Tevbe Suresi 64-68. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

يَحْذَرُ الْمُنَافِقُونَ اَنْ تُنَزَّلَ عَلَيْهِمْ سُورَةٌ تُنَبِّئُهُمْ بِمَا فِي قُلُوبِهِمْ قُلِ اسْتَهْزِؤُ۫ا اِنَّ اللّٰهَ مُخْرِجٌ مَا تَحْذَرُونَ وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ لَيَقُولُنَّ اِنَّمَا كُنَّا نَخُوضُ وَنَلْعَبُ قُلْ اَبِاللّٰهِ وَاٰيَاتِهِ وَرَسُولِهِ كُنْتُمْ تَسْتَهْزِؤُ۫نَ لَا تَعْتَذِرُوا قَدْ كَفَرْتُمْ بَعْدَ اِيمَانِكُمْ اِنْ نَعْفُ عَنْ طَائِفَةٍ مِنْكُمْ نُعَذِّبْ طَائِفَةً بِاَنَّهُمْ كَانُوا مُجْرِمِينَ اَلْمُنَافِقُونَ وَالْمُنَافِقَاتُ بَعْضُهُمْ مِنْ بَعْضٍ يَأْمُرُونَ بِالْمُنْكَرِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمَعْرُوفِ وَيَقْبِضُونَ اَيْدِيَهُمْ نَسُوا اللّٰهَ فَنَسِيَهُمْ اِنَّ الْمُنَافِقِينَ هُمُ الْفَاسِقُونَ وَعَدَ اللّٰهُ الْمُنَافِقِينَ وَالْمُنَافِقَاتِ وَالْكُفَّارَ نَارَ جَهَنَّمَ خَالِدِينَ فِيهَا هِيَ حَسْبُهُمْ وَلَعَنَهُمُ اللّٰهُ وَلَهُمْ عَذَابٌ مُقِيمٌ

65.

Münafıklar, kalplerinde olan şeyleri, yüzlerine karşı açıkça haber verecek bir surenin üzerlerine indirilmesinden çekinirler. De ki: "Siz alay ede durun! Allah, çekindiğiniz o şeyi ortaya çıkaracaktır."

Diyanet İşleri

65.

Şayet kendilerine (niçin alay ettiklerini) sorsan, "Biz sadece lafa dalmıştık ve aramızda eğleniyorduk", derler. De ki: "Allah'la, O'nun ayetleriyle ve peygamberiyle mi eğleniyordunuz?"

66.

Boşuna özür dilemeyin! Çünkü siz, (sözde) iman ettikten sonra küfrünüzü açığa vurdunuz. İçinizden (tövbe eden) bir zümreyi affetsek bile, suçlarında ısrar etmeleri sebebiyle, diğer bir zümreye azap edeceğiz.

67.

Münafık erkekler ve münafık kadınlar birbirlerindendir (birbirlerinin benzeridir). Kötülüğü emredip iyiliği yasaklarlar, ellerini de sıkı tutarlar. Onlar Allah'ı unuttular; Allah da onları unuttu. Şüphesiz münafıklar, fasıkların ta kendileridir.

68.

Allah, erkek münafıklara, kadın münafıklara ve kafirlere, içinde ebedi kalmak üzere cehennem ateşini va'detti. O, onlara yeter. Allah, onlara lanet etmiştir. Onlar için sürekli bir azap vardır.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

64- Münafıklar kalblerinde olan şeyleri haber verecek bir sûrenin başlarına inmesinden çekinip endişe etmekteler. De ki: İstediğiniz gibi eğ­lenin; Allah elbette sizin çekinip endişe duyduğunuz şeyleri ortaya çıka­racaktır.

65- Kendilerine (yaptıkları maskaralığı) soracak olsan, yeminle der­ler ki, «Biz sadece (lâfa) dalıp eğleniyorduk». De ki: Siz Allah ile, âyetle­riyle ve Peygamberiyle mi eğlenip duruyordunuz?

66- (Boşuna) özür dilemeyin. Doğrusu siz imân ettiğinizi (açıkladık­tan) sonra küfre saptınız. İçinizden bir topluluğu (tevbeleri sebebiyle) af­federsek, diğer bir topluluğu suç ve günahta (İsrar ettiklerinden) dolayı azâba uğratacağız.

67- Münafık erkeklerle, münafık kadınlar birbirlerinin (kopyası ve tamamlayıcısı)dır: Kötülükleri emrederler, iyilikten alıkorlar ve ellerini (cim­riliklerinden dolayı) sımsıkı tutarlar. Allah’ı unuttular, Allah da onları unut­maya terketti (inâyet ve hidâyetini onlardan kesti). Şüphesiz ki münâfıklar, fâsıklar (İlâhî buyrukları çiğneyip şerʹî hükümleri aşanlar)dır onlar.

68- Allah münâfık erkeklere, münâfık kadınlara ve kâfirlere, içinde ebedî kalacakları Cehennem ateşini va’d etmiştir; o onlara yeter. Allah onları lânetledi (rahmetinden kovup uzaklaştırdı). Onlar için devamlı bir azâp vardır.

İNİŞ SEBEBİ

Süddî’nin tesbitine göre, münafıklardan bir grup, «sırtımıza yüz değ­nek vurulmasına razıyız da hakkımızda bizi rüsvay edecek bir âyetin in­mesine razı değiliz» demişlerdi. O sebeple yukarıdaki âyetler indirilmiş­tir. (Tefsîr-i Kurtubî - Lübabu’t-te’vîl)

Katade de bu konuda diyor ki:

«Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, Tebûk seferinde bulunurken münafık­lardan bir grup, «Bu adam, yani Muhammed, Şam’ın saray ve surlarını fet­hedeceğini ummaktadır, ne garip! Olmayacak şeyler peşinde hayal kur­makta ve inananları kendi hayali uğuruna durmadan koşturmaktadır. » Ce­nâb-ı Hak, onların bu fısıltılarını Hz. Peygamber’e (A. S. ) haber verince, Peygamber (A. S. ) onları çağırttı ve, «siz şöyle şöyle fısıldaştınız değil mi? » diyerek sordu. Onlar da, «vallahi biz sadece lâfa dalıp eğleniyor ve şaka­laşıyorduk» diyerek kaçamaklı cevap vermeye çalıştılar. O sebeple yuka­rıdaki âyetler indirildi. (İbn Cerîr Taberî - Tefsîr-i Kurtubî)

Buna yakın iki rivâyet daha vardır ki onları Nisâburî tesbit ederek Es­bâb-ı Nüzûl adlı kitabına almıştır.

Başka bir rivâyet de şöyle nakledilmiştir:

«Münafıklardan biri, «biz kendi akranımız arasında Muhammed ve ar­kadaşlarından daha açgözlü, daha yalancı ve düşmanlarıyla karşılaştıkları zaman onlardan daha korkak kimse görmedim! » diyerek Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizle arkadaşlarını küçük düşürmeye çalışıyordu. Hz. Peygamber (A. S. ) onun bu yakışıksız sözlerini duyunca üzüldü ve o adamı çağırtıp ne­den öyle konuştuğunu sordu. O da, «biz sadece lâfa dalıp eğleniyorduk» diyerek cevap verdi. Peygamber (A. S. ) ona: «Siz, Allah ile, Oʹnun âyetle­riyle ve Allah’ın Peygamberiyle alay mı ediyorsunuz?! » diyerek uyarıda bulundu. O nedenle yukarıdaki âyetler indi. (Tefsîr-i İbn Kesîr: 2/367)

İLGİLİ HADÎSLER

«Münafıkın alâmeti üçtür: Konuştuğu zaman yalan söyler; söz verdi­ği zaman sözünü yerine getirmez; kendisine (bir şey veya bir söz) emanet edildiği zaman hıyânet eder. » (Buharî/şahadat: 28 - Müslim/imân: 107, 109 - Tirmizî/imân: 14)

«İnsanlar madenler gibidirler; cahiliye devrinde iyi ve seçkin olanlar -dinde bilgili ve anlayışlı oldukları takdirde- İslâmʹda da iyi ve seçkindir­ler. » (Buharî/enbiyâ: 19, menakıb: 1, 25 - Müslim/fezâil: 199 - Ahmed: 2/ 258, 260, 391, 438, 525, 539 - 3/367)

«Dünyada iki yüzü olan kimsenin, kıyâmet gününde ateşten iki dili olur. » (Ebû Dâvud - İbn Hibbân - Dâremî/rikak: 51)

«Kim dünyada iki dil sahibiyse (din kardeşinin önünde başka, arka­sında başka türlü konuşuyorsa), Allah kıyâmet gününde ona ateşten iki dil verir. » (İbn Ebî Dünya - Taberânî - et-Terğîb ve’t-Terhîb: 4/383)

Hadîslerin hepsi ikiyüzlü, dönek, kaypak, içi dışına uymayan müna­fıklara kıyâmet gününde verilecek azâbı belirtmektedir.

KÜFRÜ GEREKTİREN ALAY

«De ki, istediğiniz gibi alay edip eğlenin. Allah elbette sizin çekinip endişe duyduğunuz şeyleri ortaya çı­karacaktır. »

Din, Allah’ın en büyük emanetidir; onu, rahmetinin eseri olarak insan­lara, doğru yolu göstermek, hayatlarını düzene sokmak için indirmiştir. İnkârın verdiği sahte gurur ve şaşkınlık içinde dini, peygamberi, Kur’ânʹı alaya almak küfürdür. İnanan bir kişinin de aynı yola girmesi, dinden çık­masına neden olur.

Şüphesiz ki, kutsal şeyleri alay konusu edinmek, koyu cehaletten kay­naklanır. Günümüzde okumuş kişilerden din ile istihza edenler oluyor, on­lara da câhil diyebilir miyiz? Diyebiliriz, çünkü İslâmʹın kasdettiği cehalet, Allah’ı tanımamak, gerçeğe sırt çevirmek, hakkı kabullenmemektir. Zaten en kötü ve tehlikeli olanı da budur.

MÜNAFIK, HEP ENDİŞELİDİR

«(Boşuna) özür dilemeyin. Doğru­su siz imân ettiğinizi (açıkladıktan) sonra küfre saptınız.. »

Münafık, biri küfürde kararlı, diğeri küfür ve İslâm’da kararsız olmak üzere iki kısımdır. Hem küfürde, hem de İslâm’da kararsız münafık: Kü­fürle imân arasında bocalayan, bunlardan hiç birine gerçekçi bir anlayışla bağlanmayan dönek ve kararsız kimsedir. Kişisel yararı ön plânda yer alır. Hangi yanda daha çok kendi menfaati söz konusu ise, ondan yana­dır. Ruhî dengesizlik içinde bocaladığı için, toplum yapısında hep denge­sizlik ve kargaşalık görmek ister. Fazîletle rezîleti, imânla küfrü, hayırla şerri birbirine karıştırır. İlâhî buyruklar nefsine ağır gelir. Kendini tatmin edebilmek veya haklı göstermek için o buyrukları küçümser, alay konusu edinir. Böylece Allah’ı yavaş yavaş unutma bedbahtlığına kendini sürük­lemiş olur. Allah da öylesinden rahmet ve hidâyetini keser.

Bir iç dengesizliği içinde bocalayan bu tipler sıkıştıkları zaman özür dilemekten çekinmezler; zevahiri kurtarmak için sahte tavırlar içine girip haktan yana görünmeye çalışırlar.

Kurʹân onların bu gibi sahte davranışlarına parmak basarak diyor ki; «(Boşuna) özür dilemeyin. Doğrusu siz imân ettiğinizi (açıkladıktan) sonra küfre saptınız. » Ancak gönülden pişmanlık duyup dosdoğru tevbe edenler müstesnâ; onların affedilmeleri umulur.

MÜNAFIKLAR, BİRBİRLERİNİN KOPYALARIDIR

«Münafık erkeklerle, münafık ka­dınlar birbirlerinin (kopyası ve tamamlayıcısı)dırlar... »

İmân cevherinin gerçek değerinin anlaşılabilmesi, gerçekçi olup Hakk’ı kabullenmenin nasıl bir fazîlet ışığı oluşturduğunun açıklığa kavuş­masını ve değer bulabilmesini, daha çok toplumda üç ayrı düşünce ve inançta bulunanların tartışması ortaya çıkarmaktadır. Şöyle ki: Hakk’ı in­kâr edenler olmasaydı, Hakk’a samimi olarak inanmanın nasıl bir anlam ve hüküm taşıdığı; içi dışına uymayan ikiyüzlüler olmasaydı, doğru ve emîn ki­şi olmanın ölçüsü ortaya çıkmazdı. Birinin varlığı, hem diğerini daha iyi ta­nıtmakta, hem de değer ölçüsünü ortaya koymakta yardımcı olmaktadır. Bi­ri diğerini kamçılayıp hız kazandırmakta, atâletten kurtarıp ona canlılık vermektedir. Zira varlık âleminde genel kural olarak her şey zıddıyla daha iyi tanınır ve gelişme sağlar.

O halde imânla küfür, fazîletle rezîlet, kutsal değerlerle nefsî çıkarlar arasında bocalayan münafıklar her devirde böylesine bir dengesizlik, dö­neklik içinde birbirlerinin kopyalarıdırlar; onları az farkla ayırt etmek bile zor. İşte Kur’ân, münafıklar arasındaki ortaklaşa kadere ve ruhî dengesiz­likten doğan karakter benzerliğine dikkat çekiyor. Çünkü onların müşte­rek vasıfları şunlardır: Cehalet, kutsal değerlere ilgisizlik, kişisel çıkarları­nı her zaman ön plâna almak ve bu hava içinde iman ile küfür arasında bocalamak..

Kur’ân’da onların bu müşterek vasıfları dört madde halinde özetlen­miştir:

1- Kötülükleri emrederler, hep kötülüğü tavsiyede bulunurlar.

2- İyilikten, fazîletten alıkoymaya çalışırlar.

3- Ellerini, cimrilikten dolayı hayra ve iyiliğe karşı sımsıkı tutarlar.

4- Allah’ın buyruklarını bir tarafa itip unuturlar. Allah da onları şüp­heleri ve dengesizlikleri içinde bırakır da bocalayıp dururlar.

Ayetler arasında bağlantı

Yukarıdaki âyetlerle münafıkların müşterek vasıfları üzerinde duruldu. Zevahiri kurtarmak için sahte görüntüler verdikleri belirtilerek müşrikler­den daha tehlikeli olduklarına atıf yapıldı.

Aşağıdaki âyetlerle daha önce gelip geçen peygamberler döneminde de münafıkların durmadan nifak tohumları serptikleri, ellerindeki geniş maddî imkânlarıyla böbürlenip Hakk’ı alaya aldıkları misal verilerek Mek­ke’de ve Medineʹde faaliyet halinde olan münafıkların tutumları ve tavır­larıyla öncekilerin tutum ve tavırları arasında benzerlik bulunduğu belirti­liyor. Sonra da, daha önceki kavimlerin bu yüzden yıkılıp yok edildikleri hatırlatılarak münafıklar uyarılıyor.