Şura Suresi 47-48. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

اِسْتَجِيبُوا لِرَبِّكُمْ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَأْتِيَ يَوْمٌ لَا مَرَدَّ لَهُ مِنَ اللّٰهِ مَا لَكُمْ مِنْ مَلْجَاٍ يَوْمَئِذٍ وَمَا لَكُمْ مِنْ نَكِيرٍ فَاِنْ اَعْرَضُوا فَمَا اَرْسَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَفِيظًا اِنْ عَلَيْكَ اِلَّا الْبَلَاغُ وَاِنَّٓا اِذَٓا اَذَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنَّا رَحْمَةً فَرِحَ بِهَا وَاِنْ تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْدِيهِمْ فَاِنَّ الْاِنْسَانَ كَفُورٌ

48.

Allah'tan, geri çevrilmesi imkansız olan bir gün gelmeden önce, Rabbinizin çağrısına uyun. O gün sizin için ne sığınacak bir yer vardır, ne de (günahlarınızı) inkar edebilirsiniz!

Diyanet İşleri

48.

Eğer yüz çevirirlerse (bilesin ki), biz seni onlara bekçi göndermedik. Sana düşen, sadece tebliğdir. Gerçekten biz insana katımızdan bir rahmet tattırdığımızda ona sevinir; ama elleriyle yaptıkları işler yüzünden onlara bir kötülük dokunursa, o zaman da insan pek nankördür.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

47- Allah tarafından geri çevirilmesi mümkün olmayan gün gelme­den önce Rabbınızın dâvetine olumlu cevâp verin. O gün sizin için ne bir sığınak, ne de inkâra çare vardır.

48- Öyle iken yüzçevirirlerse, biz seni onlar üzerine koruyucu, göze­tici (bir bekçi) olarak göndermedik. Sana gereken, sadece tebliğdir. Şüp­hesiz ki biz, insana kendi katımızdan bir rahmet tattırsak onunla sevinir. Kendi ellerinin hazırlayıp öne sürdükleri şey sebebiyle başlarına bir kötü­lük gelirse, o takdirde insan çok nankör olur.

DÜNYAYA GETİRİLİŞİMİZİN HİKMETİ

İlgili âyetlerle, dünyaya getirilişimizin hikmeti açıklanmakta; yüce ya­ratanı bilip, tanımamız; O’na ibâdet edip çağrısına kulak vermemiz ve ha­yatın mana ve hikmetini kavramamız bu hikmete dayalı olarak tavsiye edil­mektedir. Kırk yedinci âyetle de, geriye döndürülmesi mümkün olmayan Âhiret günü gelmeden hilkatin hikmetine; Allahʹın mutlak huzur, güven ve mutluluk vaʹd eden dâvetine kulak vermemiz emrediliyor.

Şüphesiz ki bu tavsiye ve emir, İlâhî rahmetten kaynaklanmakta ve bü­tünüyle yol gösterip saadet havasını estirmektedir. Artık bu rahmete kal­bini ve kafasını açanlar mutlu olur ve kendi lehlerine bir gelecek hazırlar­lar; uymayanlar ise, kendi aleyhlerine acıklı bir sonuç hazırlanmasına se­bep olurlar. Cenâb-ı Hak bu gerçeği en anlamlı bir ifadeyle şöyle hatırlat­maktadır: «Allah tarafından geri çevrilmesi mümkün olmayan gün gelme­den önce Rabbınızın dâvetine olumlu cevap verin.. »

PEYGAMBER (A. S. ) KORUYUP GÖZETLEYİCİ DEĞİLDİR

«Öyle iken yüz çevirirlerse, biz seni onlar üzerine koruyucu, gözetici (bir bekçi) olarak göndermedik. »

Peygamber (A. S. ) ve Onun yolunda yürüyen mürşitler ve din âlimle­rinin görevi, Allah’ın buyruklarını olduğu gibi teblîğ edip doğru yolu gös­termek, tehlikeli yolun neticesine karşı uyarmaktır. Yoksa onlar, insanların sapıtmasına engel koyan, doğru yoldan çıkanların elinden tutup sapmala­rını önleyen koruyucu ve gözetici bekçiler değillerdir. Çünkü doğru yola eriştirmek, gözetip korumak Allahʹa aittir.

Mekke’nin ileri gelen müşriklerinin İslâmiyeti din olarak seçmemele­rine çok üzülen Hz. Muhammed (A. S. ) Efendimiz’e zaman zaman asıl gö­revinin sınırı hatırlatılarak teselli bulması ve Ondan sonra gelecek olan mürşitlerin de kendi ölçü, yetki ve sınırlarını aşmamaları arzulanmış ve kırk sekizinci âyetle konuya açıklık getirilmiştir.

HERKES KENDİ KADERİNİ ÇİZER

«Şüphesiz ki biz, insana kendi katımızdan bir rahmet tattırsak onunla sevinir. Kendi ellerinin hazırlayıp öne sürdükleri şey sebebiyle başlarına bir kötülük gelirse, o takdirde insan çok nankör olur. »

Şartlar, ortamlar, yetenekler, yardımcı unsurlar, İlâhî âyet ve belgeler hep insanın lehine yönelmiştir. Buna rağmen eğri yolu seçen kendi aley­hine bir sonuç hazırlamış olur. Böylece kişi kendi kaderini çizip belirler.

İlgili âyetlerle, hem insan karakterinin bir yüzüne dikkatler çekilmek­te, hem de kader konusuna kısaca değinilerek müʹminler aydınlatılmak­tadır. Öyle ki, Allah hiç kimseye haksızlık etmez. Kişi kendini İlâhî azap sı­nırına sürükleyip getirmedikçe, ona dünyada ceza vermez. Böylece Allah­tan hep rahmet, lütuf ve ihsan gelmektedir. Kendini Oʹnun rahmet ve lûtfuna lâyık görüp düzeltenlere daha bol ve kalıcı mükâfatlar hazırlanır. Bu­nun aksine kalbini o rahmete kapalı tutup hakka sırt çeviren kimseler, ken­di irâdeleriyle kendilerini kötülüğe ve musîbete lâyık görürler. Aynı zaman­da kusuru Cenâb-ı Hakk’a nisbet ederek nankörlüklerini artırırlar da büs­bütün bedbaht olurlar.

Unutmamak gerekir ki, insanoğlu, doğuştan taşıdığı bazı özelliklerle hayata gözlerini açar. Peygamber, kitap, mürşit ve din âlimleri ondaki özel­likleri, diğer bir anlatımla, ondaki fıtrî cevheri asıl amacına çevirip geliş­tirirler. İnkârcı nankörler ise, o cevheri küfrün ve ahlâksızlığın kiriyle ka­rartıp belirsiz hale sokarlar.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, ölmeden önce pişmanlık duyup dönüş yapma­nın mutluluk vaʹdettiği konu edilerek, haksızlık yapanlar uyarıldı. Bu ara­da Peygamber’in koruyan bir gözetleyici olmadığı açıklanarak, peygam­ber ve mürşitlerin görevlerinin sınırı belirlendi.

Aşağıdaki âyetlerle, Cenâb-ı Hakkʹın mutlak tasarruf sâhibi olduğu açıklanıyor ve İlâhî emirlerin insanlara üç yoldan biriyle ulaştırıldığı belir­tilerek vahiy konusunda aydınlatıcı bilgi veriliyor. Sonra da Hz. Muham­med’in (A. S. ) kendiliğinden değil, aldığı vahiy ile hareket ettiğine ve ancak doğru yolu gösterdiğine değinilerek, o büyük peygamberi yanlış anlama­mamız için şüpheleri giderici bilgi veriliyor.