MEÂLİ:
45- Rabbin (kurduğu düzen, koyduğu kanun uyarınca) gölgeyi nasıl uzattığını görmedin mi? Dileseydi onu yerinde sâkin bırakırdı. Sonra biz güneşi ona sebep ve delil yaptık.
46- Sonra da onu tutup kendimize doğru azar azar çekip (kısaltmaktayız).
47- O’dur ki size geceyi bir örtü, uykuyu bir dinlenme (devresi), gündüzü yeni bir hayat (süresi) kıldı.
48- 49- Oʹdur ki rüzgarları rahmetinin önünde müjdeci gönderdi ve ölü bir ülkeyi diriltmemiz ve yarattığımız davarları ve birçok insanları sulamamız için gökten tertemiz su indirdik.
50- And olsun ki, bu (tabiat olayını) öğüt alsınlar diye insanlar arasında çevirip dururuz. Bununla beraber insanların çoğu inât edip dayattılar da nankörlükten vazgeçmediler.
51- İsteseydik her kasabaya (ve köye) bir uyarıcı (peygamber) gönderirdik. (Öyle yapmadık, yalnız seni seçip bütün insanlara göndermeyi uygun bulduk).
İLGİLİ HADÎS
Peygamber (A. S. ) Efendimiz geceleyin yağan yağmurun sabahleyin izleri kendini belli etmesi üzerine ashabına sordu: «Rabbınızın (bununla) ne buyurduğunu bilir misiniz? » Onlar da: «Hayır... Allah ve Peygamberi daha iyi bilir» dediler. Bunun üzerine Efendimiz şöyle buyurdu: «Allah bununla şu hususu hatırlatıyor: «Kullarım bana iman eder ve beni inkâr eder halde sabahladılar. «Biz Allah’ın fazl-ü rahmetiyle yağmura eriştik» diyen kimse bana imân etmiş, yıldızın yağmur yağdırdığını inkâr etmiştir. «Akan yıldız ile yağmura eriştik» diyen kimse ise, beni inkâr etmiş, yıldıza inanmıştır. » (Buharî/ezan: 156, istiska: 28, mağazî: 35- Müslim/iman: 125- Ebû Dâvud/tıb: 22- Taberânî/istiska: 4- Müsned-i Ahmed: 4/117)
GÖLGENİN UZAYIP KISALMASI
«Rabbin (kurduğu düzen, koyduğu kanun uyarınca) gölgeyi nasıl uzattığını görmedin mi? Dileseydi onu yerinde sâkin bırakırdı. »
Gölge, bilindiği gibi ışığın yolunu kesen bir cismin yerde meydana getirdiği karaltıdır. Bulunduğu ortamın ışık durumuna ve cismin kesafet ve letafetine göre gölge koyulaşır veya açılır.
Gölgenin uzayıp kısalması, ya ona gelen ışık kaynağının hareket halinde olduğunu, ya da gölge yapan cismin devamlı hareket ettiğini gösterir. Böylece Kurʹân-ı Kerîm, insan aklını harekete geçirmek, düşünce ufkunu genişletip derinleştirmek için dünyanın ve güneşin hareket halinde olduklarına delâlet eden ana fikir, diğer bir anlatımla temel bilgi veriyor.
İlmî araştırma ve tesbitler isbat etmiştir ki, gölgenin uzayıp kısalması, dünyanın hem kendi ekseni, hem de güneşin çevresinde bir elips çizerek dönmesinden kaynaklanmaktadır. Bu, kâinat plânında yer alan ve belli çekim kanununa bağlanan güneş ile dünyanın hiç sapmadan hareketlerini sürdürdüklerini kesin biçimde ortaya koymaktadır. Ne güneş merkez olmaktan çıkmakta, ne de dünya onunla kendi arasındaki mesafeyi aşmaktadır. Şüphesiz ki bu kadar hesaplı ve düzenli hareket kendiliğinden meydana gelmemiştir. Ortada ölçülü kanunlar ve matematiksel belirlemeler varsa, mutlaka o kanunları koyan, belli hesaplara göre düzenleyen bir kudret vardır.
Allah dileseydi dünyaya başka bir hareket tarzı verip bir yüzü devamlı güneşe karşı olurdu da cisimlerin gölgelerini yerlerinde sabit kılabilirdi. Mevcut sistemi bugünkü haliyle düzenleyip devam ettiren o Yüce Kudret, daha değişik bir sistem meydana getirebilirdi. Ancak insan hayatının sağlıklı devamı için mevcut düzenin uygunluğu tartışılamaz bir düzeyde bulunuyor.
GÜNEŞİN GÖLGEYE DELİL KILINMASI
«Sonra biz güneşi ona sebep ve delil yaptık. »
Bu ifade, cismin güneş ışığının yolunu kesmek suretiyle ancak yerde gölge meydana getirebildiğini gösterir. O halde güneş ışığı olmayınca gölge de yoktur, neticesi ortaya çıkmakta ve böylece gölge ışığın varlığına delil olmaktadır.
GECENİN BİR ÖRTÜ, UYKUNUN BİR DİNLENME KILINMASI
«Oʹdur ki size geceyi bir örtü, uykuyu bir dinlenme (devresi), gündüzü de yeni bir hayat (süresi) kıldı. »
Bütün gün hayat ile mücadele edip yorulan vücudumuzun elbette ki dinlenmeye ihtiyacı vardır. Sabahtan akşama kadar çalışıp enerji sarfeden bir insan ne kadar yorgun olursa olsun, gece deliksiz bir uyku uyursa, ertesi gün bütün yorgunluklarından kurtulmuş olarak uyanır ve böylece dinlenmiş bir bedenle yeni bir hayata başlama imkânına erişmiş olur.
Rahat bir uyku için de az ışıklı, gürültüsüz bir yere ihtiyaç söz konusudur. Bunun için Kur’ân gecenin bir örtü, uykunun da bir dinlenme dönemi kılındığını belirtmektedir. Belli bir çalışma süresinden sonra dinlenme ihtiyacı duyan vücudumuz, rahat bir uyku ile bu ihtiyacını karşılamış olur.
Bütün bu sistemli, düzenli ve yararlı haller elbette kendiliğinden oluşmamıştır; çok yüksek bir ilmin, sınırsız bir kudretin belli kanunlara göre düzenlemesiyle vücut bulduğu kesindir. O halde her sistem ve düzen Cenâb-ı Hakk’ın varlığının şâhidi ve kudretinin ayrı bir tezahürüdür. Kur’ân, gece, uyku, gündüz ve hayat nimetleriyle bize bu gerçeği öğretiyor; aynı zamanda meraklı ilim adamlarına da ana fikir veriyor.
HAYATI DÜZENLİ TUTMAMIZI İLHÂM EDİYOR
Kur’ân, kırk yedinci âyetle hayatımızı düzenli ve proğramlı tutmamızı ilhâm etmektedir. Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz bu ve diğer konuyla ilgili âyetlerin ışığı altında günlük hayatını belli proğrama bağlayıp düzenli tutmuş ve bu konuda da en güzel, en verimli örnekleri vermiştir. Şöyle ki:
a) Yatsı namazını kıldıktan sonra -önemli bir konu yoksa- mutlaka yatak odasına çekilir ve artık dünya kelâmını bırakıp uyurdu.
b) Gecenin bir bölümünde kalkıp ibâdet etmek suretiyle hem ruhunu tazeler, hem de bedenine hareket ve sağlık kazandırırdı.
c) Sabahleyin fecir doğunca kalkar, namaz kıldıktan sonra güneş bir mızrak boyu yükselinceye kadar zikir, fikir ve ilimle meşgul olurdu.
d) Kuşluk namazını kıldıktan sonra ev işleriyle meşgul olur ve hava iyice ısınınca gün ortasında, yani henüz öğle namazı kılınmadan önce bir süre uyurdu.
Gece uykudan kalkıp namaz kılmak, ibâdet etmek Hz. Peygamber’e (A. S. ) vacipti. Ümmetinden iş durumu müsait olanlar için sünnettir. Zira Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizin ne ticaretle, ne ziraatle, ne de sanatla uğraşacak kadar geniş zamanı yoktu. Onun asıl görevi, inen vahyi ümmetine teblîğ etmek ve gerektiğinde onları eğitip yetiştirmekti. Ümmetine ise mutlaka herkesin bir işle meşgul olmasını emir ve tavsiye etmiş; gece yarılarına kadar oturmayı, gündüzü uykuyla geçirmeyi mekrûh saymıştır.
Bunun için yatsı namazını kıldıktan sonra yatak odasına çekilmek, çevreyi rahatsız edecek gürültü ve patırtıdan kaçınmak, yâni erken uyuyup erken kalkıp iş başı etmek sünnettir. Diyebiliriz ki sabahın erken saatlerinde inen feyiz ve berekete başka saatlerde erişmek mümkün değildir.
RÜZGÂRIN, RAHMETİN MÜJDECİSİ KILINMASI
«Oʹdur ki rüzgarları rahmetinin önünde müjdeci gönderdi.. »
Havanın içindeki nem oranı belli bir dereceye gelince yağmurlaşır ve yağmur olarak yağmaya başlar. Bu daha çok havanın, rüzgârların tesiriyle sıcak yerden soğuk yerlere sürüklenmesiyle oluşur. Kur’ân ilgili âyetle nemli havayı sürükleyen rüzgârın önceden yağmur yağacağını bize haber verdiğini öğretiyor. Bunun gibi inen İlâhî vahyin de yağmur misali hayat verici, kalpleri diriltici, ruhları serinletici bir rahmet olduğunu hatırlatıyor.
Şüphesiz ki bütün bu tabiat olayları belli kanunlara göre düzenlenip insanlardan yana çevrilmiş ve bir devri daim halinde fayda sağlamasına imkân verilmiştir. Ne yazık ki insanların çoğu meydana gelen bu ve benzeri olayları sadece fiziksel, kimyasal vb. yollardan tesbite çalışırlarken, asıl sebep ve kanunları düzenleyen yüce kudreti unuturlar. O yüzden inkâr ve nankörlük bataklığına saplanıp tabiat olaylarının kendiliğinden bu düzeye geldiğini sanırlar.
GÖKTEN TERTEMİZ SU İNDİRİLMESİ
«Ölü bir ülkeyi diriltmemiz ve yarattığımız davarları ve birçok insanları sulamamız için gökten tertemiz su indirdik. »
Yeryüzünde denizler başta olmak üzere mevcut su kaynaklarının, ısının tesiriyle buharlaşması ve sonra da yağmura dönüşmesi, önemli olaylardan biridir. Her haliyle yüksek bir plân ve proğramın aralıksız işler durumda olduğunu yansıtır. Zira suyun buharlaşmasıyla zararlı ve murdar şeyler yerinde kalmakta, faydalı olan oksijenle hidrojen belli oranda temiz su haline dönüşmektedir.
Bu ameliye hemen her saat devam etmekte ve böylece kirli, tuzlu, acı ve zararlı bakteriler taşıyan sular İlâhî filitreden geçirilerek çok yararlı bir hüviyete bürünmektedir. Kırk sekizinci âyetin son cümlesiyle bu gerçek yansıtılmakta ve inkârcıların daha doğru düşünmeleri istenmektedir.
O bakımdan bütün müctehit imamlara göre, gökten inen su hem temiz, hem de temizleyicidir.
Gerçek bu olmakla beraber, Kur’ân’ın beyan buyurduğu gibi: «And olsun ki bu (tabiat olaylarını) öğüt alsınlar diye insanlar arasında çevirip dururuz. Ne var ki insanların çoğu inat edip dayatırlar da nankörlükten vazgeçmezler.. »
HER KASABAYA BİR UYARICI GÖNDERMEYE GEREK KALMAMASI
«İsteseydik her kasabaya (ve köye) bir uyarıcı (peygamber) gönderirdik. (Öyle yapmadık, yalnız seni seçip bütün insanlara göndermeyi uygun bulduk. )»
Hz. Muhammed (A. S. )den önce Cenâb-ı Hak her kasabaya bir peygamber göndermiştir. Çünkü şartlar öyle gerektiriyordu. Haberleşme, ulaşım imkânları yok denecek kadar azdı. O bakımdan gönderilecek bir tek peygamberin bütün dünyaya sesini duyurması mümkün değildi. Dünya coğrafyası az-çok keşfedilince, ticarî kervanlar uzak ülkelere kadar uzanmaya başlayınca ve bu sebeple ulaşım ve haberleşme imkânları doğunca, artık her kasabaya ayrı bir peygamber gönderme dönemi kapandı ve kıyâmete kadar bütün insanları Hakk’a dâvet edecek son peygamber dönemi başladı. İlgili 51. âyetle bu gerçeğe değinilerek müʹminler aydınlatılıyor ve kâfirler de uyarılarak konu üzerinde ciddi şekilde durmalarına imkân veriliyor. (Geniş bilgi için bak: Nahl Sûresi: 36., Fâtır Sûresi: 24. âyetlerin tefsiri)
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, yaratanın ilim ve kudretinin yüceliğine ve sınırsızlığına delâlet eden birkaç belge sergilendi. Böylece insan aklına ışık tutularak kâinatın çok mükemmel bir plâna göre, olayların çok kusursuz proğramlara göre hazırlandığı hatırlatıldı ve arkasından Kur’ân’ın bu gerçekleri yansıtan son kitap olduğuna, Hz. Muhammedʹin (A. S. ) de İlâhî kelâmı insanlara teblîğ eden son peygamber bulunduğuna işâret edildi.
Aşağıdaki âyetlerle, kâinat plânında yer alan mükemmel düzenin bir bölümüne değinilerek her şeyde İlâhî sünnetin işler durumda olduğuna işârette bulunuluyor.