A'raf Suresi 59-64. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

لَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحًا اِلٰى قَوْمِهِ فَقَالَ يَاقَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُ اِنِّٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ قَالَ الْمَلَاُ مِنْ قَوْمِهِ اِنَّا لَنَرٰيكَ فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ قَالَ يَاقَوْمِ لَيْسَ بِي ضَلَالَةٌ وَلٰكِنِّي رَسُولٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَمِينَ اُبَلِّغُكُمْ رِسَالَاتِ رَبِّي وَاَنْصَحُ لَكُمْ وَاَعْلَمُ مِنَ اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ اَوَعَجِبْتُمْ اَنْ جَاءَكُمْ ذِكْرٌ مِنْ رَبِّكُمْ عَلٰى رَجُلٍ مِنْكُمْ لِيُنْذِرَكُمْ وَلِتَتَّقُوا وَلَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ فَكَذَّبُوهُ فَاَنْجَيْنَاهُ وَالَّذِينَ مَعَهُ فِي الْفُلْكِ وَاَغْرَقْنَا الَّذِينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا عَمِينَ

64.

Andolsun, Nuh'u kendi kavmine peygamber olarak gönderdik de, "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin için O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. Şüphesiz ben sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum" dedi.

Diyanet İşleri

60.

Kavminin ileri gelenleri, "Biz seni açıkça bir sapıklık içinde görüyoruz" dediler.

61.

(Nuh onlara) şöyle dedi: "Ey kavmim! Bende herhangi bir sapıklık yok. Aksine ben, alemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim."

62.

"Ben size Rabbimin vahyettiklerini tebliğ ediyorum ve size nasihat ediyorum. Sizin bilmediğiniz şeyleri de Allah tarafından gelen vahiy ile biliyorum."

63.

Sizi uyarması ve sizin de Allah'a karşı gelmekten sakınıp rahmete ulaşmanız için, içinizden bir adam aracılığı ile Rabbinizden size bir zikir (vahiy ve öğüt) gelmesine şaştınız mı?

64.

Derken kavmi onu yalanladı. Biz de onu ve gemide onunla beraber bulunanları kurtardık. Ayetlerimizi yalanlayanları da suda boğduk. Çünkü onlar (vicdanları hakka kapalı) kör bir kavim idiler.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

59- And olsun ki Nûh’u, kavmine peygamber olarak gönderdik; «ey kavmim, dedi. Allahʹa ibâdet edin. Sizin Oʹndan başka tanrınız yoktur. Doğrusu ben üzerinize büyük bir günün azâbının (inmesinden) endişe du­yuyorum.

60- Kavminden ileri gelenler ona: «Doğrusu biz seni açık bir sapık­lık içinde görüyoruz, » dediler.

61- O, ey kavmim, dedi, bende hiçbir sapıklık yoktur; ama ben âlem­lerin Rabbından (size) gönderilen bir peygamberim.

62- Rabbimin vahyettiği buyrukları size teblîğ ediyor, size öğüt ve­riyorum ve ben sizin bilmediğinizi Allahʹtan (vahiy yoluyla alıp) biliyorum.

63- (Allahʹtan) korkup kötülüklerden sakınmanız ve merhamete eriş­meniz için sizi uyaran sizden bir adam aracılığıyla Rabbınızdan bir haber gelmesine mi hayret edip şaşıyorsunuz?

64- Buna rağmen onu yalanladılar. Biz de onu ve gemide berabe­rinde bulunanları kurtardık ve bizim âyetlerimizi yalanlayanları (tufanda) boğduk. Çünkü onlar kör bir topluluktu.

OLAYLAR ARASINDA BENZERLİK

«Tarih tekerrürden ibarettir» sözünde hakikat payı büyüktür. Kurʹânʹ­da ilgili âyetlerle değişik zamanlarda peygamberlere karşı gelenlerin sah­neye koydukları oyunlar arasında benzerlik bulunduğu açıklanıyor.

Önce insan vicdanına seslenen, sonra duygusunu kamçılayan, sonra da aklına ışık tutan peygamberler, bu üç kademeli eğitim metoduna göre, İlâhî nimetlerin düzenli ve dengeli sergilendiğini, hayatın asıl anlam ve amacının neler olduğunu, âhiret hayatının lüzum ve hikmetini belirterek sorumluluk duygusunu harekete geçirmeyi çok duyarlı şekilde kalblere iş­lemekle görevlidirler. Sonra da Allah’ın varlığına, birliğine, kudretinin sı­nırsızlığına, koyduğu kanunların şaşmazlığına aklî ölçüde belgeler sunar­lar; böylece vicdanla duyguyu ve aklı birleştirip hakikata yöneltirler.

İşte bu yüce amaçlar doğrultusunda yapılan uyarılara kulak ve gö­nüllerini vermeyen topluluk ve milletlerin kendilerini nasıl bir felâkete sü­rükledikleri anlatılıyor ve olaylar arasındaki benzerlik söz konusu ediliyor. Nuh Peygamber’in (A. S. ) karşısına çıkan küfür ve şarlatanlığın bir benze­ri ve hatta daha beteri Hz. Muhammed’in (A. S. ) karşısına çıkmıştır.

KURʹÂNʹDA GEÇMİŞ OLAYLARIN DETAYINA İNİLMEZ

Kurʹân’da, İlâhî metotlardan biri de şudur: Gelmiş geçmiş bütün peygamberler ve hükümdarların hayatı, yaşadıkları tarih ve çağ, uygula­dıkları kanunlar ve yöntemler üzerinde durulmaz. Milletleri yükselten ve­ya düşürüp yok eden ana sebepler üzerinde durulur ve olayların can alıcı noktalarına atıflar yapılarak ibret ve öğüt alınacak safhalarına yer verilir. Çünkü Kur’ân bir tarih kitabı değildir. Daha çok Asya ve Afrika kıtaların­da ismi duyulan ve kalıntıları henüz silinmeyen bazı peygamberlerin ve hükümdarların mücadelesinden, insanların nasıl köleleştirildiğinden ve ve baştaki liderlerin idareleri altındaki kitleyi nasıl uçuruma sürüklediğin­den önemli pasajlar seçilerek verilir ve Hz. Muhammedʹin (A. S. ) dün ve bugün karşısına çıkan küfür, cehalet, inat ve şiddetin daha önceki pey­gamberlerin de karşılarına çıktığı, olaylar arasında büyük bir benzerliğin bulunduğu ve tarihin tekerrürden ibaret olduğu çok açık ve net hatlarıy­la gözlerimizin önüne serilir.

O halde gelip geçen peygamberlerin ve ünlü hükümdarların hayat hi­kâyeleri Kur’ânʹda teferruatıyla aranmamalıdır. Çünkü o bir hikâye kitabı da değildir. Geçmişte cereyan eden önemli olayların ibretli safhalarını ha­tırlatıp onlardan ders ve ibret almamızı emreder. Geçmişi bilip geleceğe hazırlanmamızı isterken, muhtaç olduğumuz bilgiyi vermekle yetinir. Yıkı­lıp yok edilen bazı kavimleri misal verirken yer yer tarihin ayrı bir döne­minin ağıtını söyleyen harabeleri gezip görmemizi telkîne çalışır.

TEVRAT’TA NUH TUFANI BİRAZ DAHA DETAYLI ANLATILIR

Tevrat, geçen asırlarda insan elinin maksatlı ve bilgisizce uzanma­sından dolayı yer yer değişikliğe uğratılmış ve bazı bölümleri anlaşılmaz hale sokulmuştur. O sebeple İlâhî sözlere insan sözü karışarak sadeliği zedelenmiştir. Bununla beraber yer yer İlâhî beyanlar hâlâ boncuklar ara­sında bulunan kıymetli bir taş misali kendini göstermektedir. Nuh tufa­nıyla ilgili Tevratʹın açıklamalarını şöyle özetleyebiliriz:

1- Allah insanları, işledikleri küfür ve tuğyan sebebiyle yarattığına pişman olmuştur.

2- Yeryüzündeki insanların hepsi bozulmuştu. Yeryüzü zorbalarla dolmuştu.

3- Allah insanların ve canlıların hepsini yeryüzüyle birlikte yok et­meyi dilemişti.

4- Nuhʹa gemi yapması emredilmişti. Geminin uzunluğu üçyüz ar­şın, genişliği elli arşın, yüksekliği otuz arşın idi ve üç kattan ibaretti, İçi dışı ziftlenmişti.

5- Nuh ve hanedanı, sonra da her canlı hayvandan birer çift veya yedişer çift gemiye alınmıştı.

6- Yağmurlar boşalmaya başlamış, kısa zamanda sular dağların te­pesine erişmişti. Kırk gün kırk gece yağmur yağmıştı. Sular onbeş arşın daha yükselmişti. Yeryüzünde hareket eden her canlı helâk olmuştu.

7- Yüzelli gün sonra sular çekilmeye başlamış ve gemi ARARAT da­ğı üzerine karar kılmıştı.

8- Nuh, suların çekilip çekilmediğini tesbit etmek için güvercini sa­lıvermiş, ikinci salıvermesinde güvercin, ağzında yeşil zeytin dalı ile gel­mişti.

9- Rab, bir daha böyle helâk edici bir tufan vermeyeceğini söyledi.

10- Yeryüzündeki insan dahil bütün canlılar helâk olduktan sonra insanlar yeniden Nuh’un oğullarından üreyip çoğalmışlardır.

11- O sırada Nuh 600 yaşında bulunuyordu.

Tevrat’ın Tekvîn bölümünden Nuh Peygamber hakkında özetle­diğimiz onbir maddeyi Kur’ân’ın ışığında incelediğimizde, aradaki farkı ve konuyla ilgili gerçeği daha iyi anlamış oluruz:

Önce pişmanlık duygusu insana has bir sıfattır. Allah hakkında kul­lanılması câiz değildir. Çünkü Allah beşerî bütün sıfatlardan münezzehtir.

Sonra, Nuh Peygamber bütün insanlara ve milletlere gönderilen bir resûl değildir. O, sadece yaşadığı muhit ve bağlı bulunduğu bölge sakin­lerine gönderilmiştir. Kurʹân bunu kavim tabiriyle açıklıyor. Nuh Pey­gamberʹe baş kaldırıp küfür ve azgınlığını artıran sadece bu kavim veya millettir. Yeryüzündeki bütün kavim ve milletlere o günkü şartlar karşısın­da bir peygamberin sesini duyurması mümkün değildi. Nitekim Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizden yapılan sahîh tesbite göre şöyle buyurmuştur: «Bana beş şey verildi ki onlar benden önceki peygamberlerden hiçbirine verilme­miştir: 1. Bir aylık mesafede korkum (düşmanlarımın kalbine atılmak)la yar­dım gördüm. 2. Yeryüzü bana mescid ve temiz (ve temizleyici) kılındı; üm­metimden hangi adama (nerede) namaz vakti gelip ulaşırsa (orada) na­maz kılsın. 3. Ganimetler bana helâl kılındı, benden önce hiç kimseye helâl kılınmadı.. 4. Şefaât bana verildi. 5. (Benden önce) peygamber sadece kendi kavmine gönderilmiştir; ben ise bütün insanlara gönderildim. » (Buharî/teyemmüm: 1, salat: 56, cihâd: 122, ta’bîr: 11, 12, i’tisam: l. Müslim/mesacid: 3, 5, 7, 8. Tirmizî/siyer: 5. Nesâî/gusül: 26, cihâd: 1. Daremî/salat: 111. Ahmed: 1/301. 3/222, 264, 268, 314. 3/304. 4/416. 5/162, 248, 256)

O halde tufan Tevrat’ta belirtildiği gibi, yeryüzünü kaplayacak ve bü­tün kavim ve milletleri yok edecek, umumi şekilde değil, Kur’ânʹda işâret edildiği gibi bölgeseldir; sadece Nuh Peygamber’in kavmi tufan felâketine uğramıştır. Bu da önemli bir bölgeyi kapsar genişlikte idi. Çünkü Nuh Pey­gamber 950 yıl yaşamıştır. Onun bu uzun ömrüne bakılınca belli bir böl­geyi Hakkʹa dâvetle görevli olduğu kendiliğinden anlaşılır.

Hem Allah’ın değişmeyen sünnetullah’ından biri de, peygamber gön­dermedikçe azâp etmemesidir. Kurʹânʹda İsra sûresi 15. âyette bu sünnet şöyle açıklanmıştır: «Ve biz peygamber göndermedikçe azâp ediciler de değiliz.. »

Tevrat’ın bu kısmına da insan eli dokunup tahrif edildiği rahatlıkla anlaşılıyor.

Aynı zamanda bir kavmin veya milletin küfür ve azgınlığı sebebiyle yeryüzündeki bütün canlıları yok etmenin makul bir yanı yoktur. Tufan felâketinin meydana geldiği bölgede yaşayan canlıların yok olması kesin­dir. O bakımdan gemiye alınan birer çift hayvan, sular çekildikten sonra salıverilerek üremeleri sağlanmıştır. Tevrat’ın «Allah canlıların hepsini yeryüzüyle birlikte yok etmeyi dilemişti» beyânı da tahrife uğrayan belgeler­den biridir.

HAYVANLARI KORUMA

Ayrıca Nuh tufanıyla ilgili âyetlerin delâletinden şu önemli husus da anlaşılmakta, Cenâb-ı Hakk’ın hayvan türlerinin korunmasını, nesillerinin tükenmemesini her zaman istediğine işârette bulunulmaktadır. Çünkü an­latılan her kıssadan alacağımız birçok öğüt, ibret ve dersler söz konusu­dur.

Tufandan sonra sular çekilmeye başlayınca geminin ARARAT dağın­da karar kıldığına gelince, bu, Kurʹân’da belirtilen Cudi dağının diğer bir adı veya Ağrı dağına o gün için verilen bir isim olabilir.

NUH PEYGAMBER HANGİ ASIRLARDA YAŞAMIŞTIR?

Nuh Peygamberin, Kur’ânʹda isimleri açıklanan peygamberler dizisine bakılınca Adem (A. S. )den sonra dördüncü peygamber olduğu sanılırsa da bu kesin değildir. Çünkü Kurʹânʹda sadece az-çok yeryüzünde kalıntıları bulunan ve daha çok dünya nüfusunun önemli kısmını kendinde barındı­ran Asya kıtasında yaşayıp isimleri duyulan kavimlerden ve onlara gönde­rilen peygamberlerden yer yer bahsedilir ve her millet ve her kavma bir peygamber gönderildiği açıklanarak, yol gösterici gönderilmedik bir böl­ge bulunmadığı hatırlatılır.

Ancak Nuh Peygamberʹin İbrahim Peygamberʹden çok önce gelip geç­tiği bilinmektedir. Hangi asırlarda geldiği kesin tesbit edilememiştir. Tev­rat tufan koptuğunda Nuhʹun 600 yaşında olduğundan söz ederken Kur’­ân’da onun 950 yıl yaşadığı yazılıdır.

Daha önce de belirttiğimiz gibi, Kur’ân’da tarih, hatta çoğu zaman coğrafya üzerinde durulmaz, meydana gelen önemli olayların ibret ve öğüt dolu safhalarına yer verilerek, tarihî araştırma tarihçilere bırakılır.

İLERİ GELENLERİN KÜFÜR VE AZGINLIĞI

«Kavminden ileri gelenler ona: Doğrusu biz seni açık bir sapıklık içinde görüyoruz, dediler. »

Nuh kıssasında İlâhî beyândan anlıyoruz ki, gönderilen her peygam­berin karşısına daha çok refah içinde olan ülkenin ileri gelenleri çıkmıştır. Zira ciddi ve seviyeli dini, ahlâkî eğitim görmeyen servet ve makam sa­hiplerinin yaşayışları, peygamberlerin getirip teblîğe çalıştıkları esas ve prensiplere ters düşmekte ve bu yüzden ilk muhalefet sesi onlardan gel­mektedir.

Diyebiliriz ki, maddeyi ön plâna alanlar hemen her devirde ahlâksızlı­ğı, bozgunculuğu körükleyenlerin öncüleridirler. Kurʹânʹda geçmiş millet­lerin küfür ve tuğyanından söz edilirken özellikle bu şımarıklara dikkatler çekilir ve halk tabakasını saptıranların bunlar olduğu çeşitli ifadelerle be­lirtilir. Böylece her çağda ortaya çıkan önemli meseleleri biraz da bu açı­dan inceleyip değerlendirmemiz istenilir. Gerek Mekkeʹde, gerekse Medi­ne’de Hz. Muhammedʹin (A. S. ) karşısına dikilen ve Hakk’ın amansız düş­manı olma hüviyetine girenlerin biyografisine baktığımızda, çoğunun refah içinde yüzen servet ve makam sahipleri olduğunu görürüz.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, inkâr, azgınlık ve ahlâksızlığı kendine şiar edi­nen Nûh kavminin hazin sonu, kalblere neşter vururcasına işlendi. Kalble­ri körelmiş bir milletin kendi akibetini tayin ettiğine işaretle, yaşamakta olan toplum ve milletlere ibret alınacak tarihî bir tablo gösterildi.

Aşağıdaki âyetlerle, Nuh kavminin uğradığı feci azâptan ibret alma­yan Âd kavminden söz ediliyor. Hûd Peygamberin bütün uyarı ve irşatla­rına kulaklarını tıkayan o milletin de sonunda haritadan silindiği açıklana­rak ibret ve öğüt dolu ikinci bir tablo gafillerin gözleri önüne seriliyor.