Vakıa Suresi 27-56. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَاَصْحَابُ الْيَمِينِ مَا اَصْحَابُ الْيَمِينِ فِي سِدْرٍ مَخْضُودٍ وَطَلْحٍ مَنْضُودٍ وَظِلٍّ مَمْدُودٍ وَمَاءٍ مَسْكُوبٍ وَفَاكِهَةٍ كَثِيرَةٍ لَا مَقْطُوعَةٍ وَلَا مَمْنُوعَةٍ وَفُرُشٍ مَرْفُوعَةٍ اِنَّٓا اَنْشَأْنَاهُنَّ اِنْشَٓاءً فَجَعَلْنَاهُنَّ اَبْكَارًا عُرُبًا اَتْرَابًا لِاَصْحَابِ الْيَمِينِ ثُلَّةٌ مِنَ الْاَوَّلِينَ وَثُلَّةٌ مِنَ الْاٰخِرِينَ وَاَصْحَابُ الشِّمَالِ مَا اَصْحَابُ الشِّمَالِ فِي سَمُومٍ وَحَمِيمٍ وَظِلٍّ مِنْ يَحْمُومٍ لَا بَارِدٍ وَلَا كَرِيمٍ اِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذٰلِكَ مُتْرَفِينَ وَكَانُوا يُصِرُّونَ عَلَى الْحِنْثِ الْعَظِيمِ وَكَانُوا يَقُولُونَ اَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا ءَاِنَّا لَمَبْعُوثُونَ اَوَاٰبَٓاؤُ۬نَا الْاَوَّلُونَ قُلْ اِنَّ الْاَوَّلِينَ وَالْاٰخِرِينَ لَمَجْمُوعُونَ اِلٰى مِيقَاتِ يَوْمٍ مَعْلُومٍ ثُمَّ اِنَّكُمْ اَيُّهَا الضَّالُّونَ الْمُكَذِّبُونَ لَاٰكِلُونَ مِنْ شَجَرٍ مِنْ زَقُّومٍ فَمَالِؤُ۫نَ مِنْهَا الْبُطُونَ فَشَارِبُونَ عَلَيْهِ مِنَ الْحَمِيمِ فَشَارِبُونَ شُرْبَ الْهِيمِ هٰذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ الدِّينِ

51.

Ahiret mutluluğuna erenler, ne mutlu kimselerdir!

Diyanet İşleri

28-34.

(28-34) (Onlar), dikensiz sidir ağaçları ve meyveleri küme küme dizili muz ağaçları altında, yayılmış sürekli bir gölgede, çağlayan bir su başında, tükenmeyen ve yasaklanmayan çok çeşitli meyveler içinde ve yüksek döşekler üzerindedirler.

35.

Biz onları (hurileri) yepyeni bir yaratılışta yarattık.

36-38.

(36-38) Onları ahiret mutluluğuna erenler için, hep bir yaşta eşlerini çok seven gösterişli bakireler yaptık.

39-40.

(39-40) Bunların birçoğu öncekilerden, birçoğu da sonrakilerdendir.

41.

Kötülüğe batanlar ise ne mutsuz kimselerdir!

42-44.

(42-44) Onlar, iliklere işleyen bir ateş ve bir kaynar su içindedirler. Ne serin ve ne de yararlı olan zifiri bir gölge içinde!.

45.

Çünkü onlar, bundan önce (dünyada varlık içinde) sefahata dalmış ve azgın kimselerdi.

46.

Büyük günah üzerinde ısrar ediyorlardı.

47.

Diyorlardı ki: "Biz öldükten, toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra mı, biz mi bir daha diriltilecekmişiz?"

48.

"Evvelki atalarımız da mı?"

49-50.

(49-50) De ki: "Şüphesiz öncekiler ve sonrakiler, mutlaka belli bir günün belli bir vaktinde toplanacaklardır."

51-52.

(51-52) Sonra siz ey haktan sapan yalanlayıcılar! Mutlaka (cehennemde) bir ağaçtan, zakkumdan yiyeceksiniz.

53.

Karınlarınızı ondan dolduracaksınız.

54.

Üstüne de o kaynar sudan içeceksiniz.

55.

Kanmak bilmez susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz.

56.

İşte bu hesap ve ceza gününde onlara ziyafetleridir.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

27- Meymenetliler, ne mutludur meymenetliler!.

28- Dikensiz kiraz,

29- Salkım salkım muzlar,

30- Yaygın uzun gölgeler,

31- Devamlı akan sular,

32- 33- Eksilmeyen, sonu gelmeyen, alıkonmayan birçok meyvalar arasında;

34- Yüksek döşekler üstündedirler.

35- Şüphesiz biz onları (Cennetʹteki Hurileri) yepyeni bir yaratılışla yaratıp meydana getirdik.

36-37-38- Onları hep bâkire, meymenetli olan eşlerine karşı sevgi dolu ve hepsini yaşıt kıldık.

39-40- Bunlar öncekilerden bir büyük cemaattir, sonrakilerden de bü­yük bir cemaat.

41- Şeametliler, ne bedbahttır şeametliler!

42- Çok kızgın ateşte ve kaynar su içindedirler.

43- Ve kara-boğucu bir dumandan meydana gelen gölgededirler.

44- O ne serindir, ne de okşayıcı ve rahatlatıcıdır.

45- Şüphesiz onlar bundan önce refah içinde,

46- Büyük günah üzerinde ısrar edip dururlardı.

47- Ve derlerdi ki: «Sahi biz öldükten, toprak ve (ufalmış) kemik haline geldikten sonra gerçekten tekrar diriltilip kaldırılacak mıyız?

48- Önce gelip geçen babalarımız da mı?... »

49-50- De ki: «Öncekiler de, sonrakiler de mutlaka belli bir günün belirlenmiş vaktinde elbette biraraya toplanacaklar..

51- Sonra siz, ey şaşkın sapıklar, (hakkı) yalan sayanlar!

52- Şüpheniz olmasın ki, Zakkum ağacından yiyeceksiniz.

53- Karınlarınızı onunla dolduracaksınız.

54- Üzerine de kaynar su içeceksiniz.

55- Hem de susamış develer gibi içeceksiniz.

56- Hesap ve cezâ gününde onların konacakları (sofra) işte budur!

İLGİLİ HADÎSLER

«Bedevilerden bir adam, Resûlüllahʹa (A. S. ) gelerek dedi ki:

- Ya Resûlellah! Allah Kurʹânʹda, Cennet ehline eziyet veren bir ağa­cı anmaktadır.

Peygamber (A. S. ) ona:

- O hangi ağaçtır? diye sorunca, bedevi:

- Sidr (arap kirazı)dır, diye cevap verdi.

Bunun üzerine Peygamber (A. S. ) Efendimiz ona: «Dikensiz kiraz bu­yurmuyor mu? Allah onun dikenlerini giderip her dikenin yerinde bir mey­va bitirir. Meyvası yarılıp içinden yetmiş iki çeşit gıda çıkar da hiçbirinin rengi diğerine benzemez» buyurdu. (Hafız Ebû Bekir: İbn Âmir (R. A. )dan- İbn Kesîr: 4/288)

«Şüphesiz ki Cennetʹte öyle ağaçlar var ki, süvari kimse onlardan birinin gölgesinde yüz yıl yürür de bir ucundan diğer ucuna ulaşamaz. İs­terseniz, «Uzunca yaygın gölgeler» (meâlindeki) âyeti okuyunuz. » (Buharî/bed’i halk: 8, tefsîr: 56, rikak: 51- Müslim/cennet: 6, 8- Tirmizî/cennet: 1- tefsîr: 56- İbn Mâce/zühd: 39- Dâremî/rikak: 114- Ahmed: 2/257, 404, 418-3/110)

«Doğrusu Cennet’te hiçbir ağaç yoktur ki, sapı (gövdesi) altından ol­masın. » (Tirmizî: Ebû Hüreyre (R. A. )den (Hadisün garibün))

Hz. Câbir (R. A. ) anlatıyor:

- Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz ile birlikte öğle namazını kılıyorduk. Bir ara öne doğru elini uzattı, sonra geri çekti. Namazı kıldırıp tamamlayınca, Ubey b. Kâb (R. A. ) dedi ki: «Ya Resûlellah! Daha önce yapmadığın bir ha­reketi bugün namazda yaptın. »

Peygamber (A. S. ) ona şöyle buyurdu:

«Doğrusu Cennet ve ondaki gül ve çiçekler, pırıl pırıl renkler bana arz olundu. Elimi uzatıp ondan bir salkım üzüm koparmak istedim, derken aramıza bir engel girdi. Eğer onu size getirebilseydim, gökle yer arasında­kiler ondan yiyecek olsalardı yine de bir şey eksilmezdi. » (Ahmed: 3/352- Buharî/vasâyâ: 25- Ebû Dâvud/edeb: 1- Tirmizî/birr: 69- Dâremî/muk.: 10)

Yaşlı bir kadın, Peygamber (A. S. ) Efendimiz’e geldi şöyle dedi:

- Ya Resûlellah! Allah’a duâ edin de beni Cennetʹe koysun.

Bunun üzerine Peygamber (A. S. ) ona:

- «A falânın anası! Doğrusu o ki, yaşlı kimseler Cennet’e girmez» buyurdu. Kadın üzüldü ve gözleri yaşlı bir halde ayrılıp gitmek isterken, Peygamber (A. S. ) ona şu haberi vermemizi emretti: «Kendisi o yaşlı ha­liyle Cennet’e girmez. Zira Allah Kur’ân’da «Biz onları yepyeni bir yaratı­lışla meydana getiririz, onları hep bakire kılarız» buyuruyor. » (Müsned-i Abd b. Humeyd: el-Hasan’dan - İbn Kesîr: 4/291)

«Cennetʹe ilk giren zümre, bedir gecesindeki ayın sureti üzeredir. On­lardan sonra girenler parlaklık bakımından gökteki en parlak yıldızdan daha parlak surettedirler. Orada idrar ve dışkı yapmazlar; tükürüp sümkürmezler. Tarakları altındandır. Terleri misk gibi, güzel kokulu tütsüleri ise udʹdur. Eşleri büyükçe gözlü hûrilerdir. Huyları, bir tek kişinin huyu üzeredir. Boy­ları, gökteki ataları Adem’in sureti üzere olup altmış zira’ (yaklaşık 40 m) dir. » (Tirmizî/cennet: 8, 12- Dâremî/rikak: 104- Ahmed: 2/295, 343 - 5/232, 240, 243)

«Cennetlikler, Cennet’e 33 yaşında, kılsız, başı kabak, sürmeli olarak girerler. » (Buharî/bed’-i halk: 8, enbiyâ: 1- Müslim/cennet: 15, 17- Tirmizî/cen­net: 7- İbn Mâce/zühd: 39- Ahmed: 2/232, 253, 316)

ASHAB-I YEMİN (MEYMENETLİLER)

«Meymenetliler, ne mutludur meymenetliler!. »

Kur’ân’da «ashab-ı yemîn» terkibi kullanılmaktadır. Bunu «sağcılar» di­ye tercüme etmek hatalı olur. Zira bu terkibin delâlet ettiği mâna hayli kapsamlıdır. Onları kısaca şöyle belirtebiliriz:

a) Kıyâmet gününde amel defterleri sağ taraflarından verilenler,

b) Amel defterleri sağ ellerine verilenler,

c) Meymenetli, uğurlu, feyizli ve bereketli olanlar,

d) Yeminlerine sadık ve bağlı kalanlar,

e) Verdikleri sözü yerine getirenler.

İslâm’da genellikle «yemîn» kavramı, hakkı, doğruyu, saadeti ifade eder. And mânasına da, sağ el ile sadakatten müsteâr olarak alınmıştır.

«Ashab-ı şimal» ise, bunun tam tersine bir terkiptir.

HAKKI, DOĞRUYU TEMSÎL EDENLERE VERİLECEK SEKİZ NÎMET

«Dikensiz kiraz, salkım salkım muzlar.. »

Cenâb-ı Hak, dünyada imân temeli üzere sâlih amellerde bulunan mey­menetli, feyizli mü’minlere Cennet’te hazırladığı sekiz ayrı nîmeti müjdele­mektedir. Şöyle ki:

1- Dikensiz, nefis kokulu ve tadı çok güzel kiraz,

2- Salkım salkım muz,

3- Yaygın uzun gölgelikler,

4- Devamlı akan nefis sular,

5- Eksilmeyen, sonu gelmeyen, alıkonmayan sayısız meyvalar,

6- Yüksekçe dinlendirici döşekler,

7- Cennet’te mü’minlere has yaratılan hûriler,

8- Hurilerin ve diğer eşlerin hep saygı ve neşe saçan bakışları..

Açıklama:

Sayısı belirsiz meyvalardan genel anlamda söz edildiği halde, kiraz ve muzdan özellikle bahsedilmesi, bu iki meyvanın o âlemde de önemini ve yararını yansıtmaya yönelik bir işâret taşımakta ve Kur’ân’da bu metod birçok yerde uygulanmaktadır.

«Yaygın uzun gölge» sözü ise, devam edip inkıtaâ uğramayan gölgeyi yansıtan bir anlatım tarzıdır. Cennetʹte gece olmadığı, hep İlâhî cemal sı­fatının tecellisiyle aydınlandığı için, hareketli, uzayıp kısalan gölge düşü­nülemez. Zira o düzendeki dengeleme çok değişiktir. O bakımdan oradaki gölgeler, bizim dünyadaki gölgelerden çok farklıdır. Tatlı bir görünüm ar­zeder ve Cennet’in dekoresine ayrı bir güzellik katar.

Ayrıca Cennet’teki kadınların hepsi gençleşip yaşıt durumda olurlar ve bakirelikleri hep sürüp gider.

ASHAB-I ŞİMAL (ŞEAMETLİLER) KİMLERDİR?

«Şeametliler, ne bedbahttır o şeametli­ler!. »

Burada geçen «şimâl», «yemîn»in karşıtıdır. Amel defteri sol tarafla­rından verilen kaypak ruhlu, uğursuz, yalancı, mutsuz kimseler demektir.

Cehennem’de uğratılacakları birçok azap ve işkenceden sadece ikisi açıklanarak genel anlamda bir ölçü veriliyor:

1- Çok çılgın ateşte ve ısı derecesi yüksek su içindedirler.

2- Simsiyah boğucu bir duman içinde bulunurlar.

Gerek su, gerekse duman, cehennemliklerin ne susuzluğunu giderir, ne de onları rahatlatır. Devamlı rahatsız edip tedirginliğe uğratır.

Kur’ân, 42-44. âyetlerle Cehennem ateşi hakkında kısa bir bilgi ve ipucu veriyor: İçindeki yakıttan siyah boğucu bir duman çıkmaktadır. Bu, «yakıtı insan ve taş olan ateşten korkun» meâlindeki âyetle birleşince, asıl maksad ortaya çıkıyor. Yakıt olarak kullanılan taşın, yanarken siyah boğucu duman çıkarması, onun taş kömürüne benzer bir yakıt olduğu izlenimini ve­riyor. Bununla beraber mahiyetini bilmemiz söz konusu değildir.

ŞEAMETLİLERİN DÜNYADAKİ İNANÇ VE TUTUMLARI

a) Meşru sınırlardan uzak, refah içinde dönüp dolaşırlar ve tek umut­ları bu düzeydeki hayatlarının devamını sağlamaktır. Âhiret’e ya inanmaz­lar, ya da umut bağlamazlar; nasiplerinin tamamını dünyada almak is­terler.

b) Nîmeti günah ve isyan düzeyinde kullanıp bunu ısrarla sürdürürler.

c) Öldükten sonra dirilmeye inanmazlar veya bu konuda devamlı şüp­he içindedirler. O yüzden hem Allahʹtan korkmazlar, hem de bir sorum­luluk duymazlar. 44-47. âyetlerle bu hususlar haber verilerek inkârcı sapık­lar uyarılıyor.

Şüphesiz ki, temelinde Allah’a ve Âhiret’e imân bulunmayan bir refah, sahibini azdırıp saptırır.

ZAKKUM AĞACI SAPIKLARIN SOFRASIDIR

«Sonra siz, ey şaşkın sapık­lar, (hakkı) yalan sayanlar! Şüpheniz olmasın ki, zakkum ağacından yiye­ceksiniz.. »

Cenâb-ı Hak, amel defterleri sol yanlarından verilecek uğursuz bed­bahtların dünyada işledikleri günah ve yaptıkları yalanlamalarını açıkladık­tan sonra, onların inanç ve amellerine uygun verilecek cehennem azabının iki önemli safhasını haber vermektedir:

1- Zakkum ağacından yiyip karınlarını onunla dolduracaklar,

2- Üzerine de kaynar su içecekler.

Zakkum ağacı, sıcak iklimde yetişir. Zehirlidir; bundan dolayı ona «ağı ağacı» da denir. Yapılan incelemelere göre, zakkumun her yanı zehirlidir; çiçekleri, dalları, yaprakları ağza götürülmemelidir. Ancak tababette bu ağacın zehirli ve diğer maddelerinden yararlanılmaktadır.

Zakkum ağacı, Kur’ân’da üç yerde anılır. Saffat ve Duhân sûrelerinde de açıkladığımız gibi, Cehennem ateşinin içinde ağacın yetişmesi bize ga­rip gelebilir; oradaki ortamı, şartları ve kanunları bilmediğimiz için hayli düşünürüz. Buzların içinde canlı yaşar mı? Sorusu, kutupların keşfiyle açık­lığa kavuşmuştur. Tuzlu suda bitki yetişir mi? Sorusu ise, denizlerin dipleri keşfedilince cevap bulmuştur. Cehennem’deki zakkum ağacı daha çok acı ve ıstırap vericidir. Başka yiyecek bulamıyanlar, ister istemez bu ağaçtan bir şeyler yiyip açlıklarını gidermeye çalışırlar. Üzerine de kaynar su içe­rek midelerini iyice ifsad ederler. (Bilgi için bak: Saffât Sûresi: 62, Duhân Sûresi: 43. âyetlerin tefsiri)

İşte dünyada İlâhî nîmetlerden yararlanırken, O’na kullukta bulunma­yıp nankörlük eden sapıklara Âhiret’de böylesine zehirli bir sofra hazırlan­mıştır.

Âyetin anlatımından sağlıkla ilgili iki hususa işâret edildiğini anlıyoruz:

a) Zehirli bitkileri tesbit edip onlardan yememek,

b) Yemekten sonra fazla sıcak meşrubat içmemek.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, meymenetli mü’minlere hazırlanan sonsuz nîmet­ler müjdelendi ve onların aksine bir yol tutan meş’emetliler için hazırlanan ebedî azaptan birkaç safha anlatılarak gereken uyarılar yapıldı.

Aşağıdaki âyetlerle, Cenâb-ı Hakk’ın insanlardan yana hazırlayıp isti­fade edilir düzeye getirdiği ve her birinin O’nun mutlak surette kudreti­nin damgasını taşıdığı on kadar nîmete dikkat çekiliyor ve yönlendirici, dü­şündürücü, aynı zamanda aklı kamçılayıcı bilgiler veriliyor.