MEÂLİ:
4- Allah bir adamın içinde iki kalp yaratmamış; zihârda bulunduğunuz eşlerinizi de anneleriniz (gibi) kılmamıştır. Evlâtlıklarınızı da öz oğullarınız yapmamıştır. Bunlar ağızlarınızda dolaşan (hüküm ifade etmiyen) sözlerinizdir. Allah hakkı söyler ve doğru yolu gösterir.
5- Evlâtlıkları babalarına nisbetle çağırın. Bu, Allah yanında daha âdil, daha doğrudur. Eğer babalarını bilmiyorsanız, artık onlar, dinde kardeşleriniz ve yakın dostlarınızdır. Bu hususta işlediğiniz hatâdan dolayı size bir vebâl yoktur. Ama kalplerinizin kasdettiği şeylerde vebâl vardır. Allah çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.
İNİŞ SEBEBİ
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz namaz kıldırırken hafif bir ayak hareketi gösterip elini ileriye doğru uzatıp çekti. Bunun üzerine arkasında namaz kılmakta olan münafıklar: «Görmüyor musunuz, Muhammedʹin biri bizimle, biri de onlarla (cinler veya meleklerle) ilgili bulunan iki kalbi vardır» diye fısıldaştılar. O sebeple yukarıdaki âyetler indi. (Ahmed b. Hanbel: İbn Abbas (R. A. )dan)
Küçük yaşta Peygamber (A. S. ) Efendimiz’in himayesine alınıp O’nun terbiyesinde yetişip büyüyen Zeyd b. Hâris’e için «Muhammed’in (A. S. ) oğlu» deniliyordu. Bunun üzerine dördüncü âyet indi. (Tefsîr-i İbn Kesîr: 3/466)
İLGİLİ HADÎSLER
«Kim bildiği halde kendini babasından başkasına nisbet ederse, cennet ona harâm olur. » (Buharî/menakıb: 5, ferâiz: 29- Müslim/imân: 112, 114, 115, ıtık: 21, vasaya: 5, velâ’: 3- Daremî/siyer: 82, ferâiz: 2- Ahmed: 2/118, 5/38, 46)
«Kim babasından başkasının evlâdı olduğunu iddia eder veya efendisinden başkasına kendini nisbet ederse, Allahʹın kıyâmete kadar peşpeşe devam eden lâneti onadır. » (Buharî/menakıb: 5, ferâiz: 29- Müslim/imân: 112, 114, 115, ıtık: 21, vasaya: 5, velâ’: 3- Daremî/siyer: 82, ferâiz: 2- Ahmed: 2/118. 5/38, 46)
Buharîʹnin tesbitine göre: Abdullah b. Ömer (R. A. ) şöyle demiştir:
«Doğrusu Hârise oğlu Zeyd, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizʹin azatlı kölesi idi; ama (Udʹuhum li-abâihim.. ) âyeti ininceye kadar biz onu, (Muhammedʹin oğlu Zeyd) diye çağırırdık. » (Buharî)
BİR ADAMIN İÇİNDE İKİ KALP YARATILMAMASI
«Allah bir adamın içinde iki kalp yaratmamış.. »
İlim adamları ve ünlü tefsîrciler bu âyetin delâlet ettiği mana ve hüküm üzerinde farklı yorumlarda bulunmuşlardır. Onları kısaca şöyle sıralayabiliriz:
a) Bir adamın kalbinde hem Allah’a imân, hem de inkâr birleşemez.
b) Bir adamın kalbinde hem Allah ve Peygamber sevgisi, hem de Allah ve din düşmanlarının sevgisi biraraya gelemez.
c) Bazı istisnalarla her kişinin içinde bir kalp yaratılmıştır; iki kalp değil.
Bu yorumlardan birinci ve İkincisi âyetin delâlet ve hikmetine daha uygun kabul edilmiştir.
ZİHÂR VE TAŞIDIĞI HÜKÜM
«Zihârda bulunduğunuz eşlerinizi de anneleriniz (gibi) kılmamıştır.. »
Câhiliye devrinde adam kendi karısına kızıp «sen bana anamın sırtı gibisin» der ve bu yüzden karısı bir bakıma anası gibi olur, bir daha aralarında karı-koca ilişkisi kalmaz ve kadın o sebeple perişan olurdu.
Cenâb-ı Hak yukarıdaki âyetle bu çirkin âdeti kaldırıp daha İnsanî ve âdil hükümler koydu. O türlü bir söz sarfetmekten dolayı erkeğin kendi eşine dönmesinde bir sakınca olmadığını, ancak bunun için keffaret vermesi gerektiğini belirterek kadının vakar ve kişiliğinin zedelenmesini veya çiğnenip ilgisizliğe itilmesini önledi.
Zihâr, böylece İslâm’da fıkhî bir terim olarak yer aldı ve şu anlamda kullanılarak yaygınlaştırıldı: «Adamın kendi karısını, nikâhı kendisine ebediyen haram olan bir kadına (annesine veya kızkardeşine.. ) veya o kadının bakılması câiz olmayan bir organına benzetmesidir. »
Zihârın hükmü:
Zihârda bulunan kimsenin, keffaret verinceye kadar eşiyle cinsel temasta bulunması veya cinsel temasa yol açan davranışlarla yaklaşması haramdır. Keffaret vermeden temasta bulunursa, büyük günah işlemiş olur. Bu durumda hem tevbe ve istiğfarda bulunması, hem de belirlenen keffareti vermesi gerekir.
Zihârdan dolayı keffaret üç kademeden biriyle gerçekleşir:
1- Malî imkânı ve gücü bulunduğu takdirde bir köle azat eder..
2- Buna malî imkânı yetmezse, iki ay üstüste oruç tutar.
3- Buna yaşı ve sağlığı müsait olmadığında altmış fakiri doyurur.
Görüldüğü gibi, İslâm Dini, cahiliyet âdetini değiştirirken iki zayıf unsuru birden korumayı plânlamıştır: Kadının vakar ve kişiliğini çiğnenmekten koruyup kurtarmak ve toplum içindeki fakirleri himâye ederek yardım sağlamak.
BAŞKASINA AİT ÇOCUĞU EVLÂT EDİNMEK DOĞRU MUDUR?
«Evlâtlıklarınızı da öz oğullarınız yapmamıştır. Bunlar ağızlarınızda dolaşan (hüküm ifade etmiyen) sözlerinizdir.»
Yine Cahiliye devrinde yetimleri, kimsesizleri, esir çocukları evlâtlık edinirler ve birbirlerine vâris olurlardı. O yüzden gerçek vâris olan hısımlar mirastan mahrum edilirdi. Bu sebeple de yakınlar arasında soğuk bir hava eser ve ciddi bir kaynaşma olmazdı. İslâm Dini gelince kademeli şekilde ve pedagojik bir metod uygulayarak cahiliye devrinin kötü âdetlerini yavaş yavaş kaldırdı; yerine, fert, aile, toplum, genel ahlâk ve faziletten yana yeni hükümler koydu.
Onlardan biri de şüphesiz «evlâtlık edinme» âdetidir. Araplar buna «tebennî» derlerdi. İlgili âyetle himayeye alınan yetimlerin ve kimsesiz çocukların baba ve annelerinin kimler olduğunun kendilerine bildirilmesi emrediliyor. Dil alışkanlığı dışında onlara «oğlum», «kızım» denilmesi câiz görülmüyor.
İslâmiyet neden bu âdeti yasaklamıştır?
Yukarıda kısmen değindiğimiz gibi, bunun birtakım sebep ve hikmetleri söz konusudur:
a) Gerçek mirasçıların hakkını başkalarına vermemek,
b) Hısımlık haklarını en âdil düzeyde tutmak,
c) Neslin karışmasını, hısımların tanınmaz hale gelmesini önlemek,
d) Her insanı öz babasına ve anasına nisbet edip onun kişiliğine ve soyuna saygı göstermek,
e) Baba ve anası belirsiz olanlara «piç», «veled-i zina», «neseb-i gayri sahîh» gibi isimler takmamak, onlara «kardeşim, dostum» gibi onur verici sıfatlar kullanmak..
Ana-babası bilindiği halde bunu çocuktan gizler de kendini ona öz babası, eşini de öz anası olarak tanıtırsa, adam bu tutumuyla ileride telafisi çok zor problemlerin doğmasına sebep olur. Zira evlâtlık edindiği erkek çocuk, bir gün gelir de farkına varmadan kendi kızkardeşiyle veya nikâhı kendisine müebbeden haram olan bir kadınla evlenebilir.
Bunun için Cenâb-ı Hak mü’minleri bu konuda hem uyararak, hem de aydınlatarak şöyle buyurmaktadır: «Evlâtlıklarınızı babalarına nisbetle çağırın. Bu, Allah yanında daha âdil, daha doğrudur. Eğer babalarını bilmiyorsanız, artık onlar dinde kardeşleriniz ve yakın dostlarınızdır. Bu hususta işlediğiniz hatâdan dolayı size bir vebal yoktur. Ama kalplerinizin kasdettiği şeylerde vebal vardır. Allah çok bağışlayan ve çok merhamet edendir. »
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, zihâr ve evlâtlık edinme gibi âile hukukunu yakından ilgilendiren konulara yer verilerek İlâhî hükümler açıklandı.
Aşağıdaki âyetle, Peygamberʹin (A. S. ) müʹminlere çok yakın olduğu, kalbinin onlardan yana merhamet ve şefkatla dolup taştığı belirtiliyor. Sonra da Peygamber (A. S. )ın zevcelerinin mü’minlerin anaları sayıldıklarına dikkatler çekilerek aradaki münasebetin ölçüsü belirleniyor ve arkasından miras hukukunda hısımların haklarının korunması üzerinde duruluyor.