Bakara Suresi 63-66. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَاِذْ اَخَذْنَا مِيثَاقَكُمْ وَرَفَعْنَا فَوْقَكُمُ الطُّورَ خُذُوا مَا اٰتَيْنَاكُمْ بِقُوَّةٍ وَاذْكُرُوا مَا فِيهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ ثُمَّ تَوَلَّيْتُمْ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ فَلَوْلَا فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ لَكُنْتُمْ مِنَ الْخَاسِرِينَ وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ الَّذِينَ اعْتَدَوْا مِنْكُمْ فِي السَّبْتِ فَقُلْنَا لَهُمْ كُونُوا قِرَدَةً خَاسِـِٔينَ فَجَعَلْنَاهَا نَكَالًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهَا وَمَا خَلْفَهَا وَمَوْعِظَةً لِلْمُتَّقِينَ

65.

Hani, (Tevrat ile amel edeceğinize dair) sizden sağlam bir söz almış, Tur dağını da tepenize dikmiş ve "Sakınasınız diye, size verdiğimiz Kitab'ı sıkı tutun, onun içindekileri düşünün (gafil olmayın)" demiştik.

Diyanet İşleri

64.

Bundan sonra yine yüz çevirdiniz. Allah'ın bol nimeti ve merhameti olmasaydı, herhalde ziyana uğrayanlardan olurdunuz.

65.

Şüphesiz siz, içinizden Cumartesi yasağını çiğneyenleri bilirsiniz. Biz onlara, "Aşağılık maymunlar olun" demiştik.

66.

Biz bunu, hem onu görenlere, hem de sonra geleceklere bir ibret ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlara da bir öğüt kıldık.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

63 - Ve hatırlayın ki, sizden (atalarınızdan) (Tevrat ile dosdoğru amel edeceklerine dair) söz almıştık. Tûrʹu üstünüze kaldırmış ve koru­nasınız, Allah’a karşı gelmekten sakınasınız diye «Size verdiğimiz kitabı kuvvetle (imân ve idrâk ciddiyetiyle) tutun, içinde olan (buyrukları) hatır­layın» demiştik.

64 - Bundan sonra yine yüzçevirmiştiniz. Allah’ın size fazlu rahme­ti olmasaydı, herhalde zarara uğrayanlardan olurdunuz.

65 - İçinizden Cumartesi gününde (ilâhî buyrukları ve o güne olan hürmeti çiğneyip) tecavüz edenleri elbette bilirsiniz. Biz onlara: «Rah­metten uzak hor ve hakîr maymunlar olun! » demiştik.

66 - İşte Biz bu (milletin tutumunu ve başlarına gelen kötü sonuç­ları) kendi devirlerinde yaşayanlara ve sonradan gelecek olanlara bir ib­ret ve takva (Allahʹtan korkup kötülüklerden sakınan irfan) sahiplerine bir öğüt kıldık.

İLGİLİ HADÎSLER

İbn Abbas (R. A. ) dedi ki: «Cenâb-ı Allah sizin bayram yaptığınız cu­ma gününü İsrâîloğullarına da farz kılmıştı (saygı gösterilmesi emredil­mişti). Fakat onlar bu günü cumartesine çevirip ona saygı göstermişler ve emrolundukları şeyi terketmişlerdi. Vaktaki emre muhalefet edip illâ da cumartesinin lüzumuna kaail olmuşlar, Allah onları cumartesi hakkında imtihan ederek başka günlerde helâl olan şeyleri cumartesinde haram kıl­mıştır. » (İbn Kesîr, mevkufen rivayet etmiştir)

«Yahudîlerin irtikâb ettiğini siz irtikâb etmeyin. Çünkü onlar Allah’ın haram kıldığı şeyleri en basit hilelerle kendilerine helâl kılmışlardı. » (Hatîb el-Bağdadî.).

«Şüphesiz Allah MESHİ, soy üreme şeklinde yapmamıştır. Hem may­munlarla domuzlar bu olaydan önce de varlardı. » (Müslim - Ahmed : İbn Mesʹud’dan).

TARİHÎ YÖNÜ

İsrâîloğullarıʹna, onları sıkıntılardan, esaret kaydından, canlı mah­lûklara tapınmaktan, öküze aşırı derecede saygı göstermekten kurtarıcı nimetler verilmiş ve Hazret-i Mûsâ’ya kayıtsız şartsız uymalarına, Tevratʹa sıkı sıkıya bağlanmalarına dair kendilerinden söz alınmıştı. Günler geçti, oniki sebt (soy) grup grup Tûr’un eteğinde karargah kurdular. Vahy-i İlâ­hî nûr hüzmeleriyle Tûr’a inmeğe başladı. Hazret-i Mûsâ, Tevratʹı telekkî edip büyük levhalar üzerine tesbitle emrolundu. Böylece Tûr Allah’ın te­celli ettiği kutsal bir dağ oldu. Vahyin havasıyla nûrdan muhteşem bir kubbe gibi İsrâîloğullarıʹnın üzerine yükseldi. Ve böylece Tûrʹdan İlâhî kudret ve azametin, Rabbânî füyuzat ve merhametin lahutî havası buram buram kokmaya başladı.

Hazret-i Dâvud devrinde Akabeʹde balıkçılıkla geçinen İsrâîloğulları, dinleri icabı cumartesi günleri ça­lışmak harâm kılındığı halde kıyıya doğru akın eden balıkları görünce bu hürmeti ihlâl ettiler, cumartesi günleri de balık avına başladılar. Bu yüz­den İlâhî gazaba çarpıldılar. Maddeye karşı aşırı meyillerinden dolayı maymun tabiatlı olmuşlardı. Âyetin zâhiri, doğrudan doğruya maymun­laştıklarına delâlet etmektedir.

Tevratʹın Çıkış kısmının 20/8-13 belgelerinde şu kayıtlara rastlamak­tayız: «Sebt (cumartesi) gününü takdîs etmek için onu hatırında tut. Altı gün işliyeceksin ve bütün işini yapacaksın. Fakat yedinci günü Allah’ın Rabbe sebittir. Sen ve oğlun, kızın, kölen, câriyen, hayvanların ve kapı­larında olan gariplerin hiç bir iş yapmıyacaksınız. »

Kurân-ı Kerîmin Araf sûresi 163. âyetinde onların bu saygısızlığın­dan bahisle deniliyor ki: «Ey Muhammed! Bir de onlara şu deniz sahilin­deki şehrin (durumunu sor). Hani bir zamanlar Cumartesi yasağına say­gısızlık gösterip İlâhi sınırı aşıyorlardı; hani Cumartesi günü balıklar sürü hâlinde akın akın onlara doğru geliyordu; diğer günlerde ise onlara gel­miyorlardı. Biz onları günah işleyip ilâhî sınırları aştıklarından dolayı böy­lece denedik. »

Yukarıda meâlini yazdığımız İbn Abbas (R. A. ) hadîsi bu iki âyetin de­lalet ettiği mânâyı gayet güzel bir şekilde ifâde etmektedir.

AHLÂKÎ VE İÇTİMAÎ YÖNÜ

İki asra yakın bir zaman esaret altında kalmış, köle muamelesi gör­düğü için her türlü ilim ve medeniyetten mahrum bırakılmış bir milleti kal­kındırmak, yaşayışlarını düzene sokmak ve hattâ günün medenî şartları­nın fevkinde bir hayat anlayışını kafalarına zerketmek kolay bir iş değil­dir. Bunun için zaman ister, vasıta ister, vasat ister ve hepsinin üstünde İlâhî lûtfa mazhariyyet ister.

Allah Teâlâ, İsrâîloğulları’na bu mazhariyet kapısını, Hazret-i Mûsâʹyı peygamber olarak onlara göndermekle açmıştı. Pedagojik bir sistemle yetiştirilebilmeleri için geniş bir zamana ve bu zaman içinde eski alışkan­lık ve âdetlerinden uzaklaşmalarına ihtiyaç vardı. Mısır’dan çıkmaları ve aylarca çöllerde dolaşıp Musa’nın rehberliğiyle uzun bir yolculuk yapma­ları var ya, bu zamanı elde etme imkânını vermişti. Gökten bıldırcın kuşu ile kudret helvasının inmesi, taştan su fışkırtılması, bulutun aylarca göl­ge yapması gibi bir çok İlâhî belgeler kısmî bir vasat hazırlamıştı. Artık onları yetiştirmek ve vasıta olarak, İlâhî düzeni öğretici rehber olarak Tevrat’a ciddiyetle sarılmaları gerekiyordu. Bunun için de onlardan kesin söz alınmıştı. Fakat İsrâîloğulları bilhassa Hazret-i Musa’dan sonra söz­lerinden döndüler, eski sefil yaşayışlarını arzular gibi tavırlar takındılar. Allah’ın peygamberlerle olan imdat ve merhameti onlara yetişmemiş ol­saydı, hepsi de hüsranda kalanlardan olurdu.

Evet, İsrâîloğulları Hazret-i Mûsâʹdan sonra yollarını yeniden şaşır­dılar da rûh ve fikirlerinde değişiklikler husûle geldi; hislerinin teʹsiri altında kalıp sapıttılar; İlâhî hüduda riâyet etmemeğe başladılar. İnsan sûretli, maymun tabiatlı mahlûklar derekesine düşüp bayağılaştılar. Tûrʹdan esen ilim ve irfan havasından artık istifade edemez olmuşlardı. İç âlemlerinde insanlık kemâlâtının meş’aleleri bir bir sönmeye yüz tutmuş­tu. Nihayet yine sefil ve perişan oldular. Onların bu acıklı hâli, imân ışığı altında ilim ve irfanı rehber edinmiyen milletler için ibret alınacak büyük bir derstir. Kur’ân’ın tâbiriyle bu, yaşayan milletlere ve sonra gelecek olanlara ibret verici cezâ ve takvaya eren mü’minlere de bir öğüt kılın­mıştır.

İTİKADÎ YÖNÜ

Bâzılarına göre, Tûr dağının veya herhangi bir dağın kaldırılıp İsrâîloğullarıʹnın üzerine yükseltilmesi zâhiri mânâsıyla değildir. Çünkü böyle olması, imân etmeğe zorlamak hükmünü taşır ki, teklîfin gayesine aykı­rıdır. O halde dağın yükseltilmesi yani yerinden kaldırılıp İsrâîloğullarıʹnın üzerinde tutulması, onun üstünde Hazret-i Mûsâʹya inen İlâhî vahyin mâ­nevî ve lâhutî saltanat ve hâkimiyetini ifâde eder; en uygun yorum da bu olsa gerek.

TAHLİLLER

(Ve iz ehaznâ mîsâgakum) Hazret-i Mûsâ’ya gönülden inanıp tâbi’ ol­mak ve Tevrat ile amel etmek üzere sizden mîsak (söz, ikrar, ahid) almış­tık. (Kaadi - Keşşaf - Medârik).

(Ve rafağnâ fevgakumut tûr) Tûr’u üzerinize (kaldırıp) yükseltmiştik de Tev­ratʹı ve taşıdığı hükümleri (bu korkuyla) kabul etmiştiniz. Şöyle ki: Haz­ret-i Mûsâ, üzerinde Tevrat yazılı levhaları getirdiğinde, İsrâîloğulları ondaki ağır hükümleri, meşakkat verici teklifleri görünce şaşırdılar ve kabul etmekten çekindiler. Bunun üzerine Cibrîl-i Emîn’e, Tûr dağını kaldırıp onların üstünde tutması emrolundu. Böyle yapılınca da Hazret-i Mûsâ on­lara: «Ya kabul edersiniz, yahut Tûrʹun altında ezilmeğe râzi olursunuz! » demişti. Onlar da bu korkuyla Tevrat’ı kabul etmişlerdi. (Kaadi - Keşşaf). Bu yorum pek uygun görülmemiştir.

(bi guvvetin) ciddiyet ve azimle... (Keşşaf).

(kûnû gıradeten hâsiîn) Sefil ve hakir maymunlar olunuz. Yahudîlerden nankörlük edenler mesha uğramışlardır. (Keşşaf - Medârik). Mücâhide göre, sûretleri de­ğil kalbleri mesholunmuştu. Yani maymun karakterli ve o mahlûk gibi tak­litçi olmuşlardı. (Kaadi).

(nekâlen) İbret ve azâb mânâsınadır.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

İsrâîloğulları hislerine mağlûb, nefsânî arzularına boyun eğmiş bir halde tarihin sahifelerine nakşedilmek üzere acı ve tatlı hatıralar bırakı­yor ve eski inançlarıyla yeni i’tikatları arasında bocalayıp duruyorlardı. Şa’şâlı devirlerinden biri sayılan Hazret-i Dâvud zamanında cumartesi gününün hürmetini ihlâl ettikleri ve bir zaman Tevrat ile amel etmedikleri için insanlık şerefini, imân faziletini yitirdiler ve bu yüzden kötü iştahlı maymunlar seviyesine düştüler. Yukarıdaki âyetlerle onların bu acıklı hâ­line temas edildi. Şimdi de onların sefil ve kararsız hâlinin zaman zaman nüksettiğinden, o kadar ki çabuk mirasa konmak için adam öldürdüklerin­den, katilin meçhul kalması yüzünden birbirine düştüklerinden, İlâhî kud­retle maktulün dirilip katilin kim olduğunu haber vermesi üzerine ihtilâ­fın giderildiğinden haber verilir.

Cenâb-ı Hak bu mu’cizeyle, ölümden sonra dirilmenin olacağını ve asıl ebedî ve o nisbette huzurlu bir hayatın başlıyacağını, onlara yakîn verecek şekilde açıklamıştır.