MEÂLİ:
59- And olsun ki Nûh’u, kavmine peygamber olarak gönderdik; «ey kavmim, dedi. Allahʹa ibâdet edin. Sizin Oʹndan başka tanrınız yoktur. Doğrusu ben üzerinize büyük bir günün azâbının (inmesinden) endişe duyuyorum.
60- Kavminden ileri gelenler ona: «Doğrusu biz seni açık bir sapıklık içinde görüyoruz, » dediler.
61- O, ey kavmim, dedi, bende hiçbir sapıklık yoktur; ama ben âlemlerin Rabbından (size) gönderilen bir peygamberim.
62- Rabbimin vahyettiği buyrukları size teblîğ ediyor, size öğüt veriyorum ve ben sizin bilmediğinizi Allahʹtan (vahiy yoluyla alıp) biliyorum.
63- (Allahʹtan) korkup kötülüklerden sakınmanız ve merhamete erişmeniz için sizi uyaran sizden bir adam aracılığıyla Rabbınızdan bir haber gelmesine mi hayret edip şaşıyorsunuz?
64- Buna rağmen onu yalanladılar. Biz de onu ve gemide beraberinde bulunanları kurtardık ve bizim âyetlerimizi yalanlayanları (tufanda) boğduk. Çünkü onlar kör bir topluluktu.
OLAYLAR ARASINDA BENZERLİK
«Tarih tekerrürden ibarettir» sözünde hakikat payı büyüktür. Kurʹânʹda ilgili âyetlerle değişik zamanlarda peygamberlere karşı gelenlerin sahneye koydukları oyunlar arasında benzerlik bulunduğu açıklanıyor.
Önce insan vicdanına seslenen, sonra duygusunu kamçılayan, sonra da aklına ışık tutan peygamberler, bu üç kademeli eğitim metoduna göre, İlâhî nimetlerin düzenli ve dengeli sergilendiğini, hayatın asıl anlam ve amacının neler olduğunu, âhiret hayatının lüzum ve hikmetini belirterek sorumluluk duygusunu harekete geçirmeyi çok duyarlı şekilde kalblere işlemekle görevlidirler. Sonra da Allah’ın varlığına, birliğine, kudretinin sınırsızlığına, koyduğu kanunların şaşmazlığına aklî ölçüde belgeler sunarlar; böylece vicdanla duyguyu ve aklı birleştirip hakikata yöneltirler.
İşte bu yüce amaçlar doğrultusunda yapılan uyarılara kulak ve gönüllerini vermeyen topluluk ve milletlerin kendilerini nasıl bir felâkete sürükledikleri anlatılıyor ve olaylar arasındaki benzerlik söz konusu ediliyor. Nuh Peygamber’in (A. S. ) karşısına çıkan küfür ve şarlatanlığın bir benzeri ve hatta daha beteri Hz. Muhammed’in (A. S. ) karşısına çıkmıştır.
KURʹÂNʹDA GEÇMİŞ OLAYLARIN DETAYINA İNİLMEZ
Kurʹân’da, İlâhî metotlardan biri de şudur: Gelmiş geçmiş bütün peygamberler ve hükümdarların hayatı, yaşadıkları tarih ve çağ, uyguladıkları kanunlar ve yöntemler üzerinde durulmaz. Milletleri yükselten veya düşürüp yok eden ana sebepler üzerinde durulur ve olayların can alıcı noktalarına atıflar yapılarak ibret ve öğüt alınacak safhalarına yer verilir. Çünkü Kur’ân bir tarih kitabı değildir. Daha çok Asya ve Afrika kıtalarında ismi duyulan ve kalıntıları henüz silinmeyen bazı peygamberlerin ve hükümdarların mücadelesinden, insanların nasıl köleleştirildiğinden ve ve baştaki liderlerin idareleri altındaki kitleyi nasıl uçuruma sürüklediğinden önemli pasajlar seçilerek verilir ve Hz. Muhammedʹin (A. S. ) dün ve bugün karşısına çıkan küfür, cehalet, inat ve şiddetin daha önceki peygamberlerin de karşılarına çıktığı, olaylar arasında büyük bir benzerliğin bulunduğu ve tarihin tekerrürden ibaret olduğu çok açık ve net hatlarıyla gözlerimizin önüne serilir.
O halde gelip geçen peygamberlerin ve ünlü hükümdarların hayat hikâyeleri Kur’ânʹda teferruatıyla aranmamalıdır. Çünkü o bir hikâye kitabı da değildir. Geçmişte cereyan eden önemli olayların ibretli safhalarını hatırlatıp onlardan ders ve ibret almamızı emreder. Geçmişi bilip geleceğe hazırlanmamızı isterken, muhtaç olduğumuz bilgiyi vermekle yetinir. Yıkılıp yok edilen bazı kavimleri misal verirken yer yer tarihin ayrı bir döneminin ağıtını söyleyen harabeleri gezip görmemizi telkîne çalışır.
TEVRAT’TA NUH TUFANI BİRAZ DAHA DETAYLI ANLATILIR
Tevrat, geçen asırlarda insan elinin maksatlı ve bilgisizce uzanmasından dolayı yer yer değişikliğe uğratılmış ve bazı bölümleri anlaşılmaz hale sokulmuştur. O sebeple İlâhî sözlere insan sözü karışarak sadeliği zedelenmiştir. Bununla beraber yer yer İlâhî beyanlar hâlâ boncuklar arasında bulunan kıymetli bir taş misali kendini göstermektedir. Nuh tufanıyla ilgili Tevratʹın açıklamalarını şöyle özetleyebiliriz:
1- Allah insanları, işledikleri küfür ve tuğyan sebebiyle yarattığına pişman olmuştur.
2- Yeryüzündeki insanların hepsi bozulmuştu. Yeryüzü zorbalarla dolmuştu.
3- Allah insanların ve canlıların hepsini yeryüzüyle birlikte yok etmeyi dilemişti.
4- Nuhʹa gemi yapması emredilmişti. Geminin uzunluğu üçyüz arşın, genişliği elli arşın, yüksekliği otuz arşın idi ve üç kattan ibaretti, İçi dışı ziftlenmişti.
5- Nuh ve hanedanı, sonra da her canlı hayvandan birer çift veya yedişer çift gemiye alınmıştı.
6- Yağmurlar boşalmaya başlamış, kısa zamanda sular dağların tepesine erişmişti. Kırk gün kırk gece yağmur yağmıştı. Sular onbeş arşın daha yükselmişti. Yeryüzünde hareket eden her canlı helâk olmuştu.
7- Yüzelli gün sonra sular çekilmeye başlamış ve gemi ARARAT dağı üzerine karar kılmıştı.
8- Nuh, suların çekilip çekilmediğini tesbit etmek için güvercini salıvermiş, ikinci salıvermesinde güvercin, ağzında yeşil zeytin dalı ile gelmişti.
9- Rab, bir daha böyle helâk edici bir tufan vermeyeceğini söyledi.
10- Yeryüzündeki insan dahil bütün canlılar helâk olduktan sonra insanlar yeniden Nuh’un oğullarından üreyip çoğalmışlardır.
11- O sırada Nuh 600 yaşında bulunuyordu.
Tevrat’ın Tekvîn bölümünden Nuh Peygamber hakkında özetlediğimiz onbir maddeyi Kur’ân’ın ışığında incelediğimizde, aradaki farkı ve konuyla ilgili gerçeği daha iyi anlamış oluruz:
Önce pişmanlık duygusu insana has bir sıfattır. Allah hakkında kullanılması câiz değildir. Çünkü Allah beşerî bütün sıfatlardan münezzehtir.
Sonra, Nuh Peygamber bütün insanlara ve milletlere gönderilen bir resûl değildir. O, sadece yaşadığı muhit ve bağlı bulunduğu bölge sakinlerine gönderilmiştir. Kurʹân bunu kavim tabiriyle açıklıyor. Nuh Peygamberʹe baş kaldırıp küfür ve azgınlığını artıran sadece bu kavim veya millettir. Yeryüzündeki bütün kavim ve milletlere o günkü şartlar karşısında bir peygamberin sesini duyurması mümkün değildi. Nitekim Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizden yapılan sahîh tesbite göre şöyle buyurmuştur: «Bana beş şey verildi ki onlar benden önceki peygamberlerden hiçbirine verilmemiştir: 1. Bir aylık mesafede korkum (düşmanlarımın kalbine atılmak)la yardım gördüm. 2. Yeryüzü bana mescid ve temiz (ve temizleyici) kılındı; ümmetimden hangi adama (nerede) namaz vakti gelip ulaşırsa (orada) namaz kılsın. 3. Ganimetler bana helâl kılındı, benden önce hiç kimseye helâl kılınmadı.. 4. Şefaât bana verildi. 5. (Benden önce) peygamber sadece kendi kavmine gönderilmiştir; ben ise bütün insanlara gönderildim. » (Buharî/teyemmüm: 1, salat: 56, cihâd: 122, ta’bîr: 11, 12, i’tisam: l. Müslim/mesacid: 3, 5, 7, 8. Tirmizî/siyer: 5. Nesâî/gusül: 26, cihâd: 1. Daremî/salat: 111. Ahmed: 1/301. 3/222, 264, 268, 314. 3/304. 4/416. 5/162, 248, 256)
O halde tufan Tevrat’ta belirtildiği gibi, yeryüzünü kaplayacak ve bütün kavim ve milletleri yok edecek, umumi şekilde değil, Kur’ânʹda işâret edildiği gibi bölgeseldir; sadece Nuh Peygamber’in kavmi tufan felâketine uğramıştır. Bu da önemli bir bölgeyi kapsar genişlikte idi. Çünkü Nuh Peygamber 950 yıl yaşamıştır. Onun bu uzun ömrüne bakılınca belli bir bölgeyi Hakkʹa dâvetle görevli olduğu kendiliğinden anlaşılır.
Hem Allah’ın değişmeyen sünnetullah’ından biri de, peygamber göndermedikçe azâp etmemesidir. Kurʹânʹda İsra sûresi 15. âyette bu sünnet şöyle açıklanmıştır: «Ve biz peygamber göndermedikçe azâp ediciler de değiliz.. »
Tevrat’ın bu kısmına da insan eli dokunup tahrif edildiği rahatlıkla anlaşılıyor.
Aynı zamanda bir kavmin veya milletin küfür ve azgınlığı sebebiyle yeryüzündeki bütün canlıları yok etmenin makul bir yanı yoktur. Tufan felâketinin meydana geldiği bölgede yaşayan canlıların yok olması kesindir. O bakımdan gemiye alınan birer çift hayvan, sular çekildikten sonra salıverilerek üremeleri sağlanmıştır. Tevrat’ın «Allah canlıların hepsini yeryüzüyle birlikte yok etmeyi dilemişti» beyânı da tahrife uğrayan belgelerden biridir.
HAYVANLARI KORUMA
Ayrıca Nuh tufanıyla ilgili âyetlerin delâletinden şu önemli husus da anlaşılmakta, Cenâb-ı Hakk’ın hayvan türlerinin korunmasını, nesillerinin tükenmemesini her zaman istediğine işârette bulunulmaktadır. Çünkü anlatılan her kıssadan alacağımız birçok öğüt, ibret ve dersler söz konusudur.
Tufandan sonra sular çekilmeye başlayınca geminin ARARAT dağında karar kıldığına gelince, bu, Kurʹân’da belirtilen Cudi dağının diğer bir adı veya Ağrı dağına o gün için verilen bir isim olabilir.
NUH PEYGAMBER HANGİ ASIRLARDA YAŞAMIŞTIR?
Nuh Peygamberin, Kur’ânʹda isimleri açıklanan peygamberler dizisine bakılınca Adem (A. S. )den sonra dördüncü peygamber olduğu sanılırsa da bu kesin değildir. Çünkü Kurʹânʹda sadece az-çok yeryüzünde kalıntıları bulunan ve daha çok dünya nüfusunun önemli kısmını kendinde barındıran Asya kıtasında yaşayıp isimleri duyulan kavimlerden ve onlara gönderilen peygamberlerden yer yer bahsedilir ve her millet ve her kavma bir peygamber gönderildiği açıklanarak, yol gösterici gönderilmedik bir bölge bulunmadığı hatırlatılır.
Ancak Nuh Peygamberʹin İbrahim Peygamberʹden çok önce gelip geçtiği bilinmektedir. Hangi asırlarda geldiği kesin tesbit edilememiştir. Tevrat tufan koptuğunda Nuhʹun 600 yaşında olduğundan söz ederken Kur’ân’da onun 950 yıl yaşadığı yazılıdır.
Daha önce de belirttiğimiz gibi, Kur’ân’da tarih, hatta çoğu zaman coğrafya üzerinde durulmaz, meydana gelen önemli olayların ibret ve öğüt dolu safhalarına yer verilerek, tarihî araştırma tarihçilere bırakılır.
İLERİ GELENLERİN KÜFÜR VE AZGINLIĞI
«Kavminden ileri gelenler ona: Doğrusu biz seni açık bir sapıklık içinde görüyoruz, dediler. »
Nuh kıssasında İlâhî beyândan anlıyoruz ki, gönderilen her peygamberin karşısına daha çok refah içinde olan ülkenin ileri gelenleri çıkmıştır. Zira ciddi ve seviyeli dini, ahlâkî eğitim görmeyen servet ve makam sahiplerinin yaşayışları, peygamberlerin getirip teblîğe çalıştıkları esas ve prensiplere ters düşmekte ve bu yüzden ilk muhalefet sesi onlardan gelmektedir.
Diyebiliriz ki, maddeyi ön plâna alanlar hemen her devirde ahlâksızlığı, bozgunculuğu körükleyenlerin öncüleridirler. Kurʹânʹda geçmiş milletlerin küfür ve tuğyanından söz edilirken özellikle bu şımarıklara dikkatler çekilir ve halk tabakasını saptıranların bunlar olduğu çeşitli ifadelerle belirtilir. Böylece her çağda ortaya çıkan önemli meseleleri biraz da bu açıdan inceleyip değerlendirmemiz istenilir. Gerek Mekkeʹde, gerekse Medine’de Hz. Muhammedʹin (A. S. ) karşısına dikilen ve Hakk’ın amansız düşmanı olma hüviyetine girenlerin biyografisine baktığımızda, çoğunun refah içinde yüzen servet ve makam sahipleri olduğunu görürüz.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, inkâr, azgınlık ve ahlâksızlığı kendine şiar edinen Nûh kavminin hazin sonu, kalblere neşter vururcasına işlendi. Kalbleri körelmiş bir milletin kendi akibetini tayin ettiğine işaretle, yaşamakta olan toplum ve milletlere ibret alınacak tarihî bir tablo gösterildi.
Aşağıdaki âyetlerle, Nuh kavminin uğradığı feci azâptan ibret almayan Âd kavminden söz ediliyor. Hûd Peygamberin bütün uyarı ve irşatlarına kulaklarını tıkayan o milletin de sonunda haritadan silindiği açıklanarak ibret ve öğüt dolu ikinci bir tablo gafillerin gözleri önüne seriliyor.