MEÂLİ:
69- Kitap Ehliʹnden bir kısmı sizi şaşırtıp saptırmak istediler. Oysa farkında olmadan kendilerini saptırırlar.
70- Ey Kitap Ehli! (İlâhî kitaplardaki yazılı hakikatleri) görüp dururken neden Allah’ın âyetlerini inkâr edersiniz?
71- Ey Kitap Ehli! Bildiğiniz halde neden hakkı bâtıla karıştırıp hakkı gizlersiniz?
72- Kitap Ehlinden bir topluluk, (ayak takımlarına) dediler ki: Şuna (Muhammedʹe) inananlara indirilene günün evvelinde inanın, günün sonunda inkâr edin; ola ki (dinlerinden) dönerler.
73- Ve bir de kendi dininize uyandan başkasına (sakın ha) inanmayın. De ki: Herhalde doğru yol, hakkın beyânı Allah yoludur. Ve (yine onlar dediler ki): «Size verilenin bir benzeri başka birine verildiğine veya (Muhammedʹe inananların) size Rabbiniz katından delil getirip (üstünlük) sağlayacağına inanmayın. (Çünkü siz Allahʹın has kulları ve yegâne sevgililerisiniz). » De ki: Üstünlük, şerefli kılmak, fazîlete eriştirmek Allah’ın elindedir; onu dilediğine verir. Allah geniş ölçüde veren ve her şeyi yeterince bilendir.
74- O, rahmetini dilediğine has kılar, (hakkı, hak dini dilediğine lâyık görür). Allah çok büyük iyilik, nîmet ve yardım sâhibidir.
İNİŞ SEBEBİ
Yahudîler bir ara Ashab-ı Kirâm’dan Cebel oğlu Muâz’ı ve Yasır oğlu Ammar’ı kendi dinlerine dâvet etmişlerdi. Halbuki Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizin fazîlet ve rahmet dağıtan okuluna girip imân ve İslâmʹın derin zevkini alan bir mü’minin dinden döndüğü pek görülmemiştir. Ama Yahudîler yine de İslâm’ı küçük düşürmeyi amaç seçmişlerdi.
Bunun üzerine yukarıdaki âyet inmiştir. (Esbab-ı Nüzûl / Nisaburî Lübabü’t-Te’vîl / Alaaddin Ali)
Diğer bir rivâyet:
Hayber Yahudilerinden oniki din adamı toplanıp, her geçen gün biraz daha insanlığa umut ufuklarını açan ve gönülleri aydınlatıp ruhlara yepyeni bir hayat veren İslâm güneşinin tesirini kesmek için şu hileye başvurmayı kararlaştırdılar:
Günün evvelinde sadece dil ile Muhammedʹin dinine girin, akşam olunca inkâra sapın ve bunun nedenini şöyle açıklayın: «Biz kitaplarımıza baktık, ilim adamlarımızla konuşup görüştük, Muhammedʹin peygamber olmadığını anladık. Böylece onun haktan yana olmadığı, dininin de bâtıl bulunduğu ortaya çıktı. Biz de ayrıldık! »
İşte böyle yaparsanız, Muhammed’in arkadaşları şüpheye düşer ve «bu sözleri söyliyenler Kitaplılardır; onlar herhalde bu hususu bizden daha iyi bilirler» derler de kendi dinlerinden ayrılıp size uyarlar.
Bunun üzerine yukarıdaki âyet indi. (Esbab-ı Nüzûl / Nisaburî _ Lübabü’t-Te’vîl / Alaaddin Ali ve Mefatihü’l- Gayb - Fethülkadîr - Alûsî)
HAKKI GİZLEMEK NANKÖRLÜĞÜN EN KÖTÜSÜDÜR
Kur’ân, konumuzu oluşturan âyetlerle Kitaplılar (Yahudî ve Hıristiyanlar)ın inanıp bağlandıkları Tevrat ve İncil’de -zamanla bazı değişikliklere uğratılmalarına rağmen- hâlâ son peygamberin geleceğini haber veren belgelerin mevcut olduğunu haber vermektedir. Bu, bir bakıma Kitap Ehli’ni saplandıkları inat ve inkâr bataklığından kurtarmayı, bir yandan da mü’minlerin imânını artırmayı amaçlamaktadır.
Ancak bile bile hakkı inkâr etmek, kutsal kitaplardaki belgeleri değiştirmek, ya da maksatlı yorumlamak, dünya kardeşliğini bozmaktan, kin ve intikam ateşini körüklemekten başka bir şeye yaramaz. Nitekim tarihte bunun acıklı sonuçlarını okumaktayız. Haçlı seferleri bunun tipik örneklerinden biri değil midir? Günümüzde hâlâ Yahudilerin Müslümanlara diş bilemesi, Ermenilerin bir takım entrikalar çevirmesi, misyon teşkilatının kurulması ve nihayet siyonizmin kahredici plânlar kurup İslâm âlemini tedirgin etmesi bu kin ve intikamın devamı sayılmaz mı?
İşte Kur’ân milletlerin aleyhine gelişen bu ateşi söndürmek, cihana sulh ve kardeşlik getirmek için en ılımlı ve olumlu yolları açık tutarak çağrısını yapmaktadır. Dikkatleri kutsal kitaplardaki Muhammed (A. S. ) ile ilgili belgelere çekmesi de sadece Kitap Ehlini insafa ve hakka dâvet içindir.
KUTSAL KİTAPLARDA SON PEYGAMBERLE İLGİLİ BELGELER
Tevrat:
«İşte kendisine destek olduğum kulum; canımın kendisinden razı olduğu seçme kulum: Ruhumu onun üzerine koydum. Milletler için hakkı meydana çıkaracaktır. Bağırmıyacak ve sesini yükseltmiyecek ve onu sokakta işittirmiyecek. Ezilmiş kamışı kırmıyacak ve tüten fitili söndürmiyecek; hakkı hakikate erdirecek. Ve dünyada hakkı pekiştirinceye kadar zayıflamıyacak ve adalar onun şeriatını bekliyecekler. » (İŞAYA: 42/1-4)
İncil:
«Eğer beni seviyorsanız, emirlerimi tutarsınız. Ben de Babaya (Rabbime) yalvaracağım ve O size başka bir Tesellici, hakikat Ruhunu verecektir. Tâ ki daima sizinle beraber olsun.. » (YUHANNA: 14/15-16)
«Bununla beraber ben size hakikatı söylüyorum; benim gitmem sizin için hayırlıdır. Çünkü gitmezsem, Tesellici size gelmez; fakat gidersem, onu size gönderirim. Ve o geldiği zaman günah için ve hüküm için dünyayı ilzam edecektir.. » (YUHANNA: 16/7)
«Size söyliyecek daha çok şeylerim var; fakat şimdi dayanamazsınız. Ama o hakikat Ruhu gelince, size her hakikate yol gösterecek; çünkü kendiliğinden söylemiyecektir. Fakat her ne işitirse söyliyecek ve gelecek şeyleri size bildirecektir. O beni ta’ziz edecektir. Çünkü benimkinden alacak ve size bildirecektir. » (YUHANNA: 16/12)
«Yahya ele verildikten sonra, İsa Allahʹın Incil’ini vazʹederek, Galile’ye gelip dedi: Vakit tamam oldu ve Allahʹın melekûtu yakındır; tövbe edin ve Incilʹe imân eyleyin. » (MARKOS: 1/14-15)
«Bundan dolayı size derim, Allah’ın melekûtu sizden alınacak ve onun meyvelerini yetiştirecek bir millete verilecektir. Ve bu taşın üzerine düşen parçalanacak, o da kimin üzerine düşerse onu toz gibi dağıtacaktır. » (MATTA: 21/43-44-45-46 Allah’ın Melekût’u, Yahudilerin elindeki saltanatın bir başka adıdır. Bu saltanatın onlardan alınıp son Peygamber Hz. Muhammed (A. S. )ın ümmetine verileceği hatırlatılıyor.)
Bernaba Incil’inde ise Hz. Muhammed’in geleceği ismen açıklanmış ve şüphe götürmiyecek bir anlatımla birkaç yerde ondan söz edilmiştir.
Bernaba:
«Beklenen Tesellici Muhammed’dir. O Allah Resûlüdür. Doğrusu Âdem Cennetten çıkarılınca Cennetin kapısının üstünde nurdan yazılı şu satırları gördü: LÂ İLÂHE İLLALLAH MUHAMMED RESÛLÜLLÂH. »
«Benden sonra hak söz ile peygamber gelecek ve onun dininin nihayeti olmayacaktır. » (Fazla bilgi için bak: Bernaba İncili 43-44 bölümlere)
İşte bu ve benzeri açık belgeler Kutsal Kitaplarda yazılı iken hakikatı gizlemenin büyük bir nankörlük olduğunu söylemeğe gerek var mıdır? Tabii hidâyet Cenâb-ı Hakk’ın elindedir. Dilediğini doğru yola, hakikat nuruna eriştirir. Çünkü fazl-u kerem, rahmet-u inâyet Onun elindedir.
ŞAHISLARI PUTLAŞTIRMAK
Ne var ki insanoğlunun büyük kişilere karşı -özellikle o kişilerin ölümlerinden sonraaşırı bağlılığı vardır. Gerçi bu, insan ruhunun mânevî yönde tatmin olma arzusundan kaynaklanıp ortaya çıkmaktadır, ama İlâhî ölçüleri aşınca çok tehlikeli ve sapıttırıcı bir sonuç doğurabilir. Örneğin, İsâ Peygamber hayatta iken bütün terbiye, nezaket, hoşgörü, fazîlet ve yakınlığına rağmen hakarete uğramış, insanlardan sıcak ve samimi bir ilgi görememiş; aksine sayısız haksızlıklarla yüzyüze getirilmiş ve sonunda hayatına kasdedilmişti. Ama göğe yükseltilmesinden sonra ona inanmaya başlayanlar çok geçmeden onu ilâhlaştırmışlar ve bu tutumlarında pek fire vermemişlerdir. Hâlâ bugün İsâʹyı Allahʹın oğlu kabul edip onu ikinci ilâh sayanlar milyonları bulmaktadır.
Büyük ilim adamları, veliler, kahramanlar ve ünlü salih kişilerin çoğu hep ölümlerinden sonra kendilerini sevenler ve hayranlık duyanlar tarafından bazen peygamber seviyesine, bazen ilâhlık düzeyine çıkarılmıyorlar mı? Beşer tarihinde bunun model ve örnekleri çoktur.
İşte Kur’ân’da âdemoğlunun bu zaafına işâret edilerek «aşırı hayranlık yüzünden sınırı aşıp hakkı gizliyecek kadar tutucu olmayın» deniliyor. Böylesine sakat bir düşünce ve tutumun sapıklığa kapı açmaktan başka bir yarar getirmiyeceği hatırlatılıyor.
Şüphesiz ki Allah sevilmeye, sayılmaya, tapınılmaya, yüceltilmeye çok daha lâyıktır. Bu bakımdan diyebiliriz ki, her kişinin kıymet ölçüsü, Allahʹa imânı ve insanlığa hizmeti nisbetindedir. Bunu böyle bilmek aklın ve vicdanın yolu, fazîletin anlamıdır. Sınırı aşmak, putperestliğin belirtisidir. Hakkı gizlemek ve bu konuda inatlaşıp tartışmak kalb körlüğünün açık belgesidir.
İbn Cerîr ve İbn Ebî Necîh bu konuda diyor ki:
Yahudîler hakkı gizlemekte öylesine inat ettiler ki, Hazreti Muhammed’in (A. S. ) insanlıktan yana getirdiği saadet güneşini göremiyecek hale geldiler ve bir kısmı Mescid’e gelip sabahleyin Resûlüllâh ile namaz kıldılar, akşam olunca bağlandıkları yeni dinden çıktıklarını çevreye duyurmaya çalıştılar. Maksat belliydi, müʹminleri şaşırtmak, kalblere şüphe ve fesat tohumlarını atmaktı.
Bunun gibi hile ve entrikalara başvurmak insanlık tarihinde ve beşer tabiatında vardır. Ama hakikat güneşi bütün bu karanlık düşünce ve hileleri sönük bırakacak kudrettedir.
İmâm Kurtubî de bu konuda diyor ki:
Rivâyete göre, Yahudîler, kendilerinden olan ayak takımına dediler ki: «Sabahleyin Muhammede uyun, Kâbe’ye yönelip ibâdet edin, akşam olunca bu kez Beytüʹl-Makdis’e yönelip ibâdette bulunun. Belki sizin bu davranışınız müʹminleri dinlerinden soğutur da İslâmʹın genişlemesini önler. »
Kur’ân bunu özetlerken şu cümleyle İlâhî uyarıyı gözler önüne seriyor:
«De ki: Elbette doğru yol, Hakkʹın beyânı Allah yoludur. »
O halde gönülden inanıp Allah’ın hidâyet lûtfuna erişenleri mutluluk caddesinden saptırmak mümkün olmadığı gibi, kişileri putlaştırıp körü körüne bâtılı savunanları da doğru yola getirmek -Allah hidâyet vermedikçe- mümkün değildir.
Hakkı ayakta tutma irfan ve hizmeti, kişilerin ve milletlerin tekelinde değildir. Kur’ân bir bakıma Kitap Ehlinin bu haksız tekelciliğini yermekte, bütün milletleri Tevhîd doğrultusunda hizmete çağırmaktadır.
Ayetler arasında bağlantı
Kitap Ehli’nin İslâm’a karşı olumsuz yöndeki tutumları, Tevrat ve İncil’de son peygamberle ilgili belgeleri gizlemeğe çalışmaları ve bu yüzden bazı hilelere baş vurmaları anlatıldıktan sonra aşağıdaki âyetlerle yine Kitap Ehli’ne dokunularak hepsinin belirtilen anlamda katı ve inatçı olmadığına, aralarında aklını kullanan insaf sâhibi güvenilir kişilerin de bulunduğuna değinilerek, kötülerden dolayı bütün bir milletin kötü sayılmıyacağına işâret ediliyor.
Nitekim Yahudî ilim adamlarından Abdullah bin Selâm ve bir-iki arkadaşı bu ölçüye örnek olanlardan birkaçıdır.