MEÂLİ:
6- Peygamber, mü’minlere kendi nefislerinden daha yakın, daha yeğdir. O’nun eşleri de onların analarıdır. Hısımlar ise (mîras hususunda) Allah’ın Kitabında mü’minlerden ve Muhacirlerden birbirine daha yakın ve daha lâyıktırlar. Ancak yakın dostlarınıza uygun şekilde yapacağınız (bir vasiyyet) müstesnâ. Bu, Kitapʹta yazılıdır.
İLGİLİ HADÎSLER
«Hiçbir mü’min yoktur ki, ben ona dünyada da, âhirette de diğer insanlardan daha yakın ve daha yeğ olmayayım. İsterseniz «En-Nebiyyü evlâ bi’l-müʹminîne.. » âyetini okuyun. » (Buharî/istikraz: 11, tefsîr: 33- Ahmed: 2/343, 335)
«Canımı kudret elinde tutan Allahʹa and olsun ki, sizden biriniz, ben kendisine canından, malından, çocuğundan ve bütün insanlardan daha sevgili olmadıkça (gerçekten) imân etmiş sayılmaz. » (Buharî/imân: 8, eymân: 3- Müslim/imân: 69, 70- Nesâî/imân: 19- İbn Mâce/mukaddeme: 9- Ahmed: 3/177, 207, 275, 278- 4/336)
Hz. Ömer (R. A. ) diyor ki:
- Ey Allahʹın Peygamberi! Allahʹa yemin ederim ki sen bana canım dışında her şeyden daha sevgilisin.
Bunun üzerine Peygamber (A. S. ) ona şöyle buyurdu:
- Hayır ya Ömer! senin canından da sana sevgili olmadıkça...
Bu uyarı üzerine Hz. Ömer (R. A. ) şöyle dedi:
- Ey Allahʹın Resûlü! vallahi şu andan itibaren sen bana nefsim dahil, herşeyden daha sevgilisin.
Hz. Peygamber (A. S. ) ona:
- İşte şimdi (oldu) ya Ömer! buyurdu. (Müsned-i Ahmed - Ebû Dâvud: Câbir b. Abdullah (R. A. )den)
«Ben her müʹmine canından daha yakın ve daha yeğim. Herhangi bir adam ölür de borç bırakırsa, o bana rücûʹ eder, (yani onu ben öderim). Kim de geriye mal bırakırsa, o, onun vârislerine aittir. » (Buharî/kefalet: 5, nefekat: 15, ferâiz: 4, 15- Müslim/cumuâ: 43, ferâiz: 14, 16- Ebû Dâvud/büyû’: 9, cenâiz: 67- İbn Mâce/mukaddeme: 11- Ahmed: 2/318, 335, 464- 4/281-5/347)
PEYGAMBER, EN YAKIN DOSTTUR
«Peygamber, müʹminlere kendi nefislerinden daha yakın, daha yeğdir. »
Allah’tan sonra mü’minlerin en yakın dostu ve en sıcak gönüldaşı şüphesiz ki Hz. Muhammed (A. S. )dır. Bunun sebebi açıktır. Şöyle ki:
a) Aziz ömrünün her gününü insanlığın, özellikle de müʹminlerin sağlık, selâmet, huzur, refah ve güveni için harcamıştır.
b) Mü’minlere bir anne şefkatinin çok üstünde ilgi duymuş, onlar üzerine titremiş ve şehit düşenler için göz yaşı dökmüş, el kaldırıp bağışlanma ve ebedî mutluluk dilemiştir.
c) Kendisine sunulan bir avuç hurmayı, bir çanak sütü bile, aç olmasına rağmen yememiş, içmemiş, önce aç olan din kardeşlerini doyurmaya çalışmıştır.
d) Savaşlarda sıkışan ve büyük bir tehlikeyle karşılaşan müʹminler Oʹnun kanadı altına sığınmak suretiyle kendilerini güvende hissedebilmişlerdir.
e) Yaşadığı süre içinde hem insanların doğru yola eriştirilmesi, hem de ümmetinden günahkâr olanların bağışlanması için sık sık duâ etmiş; gecenin bir bölümünde nemli gözleriyle bu dileğini dile getirmiştir.
f) Kıyâmet gününde insanların kabrinden ilk kalkanı O olacak ve ilk öğrenmek istediği de «Ümmetim ne durumdadır? » sorusunun cevabı olacaktın
g) Hesap alanında O şefaatçi olacak.
h) Sırat köprüsünün bir yanında durup ümmeti için «Allahım, selâmet ver» diye duâ edecek..
PEYGAMBER’İN (A. S. ) ZEVCELERİ, MÜʹMİNLERİN ANNELERİDİR
«Oʹnun eşleri de onların (mü’minlerin) analarıdır.. »
Mü’minlerin Allahʹtan sonra en yakın ve sıcak dostu Hz. Muhammed (A. S. ) Efendimiz olduğuna göre, O’nun eşleri de müʹminlerin mânevî anneleri sayılırlar. Bu açıdan hareketle, Peygamber (A. S. ) Efendimizʹden sonra herhangi bir kimsenin Oʹnun eşleriyle evlenmesi haram kılınmış ve bir evlât duygusuyla onlara saygı gösterilmesi emredilmiştir. Bununla beraber hiçbir mü’min erkeğin, Peygamber’in (A. S. ) eşleriyle yalnız başına birarada kalmasına, onlara başka bir gözle bakmasına aslâ cevaz verilmemiştir.
Böylece Resûlüllah’ın (A. S. ) âile yuvasının iffet, saygınlık, vakar, ciddiyet, edep ve terbiyesi her bakımdan korunmuş ve kendisinden sonra da o haneye bir leke ve şâibe dokunmasına imkân verilmemiştir. Zira kıyâmete kadar onlar müʹminler için hemen her konuda en güzel misâldir.
MİRAS, HISIMLARIN HAKKIDIR
«Hısımlar ise, (mîras hususunda) Allahʹın Kitabıʹnda mü’minlerden ve muhacirlerden birbirine daha yakın ve daha lâyıktırlar.. »
İslâmʹdan önce Arap Yarımadası’nda birçok kimseler güvendikleri, sevip saygı duydukları, samimi dostluk kurdukları kişileri kardeş edinirler ve o sebeple taraflardan biri ölünce diğeri ona vâris olur; asıl varisler ve hak sahiplerine birşey verilmezdi.
Müslümanlar Medineʹye hicret ettiklerinde, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz muhacirlerle ansarı birbirlerine kardeş yaparak İslâm birliğini, din kardeşliğini sağlam temellere oturtup iyice pekiştirmişti. Mü’minler bu kardeşliği o kadar ileri götürdüler ki, birbirlerine vâris olmayı kararlaştırdılar ve böylece hısımları miras dışı bıraktılar.
Bunun üzerine yukarıdaki âyet indirilerek cahiliyet devrinden kalan ve hısımların hakkını ve akrabalık bağını zedeleyen, hattâ koparan bu âdeti kaldırdı; din kardeşliği bütün sıcaklığıyla devam ederken mîras hakkının sadece hısımlara verilmesini hükme bağladı.
YAKIN DOSTLARA VASİYETTE BULUNMAK
«Ancak yakın dostlarınıza uygun şekilde yapacağınız (bir vasiyet) müstesnâ.. »
İslâm Dini, taşıdığı yüksek ve ebedi anlamdaki İlâhî hükümlerle, «Vârise vasiyet yoktur» sahîh hadîsle, vârise vasiyeti kaldırdığı gibi, asıl hak sâhibi hısımları bırakıp da mal ve serveti, başkasını mîrasçı kılmak üzere vasiyette bulunmayı da âyet ile yasaklamıştır. Şüphesiz bunda sayısız yararlar vardır. Her şeyden önce insanları birbirine yaklaştıran, ısındıran ve kaynaştıran feyizli bir hikmeti taşımaktadır. Hısımlık bağlarını kuvvetlendirmeyi, yakınların birbirlerine sahip çıkıp sıcak ilgilerini devam ettirmeyi de amaçlamakta ve bu nedenle akraba arasında soğuk bir havanın esmesine imkân vermemektedir.
Ancak murîs, malından bir kısmını, yani en çok servetinin üçte birini ölüm sonrası kendi hayrına ve bazı dostlarına verilmek üzere vasiyette bulunabilir. Bu da sosyal adâlete, dostluğun unutulmaz hatırasına, muhtaçları koruyup yüzlerini güldürmeye yönelik güzel bir davranıştır. Altıncı âyetin son cümlesiyle bu hususa ruhsat verildiği özellikle açıklanmakta ve yanlış bir uygulamaya gidilmesi önlenmektedir. O bakımdan cümleye şu sözler eklenmiştir: «Bu, kitapta yazılıdır. » Yani Allahʹın beyân buyurduğu bu hüküm, hem Levh-i Mahfuzʹda, hem Kurʹânʹda ve bir yoruma göre, hem de Tevratʹta yazılıdır. Artık değiştirilmesi söz konusu değildir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetle, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’in mü’minlere kendi nefislerinden çok daha yakın ve lâyık olduğu belirtildi. Zevcelerinin de mü’min erkeklerin anaları sayıldığına dikkatler çekilerek, Resûlüllahʹın (A. S. ) vefatından sonra hiçbir erkeğin onlarla evlenmesinin câiz olmayacağı bildirildi. Ayrıca mîras konusunda hak sâhibi olan hısımların bu konudaki haklarının korunması açıklanarak yanlış bir uygulamaya gidilmemesi tenbîh edildi.
Aşağıdaki âyetlerle, peygamberden alınan kesin sözden bahsedilmekte ve doğrulardan sadakatlerinin ölçüsünün sorulması konu edilmektedir.