MEÂLİ:
67- Yâkub, «ey oğullarım! (Mısır’a) bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Bununla beraber sizden Allahʹın takdirini çevirecek de değilim. Hüküm ancak Allahʹındır. Ben Oʹna güvenip dayandım; güvenip dayanmak isteyenler de ancak Oʹna güvenip dayansınlar» dedi.
68- Babalarının emrettiği gibi (şehre) girdiler. Bu durum Allahʹın takdirinden bir şeyi geri çevirecek değildi; sadece Yâkubʹun içindeki arzuya uyularak yerine getirilmişti. Şüphesiz ki Yâkub bizim kendisine öğrettiğimiz ölçüde ilim sâhibi idi. Fakat insanların çoğu (bu gerçeği) bilmezler.
69- Onlar Yusufʹun huzuruna girince; kardeşini yanına aldı ve «şüphen olmasın ki, ben senin kardeşinim; onların yaptıklarına artık üzülme» dedi.
70- Yusuf, onların yüklerini donatıp hazırlarken, su kabını öz kardeşinin yüküne koydurdu. Sonra da bir çağrıcı şöyle seslendi: «Ey kafile! sizler herhalde hırsızlarsınızdır».
71- (Bunun üzerine) kafile onlara geri dönerek, «ne kaybettiniz? » diye sordular.
72- Onlar da, «kralın su kabını kaybettik. Onu getirene bir deve yükü (ödül) vardır, ben buna kefilim, » dediler.
73- «Allahʹa yemin ederiz ki, sizin de bildiğiniz gibi biz (Mısır) toprağında fesât çıkarmaya gelmedik ve hırsız da değiliz. » dediler.
74- «Eğer yalan söylüyorsanız, hırsızlığın cezası (sizce) nedir» diye sordular.
75- Onlar da «hırsızlığın cezâsı, su kabı kimin yükünde bulunursa, o onun cezasıdır. (O yüzden alıkonulur. ) Biz zâlimleri böyle cezalandırırız», dediler.
76- Yusuf, kardeşinin kabından önce onların kaplarını (aramaya) başladı ve sonunda onu kardeşinin kapları arasında bulup çıkardı. İşte biz Yusuf’a böyle bir plân öğrettik; çünkü hükümdarın «cezâ kanununa» göre kardeşini alıkoyamazdı. Meğer ki Allah dilemiş olsun. Biz dilediğimiz kişilerin derecelerini yükseltiriz. Her ilim sâhibinin üstünde bir bilen vardır.
77- «O hırsızlık etmişse, daha önce onun kardeşi de hırsızlık etmişti, » diye mırıldandılar. Yusuf bu sözü içinde tuttu, onlara (bir şey) açmadı ve içinden, «siz kötü bir tutum içindesiniz. Allah bu anlattıklarınızı çok daha iyi bilir» diye geçirdi.
78- Kardeşleri, «ey aziz, doğrusu onun iyice yaşlı bir babası var; bizden birimizi onun yerine alıkoy; seni iyilik sevenlerden görüyoruz» dediler.
79 Yusuf, «Allah’a sığınırım, malımızı kimde bulduysak ancak onu alıkoruz; aksi halde zâlimlerden oluruz» dedi.
80- Ondan ümitlerini kesince, kendi aralarında görüşmek için bir kenara çekildiler. Büyükleri dedi ki: «Bilmez misiniz ki, babanız sizden Allah adına kesin söz ve güven aldı. Daha önce Yusuf hakkında da çok ileri gitmiştiniz. Artık babam bana izin vermedikçe veya Allah lehimde hükmetmedikçe -ki O hükmedenlerin en hayırlısıdır- yerimden mümkün değil ayrılmıyacağım! »
81- Siz babanıza dönünüz ve ona deyiniz ki: «Ey babamız, şüphen olmasın ki, senin oğlun hırsızlık etti. Biz ancak bildiğimize göre şâhit olduk; gaybı bilen gözcüler değiliz. »
82- «Bulunduğumuz kasaba halkından Ve bir de içinde bulunduğumuz kafileye sor. Biz herhalde doğru söyleyenleriz».
83- Yâkub onlara: «Hayır, nefsiniz size bir işi süsleyip hayal gücünüzü artırmıştır. Artık güzel bir sabır gerekir. Allahʹın, her ikisini de birden bana getireceğini ümit ederim. Şüphesiz ki O, (her şeyi hakkıyla) bilendir, yegâne hikmet sâhibidir. »
84- Ve onlardan yüzünü çevirip öfkesini yutarak için için (ağladı) da «vah Yusufʹa! » diyerek üzüntüsünü dile getirdi ve üzüntüsünden gözlerine ak indi.
TEDBİRDEN SONRA İLÂHÎ TAKDİRE GÜVEN VE TESLİMİYET
Şüphesiz ki, Allah’ın takdirini geri çevirmek mümkün değildir. Onun çizdiği hayat kanunu, şaşmadan sath-i mâilinde hedefine doğru ilerler. Ne var ki, biz, İlâhî takdiri yansıtan kanunu göremiyor, nasıl bir yol çizdiğini de hemen anlayamıyoruz. Zira Oʹnun ezelî ve ebedî ilmi, önceden kendi hür irâdemizle nasıl bir ömür süreceğimizi tesbit edip yazmıştır. Artık O’nun ilmi yanılmayacağına, tesbiti değişmiyeceğine göre, takdîri ona göre tecelli etmektedir. O halde bir işe başlarken bütün tedbirleri aldıktan sonra Allah’ın takdirine gönülden teslimiyet gösterip O’nun rahmetinin genişliğine, adâletinin şaşmazlığına; inâyetinin, iyi niyet taşıyan müʹminlerden yana olduğuna güvenip dayanmak vâcib kuvvetinde sünnettir.
Nitekim Yâkub Peygamber, gerek küçük oğlu Bünyamin’i kardeşlerine teslim edip Mısırʹa gönderirken, gerek Mısırʹa girişlerinde ayrı ayrı kapılardan girmelerini tavsiye ederken, hep bu hikmeti düşünüp yansıtmaya çalışmıştır. Zira soydan gelen güzellik, çekicilik bu ailede çok belirgin idi. On bir kardeşin toplu halde Mısırʹa bir kapıdan girmesi, halkın dikkatini fazlasıyla çekebilir, bir göz değme olayı meydana gelebilirdi. Gerçi Allah’ın takdiri ne ise mutlaka o yerini bulur, ancak bu gibi tedbirler kulun teslimiyet ve tevekkülüne engel teşkil etmez, bilâkis onları tamamlar. Âyetlere dikkat ettiğimizde Yâkub Peygamber gereken tavsiyeyi yaparken ilâhî takdiri de dile getirmeyi unutmamıştır.
Unutmamak gerekir ki, göz değme (Nazar) konusu sahih hadîslerle açıklanmış ve doğru olduğu belirtilmiştir. Yâkub Peygamber, insan ruhunun bir şeye karşı fazla sevgi ve ilgi duyması sebebiyle onun hayret ifadesinin gözünde tezahür edeceğini ve sevilen, ilgi duyulan şeyi tesir altına alacağını iyi biliyordu.
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz göz değme hakkında şöyle buyurmuştur:
«Şüphesiz ki, göz değme olayı haktır. » (Buharî/tıb: 36, libas: 86- Müslim/selâm: 41, 42- Ebû Dâvud/tıb, 15- Tirmizi/tıb: 19- Taberâni/ayn: 1- Ahmed: 1/274, 294, 319, 420, 439, 487- 4/67- 5/70)
«Göz değme haktır. Eğer bir şey kaderin önüne geçebilseydi, herhalde göz değme geçerdi. Ondan dolayı yıkanmak isterseniz, yıkanın! » (Müslim/selâm: 42- Tirmizî/tıb: 17, 19- İbn Mâce/tıb: 33- Taberâni/ayn: 3- Ahmed: 1/254, 347, 360- 6/438)
Hz. Âişe (R. A. ) Vâlidemiz diyor ki:
«Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, nazar eden kişiye abdest almasını, göz değen kişiye de yıkanmasını emrederdi. » (Ebû Dâvud: Hz. Âişe (R. A. )dan)
YÂKUB AİLESİNİ MISIRʹA GETİRMENİN YOLLARI
Yusuf Peygamber o günkü Kenan ülkesindeki mevcut şartları, Mısır’daki bolluğu ve ferahlığı, baba ve annesinin yaşlanıp üzüntülü hallerini dikkate alarak, yılların biriktirdiği hasreti ve Yâkub ailesinin Mısırʹa naklini plânlayarak olumlu sonuca varmak istedi. Bunun için:
a) Önce kardeşlerini Mısır’ın bereketli ve zengin topraklarına heveslendirdi. Zahire satın almak için ödedikleri parayı, haberleri olmadan bir çıkına sarıp çuvallarının içine yerleştirerek Mısır’a tekrar zahire satın almaya gelmelerine imkân vermiş oldu.
b) Kardeşi Bünyamin’i getirterek, babasının kendi üzerinde toplanan üzüntüsünü böldü ve kafasını biraz da Bünyamin’le meşgul etmesini istedi.
c) Bünyamin’le gizlice tanışarak, onun kalbini iyice Mısırʹa ve içinde bulundukları geniş nimetlere çekti.
d) Kardeşleri üçüncü defa geldiklerinde onlarla tanışarak aralarındaki soğukluğu ve açıklığı giderdi, aynı zamanda onlara çok sıcak ilgi göstererek geçmişin üzerine sünger çektiğine onları inandırdı. Böylece onlar da babalarıyla birlikte Mısır’a göçüp gelmeleri hususunda hiçbir engelin bulunmadığı neticesine vardılar.
e) Gömleğini babasına göndererek, kapanan gözlerinin açılmasını ve üzüntülerinin sona ermesini sağladı. Bu sebeple arada hiçbir engelin kalmadığını hepsine bildirerek mutlu bir gelecek hazırladı.
f) Bünyamin’i yanında alıkoyması üzerine büyük kardeşleri Yahuda’nın Mısır’da bir süre beklemesini sağladı ki bu, diğer kardeşlerinin tekrar Mısır’a dönmesinin bir bakıma teminatı oluyordu.
YÂKUB PEYGAMBERİN SABRI
Peygamberler genellikle sabırlıdırlar. Olaylar karşısında pek çabuk sarsılmazlar. Yâkub Peygamber her ne kadar çok sevdiği Yusuf u kaybettikten sonra zaman zaman üzüntüsünü dile getirmişse de, Allah’a olan güveni hiçbir zaman sarsılmamış ve sabrı da elden bırakmamıştır. Nitekim ikinci oğlunu belli sebepten dolayı kardeşleriyle birlikte Mısır’a gönderme ihtiyacı doğunca, aynı tevekkülü izhar ederek, «Bana gereken, güzel bir sabırdır. » demiş ve sabrın sonunun selâmet olduğuna inanmıştır.
Allahʹın bu aileyle ilgili plân ve proğramı kusursuz uygulanıyor, sebepler bir zincirin halkaları gibi, bir bir oluşarak bağlantı kuruyordu. Sonunda Yâkub (A. S. ) ın her üç oğluna da kavuşacağına dair ümidi iyice kuvvetlendi. Böylece Allah’ın takdiri ve inâyeti karşısında mahviyet kaftanına büründü. Vakit tamam oldu, vuslat yaklaştı..
O halde «güzel sabır» üzüntüyü artırmaz, bilâkis hafifletir. Çok geçmeden de amaca eriştirir. Yeter ki o güzel sabır Hakkʹın rızasına uygun olsun..
Olayın hemen her bölümünde Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizle arkadaşlarına teselli ve yakında İlâhî nusrata mazhar olma işâretleri mevcuttur.
YÂKUB PEYGAMBERİN GÖZLERİNE AK İNMESİ
«Ve onlardan yüzünü çevirip öfkesini yutarak için için (ağladı da), «vah Yusufʹa! » Diyerek üzüntüsünü dile getirdi ve üzüntüsünden gözlerine ak indi. » Şüphesiz ki, evlat acısı hiç bir şeye benzemez, hele bir de o evlat kâmil bir kişi olup peygamberliğe namzet seçilmişse.. Yâkub Peygamberin asıl üzüntüsü buradan kaynaklanıyordu. Çünkü o aileden bir peygamber çıkıp Cenâb-ı Hakk’ın buyruklarını nesilden nesile ulaştırmalıydı. Zira Yâkub Peygamber’in hem babası, hem dedesi peygamber idi. Bu yüksek şerefin ailede sürüp gitmesi arzuları arasında bulunuyordu. Nitekim Yusufʹun rüyası ve kendisine vaki olan vahiy veya ilhâm ile onun peygamber olacağını biliyordu. Ama ona ne oldu? Peygamber olarak gönderilecekse, ölmemesi, öldürülmemesi gerekirdi. İşte bunun gibi bir sürü sorular, karmaşık durumlar Yâkub Peygamber’in kafasını meşgul ediyordu. Bir de buna fazla yaşlanmanın getirdiği birtakım sıkıntı ve problemleri eklersek onun ne kadar sarsıntı geçirip yıprandığını anlamakta gecikmeyiz. Her şeyden önce omuzlarına yükletilen risâlet görevini hakkıyla yerine getirmesi gerekiyordu. Bunun yanı sıra Kenan ülkesinde baş gösteren kıtlık ve halkın yiyecek sıkıntısı çekmesi, bir peygamber olarak elbetteki onu hem üzüyor, hem de çok yakından ilgilendiriyordu. Bütün bu olumsuz yönde ortaya çıkan olaylar ve çözümü zor problemler biraraya gelince, iyice zayıflayan Yâkub Peygamber’in gözlerine ak inmişti.
Diğer bir yorumla, Yâkub Peygamber Yusuf’u hatırlayınca fazlasıyla duygulandı ve içini çekerek yutkundu, gözleri de iyice ağardı, o derecede ki, çevresindekileri göremez oldu.
Yüzünü oğullarından çevirip kendi içine dönerek üzüntüsünü insanlara karşı değil, Cenâb-ı Hakk’ın yardım ve rahmetini dileyerek dile getiriyordu. Nitekim bundan sonraki âyetlerde o, peygamberliğine yakışan bir üslûp ve tavırla bu hususu çok açık biçimde belirtmiştir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, Yusuf Peygamberin kardeşleriyle olan üçüncü mülâkatı konu edildi. Yâkub Peygamber’in birbirini izleyen olumsuz olaylar karşısında üzülerek yutkunduğu ve her şeye rağmen bu halini ancak Allah’a arzettiği açıklandı. Gerek yaşlılığın, gerekse birbirini kovalayan üzüntülerin bir araya gelmesiyle gözlerini kaybettiğine atıf yapıldı..
Aşağıdaki âyetlerle, Yâkub Peygamber’in Cenâb-ı Hakkʹa olan derin bağlılığı anlatılıyor. Oğullarını üçüncü defa Mısır’a gönderirken Bünyamin ile Yusuf’un kokusunu alır gibi olduğunu ima ederek ikisine birden kavuşacağını kapalı şekilde anlattığı belirtiliyor ve oğullarına hiçbir zaman Allah’ın lütuf ve rahmetinden, sevkedeceği ferahlatıcı havadan ümidinizi kesmeyin, diye tavsiyede bulunduğu hatırlatılıyor. Sonra da Yusuf Peygamberin kardeşleriyle tanışıp onları hiçbir zaman kınamayacağını ilân etmesi üzerinde duruluyor ve bu zarif bir anlatımla işlenirken, yakında Mekkeli müşriklerin çoğunun da Hz. Muhammed (A. S. ) tarafından affedileceğine işâret ediliyor.
Böylece Yâkub Peygamberin derin ümit ve teselli duyduğu gibi, sıkıntı ve üzüntü içinde kalan mü’minlerin de Allahʹa güvenip dayanarak teselli bulmaları tavsiye ediliyor.