MEÂLİ
4- Nice kasabaları bitik hale getirip yok etmişizdir ki, kahredici azâbımız geceleyin veya öğle sıcağında dinlenirlerken onlara gelivermiştir.
5- Kahredici azâbımız gelip çattığında, bağırıp çağırmaları sadece, «doğrusu biz zâlimler idik! » demeleri olmuştur.
6- And olsun ki, kendilerine peygamberler gönderilenlerden soracağız ve şüphesiz gönderilen peygamberlerden de soracağız.
7- Ve and olsun ki, onlara (kesin) bir bilgi ile (olup bitenleri) bir bir anlatacağız ve biz onlardan (hiç bir an) gâib değildik.
8- O gün (amellerin) tartısı haktır. Artık kimlerin tartıları ağır gelirse, işte onlar korktuklarından kurtulup umduklarına kavuşanlardır.
9- Kimlerin de tartıları hafif gelirse, işte onlar âyetlerimizi (hiçe sayıp) haksızlık etmeleri karşılığında kendilerine yazık edip, zarara uğrayanlardır.
İLGİLİ HADÎSLER
«Kıyâmet günü yağlıca şişman bir adam getirilir de Allah katında bir sivrisineğin kanadı karşılığında bile tartıya girmez. » (Buharî-Müslim: Ebû Hüreyre (R. A. )den.)
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz İbn Mes’udʹun (R. A. ) incecik bacaklarını kasdederek şöyle buyurdu: «Siz onun bacaklarının inceliğine, sıskalığına mı hayret ediyorsunuz? Canımı kudret elinde bulundurana yemin ederim ki, onun iki bacağı terazide Uhud dağından daha ağırdır. » (Ahmed b. Hanbel: 1/420-421)
«Kıyâmet günü bir adamın günahları, -her defterin uzunluğu gözün alabildiği büyüklükte olmak üzere- doksan dokuz defter halinde getirilir, terazinin bir kefesine, üzerinde Lâ ilâhe illâllah Muhammedün Resûlüllâh yazılı bulunan etiket kadar bir kâğıt da diğer kefesine konulur, defterler hafif, o etiket ağır gelir. » (Ahmed b. Hanbel - Tirmizî: Değişik ifadelerle.)
SÜNNETULLAH VE KAHREDİCİ AZAP
«Nice kasabaları bitik hale getirip yok etmişizdir ki, kahredici azâbımız geceleyin veya öğle sıcağında dinlenirlerken onlara gelivermiştir. »
Kurʹânʹın bu ve diğer ilgili âyetlerinden, Hakkʹa karşı başkaldırıp inkârda ısrar eden bazı milletlerin, peygamberlerin sesine ve çağrısına kulak tıkadıklarından dolayı gökten, ya da yerden gelen bir felâketle yok edildikleri anlaşılıyor.
Sünnetullah’ın bu yolda cereyan etmesinde bir incelik var: Kâinatta şaşmadan hedefine giden ve amacına yönelik bulunan kanunlar ve bu kanunlara bağlı olaylar vardır. Şiddetli fırtınalar, kasırgalar, büyük seller, depremler ve yanardağların kükreyip lav püskürtmesi bu cümledendir. Bunların her birinin belli sebeplere yani illiyet kanununa dayandığı kesindir. Sebepsiz, illetsiz bir olay meydana gelmez, gelse bile o mucize sayılır.
İşte bu câri kanunlara ve bağlı bulundukları sebeplere biz Sünnetullah = Allah’ın koymuş olduğu şaşmaz kanunlar diyoruz. Kurʹânʹın iki yerinde açık biçimde ve birçok yerlerinde de işâret şeklinde Sünnetullahʹın değişmeyeceği belirtilmiştir. O halde daha önceki milletlerden bir kısmı nasıl olur da küfür ve tuğyanları sebebiyle, gecelediklerinde veya öğle sıcağında dinlenmeye çekildiklerinde yok edici azâba, yani büyük bir felâkete mâruz kalmışlardır? Yoksa Sünnetullah onlar hakkında değişmiş midir?
Önce şunu belirtelim ki, her olay bir sebep ve kanuna bağlanmıştır. Sebepler ve kanunların bir ucu Yüce Kudretin elinde bulunuyor; dilediği zaman sebepleri ve ilgili kanunları harekete geçirip umulmadık anlarda olağan olaylar meydana getirir. Bu durumda da meydana gelen olay bir bakıma sebebe bağlı ve Sünnetullah doğrultusundadır. Ne var ki, mutad seyrinde değildir, o bakımdan istisnâ teşkil eder ve genel kuralı bozmaz.
Allah’ın bu tür kahredici azâbı daha çok gönderilen peygambere karşı gelen ve o yüzden inkâr ve inatlarını artıran bazı kasaba halkına yönelmiştir; genel ölçüde ve sürekli olmamıştır. Yaşamakta olanları ve gelecek kuşakları bir bakıma uyarmaya yönelik bir anlam taşır.
TEBLÎĞ EDİLENDEN DE, TEBLÎĞ EDENDEN DE SORULACAKTIR
«And olsun ki, kendilerine peygamberler gönderilenlerden soracağız ve şüphesiz gönderilen peygamberlerden de soracağız. »
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’den önce kendilerine peygamber gönderilen veya peygamber gönderildiğinden haberdar edilen her kavim ve milletten, Kıyâmet gününde peygamberlerin teblîğ ve çağrısına ne cevap verdiniz? Peygamberlere de ne cevap ile karşılaştınız? Diye sorulacaktır. Hz. Muhammed (A. S. ), bütün kavim ve milletlere peygamber olarak gönderildiği için, Onun teblîğ için ortaya çıkıp bir kitap getirdiğini işiten her kavim ve milletten, her aile ve fertten Onu nasıl karşıladıkları, nasıl cevap verdikleri mutlaka sorulacak ve öylece İlâhî adâlet yerini bulacaktır.
Bundan maksat, belirttiğimiz gibi, adâletin kusursuz tecelli edeceğini, hiç kimseye haksızlık edilmeyeceğini ve her türlü itiraz ve özür beyân etmelerin yersiz ve anlamsız olacağını bildirmektir.
Böylece her kulun, iyi olsun, kötü olsun amel ve işinin yazıldığına, yazanların duygusallıktan, kin ve nefretten, yalan ve iftiradan uzak bulunduklarına; sadece emredileni kusursuz yerine getirdiklerine işâretle, yazılan her şeyin Âhiret’te İlâhî adâlet terazisinde tartılacağı hatırlatılıyor.
İyiliği ağır gelenlerin kurtuluşa erecekleri, hafif gelenlerin ziyanda kalacakları en anlamlı tarzda haber veriliyor.
Tabii ki, bu bir imân ve irfan konusudur. İlâhî beyana inananlar için en şaşmaz kıstas veriliyor. Bu kıstası önünde bulundurup hayatını ona göre düzenleyenler, bu düzenlemeyle kâinattaki düzen ve dengeye uyanlar elbette mutlu ve bahtiyar olacaklardır.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, sayısı belirsiz belge karşısında Hakkʹın varlık ve kudretini anlamayan ve bu hususta yapılan irşât ve uyarılara kulaklarını tıkayan kavim ve milletlerin yok edildiği hatırlatıldı. Onlar gibi kalbsiz, kör ve sağır kalmamaları için yaşamakta olan kuşaklara Allah ile Peygamber, Peygamber ile insanlar arasındaki ilginin ölçü ve anlamı belirtilerek gereken uyarı yapıldı.
Aşağıdaki âyetle dikkatler bu defa insanların yeryüzünün şartlarına ve hayat ortamına uygun sağlamlıkta yaratıldığına ve geçim yollarının çok kademeli ve yaygın hazırlandığına çekiliyor. Hiçbir şeyin boşuna, gereksiz ve hikmetsiz yaratılmadığına işâretle O Yüce Kudret karşısında mahviyetini dile getirip derin bir saygıyla eğilmenin, şükür duygusuyla O’na teslîm olmanın gereğine parmak basılıyor.