MEÂLİ:
71- Ey imân edenler! (düşmana karşı) hazırlanıp tetik üzere olun da (gerektiğinde) bölük bölük çıkın veya toptan seferber olun.
72- İçinizden öylesi var ki, ağır davranır; size bir musibet dokunursa, «Herhalde Allah bana lütfetti, çünkü onlarla beraber hazır bulunmadım» der.
73- Ve Allahʹtan size bol nîmet, çok ihsân erişirse, -aranızda hiçbir dostluk ve sevgi yokmuş gibi davranarak- «Keşke onlarla beraber bulunsaydım da, ben de büyük bir başarı elde etseydim» diye (hayıflanır).
MÜʹMİNİ MÜNAFIKTAN AYIRAN MİHENK
«İçinizden öylesi var ki, ağır davranır. »
Yukarıda da belirtildiği gibi, daha çok olaylar insanın asıl rengini ve içindeki inanç grafiğini çizip belirgin hale getirir. Konumuzu oluşturan âyetle, Allah yolunda hiçbir sıkıntı ve korku duymadan savaşa çıkmanın bir hadd-i fâsıl, bir alâmet-i farika olduğu, mü’minle münafığı, inananla inanmıyanı birbirinden ayırıcı bir ölçü olarak veriliyor.
Kur’ân bununla, insan hayatının her döneminde, başlangıç noktasıyla bitiş noktası arasında ardı-arkası kesilmiyen sınavların birbirini izlediğini ve her sınavın insanın asıl maya ve cevheri üzerindeki kabuğu törpülediğini hatırlatmaktadır. «İnsanlar madenler gibidir; cahiliyye devrinde iyi ve seçkin olanlar İslâm’a girdiklerinde de iyi ve seçkin olanlardır. » (Buharî/enbiyâ: 19, menakıb: 1, 25 - Müslim/fezâilü’s-sahabe: 199 - Ahmed: 2/257, 260, 391, 438, 485, 498, 525, 539 - 3/367) Meâlindeki Hadîs-i Şerîf bu konuya ışık tutmakta ve psikologlara sağlam bir ana fikir vermektedir.
O halde din, ahlâk, öğretim ve ilim ancak bu cevherin diğer bir tabirle madenin pasını giderir. Olaylar ise onun üzerindeki kabuk ya da sedefi kırıp asıl ölçüsünü ortaya çıkarır.
SAVAŞA HAZIRLIK
«Ey iman edenler! (düşmana karşı) hazırlanıp tetik üzere olun... »
Kur’ân, Müslüman milletlerin hür ve müstakil yaşayabilmeleri için her zaman savaşa hazır olmalarını haber veriyor. Komşu ülkelerle barış içinde olsa bile, bu hazırlığı ihmal etmemesi gerektiğine işârette bulunuyor: «Ey imân edenler! (düşmana karşı) hazırlanıp tetik üzere olun!. » cümlesi bir emirdir, emir ise vücubu gerektirir. O halde Müslümanların savaşa yeterince hazırlıklı olmaları farzdır. Allahʹın beşer hayatına yerleştirdiği kanunlardan biri de budur.. Bugün dost görünen yarın amansız bir düşman olabilir. Hem düşman en zayıf anları seçer.
Anti-İslâmî milletlerin kavgası ekmek, toprak ve yeraltı, yerüstü kaynaklarıdır. Dinin birleştirici, güçlendirici ve bütünleştirici tesirini yok etmek için bunların baş vurmayacağı çare ve el atmayacakları hile kalmıyacaktır. Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz devrinde mü’minlerin moralini bozmak, İslâmʹın kalbler ve kafalar üzerindeki tesirini düşürmek için münafıklar seferber halde idi. Kimi açık, kimi gizli hareket etmekte ve çok sinsi plânlar hazırlamakta idiler. Cenâb-ı Hak vahiy yoluyla Peygamberini bu konuda da uyarıp yeterince teçhiz etti. O bakımdan münafıklar, aralıksız fitne ve fesat dolaplarını çevirmelerine rağmen, arzuladıkları sonucu elde edemediler. Ama bugün aramızda Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz cismen bulunmadığı için vahiy de inmemektedir. Ne var ki, Peygamberimizin bıraktığı iki ana kaynak sapasağlam elimizde bulunmaktadır. Bize düşen iki önemli husus var: Biri, dış düşmanlara karşı yeterince savaş hazırlığı içinde bulunmamız; diğeri iç düşmanların kurdukları tuzağın ne kadar tehlikeli olduğunu hatırdan çıkarmamamızdır. Bu bir bakıma zıtların karşılaşması ve sürtüşmesidir. Kâinat zıtlarla doludur. Böyle olmasaydı, hayat ve hareket durur, dünyanın anlamı bir bakıma kalmazdı. Buna biz «hayatı idâme kanunu» da diyebiliriz. Bu kanun zıtların karşılaşmasıyla hükmünü yürütüp, şaşmadan hedefine doğru ilerler.
İlâhî kanun bu olunca ve canlılar arasındaki mücadelenin dünya son buluncaya kadar sürüp gideceğine ve her şeyin kendi karşıtıyla tanınma ve gelişme kaydedeceğine göre, her millet öz varlığını korumak zorundadır. Özellikle hakkı temsil eden Müslüman milletlerin düşmanlarına karşı her an hazırlıklı ve tetikte olması gerekiyor. Kur’ân bunu onlara bir vecibe anlamında koymuştur. Şuurlu ve inançlı biçimde uygulandığı takdirde gerçek tevekküle kapı açılmış kabul edilir. Allah ise tedbirden sonra tevekkül eden kullarını hem sever, hem korur.
Bunun için âyette: «HUZÛ HİZREKÜM! » cümlesini müfessirlerimiz, «Tedbirinizi alın! », «Tetikte bulunun! », «Gereken silâh ve diğer savaş araçlarını yeterince hazırlayın! » şeklinde mânalandırmışlar ve gerçek tevekkül budur, demişlerdir. Nitekim Kurtubî «Bu, tevekkül makamının tâ kendisidir! » diyor.
GÜNÜN ŞARTLARINA GÖRE SAVAŞ TAKTİĞİ
Kurʹânʹda ayrıca günün şartları dikkate alınarak savaş taktiği kullanılmasına işâret ediliyor. Oyalama taktiğine başvurularak kademeli biçimde müfrezeler çıkarmak, akıncılar göndermek; düşmanın gözünü korkutup moralini bozmak için toplu halde çıkmak, bu cümledendir. Âyette bilhassa bu iki taktik üzerinde durulmuştur. Osmanlı İmparatorluğu sözü edilen bu iki taktiği de yeri gelince kullanmış, akıncıların serhadleri aşıp düşmana dehşet saçması çok başarılı olmuştur.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Allah yukarıdaki âyetlerle, imânın engin ve serinletici zevkini kalbinin derinliğine henüz yerleştiremiyen münafıkların savaşa karşı isteksiz ve ağır davranmalarını yerdikten sonra bütün mü’minleri savaşa teşvik ederek bu yolda büyük ecirlerin hazırlandığını haber veriyor.