MEÂLİ:
67- O gün yakın dostlar birbirlerine düşmandır. Ancak (Allahʹtan) korkup (küfür ve nifaktan, azgınlık ve sapıklıktan) sakınanların (dostluğu) bunun dışındadır.
68- Ey kullarım! Bugün size bir korku yoktur ve siz üzülmeyeceksiniz de.
69- O kullar ki, âyetlerimize inandılar ve (bize, buyruklarımıza) teslimiyet gösterdiler.
70- Sizler ve eşleriniz sevinç ve mutluluk içinde girin Cennetʹe!
71- Çevrelerinde tavaf edercesine, altın tepsiler ve bardaklar dolaştırılır ve orada canlarının çektiği, gözlerin zevk aldığı şeyler vardır ve sizler orada devamlı kalıcılarsınız.
72- İşte işleyip geldiğiniz (sevap ve iyilikler)e karşılık vâris kılındığınız Cennet!.
73- Orada sizin için (sayısı belirsiz) çok meyveler vardır ki, onlardan yiyeceksiniz.
İLGİLİ HADÎSLER
«İki müʹmin dost, iki de kâfir dost vardı: İki müʹminden biri öldü ve Cennet ile müjdelendi. Bu sırada dostunu hatırladı ve şöyle istekte bulundu: «Allahım, doğrusu falân adam dostum idi; sana ve peygamberine itaât etmemi emreder, hayır işlememi önerir; kötülükten beni alıkordu; aynı zamanda sana kavuşacağımı da zaman zaman hatırlatırdı. Allahım, benden sonra, bana gösterdiğini ona gösterinceye kadar onu saptırma; benden razı olduğun gibi ondan da razı ol. » Bunun üzerine o müʹmine: «Sana ayrılan makama git. Eğer sen, o dostuna benim yanımda neler hazırlandığını bilseydin, çok sevinir, az ağlardın! »
Sonra öteki müʹmin öldü. Ruhları biraraya geldi. Onlara: «Birbirinizi övünüz» denildi. Biri diğerine: «Ne güzel arkadaş, ne güzel yoldaş ve ne güzel dost.! » diyerek iltifatta bulundu.
O iki kâfir dosta gelince: Onlardan biri ölünce, Cehennem ile müjdelendi. O sırada dostunu hatırladı ve şöyle dedi: «Allahım, doğrusu benim falân dostum sana karşı gelmemi, peygamberine isyan etmemi emreder, kötülük işlememi tavsiyede bulunurdu; aynı zamanda beni hayırdan da alıkordu. Sana kavuşmayacağımı söylerdi. Benden sonra, bana gösterdiğini ona gösterinceye, bana gazap ettiğin gibi ona gazap edinceye kadar onu doğru yola erdirme. »
Sonra öteki kâfir öldü. Ruhları biraraya getirildi. Onlara: «Birbirinizi övün» denildi. Onlar da şöyle dediler: «Ne kötü arkadaş, ne fena yoldaş ve ne kötü dost! » (Abdurrezzak: Ali b. Ebî Tâlib (R. A. ) den -İbn Ebî Hâtim)
«Eğer iki adamdan biri doğuda, biri de batıda olsa, birbirlerini Allah için seviyorlarsa, Allah mutlaka kıyâmet gününde onları biraraya getirir de, «işte bu senin sevdiğin dostundur» buyurur. » (İbn Asâkir: Ebû Hüreyre (R. A. ) den)
«Şüphesiz ki, Cennet ehlinin derece ve konak bakımından en aşağısı, Cennetʹe en son giren kimsedir. Onun gireceği konak yüz yıllık bir mesafeden (görünür de) gözünün önüne açılıp (serilir). İçinde altından saraylar, inciden çadırlar vardır. Bir karış yeri boş kalmamak üzere her tarafı bayındır kılınmıştır. Sabah-akşam yemeği yetmişbin altından mamul tabaklarla sunulur. Her tabağın rengi diğerinden ayrıdır. Adamın şehveti önce (ilk anda) nasılsa, sonraları da (aynı güçte) öyledir. Yeryüzünde yaşayan bütün insanlar inse yine de o yere sığabilirler de o adama verilenden bir şey eksilmez. » (Abdurrezzak: İkrime Mevlâ İbn Abbas (R. A. ) dan)
«Muhammedʹin canını kudret elinde tutan zata yemin ederim ki, sizden biriniz Cennetʹte bir lokma alıp ağzına korken aklına başka bir yiyecek gelir, anında o lokma onun İştiha duyduğu yiyeceğe dönüşür. » (İbn Ebî Hâtim: Ebû Hüreyre (R. A. ) den -İbn Kesir: 4/134)
«Her insanın, bir yeri Cennet’te, bir yeri de Cehennemʹde vardır. Kâfir, müʹminin Cehennemʹdeki yerine; mü’min de o kâfirin Cennetʹteki yerine vâris olur. » (İbn Ebî Hâtim: Ebû Hüreyre (R. A. ) den -İbn Kesîr: 4/134)
«Şüphesiz ki, Cennet ehli, yerler, içerler ama tükürüp sümkürmezler; küçük ve büyük abdest bozmazlar. »
Bunun üzerine soruldu:
- Ey Allahʹın Peygamberi! Ya yedikleri yiyecekler ne oluyor?
Cevap verdi:
- Hafif geğirmek ve misk kokulu bir terleme olur. Onlara tesbîh, tahmîd ve tekbîr ilhâm edilir. »
Diğer bir rivâyette: «Kendilerine nefes alıp verme ilhâm edildiği gibi, tesbîh, tahmîd ve tekbîr ilham edilir. » (İbn Mâce/zühd: 39)
TAKVA SÂHİPLERİNİN DOSTLUĞU DEVAM EDER
«O gün yakın dostlar birbirlerine düşmandır. Ancak (Allahʹtan) korkup (küfür ve nifaktan, azgınlık ve sapıklıktan) sakınanların (dostluğu) bunun dışındadır. »
Allahʹtan korkup kötülüklerden sakınan mü’minlere Kur’ân «muttakiy» sıfatını vermektedir. Takvâ: Allahʹı bilip O’ndan saygı ile korkmak; yasakladığı haramlardan, kötülüklerden sakınıp şüpheli şeylerden uzak kalmak; ilâhî emirleri yerine getirmeye özen göstermektir. Kendisini bu düzeye getiren mü’min artık Allah için konuşur, O’nun için adımını atar; O’nun için verir, Oʹnun için alır, O’nun için dostluk kurar.
Unutmamak gerekir ki, Allah için olmayan dostluklar ölüm ile son bulur ve âhirette düşmanlığa dönüşür. Ancak Allah için «takvâ» doğrultusunda kurulan dostluklar şüphesiz bu genellemenin dışındadır.
Böylece Kur’ân-ı Kerîm takvâ üzerine kurulan dostluğun mutlu sonuçlarından söz ederken, önce Mekkeli ileri gelen müşrikleri, sonra da her çağda yaşayan sapıkları ve kişisel çıkarlar üzerine kurulan dünyevî dostluk izhar edenleri uyarmakta ve özellikle mü’minlere bu konuda en sağlam kıstası vermektedir.
İMÂN VE TESLİMİYET
«Ey kullarım! Bugün size bir korku yoktur ve siz üzülmeyeceksiniz de. O kullar ki, âyetlerimize inandılar ve (bize, buyruklarımıza) teslîmiyet gösterdiler. ».
Cenâb-ı Hak, ilâhî âyetlere imân edip Hakk’a dosdoğru teslimiyet göstererek müslümanlığını isbatlayanları Cennet ve oranın sonsuz nîmetleriyle müjdeliyor ve bununla ilgili Âhiret hayatının iki safhasını çok anlamlı ve özendirici iki cümleyle tasvîr ediyor.
İlâhî âyetler ikiye ayrılır: Biri, Kur’ân-ı Kerîm’in kapsadığı belgelerdir. Diğeri, Allah’ın varlığına, birliğine delâlet eden ve İlâhî kudret damgasını taşıyan eşyadır. Konumuzu oluşturan 69. âyetle bu iki farklı belgeye işâret edilmekte, birinin diğerini tamamladığı dolaylı şekilde belirtilmektedir.
Böylece imânın ilim ve irfanla kalpte yeşereceğine atıf yapılmakta; sonra da imânın tam teslimiyet gerektirdiği «ve kânû müslimîn» cümlesiyle vurgulanmakta ve imânla İslâm arasındaki kopmaz bağın önemi üzerinde durulmaktadır.
ÂHİRETʹTE KORKULU VE ÜZÜNTÜLÜ HAVANIN DIŞINDA KALANLAR
Âhiret’te, insan aklının, zekâsının, yeteneklerinin ve fiziksel gücünün saltanatı yıkılır. Dünyevî bütün kuvvet ve kudretler, böbürlenme ve zorbalıklar son bulur. Kuvvet ve kudretin, hüküm ve saltanatın tamamının Allah’a ait olduğu gözler önüne serilir. Hısımlık, dostluk, kardeşlik, yandaş ve yoldaşlık bağları kesilir. Ancak Allah için kurulan dostluk ve kardeşlik devam eder.
İşte böylesine muhteşem ortam herkesi korkutup üzer. Allah’tan başka yardımcı ve kurtarıcı olmadığını bütün açıklığıyla ortaya koyar. Umutlar kırılır, nefesler kesilir. Herkes kendi derdini ve hesabını düşünür. Dünya hayatında ömürlerini iman ve teslimiyetle süsleyip değerlendirenler, şüphesiz İlâhî rahmetin parlak iltifatını görünce korkuları ve üzüntüleri kalkar. 68. âyet özellikle bu müjdeyi vermektedir.
CENNET NÎMETLERİ
«Çevrelerinde tavaf edercesine, altın tepsiler ve bardaklar dolaştırılır.. »
Kurʹân burada Cennet’in huzur ve güven; umut ve mutlak saadet veren nîmetlerini beş madde halinde özetliyerek bize Cennet hakkında temel bilgi vermektedir:
1- Cennet, âile için de sevinç ve mutluluk yurdudur.
2- Cennetliklere yapılan ikramlar tamamıyla altın kaplar içinde sunulur. Ancak oradaki altın çok daha başka ve farklı biçimde çekici ve gönül açıcıdır. Benzerini görmediğimiz için dünyadaki altın madenine benzetilerek anlatılmakta ve böylece anlamamız kolaylaştırılmaktadır.
3- İnsan oğlunun iştihâ duyduğu her nîmet en güzeliyle orada mevcuttur. Hepsi de ayrı lezzet ve başka nefasettedir.
4- Cennetlikler bu yüce nîmetler içinde ebedidirler. Artık ne hastalık, ne yaşlılık, ne güçsüzlük, ne de ölüm vardır. İnsan bedeni bir daha eskimiyecek, yıpranmıyacak bir özelliktedir. Hücreler süratle yenilenmekte ve durmadan denge ve düzeni sağlamaktadır. Yenilen ve içilen gıda maddeleri bedenin tazeliğini koruyacak niteliktedir.
5- Sayısı belirsiz meyveler mevcuttur ve hepsinden de büyük bir arzu ve iştiyakla istifade edilir. Koparılan meyvanın yerinde bir benzeri hemen oluşur. O bakımdan eksilme diye bir husus söz konusu değildir.
İşte imân ve sâlih amellerin karşılığı bu sonsuz nimetlerdir. Nitekim Tirmizî’nin rivâyet ettiği bir hadiste şöyle denilmiştir: «Bir adam, Peygamber (A. S. ) Efendimize sordu: «Ya Resûlellah! Cennette at var mıdır? Çünkü ben atı çok severim. » Efendimiz (A. S. ) ona şu cevabı verdi: «Eğer Allah seni Cennetʹe yerleştirirse, sen kırmızı yakuttan bir ata binip havada uçmak istediğin takdirde, o arzunu hemen gerçekleştirebileceksin. »
Bir başka adam sordu: «Ya Resûlellah! Cennetʹte deve var mıdır? Zira deveyi çok severim. » Efendimiz ona şöyle buyurdu: «Eğer Allah seni Cennetʹe sokarsa, orada nefsin İştiha duyduğu, gözün zevk aldığı her şey vardır. »
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Kıyâmet olayı hatırlatıldı. Dünyada takvâ üzere bulunup hayatını düzene sokan müʹminlere yüksek nîmetlerin hazırlandığı müjdelendi. Âhiret âleminde onların korkmayacağı ve üzülmeyeceği haber verilerek, yönlendirici bilgiler sergilendi.
Aşağıdaki âyetlerle, inkâr doğrultusunda hayatını suç ve günahla berbat edenler için âhiret hayatında hazırlanan elim azap konu ediliyor ve uyarıcı bilgiler veriliyor. Cehennemʹde de artık ölüm diye bir olayın söz konusu olamıyacağı hatırlatılarak inkârcı sapıklar uyarılıyor.