Nur Suresi 47-54. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَيَقُولُونَ اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَبِالرَّسُولِ وَاَطَعْنَا ثُمَّ يَتَوَلّٰى فَرِيقٌ مِنْهُمْ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ وَمَا اُو۬لٰٓئِكَ بِالْمُؤْمِنِينَ وَاِذَا دُعُوا اِلَى اللّٰهِ وَرَسُولِهِ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ اِذَا فَرِيقٌ مِنْهُمْ مُعْرِضُونَ وَاِنْ يَكُنْ لَهُمُ الْحَقُّ يَأْتُوا اِلَيْهِ مُذْعِنِينَ اَفِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ اَمِ ارْتَابُوا اَمْ يَخَافُونَ اَنْ يَحِيفَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ وَرَسُولُهُ بَلْ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ اِنَّمَا كَانَ قَوْلَ الْمُؤْمِنِينَ اِذَا دُعُوا اِلَى اللّٰهِ وَرَسُولِهِ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ اَنْ يَقُولُوا سَمِعْنَا وَاَطَعْنَا وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ وَمَنْ يُطِعِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَيَخْشَ اللّٰهَ وَيَتَّقْهِ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَائِزُونَ وَاَقْسَمُوا بِاللّٰهِ جَهْدَ اَيْمَانِهِمْ لَئِنْ اَمَرْتَهُمْ لَيَخْرُجُنَّ قُلْ لَا تُقْسِمُوا طَاعَةٌ مَعْرُوفَةٌ اِنَّ اللّٰهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ قُلْ اَطِيعُوا اللّٰهَ وَاَطِيعُوا الرَّسُولَ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنَّمَا عَلَيْهِ مَا حُمِّلَ وَعَلَيْكُمْ مَا حُمِّلْتُمْ وَاِنْ تُطِيعُوهُ تَهْتَدُوا وَمَا عَلَى الرَّسُولِ اِلَّا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ

49.

(Münafıklar), "Allah'a ve peygambere inandık ve itaat ettik" derler. Sonra da onların bir kısmı bunun ardından yüz çevirirler. Halbuki onlar inanmış değillerdir.

Diyanet İşleri

48.

Aralarında hüküm vermesi için Allah'a (Kur'an'a) ve peygambere çağırıldıkları zaman, bir de bakarsın ki içlerinden bir grup yüz çevirmektedir.

49.

Ama gerçek (verilen hüküm) kendi lehlerinde ise, boyun eğerek ona gelirler.

50.

Kalplerinde bir hastalık mı var, yoksa şüphe ve tereddüde mi düştüler? Yoksa Allah ve Resulünün kendilerine karşı zulüm ve haksızlık edeceğinden mi korkuyorlar? Hayır, işte onlar asıl zalimlerdir.

51.

Aralarında hüküm vermek için Allah'a (Kur'an'a) ve Resulüne davet edildiklerinde, mü'minlerin söyleyeceği söz ancak, "işittik ve iman ettik" demeleridir. İşte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.

52.

Kim Allah'a ve Resulüne itaat eder, Allah'tan korkar ve O'na karşı gelmekten sakınırsa, işte onlar başarıyı elde edenlerin ta kendileridir.

53.

Münafıklar, sen kendilerine emrettiğin takdirde mutlaka savaşa çıkacaklarına dair en ağır bir şekilde Allah'a yemin ettiler. De ki: "Yemin etmeyin. Sizden istenen güzelce itaat etmektir. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır."

54.

"Allah'a itaat edin, peygambere itaat edin" de. Eğer yüz çevirirseniz bilin ki ona yüklenen sorumluluğu ancak ona ait; size yüklenen görevin sorumluluğu da yalnızca size aittir. Eğer ona itaat ederseniz doğru yola erersiniz. Peygambere düşen ancak apaçık bir tebliğdir.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

47- (İkiyüzlü dönekler): «Biz Allahʹa ve Peygamber’e imân edip buy­ruklarına başeğdik» derler. Sonra bunun ardından onlardan bir kısmı yüzçevirirler. İşte bunlar (gerçek) mü’minler değillerdir.

48- Aralarında hükmetmek için onlar Allah’a ve Peygamberine dâ­vet edildikleri zaman bir de bakarsın ki onlardan bir grup sırt çevirip (bu dâvete) aldırış etmezler.

49- Eğer hak kendilerinden yana ise, başeğerek koşa koşa gelirler.

50- (Sahi) bunların kalbinde hastalık mı var, yoksa şüphe mi edi­yorlar, ya da Allah ve Peygamberinin kendileri aleyhine haksızlık edece­ğinden mi korkuyorlar?! Hayır, (ikiyüzlü dönekler olmaları onları bu du­ruma düşürmüştür). İşte zâlimler bunlardır!

51- Aralarında hükmetmek üzere Allah ve Peygamberʹine çağırıl­dıkları zaman müʹminlerin sözü ancak şu olmuştur: «İşittik, itaât ettik». İşte korktuğundan kurtulup umduğuna kavuşanlar bunlardır.

52- Ve kim Allah’a ve Peygamberʹine itaât eder de Allah’tan saygı ile korkar ve (karşı gelmekten) sakınırsa, işte kurtuluşa erenler onlardır.

53- Eğer kendilerine emredersen, mutlaka savaşa çıkacaklarına dair olanca yeminleriyle and içerler. De ki: And içmeyin, bu, bilinegelen (sahte) bir itaâtınızdır. Şüphesiz ki Allah, işleyegeldiğiniz şeylerden haber­lidir.

54- De ki: Allahʹa itaât ediniz, Peygamberʹe itaât ediniz. Bununla beraber yüzçevirirseniz, Peygamberʹe gereken, kendisine yükletilen (teb­lîğ ve irşâd)dır; size de kendinize yükletilen düşer (herkes kendine yük­letilenden sorumludur). Eğer ona itaât ederseniz doğru yolu bulmuş olur­sunuz. Peygamberʹe gereken sadece açık tebliğdir.

İNİŞ SEBEBİ

Münafıklardan Bişir adında bir adamla bir yahudi arasında dava ko­nusu bir mesele zuhur etmişti. Yahudi davanın çözümü için Hz. Muham­med’e (A. S. ) başvurmayı; münafık ise yahudilerin ileri gelenlerinden Kâb b. Eşref’e gitmeyi öneriyordu. O sebeple yukarıdaki âyetler indi. (Lübabuʹt-teʹvîl: 3/336)

Müfessir İbn Kesîr’in tesbitine göre: Münafıklardan bir kısmı ihtilâf konusu olan bir meselenin çözümünde kendilerini haklı bildikleri takdirde Hz. Muhammed’e (A. S. ) koşarak gelirler ve O’nun karar vermesini ister­lerdi. Haksız olduklarını bildikleri bir konuda ise, başkasının hakemliğine başvurulmasını önerirlerdi. Bu sebeple yukarıdaki âyetler inmiştir. (Tefsîr-i İbn Kesîr: 3/298)

İLGİLİ RİVÂYETLER

Ebû Derdâ (R. A. ) diyor ki:

«İslâm ancak Allah’a itaatle (kalp ve kafalarda yer edip) gerçekleşir. Hayır ise ancak (müslüman) cemaatiyle beraber bulunmaktadır. » (Tefsîr-i İbn Kesîr: 3/299)

Hz. Ömer (R. A. ) diyor ki:

«İslâmʹın kulpu LA İLÂHE İLLÂLLAH şehadetidir. Aynı zamanda na­mazı vaktinde kılmak, zekâtı vermek ve Allah’ın müslümanları idare etmek­le görevlendirdiği kimseye itaat etmektir. » (İbn Ebî Hâtim - İbn Kesîr: 3/299)

MÜ’MİNLE MÜNAFIK ARASINDA BİR DİĞER FARK

Münafıklar Allah ve Peygamberinin hayat veren emirlerine çağrılınca kararsız bir duruma girerler. İkiyüzlülüğün açık örneğini ortaya koymakla -tabii bir tehlike söz konusu olmadığı zaman- yüz çevirmekten çekinmez­ler. Kendilerine bir zarar geleceğini sezdikleri zaman ise, itaatkâr görün­meye çalışırlar.

Münafıklar davalı veya davacı oldukları zaman, haklı bulunduklarını isbatlayacak delil ve belgeleri yeterli ise ihtilâfın Hz. Muhammed (A. S. ) tarafından çözülüp hükme bağlanmasını talep eder ve hiç tereddüt etme­den O’nun vereceği hükme razı olurlardı. Zira çok iyi biliyorlardı ki Hz. Muhammed (A. S. ) ancak haklı olanın lehine karar verir ve ancak hakkı söyler. Haksız olduklarını bildikleri bir ihtilâf ve dâvada ise başka kişile­rin hakem tayin edilmesini ısrarla savunurlardı.

Mü’minlere gelince: Onlar Allah ve Peygamberinin emirlerine çağı­rıldıkları zaman hiç tereddüt etmeden şu cevabı verirlerdi: «İşittik ve itaat ettik.. » Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’in vereceği hükme önceden razı olur, ister lehlerine, ister aleyhlerine tecelli etsin kalplerinde en küçük bir sı­kıntı ve güvensizlik hissetmezlerdi.

Münafıklar, bir savaş durumu ortaya çıkıp Resûlüllah’ın (A. S. ) dâveti ilân edilince, mutlaka emre uyup savaşa çıkacaklarını olanca yeminleriyle söylerlerdi. Savaş emri verilince de bir sürü olmadık mazeretler göstere­rek kaçamak yollarını araştırırlardı.

Mü’minler ise, savaş emrini sabırsızlıkla bekler, emir verilince de can­ları dahil, herşeylerini Allah yoluna vermeğe koşarlardı.

İşte tam anlamıyla imân edenlerle, şüphe ve tereddüt fırtınasına yaka­lanıp kararsız durumda olan ikiyüzlüler arasındaki açık farklardan bir kıs­mı bunlardır ve hemen her devirde bu farkları müşahede etmek mümkün­dür. Ancak çağın özelliklerine göre, bazan taktik değişikliği ve kılıf baş­kalığı olabilir. Ama ruhta, niyette bir değişiklik söz konusu değildir.

Böylece Cenâb-ı Hak, İlâhî emirler düzeyinde münafıkların durumunu belirtirken onların üç huyuna parmak basmakta ve mü’minlere sağlam bir kıstas vermektedir. Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz onların bu üç kötü huyu­nu tasvîr ederken şu üç alâmeti ortaya koymuştur: «Münafığın alâmeti üç­tür: Konuştuğu zaman yalan söyler, söz verdiğinde yerine getirmez, ken­disine bir şey emanet edildiğinde ona hıyânet eder. » (Buharî/şehadat: 28- Müslim/imân: 107, 109- Tirmizi/imân: 14)

KURTULUŞA ERENLER

«Ve kim Allahʹa ve Peygamberine itaat eder de Allah’tan saygı ile korkar ve (karşı gelmek­ten) sakınırsa, işte kurtuluşa erenler onlardır. »

Sözü edilen kurtuluş, biri dünyada, diğeri âhirette olmak üzere iki tür­lüdür. Dünyadaki kurtuluş, küfür, isyân ve nifaktan korunup imân selâme­tine erişmek; nefis ve İblîs’in dürtüşlerini tesirsiz hale getirip İlâhî düzene göre ömrü değerlendirmektir. Âhiretteki kurtuluş, kabirdeki soruya iki şe­hadet ile cevap vermek ve kıyâmet gününde imân nuruyla aydınlanıp pey­gamberler, sıddîklar, şehitler ve sâlihlerle beraber bulunmaktır.

İşte bu iki kurtuluşa ermemiz için ilgili âyette belirtilen üç esasa bağlı kalmamız öneriliyor:

1- Allah ve peygamberinin bütün emir ve yasaklarına uymak,

2- Allahʹtan her zaman saygı ile korkmak, O’nun denetimi altında bulunduğumuzu unutmamak,

3- Allah’a karşı gelmekten sakınıp günah ve kötülüklerden kaçın­mak..

GÖREV VE SORUMLULUK

«Bununla beraber yüzçevirirseniz, Peygamber’e gereken, kendisine yükletilen (teblîğ ve irşat)tır. Size de, kendinize yükletilen düşer. (Herkes kendine yükletilenden sorumlu­dur). »

Peygamber’in (A. S. ) ve Oʹnun izinde olan mürşitlerin görevi ve so­rumluluğu, hakkı, doğruyu, güzeli ve faydalı olanı söylemek; tehlikeli yolu bildirmek ve gerektiğinde uyarmaktır. Diğer bir anlatımla: Hidâyet yolunu göstermek; sapıklık ve tuğyanın doğuracağı tehlikeden haber vermektir.

İrşat edilenlere, İlâhî buyruklara göre Peygamber veya mürşitler ta­rafından teblîğ doğrultusunda eğitilmek istenenlere gereken mutlak itaat­tir. Zira Allah ve Peygamber’i mutlaka iyiyi ve doğruyu emreder.

Böylece Kur’ân uyaranla uyarılana, irşat edenle, irşat edilene düşen görev ve sorumlulukların ölçü ve sınırını belirlemektedir. O halde ne Pey­gamber (A. S. ) Efendimiz, ne de O’nun yolunda olan bir mürşit istediği kim­seyi doğru yola eriştirme yetkisine sahiptir. Çünkü hidâyet, yani doğru yo­la eriştirmek ancak Allahʹa aittir.

Ayetler arasında bağlantı

Yukarıdaki âyetlerle münafıkların bazı vasıfları üzerinde duruldu ve onlarla gerçek müʹminler arasındaki alâmet-i farikalardan birine işâret edildi. Sonra da Peygamber (A. S. ) ile Oʹnun yolunda ve izinde yürüyen mürşitlerin görev sınırı belirlendi.

Aşağıdaki âyetlerle, Mekke’nin ve dolayısıyla Arap Yarımadası’nın ya­kında fethedileceğine işâret ediliyor. Böylece Cenâb-ı Hakkʹın müʹminler hakkındaki va’dini yerine getirme günlerinin yaklaştığı haber veriliyor. Al­lahʹın mü’minlerden yana bunca geniş lütuf ve rahmetini hatırlatıp namaz, zekât ve bir de her hususta Peygambere itaatin gereğine dikkatler çekili­yor.