← Sureler

Mushaf — 494. Sayfa

‹
/ 604
›
43. Zuhruf Suresi

Şüphesiz o Kıyametin (kopacağının) bir bilgisidir. Artık onun hakkında asla şüphe etmeyin, bana uyun, bu doğru bir yoldur.

وَاِنَّهُ لَعِلْمٌ لِلسَّاعَةِ فَلَا تَمْتَرُنَّ بِهَا وَاتَّبِعُونِ هٰذَا صِرَاطٌ مُسْتَقِيمٌ

ve innehu le ǐlmun li s-sāǎti fe lā temterunne bihā ve ttebiǔni hāƶā SirāTun musteḳīmun

Sakın şeytan sizi yoldan çevirmesin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır.

وَلَا يَصُدَّنَّكُمُ الشَّيْطَانُ اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبِينٌ

ve lā yeSuddennekumu ş-şeyTānu innehu lekum ǎduvvun mubīnun

İsa, apaçık mucizeleri getirdiği zaman şöyle demişti: "Ben size hikmeti getirdim ve hakkında ayrılığa düştüğünüz şeylerden bir kısmını size açıklamak için geldim. Öyle ise, Allah'a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin."

وَلَمَّا جَاءَ عِيسٰى بِالْبَيِّنَاتِ قَالَ قَدْ جِئْتُكُمْ بِالْحِكْمَةِ وَلِاُبَيِّنَ لَكُمْ بَعْضَ الَّذِي تَخْتَلِفُونَ فِيهِ فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَطِيعُونِ

ve lemmā cā'e ǐysā bi l-beyyināti ḳāle ḳad ci'tukum bi l-Hikmeti ve li ubeyyine lekum beǎ'De elleƶī teḣtelifūne fīhi fe tteḳū (a)llahe ve eTīǔni

Şüphesiz Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O'na kulluk edin, işte bu doğru bir yoldur.

اِنَّ اللّٰهَ هُوَ رَبِّي وَرَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُ هٰذَا صِرَاطٌ مُسْتَقِيمٌ

inne (a)llahe huve rabbī ve rabbukum fe ǎ'budūhu hāƶā SirāTun musteḳīmun

Ama aralarından çıkan gruplar ayrılığa düştüler. Elem dolu bir günün azabından vay o zulmedenlerin haline!

فَاخْتَلَفَ الْاَحْزَابُ مِنْ بَيْنِهِمْ فَوَيْلٌ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْ عَذَابِ يَوْمٍ اَلِيمٍ

fe ḣtelefe l-eHzābu min beynihim fe veylun li(e)lleƶīne Zelemū min ǎƶābi yevmin elīmin

Onlar (bu tavırlarıyla) ancak, kıyamet gününün kendilerine ansızın gelmesini beklemektedirler, halbuki bunun farkında değillerdir.

هَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّا السَّاعَةَ اَنْ تَأْتِيَهُمْ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

hel yenZurūne illā s-sāǎte en te'tiyehum beğteten ve hum lā yeş'ǔrūne

O gün Allah'a karşı gelmekten sakınanlar dışında, dostlar birbirine düşman olurlar.

اَلْاَخِلَّٓاءُ يَوْمَئِذٍ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ اِلَّا الْمُتَّقِينَ

l-eḣillā'u yevmeiƶin beǎ'Duhum li beǎ'Din ǎduvvun illā l-mutteḳīne

(68-69) (Allah, şöyle der:) "Ey ayetlerimize iman eden ve müslüman olan kullarım! Bugün size korku yoktur, siz üzülmeyeceksiniz de."

يَاعِبَادِ لَا خَوْفٌ عَلَيْكُمُ الْيَوْمَ وَلَا اَنْتُمْ تَحْزَنُونَ اَلَّذِينَ اٰمَنُوا بِاٰيَاتِنَا وَكَانُوا مُسْلِمِينَ

yā ǐbādi lā ḣavfun ǎleykumu l-yevme ve lā entum teHzenūne / (e)lleƶīne āmenū bi āyātinā ve kānū muslimīne

"Siz ve eşleriniz sevinç ve mutluluk içinde cennete giriniz."

اُدْخُلُوا الْجَنَّةَ اَنْتُمْ وَاَزْوَاجُكُمْ تُحْبَرُونَ

udḣulū l-cennete entum ve ezvācukum tuHberūne

Onlar için altın tepsiler ve kadehler dolaştırılır. Canlarının istediği ve gözlerinin hoşlandığı her şey oradadır. Siz orada ebedi olarak kalacaksınız.

يُطَافُ عَلَيْهِمْ بِصِحَافٍ مِنْ ذَهَبٍ وَاَكْوَابٍ وَفِيهَا مَا تَشْتَهِيهِ الْاَنْفُسُ وَتَلَذُّ الْاَعْيُنُ وَاَنْتُمْ فِيهَا خَالِدُونَ

yuTāfu ǎleyhim bi SiHāfin min ƶehebin ve ekvābin ve fīhā mā teştehīhi l-enfusu ve teleƶƶu l-eǎ'yunu ve entum fīhā ḣālidūne

İşte bu, yapmakta olduklarınıza karşılık size miras verilen cennettir.

وَتِلْكَ الْجَنَّةُ الَّتِي اُو۫رِثْتُمُوهَا بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

ve tilke l-cennetu lletī ūriṧtumūhā bimā kuntum teǎ'melūne

Orada sizin için bol bol meyve var, onlardan yersiniz.

لَكُمْ فِيهَا فَاكِهَةٌ كَثِيرَةٌ مِنْهَا تَأْكُلُونَ

lekum fīhā fākihetun keṧīratun minhā te'kulūne