MEÂLİ:
64- Biz görevli melekler ancak Rabbin buyruğuyla ineriz. Önünüzde, arkanızda ve bunun arasındaki her şey Oʹnundur. Senin Rabbin unutkan değildir.
65- O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan şeylerin Rabbıdır. Artık Oʹna ibâdet et ve Oʹna ibâdetinde sabırlı olmaya çalış. Oʹna denk ve benzer olacak hiçbir şey bilir misin?
İNİŞ SEBEBİ
İbn Abbas (R. A. )dan yapılan sahîh rivâyete göre: Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, Melek Cebrâilʹe: Bizi daha çok ziyaret etmenize engel olan nedir? » diye soruyor. O da cevap olarak yukarıdaki âyeti okuyor. (Buharî-Tirmizî-Ahmed)
Diğer bir rivâyete göre: Melek Cebrâîl bir süre gecikip gelmedi. O sebeple Peygamber (A. S. ) üzüldü. Sonra Cebrâîl gelince, Peygamberimiz (A. S. ) onun gecikmesinin sebebini sordu. O da yukarıdaki âyeti okudu. (Tefsîr-i İbn Kesîr: 3/130)
Başka bir rivâyette ise, şöyle belirtilmektedir: Cebrâilʹin gelmesi hayli gecikti. Sonra gelince, Peygamber (A. S. ) bunun sebebini sordu. O da şu cevabı verdi: «Nasıl geleyim ki, aranızda tırnaklarını kesmeyenler, koltuk ve etek traşı yapmayanlar, bıyıklarını (dudakları görünecek şekilde düzeltmeyenler ve dişlerini misvak (fırça) ile temizlemiyenler var.. »
Bunun üzerine yukarıdaki âyet indi. (İbn Ebî Hâtim - Kurtubî: 11/128)
İLGİLİ HADÎS
«Allah kendi kitabında neyi helâl kılmışsa, o helâldir; neyi de haram kılmışsa, o haramdır. Neden sözetmemiş (peygamberlerinin diliyle açıklamamış)sa, o da âfiyettir. O halde Allahʹın âfiyetini kabul edin. Çünkü Allah hiçbir şeyi unutmaz. » (İbn Ebî Hâtim - Geniş bilgi için bak: Dâremî/mukaddeme: 39, Tirmizî/libas: 4, 6- Ahmed: 3/12- İbn Mâce/et’ime: 60)
KÂİNAT BELLİ BİR PLÂNA GÖRE YÖNETİLMEKTEDİR
«Biz görevli melekler ancak Rabbin buyruğuyla ineriz.. »
Gelişigüzel, başıboş hiçbir şey yaratılmadığı gibi; amaçsız, hikmetsiz de bir varlık yoktur. Her şey değişmeyen bir plânda yerini almış ve kendi türünün özelliğine, bağlı bulunduğu sünnetullaha göre hizmetini sürdürmektedir.
Gökler meleklerle doludur. İki parmaklık boş bir yer yoktur ki, orada Allah’ın buyruğuna hazır, Oʹna ibâdet eden bir melek bulunmasın. Yeryüzüne inmekle görevli olan melekler de ancak İlâhî proğrama göre inmektedirler. Cenâb-ı Hakkʹın ilim ve kudreti her zerreye nüfuz etmiş, bütün kâinatı kapsayıp kuşatmıştır. Varlıkta Oʹnun kurduğu nizamın dışında başka bir şey düşünülemez. Her şey Oʹna aittir. O, hiçbir şeyi unutmaz ve ihmal de etmez.
Her canlı kendi hilkatinin gayesi doğrultusunda hizmetini sürdürmektedir. Bu içgüdü doğuştan onlarda mevcuttur. Her biri için çizilen bir hayat düzeni söz konusudur. İçgüdüleri bütünüyle o düzene bağlı ve bir saat gibi çalışmaktadır.
İlmî araştırmalar bunlardan bir kısmının yarar ve mevcut olma hikmetini tesbit edebilmiştir.
ALLAH GÖKLERİN VE YERİN RABBIDIR
«O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan şeylerin Rabbıdır.. »
Allah her şeyin yaratıp terbiye edeni, eğitip olgunlaştıranı, plânlayıp amacına yönlendirenidir. O bakımdan her şey Rab sıfatının tezgâhında şekillenmekte ve hedefine döndürülmektedir. Çünkü Rab: Her şeyi türünün özelliğine bağlamakta, mayasındaki ana cevherin sınır ve ölçüsünde tutmaktadır.
O halde her şey, Rab sıfatının düzenlediği plâna ister istemez uymakta, bu mânayla O’na ibâdet ve tesbîh etmektedir. İnsan ise var kılınan şeylerin en mükerremi ve ilâhî sanatın en müstesnâ eseridir. Rab sıfatına iki yönden bağlıdır: Biri, isteyerek, diğeri elinde olmayarak. Örneğin, spermanın teşekkülü, ana rahmine intikali, yumurtalıkta belli vasatta oluşması ve tedricen şekillenmesi, elinde olmayarak Rab sıfatının tezgâhında insanlaşma basamaklarında yükselmesidir. Doğup büyüdükten sonra mevcut yeteneklerini kullanarak fıtratındaki boyun eğmeye paralel Rabbʹa ibâdet etmesi ise, irâdesine bırakılmıştır.
Kurʹân, Rabbʹın ibâdete lâyık olduğunu belirtirken insandan irâdî bir inkıyat ve ibâdet istemektedir. Asıl mükâfat gören ibâdet budur. Çünkü kulun irâdesine bırakılmıştır, ıztırarî değildir.
Bu manayla Rahmân ve Rabb’a bir adaş, bir benzer bulmak ve bilmek mümkün değildir. Çünkü bu sıfatlar hem noksanlıktan münezzeh, hem de kemal mertebesindedir. O bakımdan yaratılan değil, yaratıcı; eğitilen değil eğiticidir. Buyruğu geçerli, plânı kusursuz, yönetmesi benzersizdir.
İBADETTE SABIR
Bir çok konularda olduğu gibi, Allahʹa ibâdette de sabra ve dayanma gücünü kullanmaya; irâdeli ve azimli olmaya mutlaka ihtiyaç vardır. Günlük hayatın akışı, ister istemez insanı kendi doğrultusuna çekmektedir. Namaz vakti girince, kendini o akıntıdan kurtarıp ibâdete çevirmek sağlam imâna bağlı olmakla beraber bir sabır konusudur da.. Yılda bir ay oruç tutmaya azmetmek, hayatın günlük akışını bir bakıma tersine çevirip nefsin aşırılıklarını durdurmak da büyük bir sabır istemektedir. Malın kırkta birinin zekâtını çıkarıp vermek de sabırla içiçe bir meseledir. Kısacası her ibâdet sabırla gerçekleşmekte ve yine sabırla kendi hedefine ulaşmaktadır. O bakımdan Cenâb-ı Hak kâinatı sabırla yaratmış ve eşyada tekâmül kanununu hâkim kılmıştır. Bunun sebeplerinden biri, insana sabırlı çalışmayı, olaylar karşısında sabırlı olmayı ve taat-ü ibâdeti sabırla yürütmeyi öğretmektir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, kâinatta yer alan eşyanın çok mükemmel ve kusursuz bir plân ve proğrama göre yaratılıp hizmete sevkedildiği; görevli meleklerin de ancak İlâhî emir çerçevesinde belli bir statüye göre yeryüzüne indikleri belirtildi. Hiçbir şeyin boş ve gayesiz yaratılmadığına işâret edildi.
Aşağıdaki âyetlerle, kâinatta hâkim olan mutlak plân ve onun gereği olan mükemmel düzeni görmeyenlerin öldükten sonra dirilmeye bir türlü inanmamakta ısrar edip durdukları konu ediliyor. Hiç yok iken yaratıldıklarına göre, öldükten sonra yaratılmalarının çok daha mümkün ve kolay olacağı belirtilerek akıllarına ışık tutuluyor. Sonra âhiret âleminde meydana gelecek önemli olaylardan bir kısmına dikkatler çekilerek, daldıkları gafletten uyanmaları isteniliyor.