye kapandılar ve, "Harun ve Musa'nın Rabbine inandık" dediler.

Diyanet İşleri

71.

Firavun, "Demek, ben size izin vermeden önce ona (Musa'ya) inandınız ha! Şüphe yok, o size sihiri öğreten büyüğünüzdür. Şimdi andolsun, sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve mutlaka sizi hurma dallarına asacağım. Hangimizin azabı daha şiddetli ve daha kalıcıymış, mutlaka göreceksiniz."

72.

Sihirbazlar şöyle dediler: "Bize gelen apaçık delillere ve bizi yaratana seni asla tercih etmeyeceğiz. Artık sen vereceğin hükmü ver. Sen ancak bu dünya hayatında hüküm verirsin."

73.

"Şüphesiz ki biz; günahlarımızı ve bize zorla yaptırdığın sihri affetmesi için, Rabbimize inandık. Allah'ın vereceği mükafat daha hayırlı ve daha kalıcıdır."

74.

Şüphesiz, kim Rabbine günahkar olarak varırsa, kesinlikle ona cehennem vardır. Orada ne ölür, ne de (güzel bir hayat) yaşar.

75-76.

(75-76) Her kim de O'na salih ameller işlemiş bir mü'min olarak varırsa, işte onlar için en yüksek dereceler, içinden ırmaklar akan, içinde ebediyyen kalacakları Adn cennetleri vardır. İşte bu, günahlardan temizlenenlerin mükafatıdır.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

70- (Hak ortaya çıkınca) sihirbazlar secdeye kapandılar ve «biz Hâ­run ile Musaʹnın Rabbına imân ettik» dediler.

71- Fir’avn, «ben size izin vermeden imân mı ettiniz? Şüphesiz ki si­ze sihir öğreten elebaşınız odur. Yemin ederim ki ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve sizi öylece hurma dallarına asacağım ve işte (o zaman) hangimizin azâbı daha şiddetli ve sürekli olduğunu herhalde bile­ceksiniz» dedi.

72- İmân eden sihirbazlar ona dediler ki: «Seni, bize gelen bunca açık belge ve muʹcizelere ve bizi yoktan var kılıp meydana getirene elbet­te tercîh etmiyeceğiz. Artık neye hükmedeceksen hükmet. Senin ancak Dünya hayatına hükmün geçer.

73- Şüphesiz ki biz, suçlarımızı ve bizi zorladığın sihre karşı (mey­dana gelen günahlarımızı) bağışlaması için Rabbimize imân ettik. Allah en hayırlı ve bâki olandır. »

74- Doğrusu kim Rabbine suçlu olarak gelirse, şüphe edilmesin ki Cehennem onadır; orada ne ölür, ne de yaşar.

75- Kim de Rabbine müʹmin olarak ve iyi-yararlı amellerde buluna­rak gelirse, işte onlar için en yüksek dereceler vardır.

76- Altından ırmaklar akan ADN CENNET’leri vardır. Orada ebedî kalıcılardır. İşte bu, arınıp temizlenenlerin mükâfatıdır.

İLGİLİ HADÎSLER

«Cehennem ehline gelince: Onlar oranın ehlidirler, ne ölürler, ne de dirilirler. İnsanlardan bir kısmına ise, günahları sebebiyle ateş dokunur da onları bir bakıma öldürür bir duruma sokar. Öyle ki, kömürleşirler, derken onlar hakkında şefaate izin verilir de gruplar halinde getirilirler ve Cennet ırmaklarına atılırlar. Sonra da Cennet ehline: «Ey Cennet ehli! Bunların üzerine (cennet sularından) dökünüz» denilir. Böylece sel yatağında sürat­le yeşeren bitki gibi yeşerip (terütaze olurlar). » (Müsned-i Ahmed: 3/48, 255)

«Cennet yüz derecedir. Her iki derece arası, gökle yer arasındaki me­safe gibidir. Firdevs onun yüksek derecesidir. Cennetʹin dört ırmağı Firdevsʹten kaynaklanıp çıkmaktadır. Arş ise, Firdevsʹin üstündedir. Allahʹ­tan (cennet) istediğiniz zaman Firdevs’i isteyiniz. » (Müsned-i Ahmed: 3/5)

MUʹCİZENİN SİHRİ BOŞA ÇIKARTMASI

Urgan ve değneklerin sihir yoluyla yılan görünümünde gözlere görünmesi ve Allah’ın Musaʹya (A. S. ) «Elindekini yere bırakıver» diye em­retmesiyle Asâʹnın büyük ve o nisbette kıvrak bir yılan olup bütün urgan ve değnekleri yutarak bir anda yok etmesi, sihirbazlarda büyük bir şaşkın­lık ve telaş doğurmuş; Firʹavn’ın bütün ümitlerini suya düşürmüştü. Sihir­bazlar çok geçmeden kendilerini toparlayıp olayı akıl ve sağduyu yoluyla incelemeye koyulmuşlar ve kesin olarak anlamışlar ki, yapılacak hiçbir si­hir bu ilâhî kudret karşısında bir anlam ve tesir icra edemiyecektir. Sonra da urgan ve değneklerin bütünüyle yok oluvermesi, daha sıhhatli ve doğ­ru düşünmelerine imkân vermiş ve öylece Musa Peygamberʹin ortaya koy­duğu olağanüstü şeyin sihir olmadığını daha iyi anlamışlardı. Çünkü ser­gilenen olay sihir türünden olsaydı yutulan urgan ve değneklerin bir süre sonra eski hallerinde görünmeleri gerekirdi, yani her şey eski halinde ol­duğu gibi kalırdı. Oysa Asâ tarafından yutulan şeyler bütünüyle belirsiz hale gelmiş, ortada hiçbir şey kalmamıştı. Hem sihirbazlar sanatları gere­ği, neyin sihir olup olmadığını çok iyi bilirlerdi. Onun için İlâhî kudretin yüceliği karşısında teslimiyet gösterip imân etmişlerdi.

İSLÂMİYET AKIL VE BİLGİ YOLUYLA KALPLERE YERLEŞİNCE

Kurʹân-ı Kerîmʹde yer alan genel bir kuralı her zaman gözönünde bu­lundurmamız; teblîğ ve irşat görevini sürdürürken o kuraldan mutlaka ya­rarlanmamız gerekmektedir. O da aşağıda dört madde halinde sıraladığı­mız âyetlerle ifade edilen ve hepsinden ortaklaşa çıkarılan şu kuraldır: «Hak gelmeyince bâtıl gitmez», «Doğru getirilmedikçe yanlış ortadan kalk­maz. »

1- «De ki: Hak geldi, bâtıl yok oldu; çünkü gerçekten bâtıl yok ol­maya mahkûmdur. » (İsrâ Sûresi: 81)

2- «Suçlu günahkârlar hoşlanmasa bile hakkı hak olarak ortaya koymayı, bâtılı boşa çıkarıp hükümsüz kılmayı (Allah) murat ediyordu. » (Enfâl Sûresi: 8)

3- «Hayır, biz hakkı bâtılın üzerine fırlatırız da onun beynini parça­lar; bir de bakarsın ki bâtıl yok oluvermiştir. » (Enbiyâ Sûresi: 18)

4- «De ki: Hak geldi; bâtıl ise ne (bir şey) başlatıp meydana geti­rebilir, ne de (onu) geri çevirebilir. » (Sebe’ Sûresi: 49)

Ancak hak nasıl gelir? Bunun yolu, yöntemi, metodu nedir? İşte önemli olan bu inceliği bilmek ve ona göre bir programla işe başlamaya azmet­mektir. Tabii hepsinden önce sağlam bir imân söz konusudur. Çünkü imân, akıl, düşünce ve ilim yoluyla kalbe yerleşince, bir anda orayı dolduruverir ve o takdirde inkâr, şüphe ve ümitsizliğe yer kalmaz olur. Aynı zamanda ki­şi bu düzeye gelince, inandığı kutsal dava uğruna fedâ etmiyeceği bir şey kalmaz. İşte sihirbazların da durumu böyle oldu. Yıllar yılı bâtılı sergileyip büyük takdir ve tebrik toplarken, hakkın ortaya çıkmasıyla bir anda övü­nüp avundukları bâtıl yok oluverdi. Hakikat güneşi bütün parlaklığıyla on­ların kalbinde doğunca, her şey o güneşin karşısında sönük ve önemsiz kaldı. Fir’avn onları ölümle tehdit edince, verdikleri cevap her aklı eren için mükemmel bir misaldir. Mutlak bir ölümle burun buruna geldikleri hal­de Firʹavn’a şu seslenişleri tarihte çok önemli bir olaydır:

«Seni, bize gelen bunca açık belge ve muʹcizelere ve bizi yoktan var kılıp meydana getirene elbette tercîh etmeyeceğiz. Artık neye hükmede­ceksen hükmet. Senin ancak dünya hayatına hükmün geçer.... »

HİDÂYET NURU KALPTE PARILDAYINCA

Duygu düşünceyle, bu ikisi akılla ve bunların hepsi Allahʹın gönüllere aksettireceği hidâyet nuruyla birleşince, kâmil anlamda imân ve irfan baş­lar. Bunun anlamı şudur: Kişi duygularını yönlendirmek için onu düşünce süzgecinden geçirerek hakka çevirir ve aklına malzeme verip onu duygu ve düşüncesine rehber kılar, bilgisini de ona yardımcı olarak verirse, ken­disiyle Allah arasındaki hidâyet sınırına gelmiş olur. Artık Cenâb-ı Hak di­lerse onun gönlüne hidâyet nurundan bir kıvılcım atar, dilerse atmaz. Ne var ki, sünnetullah gereği, bu sınıra kendini getirmesini becerip başaran­lara hidâyet nurunun kapıları açılır. Gerisi Allah’ın meşietine kalmış bir ko­nudur.

İşte sihirbazlar da o muhteşem olay karşısında hislerinden sıyrılıp kendilerini hidâyet sınırına getirdiler. İlâhî sünnet meşietiyle birleşip on­ların ellerinden tuttu, hidâyet ışığını kalplerine çevirdi. O andan itibaren onların içinde ne inkâr fırtınası, ne bâtılın pis havası, ne de şüphenin esin­tisi kaldı. Bir anda kalpleri Allah ve hak din sevgisiyle dolup taştı. Çok gü­zel bir arınma dönemi başladı. İçten dışa vuran letafet, benliklerini sardı.

İMAN, RUHU SARINCA

Belirttiğimiz ölçüde imân ruhu sarıp hücrelere sızınca; kalbi doldurup bâtıl ve şüpheleri yok edince, dünya hayatından gerçek amacın ne olduğu bütün açıklığıyla ortaya çıkar. Çıkınca da, dünya gözlerde küçülmeğe baş­lar, gönülleri istilâ eden şatafat balon gibi söner. Bu düzeye erişen mü’min kesin olarak bilir ve inanır ki, Allah en hayırlı ve en bâki olandır. Ondan başka her şey fânidir. O’na suçlu günahkâr olarak gitmek, alçaklık ve rüsvaylıktır. Hele küfür ve azgınlıkla gitmek, silinmeyen yüz karasıdır.

Çünkü inkâr, yani küfür hakkı gizlemek, onu karanlığa boğmaktır. İmân hakkı ve hakikatı ortaya çıkarmak, aydınlığa eriştirmektir.

Âhiret yurdu, kalp ve kafalardaki karanlık ve aydınlığa göre, insana tahsis edilir. Şüphesiz ki Cehennem karanlığı umutsuzluğun; Cennet ay­dınlığı mutlak mutluluğun değişmeyen rengi ve ölçüsüdür.

İnsan şu geçici hayatta kalbini, vicdanını ve ruhunu arındırdığı oran­da kıyâmet gününde mükâfata lâyık olur, hak kazanır. Çünkü Allah ancak arınan kullarını sever ve geniş rahmet ve gufranı onlardan yanadır.

75., 76. âyetlerle İlâhî sevginin yöneldiği mü’minlerin varacakları yük­sek dereceler tasvîr edilirken şöyle buyuruluyor: «Kim de Rabbına mü’min olarak ve iyi-yararlı amellerde bulunarak gelirse, işte onlar için en yüksek dereceler vardır. Altlarından ırmaklar akan Adn cennetleri vardır. Orada ebedî kalıcılardır. İşte bu, arınıp temizlenenlerin mükâfatıdır. »

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıda geçen âyetlerle; bâtılın, hakkın ortaya çıkmasıyla yok oldu­ğuna dair çok açık bir misal verildi. Hakkı anlamakta gecikmeyen sihirbaz­ların ölüm pahasına da olsa, hakka teslimiyeti dile getirmekten çekinme­dikleri en ibretli yanlarıyla anlatıldı. Sonra da imân temeli üzerinde iyi- yararlı amellerde bulunmak suretiyle arınan müʹminler için âhirette hazır­lanan yüksek derecelere dikkatler çekildi.

Aşağıdaki âyetlerle, hakkın bütün aydınlığıyla ortaya çıkmasına rağ­men Fir’avnʹın küfür ve tuğyanını artırdığı konu ediliyor ve o yüzden İlâhî emir üzerine Musa Peygamber’in İsrâil oğullarıʹnı alıp Mısırʹı terkettiği, an­cak Fir’avn’ın ordusuyla onları takibe koyulduğu konu edilerek olayın ib­retli safhası açıklanıyor. Hakkı gördükten sonra tevbe edip dönüş yapan­lara İlâhî müjde verilerek rahmet ve gufran kapısının her zaman açık tutul­duğuna işâret ediliyor.