MEÂLİ:
52- İsâ onların (Yahudî haham ve devlet adamlarının) inkâr ve inatlarını hissedince, «Allah yolunda yardımcılarım kim? » dedi. Havâriler: «Allah yolunda yardımcılar biziz. Allahʹa imân ettik; şâhid ol ki, biz herhalde müslümanlar (Hakkʹa dosdoğru teslîmiyet gösterenler)iz» dediler.
53- Ey Rabbimiz! Senin indirdiğine inandık. (Gönderdiğin) Peygambere uyduk. Artık bizi (Senin varlığına birliğine, İsâʹnın Peygamberliğine) şâhid olanlarla beraber yaz.
54- (Onlardan bir kısım haham ve devlet adamları) hileye başvurdular, (İsâʹyı öldürmeyi plânladılar). Allah da onların hilesini boşa çıkardı. Allah hileleri boşa çıkaranların en hayırlısıdır.
HAKKʹIN SESİNİN DUYULMASI
Hakk’ın sesinin iyice duyulabilmesi, gönüllerde yer etmesi, dimağlara işlemesi hiç bir devirde kolay olmamıştır. Büyük dâvalar, köklü inkılaplar ancak büyük himmetler, üstün fedakârlıklar ve çok ciddi mücadeleler ister. Aksi halde büyüklüğünün tüm özelliklerini kaybeder.
Tezin güç bulması, ya da çevrede duyulup ilgi çekmesi; antitezin amansız biçimde karşı çıkması, güçlü hamleleriyle saldırması sonucu, gerçekleşebilir. Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz aynı doğrultuda bundan çok daha çetin mücadeleler vermedi mi? Karşısına dikilen küfür, tuğyan ve inat her geçen gün hızını artırmıyor muydu? İsâ Peygamber daha farklı bir takım yetenek ve özelliklerle, o devrin baş döndürücü sayılan mu’cizeleriyle ortaya çıktığında, karşısına çıkan küfür, inkâr ve inâdın o nisbette büyük olduğu görülmektedir.
Gerçi İsâ Peygamber, İsrâiloğulları arasından ayrılmadan önce bütün gayret, himmet ve sistemli mücadelesine rağmen ancak 10-12 kadar kassar ya da balıkçıyı kendine yardımcı olarak bulabilmişti. Ama uğradığı haksızlık, öldürülme teşebbüsleri, annesiyle birlikte azgın Yahudilerden kaçıp yer değiştirmesi, davasının büyüklüğü oranında onun ününü yavaş yavaş yaygınlaştırmış; antitezin şiddeti bir bakıma rahmete kapı açmıştır.
Bu gerçek şunu bize hatırlatır: Her şeyini davası uğrunda harcamaktan çekinmiyen, fedâkârlık ve feragatin doruğuna yükselen dava adamları her zaman mâşerî vicdanda lâyık olduğu yeri -geç de olsa- almıştır.
İsâ Peygamber hiçbir mücadele vermeden, hiçbir haksızlığa uğramadan, saldırıya mâruz kalmadan gelip geçseydi, çoktan unutulur, yaymak istediği din ve şeriat ülkelerde duyulmazdı.
İşte büyük dâvaların, köklü inkılapların kamu vicdanında yer edebilmesinin değişmiyen metotlarından biri, belki başta geleni budur. Kur’ân’da İsâ olayı anlatılırken özellikle İlâhî sünnetin uygulama ölçü ve anlamına yer verilmiş ve Müslümanlar uyarılmaya çalışılmıştır. Kur’ân’ın sergilediği bu sünnet ve metot şu âyetle daha açık anlatılmıştır:
«İnsanlar, «inandık» demeleriyle kendi hallerine terkedileceklerini, çetin sınavlardan geçirilmiyeceklerini mi sanırlar? » (Ankebut sûresi âyet: 2)
İÇİ DOLU TANEYİ, İÇİ BOŞ TANEDEN AYIRMAK
İsâ Peygamber çetin mücadelelerden sonra öldürüleceğini anladı. İsrâîloğulları arasından ayrılmadan önce içi dolu taneyi, içi boş taneden ayırmak istedi. Çünkü ayrıldıktan sonra mü’minle kâfir; Hakkʹa teslim olanla olmayan birbirine karışır, ikiyüzlüler birtakım entrikalar çevirebilirdi. Bunun için kendisinden sonra halkın kime inanacaklarını, kimlere güvenebileceklerini tesbit edip belirledi. Böylece son görevini yerine getirme büyüklüğünü bir kez daha kanıtladı. İncil’i İsâ’dan sonra ortalık yatışıncaya kadar bekleyip yazanlar da Havârîler olmuştur. Bernaba ve Yuhanna’nın onlardan olduğu sanılmaktadır.
Görülüyor ki, 10-12 kadar Havârîʹnin inanması, hak bir dinin unutulmasını önlemiştir. Özellikle İsâ’dan 40-50 yıl sonra İncilʹin tesbit edilip yazılması, bu kutsal kitabın da asırlarca yaşamasını sağlamıştır. Çünkü gönülden aşk ve heyecanla inanan bir müminin etkisi her zaman büyük olmuştur. Sağlam imân, ciddi mücadeleye iter, ciddi mücadele dâvanın yaygınlaşmasına vasat hazırlar.
İşte Kur’ân bunu İlâhî sünnetin en ince ölçüleriyle gönüllere işlemektedir. İsâ olayında Havârîlerden söz edilmesinin nedeni, daha çok bu hususu kalblere yerleştirmektir. İmândan sonra peygambere uymak, dâvaya ciddiyetle sarılmayı göstermektedir.
Yorumlar - Rivâyetler:
İhsas:
a) Bilmek ve anlamak,
b) Gözle görürcesine kuvvetle idrâk etmek,
c) İçine doğmak.
H a v â r î:
a) Beyaz elbiseli,
12 Balıkçı beyaz elbise giyindiği için onlara bu ad verilmiştir.
b) Kassar olup bezleri ağartan, boya işleri yapan,
İsâ Peygambere uyup yardım edenlerin elbise boyacıları olduğu da söylenir.
c) Davaya inanıp yardım eden, manalarına gelir.
İNCİLʹDE BU OLAYA VERİLEN YER
İncilʹde Yahudî haham ve devlet adamlarının İsâ’yı öldürmek için çevirdikleri entrikalara geniş yer verilmiştir. 12 balıkçıdan biri olan Yahuda’nın İsâ Peygambere ihânet ettiği, onu ele vermekte öncülük yaptığı üzerinde durulmakta ve olayla ilgili diğer safhalara -çarmıha gerilinceye kadar- kademeli biçimde dokunulmaktadır. (Matta İncilʹi: 25/47-62. Kur’ân’da İsa Peygamberin çarmıha gerilmediği ve öldürülmediği çok açık ve net bir anlatımla açıklanır.)
Kur’ân-ı Kerîm, Peygamber (A. S. ) Efendimizin teselli bulacağı ve müminlerin ders ve ibret alacağı önemli noktaları açıklamakla yetinmiştir. Çünkü Kur’ân’da uygulanan metoda göre, zaman, tarih ve bazı şahısların ismi önemli değil, meydana gelen olayın ibret alınacak noktaları önemlidir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, mutluluk caddesinde Hakk’a dâvetin ruha gıda verici sesine dayanamıyan Yahudilerin İsâ Peygamberi öldürmek için bazı entrikalara başvurmaları sözkonusu edildi.
Aşağıdaki âyetlerle, Allahʹın onların hilesini boşa çıkartarak İsâʹyı kendi katına yükselttiği ve böylece onu inkârcıların kötülüklerinden uzak tuttuğu açıklanıyor.