MEÂLİ:
74- Gerçek bu olunca, artık dünya hayatını âhiret (sevâbı ve mutluluğu) karşılığında satanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya üstün gelir (gâzi olur)sa, ona büyük bir ecir (mükâfat) vereceğiz.
75- Size ne oluyor da Allah yolunda ve «Rabbimiz! halkı zâlim olan şu ülkeden bizi çıkarıp kurtar ve kendi katından işlerimizi düzene koyacak bir sâhip ve kendi tarafından bize bir yardımcı gönder» diyen zavallı erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz?!
76- İmân edenler, Allah yolunda savaşırlar; inkâr edenler, t â ğ û t (azgın kâfirler, lânete hak kazanan İblis ve Allah’tan başka ilâh edinilen bâtıl tanrı) yolunda savaşırlar. O halde siz şeytanın dostlarıyla savaşın. Şüphesiz ki, şeytanın hilesi pek zayıftır.
İLGİLİ HADÎSLER
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimize soruldu:
- Hangi amel daha faziletlidir?
Cevap verdi:
- Allahʹa ve Peygamberine imân etmek...
- Ondan sonra hangisi?
- Allah yolunda cihât etmek...
- Ondan sonra hangisi?
- Şartlarına uygun helâl mal ile yerine getirilen hac.. » (Buharî-Müslim - Tirmizî - Nesâî: Ebu Hüreyre (R. A. )den)
«Allah katında amellerin en üstünü, içinde şüphe bulunmayan imân ve içinde hile ve hiyânet bulunmayan kutsal savaştır. » (Buharî/iman: hac: 4, Tevhîd: 48, 56 - Müslim/iman: 135, 136 - Ahmed: 2/264)
«Allah yolunda (düşmana karşı) saf bağlayanlar arasındaki kişinin yeri, Allah katında adamın altmış yıllık (nâfile) ibâdetinden daha faziletlidir. » (el-Hâkim: Sahih isnadla)
Peygamber (A. S. ) Efendimize soruldu:
- İnsanların hangisi daha üstün ve faziletlidir?
Cevap verdi:
- Canıyla malıyla Allah yolunda savaşan müʹmin.. (Buharî/cihat: 2 - Müslim/imâret: 122, 123 - Nesâî/cihat: 7 - İbn Mâce/fiten: 13, züht: 24)
GEÇİCİ HAYATI SONSUZ SAADETE ÇEVİRENLER
Hazret-i Muhammed (A. S. )ın kurmuş olduğu irfan mektebinde yetişen müʹminlerdir ki, iki hayat arasındaki farkı bilip birinden diğerine sağlıklı geçiş yapmanın yol ve yöntemini kusursuz uygulamaya çalışırlar. Böylece dünya hayatında en yeterli kazancı sağlayanlar da bunlardır. Çünkü hisleri büyüleyen her şeyin geçici olduğunu, hepsinin de birer hayal ölçüleri içinde kalacağını, erişilen her nîmetin, harcanan her külfetin bir gün sıfıra müncer olacağını, geriye sevâp ve vebâlin kalacağını idrâk etmek ancak imân ve irfan gözüyle mümkündür. Bu da ancak ciddi bir eğitim, plân ve proğramla gerçekleşebilir. Tabii bu arada İlâhî hidâyet ve inâyet başta gelir.
İşte Kur’ân bu düzeye gelip gönlünden dünya cazibesini, içinden nefsanî aşırılıkları söküp atan müʹminlere sesleniyor. Bu sese muhatap olmak az bir başarı değildir. Üstün fedakârlık, ferağat-i-nefs ve safa-yı ruh ister.
Müslüman milletler, millî bünyelerine musallat olan inkâr ve nifak parazitlerini olaylar mihengiyle tesbit edip gün ışığına çıkarınca hakikî müʹminler sahtelerinden ayrılmış ve belirlenmiş olur. Bu ölçüdeki mü’minlerle Allah yolunda savaşa çıkmak zaferi elde etmenin ilk ve son adımıdır. İç ve dış düşmanlar da ancak bu düzeyde birleşip bütünleşen müʹminlerle tesirsiz hale getirilebilir.
Kur’ân, dünya hayatını âhiret saadeti karşılığında satan müʹminlerin Allah yolunda savaşacağını hatırlatırken onlara iki büyük ecir hazırlandığını haber verir:
1. Canı ve malı pahasına İslâm’ın şeref ve izzetini ayakta tutan, ülkesini küfrün karanlığından kurtaran bahtiyarlar bu yolda ölecek olurlarsa, şehitlik mertebesine erişirler. Geriye kalan din kardeşlerine de huzurlu bir hayat bırakırlar.
2. Zaferi elde edip gazilik payesine erişenler ise, dünyada İslâm’ın insanlığa sunduğu hak ve hürriyeti arızasız ayakta tutma mükâfatına, âhirette ise, sonsuz saadete nâil olurlar.
SAVAŞI GEREKTİREN SEBEPLER
«Size ne oluyor da Allah yolunda ve Rabbimiz! halkı zâlim olan şu ülkeden bizi çıkarıp kurtar ve kendi katından işlerimizi düzene koyacak, diyen zavallı erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz?! »
Kurʹânʹda konumuzu oluşturan âyetle, savaşı gerektiren bazı önemli durumlara dikkatler çekiliyor. Her şeyden önce Müslüman bir milletin, ya da topluluğun, halkının çoğu zalim ve zorba olan, gayr-i müslim bir ülkede uğradıkları haksızlığa son vermek için diğer Müslüman milletlerin onlara sahip çıkması, yardımcı olması gerekmektedir. Bu bir emr-i-İlâhîdir. Kusursuz tatbik edildiği takdirde İslâm ülkeleri arasında birleştirici, koruyucu ve bütünleştirici büyük bir güç oluşturur. Bu da İslâm düşmanlarının cesaretini kırar, saldırılarını önler.
Görülüyor ki Kur’ân, Müslüman milletlerin hür ve müstakil yaşayabilmelerini, birbirlerine ciddi biçimde sahip çıkmalarına, yardımcı olmalarına bağlıyor ve gerektiğinde -haksızlığa uğrayan bir Müslüman milleti kurtarmak için- şartlar elverdiği takdirde, topyekûn savaşa katılmalarını son çare olarak gösteriyor.
Konuyu şöyle bir sıralama yaparak özetlememizde yarar var:
a) Allah yolunda, din ve vatan düşmanlarıyla gerektiğinde savaşmak ve her zaman bu gayeye yönelik ciddi bir hazırlık içinde bulunmak.
b) Müslüman bir ülke düşman istilasına uğramış, zulüm ve işkenceye mâruz kalmışsa, onlara sahip çıkmak, yardımcı olmak için savaşmak.
c) Müslüman milletlerin savaş gücünü ve taktiğini artırmak, sömürücü gayr-i İslâmî süper devletlere karşı ortaklaşa bir savunma paktı meydana getirmek; böylece dünyada hatırı sayılır ikinci bir kuvvet oluşturmak suretiyle dengeyi sağlamak.
Nitekim hicret edemeyip Mekke’de müşrikler arasında kalan ve birçok zulüm ve haksızlıklara uğrayan Müslümanlara sahip çıkılması ve bunun için savaşa başvurulması emredilmiş; Mekke’nin fethi bu emrin ışığında gerçekleştirilmiştir.
İmân edenler Allah yolunda, İslâm’ın izzet ve şerefini, Müslümanların hürriyet ve istiklâlini, vatanın birlik ve dirliğini korumak için savaşırlar.
İnkârcılar, ateistler ve materyalistler ise, insanları sömürmek, köle yapmak, başkasının hayat hakkını elinden almak, din ve ahlâk gibi kutsal değerleri yok etmek, insanı çalışan bir makina ve sonunda bir avuç gübreden ibaret saymak için savaşırlar.
Birincilerin savaş sebebi fazîlettir, zulüm ve tuğyanı durdurmaktır. İkincilerin ise rezilettir, insan haklarını çiğnemek, başkasının ekmeğini elinden almaktır.
Kur’ân bunu şu âyetle en ölçülü anlamda özetlemiştir:
«İmân edenler, Allah yolunda savaşırlar; inkâr edenler, tâğut yolunda savaşırlar. O halde siz şeytanın dostlarıyla savaşın. Şüphesiz ki, şeytanın hîlesi pek zayıftır. »
Tâğûtun saldırısı İmân kalesi önünde dağılıp bozulmaya mahkûmdur. Çünkü hak daima üstündür.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle Müslümanların düşmana karşı her zaman hazırlıklı ve tetik üzere olmaları emredildi. Savaşa ağır davrananlar kınandı. Zulüm ve işkenceye uğrayan müʹminlerin gayr-i âdil ve gayr-i İslâmî istilâdan kurtarılmasının gerektiğine işâret edildi.
Aşağıdaki âyetlerle, Cahiliye devrine ait kan gütme, intikam alma âdetleri yeriliyor; savaşın son çare olduğuna dikkatler çekilerek önce Müslümanların imân ve ibâdette yeterince yetiştirilmesi, bu konuda eğitime hız verilmesi belirtiliyor.