Enfal Suresi 55-59. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

اِنَّ شَرَّ الدَّوَابِّ عِنْدَ اللّٰهِ الَّذِينَ كَفَرُوا فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ اَلَّذِينَ عَاهَدْتَ مِنْهُمْ ثُمَّ يَنْقُضُونَ عَهْدَهُمْ فِي كُلِّ مَرَّةٍ وَهُمْ لَا يَتَّقُونَ فَاِمَّا تَثْقَفَنَّهُمْ فِي الْحَرْبِ فَشَرِّدْ بِهِمْ مَنْ خَلْفَهُمْ لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ وَاِمَّا تَخَافَنَّ مِنْ قَوْمٍ خِيَانَةً فَانْبِذْ اِلَيْهِمْ عَلٰى سَوَاءٍ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْخَائِنِينَ وَلَا يَحْسَبَنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا سَبَقُوا اِنَّهُمْ لَا يُعْجِزُونَ

57.

Şüphesiz Allah katında, yeryüzünde yürüyen canlıların en kötüsü, inkar edenlerdir. Artık onlar iman etmezler.

Diyanet İşleri

56.

Onlar, kendileriyle antlaşma yaptığın, sonra da her defasında antlaşmalarını hiç çekinmeden bozan kimselerdir.

57.

Eğer onları savaşta yakalarsan, bunlar(a vereceğin ceza) ile arkalarındakileri de dağıt ki ibret alsınlar.

58.

(Antlaşma yaptığın) bir kavmin hainlik etmesinden korkarsan, sen de antlaşmayı bozduğunu aynı şekilde onlara bildir. Çünkü Allah, hainleri sevmez.

59.

İnkar edenler, asla yakayı kurtardıklarını zannetmesinler. Çünkü onlar (sizi) aciz bırakamazlar.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

55- Allah katında (yeryüzünde) yürüyenlerin en kötüsü, o inkâr eden­lerdir. Onlar inanmazlar.

56- Öyle ki, onlar kendileriyle yaptığın andlaşmayı her defasında hiç çekinmeden (ve sonucunu hesaba katmadan) bozarlar.

57- Savaşta onları (ne zaman yakalarsan, ) öylesine darmadağın et ki arkalarındakiler öğüt ve ibret alsınlar.

58- Eğer bir milletin hıyânetinden endişe edersen, eşit ölçülere gö­re sen de andlaşmayı bozup (yüzlerine) at! Çünkü Allah, elbette hâinleri sevmez.

59- O inkâr edenler, öne geçtiklerini (ve geçeceklerini) hiç de san­masınlar. Çünkü onlar (bizi ve sizi) âciz bırakamazlar.

İNİŞ SEBEBİ

Medine Yahudileri’nden Kurayze oğulları, Müslümanlarla savaşmıyacaklarına ve onlara karşı bir saldırı vukuʹ bulduğu takdirde saldırganlara, savaş kapısını açanlara yardım etmiyeceklerine dair Hz. Muhammedʹle (A. S. ) bir andlaşma yapmışlardı. Çok geçmeden İslâmʹa karşı durmadan hazırlanan Mekke müşriklerine silâh yardımında bulunarak andlaşmayı bozmuş, sonra da unutup hatâ ettiklerini söyleyerek andlaşmayı yenile­mişlerdi. Ne yazık ki, aradan bir süre geçince Hendek savaşı patlak ver­di ve Medine kuşatıldı. Müslümanların en zayıf anını fırsat bilen Yahudî­ler derhal harekete geçtiler ve Mekkeli müşriklerden yana olduklarını bil­dirmek, gerekirse her türlü yardımı yapacaklarına dair bir taahhütte bulun­mak üzere Kâb b. Eşrefʹi Mekkeʹye gönderdiler. Böylece ikinci defa yapı­lan andlaşmayı da bozmuş oldular. O sebeple yukarıdaki âyetler indi. (Lübabüʹt-te’vîl: 2/189)

İLGİLİ HADÎSLER

«Kiminle bir kavim arasında bir andlaşma bulunuyorsa, ne o andlaş­ma üzerine bir düğüm daha bağlayıp sıksın, ne de onu çözsün; süresi do­luncaya kadar beklesin, veya karşı tarafın (hıyânette bulunarak) yaptığına eşit şekilde (o andlaşmayı) bozup atsın. » (Ebû Dâvud/cihad: 152- Tirmizî/siyer: 27- Ahmed: 4/111, 113, 376)

ALLAHʹI İNKÂR, SEVİYESİZLİĞİN EN KÖTÜSÜDÜR

«Allah katında (yeryüzünde) yürüyenlerin en kötüsü, o inkâr edenlerdir. Onlar inanmazlar. »

İnsan, ruhu ve cevheri itibariyle çok şerefli bir varlıktır. Kâinatta gö­rebildiğimiz hemen her şey onun için yaratılmıştır. O da, Allah’ı bilip tanı­mak, Oʹna kulluk etmek üzere yaratılıp dünya denilen uğrağa getirilmiştir. Ruhî yönüyle yüce âlemden, bedenî yönüyle aşağı âlemdendir. Böylece in­san her iki âlemle yakından ilgilidir. Artık hangi yapısına ağırlık verirse, daha çok o âleme yaklaşıp bağlanmış olur.

Aşağı âlemin geçici nimetlerinin sarhoşluğu içinde yüce âlemi unu­tur da Allahʹı inkâr edip âyetlerini yalan sayacak olursa, artık öylesinin yüce âlemle olan ilgisi kopar ve bu yüzden ruhunu madde cenderesine sokup silik hale getirir. Bu durumda sadece aşağı âleme bağlı ve onunla ilgili sıfatları taşıyarak diğer canlılar seviyesine ve bazan da daha aşağı bir derekeye düşer. O bakımdan Allah yanında öylesi, insan sûretinde et, kan, kemik ve sinirlerden oluşan bayağı bir mahlûktur; hattâ yürüyen can­lıların en kötüsü ve en değersizidir. Zira hiçbir hayvan, Allah’ı inkâr edip haktan korkmayan, sorumluluk duygusu taşımayan bir insan kadar zarar­lı sayılmaz.

Kur’ân-ı Kerîm, bu gerçeği en düşündürücü şekilde hatırlatarak in­sanı yüce âlemle olan irtibatındaki hikmete dönmeye çağırmakta; yaratı­lışındaki şerefli dereceye adım atmasını ilhamda bulunup, lâyık olduğu yerini korumasını telkîn ve tavsiye etmektedir. Bunun aksine bir yol tutup yaptığı andlaşmaları bozan, tam bir ihânet ve düşmanlık duygusuyla boz­gunculuğun her çeşidini düşünen, fırsat bulduğu ân, İslâm, ahlâk ve fazî­let aleyhine öldürücü zehirini akıtan inkârcıları, yeryüzünde yürüyen en kötü canlılar olarak vasıflandırmaktadır.

ANDLAŞMAYI BOZDUĞUNU DUYURMAK

«Eğer bir milletin hıyânetinden endişe edersen, eşit ölçülere göre sen de andlaşmayı bozup (yüz­lerine) at. Çünkü Allah, elbette hâinleri sevmez. »

Düşmanın ihâneti, ahde vefasızlığı, hıyânet ve dönekliği devam edin­ce, Müslümanlar da onlarla yaptığı andlaşmayı âdil ölçülere göre bozdu­ğunu resmen karşı tarafa bildirir. Zira İslâm’da, en azgın düşmana karşı bile olsa, hıyânet, ahde vefasızlık kesinlikle haramdır. İslâm yapılan andlaşmaya, karşı taraf bağlı ve sadık kaldığı sürece bağlı ve sadık kalır; karşı taraf ihânete ve birtakım entrikalara baş vurursa, o takdirde Müs­lümanlar onlar gibi çirkin bir yola başvurmaz, sadece mevcut andlaşmayı bozduğunu ilân eder. Nitekim âyette «sen de andlaşmayı bozup yüzlerine at» meâlindeki sözün mânası budur.

Düşmanın bu gibi döneklik ve ihânetinin cezasını savaşta, diğer mil­letlere ve geridekilerine öğüt ve ibret olacak şekilde vermek vaciptir. Çün­kü iyi bir ders, hafızalardan silinmeyecek tesirli bir ibret, ileride fazla kan akıtılmasını önler, caydırıcı bir müeyyide olarak her zaman hesaba katılır.

İşte İslâm’ın düşman ile olan tutum ve niyeti bu esaslar içinde sey­reder. Keyfi hiçbir işleme, hıyânet ve zulme kapı açmaz, açılmasına fırsat vermek istemez. İhânette bulunup öne geçtiklerini ve o yüzden Müslü­manları acze düşürüp perişan ettiklerini sananlar hep aldanırlar. Zira Al­lah hâinlerden yana değildir. O hep âdildir, adâleti, ahde vefayı sever ve emreder. (Bu konuyla ilgili fazla bilgi için bak: Kur’ân Ahkâmı ve Mezhep İmam­larının Görüş Farkları adlı iki ciltlik kitabımıza.)

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, yapılan andlaşmalara bağlı kalmayıp hıyânet içinde bulunan düşmana karşı ne yapılması gerektiği belirtildi. İhânet için­de bulunan düşmanların başarıya erişmiyeceği bildirilerek her zaman ol­duğu gibi, böyle dönemlerde de, mü’minlerin adâletten, doğruluktan ay­rılmamaları tavsiye edilerek Müslümana herkesin inanıp güvenmesinin ge­rektiğine işâret edildi.

Aşağıdaki âyetlerle, sadece savaş günlerinde değil, barış günlerinde de savaşa iyice hazırlanmanın önemi üzerinde duruluyor ve bu uğurda yapılan her harcamanın Allah yanında kat kat mükâfat göreceği bildirili­yor; sonra da düşman tarafı barışa yanaştığı taktirde, ciddi oldukları an­laşılınca Müslümanların da barışı kabul etmesi ve her hâl-ü kârda Allahʹa güvenip dayanmaları emrediliyor. Karşı taraf barış teklifiyle hile yapmak isterse, Allahʹın yardımının hâinlere, hilecilere değil, dosdoğru inanıp Al­lahʹa güvenerek dayananlara yöneleceği de ayrıca açıklanarak müʹminlere mânevî destek sağlanıyor.