Rum Suresi 43-50. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

فَاَقِمْ وَجْهَكَ لِلدِّينِ الْقَيِّمِ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَأْتِيَ يَوْمٌ لَا مَرَدَّ لَهُ مِنَ اللّٰهِ يَوْمَئِذٍ يَصَّدَّعُونَ مَنْ كَفَرَ فَعَلَيْهِ كُفْرُهُ وَمَنْ عَمِلَ صَالِحًا فَلِاَنْفُسِهِمْ يَمْهَدُونَ لِيَجْزِيَ الَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنْ فَضْلِهِ اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْكَافِرِينَ وَمِنْ اٰيَاتِهِٓ اَنْ يُرْسِلَ الرِّيَاحَ مُبَشِّرَاتٍ وَلِيُذِيقَكُمْ مِنْ رَحْمَتِهِ وَلِتَجْرِيَ الْفُلْكُ بِاَمْرِهِ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِهِ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ رُسُلًا اِلٰى قَوْمِهِمْ فَجَٓاؤُ۫هُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَانْتَقَمْنَا مِنَ الَّذِينَ اَجْرَمُوا وَكَانَ حَقًّا عَلَيْنَا نَصْرُ الْمُؤْمِنِينَ اَللّٰهُ الَّذِي يُرْسِلُ الرِّيَاحَ فَتُثِيرُ سَحَابًا فَيَبْسُطُهُ فِي السَّمَاءِ كَيْفَ يَشَاءُ وَيَجْعَلُهُ كِسَفًا فَتَرَى الْوَدْقَ يَخْرُجُ مِنْ خِلَالِهِ فَاِذَٓا اَصَابَ بِهِ مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ اِذَا هُمْ يَسْتَبْشِرُونَ وَاِنْ كَانُوا مِنْ قَبْلِ اَنْ يُنَزَّلَ عَلَيْهِمْ مِنْ قَبْلِهِ لَمُبْلِسِينَ فَانْظُرْ اِلٰٓى اٰثَارِ رَحْمَتِ اللّٰهِ كَيْفَ يُحْيِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا اِنَّ ذٰلِكَ لَمُحْيِ الْمَوْتٰى وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

48.

Allah tarafından, geri çevrilmesi olmayan bir gün gelmeden önce yüzünü dosdoğru dine çevir. O gün insanlar bölük bölük ayrılacaklardır.

Diyanet İşleri

44.

Kim inkar ederse, inkarı kendi aleyhinedir. Kimler de salih amel işlerse, ancak kendileri için (cennette yer) hazırlarlar.

45.

Bu hazırlığı Allah'ın; iman edip salih amel işleyenleri kendi lütfundan mükafatlandırması için yaparlar. Şüphesiz O, inkar edenleri sevmez.

46.

Rüzgarları, yağmurun müjdecileri olarak göndermesi, Allah'ın (varlık ve kudretinin) delillerindendir. O, bunu, size rahmetinden tattırmak, emriyle gemilerin yol alması, O'nun lütfundan rızkınızı aramanız ve şükretmeniz için yapar.

47.

Andolsun, senden önce biz nice peygamberleri kendi kavimlerine gönderdik. Peygamberler onlara apaçık mucizeler getirdiler. Biz de suç işleyenlerden intikam aldık. Mü'minlere yardım etmek ise üzerimizde bir haktır.

48.

Allah, rüzgarları gönderendir. Onlar da bulutları harekete geçirir. Allah, onları dilediği gibi, (bazen) yayar ve (bazen) yoğunlaştırır. Nihayet yağmurun onların arasından çıktığını görürsün. Onu kullarından dilediklerine uğrattığı zaman bir de bakarsın sevinirler.

49.

Oysa onlar daha önce kendilerine yağmur yağdırılmadan evvel kesin bir ümitsizliğe kapılmışlardı.

50.

Allah'ın rahmetinin eserlerine bak! Yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor. Şüphe yok ki O, ölüleri de elbette diriltecektir. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

43- Allah tarafından (plânlanıp) geri döndürülmesi mümkün olma­yan (kıyâmet) günü gelmeden önce yüzünü o dosdoğru sapasağlam dine çevir. O gün insanlar gruplar halinde birbirlerinden ayırt edilirler.

44- Kim kâfir olursa, küfrü kendi aleyhinedir; kim de iyi yararlı amel­lerde bulunursa kendi lehine (Cennetʹteki) konakları hazırlamış olurlar.

45- Bu da Allahʹın, imân edip iyi-yararlı amellerde bulunanları kendi lütuf ve kereminden mükâfatlandırması içindir. Çünkü Allah gerçekten kâfirleri sevmez.

46- Rüzgarları (yağmurun yağacağına, aşılamanın yapılacağına) müjdeciler olarak göndermesi, kendi rahmetinden size tattırması, geminin Oʹnun buyruğu (koyduğu kanunu)yla yüzmesi ve Oʹnun lûtf-u kereminden arzulayıp aramanız, Oʹnun açık belgelerindendir. Ola ki şükredersiniz.

47- And olsun ki senden önce (seçtiğimiz kimseleri) kendi milletle­rine peygamber olarak gönderdik; onlara, açık belgelerle, muʹcizelerle gel­diler. (Çoğu inanmadı). Biz de günah işleyen suçlulardan intikam aldık. Zaten müʹminlere yardım edip onları başarıya eriştirmek bize düşen bir haktır.

48- Öyle Allah ki rüzgarları gönderir de bir bulut kaldırır. Böylece onu nasıl dilerse öyle yayar ve parça parça eder, katlayıp üstüste getirir, derken yağmurun, onun arasından çıktığını görürsün. Kullarından onu di­lediğine verince, bir de bakarsın ki seviniverirler.

49- Her ne kadar onlar buluttan önce, yağmur yağmadan evvel ümit­sizlik içindeydilerse de..

50- Artık sen Allahʹın rahmet eserlerine bak! Yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor?! Şüphesiz ki O, ölüleri de elbette diriltecektir. O’nun kudreti her şeye yeter.

İLGİLİ HADÎS

«Hangi müslüman, din kardeşinin namus ve şerefini lekeliyecek iftira ve saldırıları geri çevirirse, kıyâmet gününde Cenâb-ı Hakk’ın, ondan ce­hennem ateşini geri çevirmesi, üzerine gereken bir haktır. » (Tirmizî/birr: 20- Müsned-i Ahmed: 6/449, 450)

EN DOĞRU VE EN SAĞLAM DİN: İSLÂMİYET

«Allah tarafından (plânlanıp) geri döndürülme­si mümkün olmayan (kıyâmet) günü gelmeden önce yüzünü o dosdoğru sapasağlam dine çevir.. »

İslâmʹın manası ve mayası gelip geçen hak dinlerin hepsinde mevcut­tur. Çünkü İslâm, bütünüyle «Tevhîd İnancı» doğrultusunda Hakk’a tesli­miyettir; aynı zamanda yeryüzünde barış ve huzuru sağlamak, fitne ve fe­sadı önlemek ve bunun neticesi olarak insanları dünya ve âhiret esenliği­ne kavuşturmaktır. Kurʹân-ı Kerîm’de, «Kim İslâm’dan başka bir din arzu­layıp ararsa, ondan asla kabul edilmiyecektir. Âhirette de o, zarara uğra­yanlardandır» (Âl-i İmrân Sûresi: 85) buyurulurken, diğer bir âyette bu daha da pekiştirilerek şöyle açıklanıyor: «Allah katında din ancak İslâm’dır. » (Âl-i İmrân Sûresi: 19) Böylece Cenâb-ı Hak, son din ile diğer semavî dinlerin yürürlükten kaldırıldığını haber veri­yor. (Bilgi için bak: Beyyine Sûresi: 2, 3. âyetlerin tefsiri)

Neden en doğru, en sağlam din, İslâm’dır? Bunun cevabı gayet açık­tır: Kurʹânʹa insan sözü karışmadığı ve indiği özellik de korunduğu gibi, Al­lah’ın insanlara tâ kıyâmete kadar en son mesajı olma hususiyetini de ta­şımaktadır. Değişmiyen, değiştirilmeyen Allah sözü, Oʹnun yüceliğiyle, mü­kemmelliğiyle ölçülebilir ki, O’nun yüceliği ve mükemmelliği ölçü ve kıyas kapsamına girmez. O halde Kurʹânʹı başka bir kitapla ölçmek veya kıyas etmek de pek doğru olmaz. Ancak Tevrat ile İncilʹe insan sözü karıştırılıp aslından uzaklaştırıldıklarını anlayabilmek için onları Kur’ân’ın İlâhî beyan ve belâğati karşısına getirip ölçmek bu genellemenin dışında kalır.

O halde Cenâb-ı Hakkʹa kulluk düzeyinde insan ancak yüzünü din ola­rak en doğruya ve en sağlama çevirmeli değil midir? İnsan zekâsının ürü­nü olan dinler, Allah’ın Kelâm’ı olan ve münhasıran Oʹnun eseri kabul edilen dinle ölçülebilir mi?

İslâm’dan önceki semavî dinler hem gelişen sosyal hayata ve ilmî bu­luşlara cevap veremez olmuş, hem de içine insan sözü karıştırılarak İlâhî âyetler tahrife uğratılmıştır. O bakımdan Cenâb-ı Hak konumuzu oluştu­ran âyetle, inananları en sağlam, en doğru dine davet ederek, hayatlarını ona göre düzenlemelerini emrediyor. Zira Cenâb-ı Hak kendisine uzanan yolu yine kendisi açıp o yolda yürümemizi istemekte ve ikinci bir yolun bulunmadığını hatırlatmaktadır.

İYİLİK VE KÖTÜLÜK NİSBÎDİR

«Kim kâfir olursa, küfrü kendi aleyhinedir; kim de iyi yararlı amellerde bulunursa kendi lehine (Cen­netʹteki) konakları hazırlamış olurlar. »

İnkâr, sapıklık, hakkı red, döneklik; imân, iyilik, doğruluk ve fazîlet nisbî ve İzafîdir. Öyle ki, bu kavramlar biz insanlara ve cinlere nisbetle hü­küm taşır. Cenâb-ı Hak bize sadece bizim için yararlı ve zararlı olanları bildirmiş, gerisini anlayış ve irfanımıza bırakmıştır. Artık bu durumda kim inkâra sapıp küfrü benimserse, elbette onun bu inkârı kendi aleyhinedir. Kim de imân temeli üzerinde sâlih amellerde, yararlı işlerde bulunursa, kendi lehine mutlu bir gelecek hazırlamış olur.

İLÂHÎ KUDRETİ YANSITAN BELGELER

«Rüzgârları (yağmurun yağacağına, aşı­lamanın yapılacağına) müjdeciler olarak göndermesi... »

Cenâb-ı Hak, en doğru ve en sağlam dine yüz çevirilmesinin gereğini açıkladıktan sonra İlâhî kudretin varlık âleminin her noktasında işler du­rumda bulunduğuna dikkatleri çekiyor ve bunu birkaç belgeyle açıklıyor:

a) Rahmetinden insanlara maddî ve mânevî haz ve füyuzatı tattırmak için rüzgârı müjdeci olarak göndermesi, varlığına, birliğine, mutlak ve şaş­maz düzen kurduğuna, yarattığı birçok şeyleri insanların yararına verdiği­ne delâlet etmektedir. Çünkü rüzgâr aynı zamanda bitkiler arasında aşı­lama, yağmurun yağacağını haber verme, kirli havayı temizleme, yelkenli gemilerin seyrini sağlama gibi hizmetleri vermektedir.

b) Gemilerin denizde yüzmesi de belirlenmiş fiziksel kanunlarla ger­çekleşmektedir. Öyle ki «suya daldırılan her cisim aşağıdan yukarıya doğ­ru düşey bir itme kuvvetinin tesirindedir. Bu kuvvet, cismin taşırdığı sıvı­nın ağırlığına eşittir» temel kanunu söz konusudur. Bu da kendiliğinden veya tesadüflerin biraraya gelmesinden değil de çok yüksek bir kudretin çizdiği plânın gereğidir.

c) Gemilerle denizlerde seyredip Allahʹın bol ve cömertçe nimetlerin­den yararlanmamızın hatırlatılması, denizlerdeki besin kaynağı olan kıy­metlere ve geçim imkânı sağlayan maddelere bilerek yönelmemizi ilhâm etmektedir.

Böylece Kurʹânʹda yer yer toprak, su, güneşten söz edilmekte ve bun­ların insan hayatını nimetlerle dolduran Allah’ın üç büyük lütfu olduğu gös­terilmektedir. O bakımdan ne yana dönülürse dönülsün mutlâka bu lûtufların köpüren nimetleriyle karşılaşılır. Onları insaf ve imân gözüyle görüp de şükretmemek; Cenâb-ı Hakkʹın insandan yana tecelli eden rahmet ve inâyeti karşısında eğilmemek elde değildir. Zira her nîmet kusursuz şekilde proğramlanan İlâhî düzenlemeyi yansıtmakta ve sadece Oʹnun kudretinin izini taşımaktadır.

ÖNCEKİ PEYGAMBERLERİ DİNLEMİYENLER

«And olsun ki senden önce (seçtiğimiz kimseleri) kendi milletlerine peygamber olarak gönderdik; onlara, açık belgelerle, muʹcizelerle geldiler. (Çoğu inan­madı). Biz de günah işleyen suçlulardan intikam aldık.. »

Kur’ân-ı Kerîm İlâhî nîmetlerden bir bölümünü akla, idrake ve vicdana ışık tutar, hareket sağlar anlamda açıkladıktan ve insanların buna karşı şükretmesini hatırlattıktan sonra, daha önce gelip geçen peygamberlerin bu doğrultudaki irşat ve uyarılarına kalp ve kafalarını kapalı tutan milletler­den ve kavimlerden -bu nankörlüklerine karşılık- nasıl intikam alındığına parmak basmakta ve imân cephesinde yer alan müʹminlerin eninde sonun­da ilâhî desteğe mazhar kılınarak başarıya eriştirildiklerini haber vermek­tedir.

Şüphesiz bu hem Mekkeli nankör inkârcıları, hem de her çağda aynı tutum ve benzeri nankörlük içinde bulunanları uyarmaya yönelik bir mi­saldir. Aynı zamanda samimi mü’minleri ümit ve güven havasına kavuştu­ran bir müjdedir.

Sonuç olarak belirtelim ki: Cenâb-ı Hakk’ın insandan yana koyduğu hayat kanunlarına imân düzeyinde uyanlar mutlaka mutlu olurlar; İlâhî yardıma lâyık görülerek hem dünyada, hem de âhirette başarıya eriştirilir­ler. Uymayanlar ise her bakımdan kendilerine çok yazık ederler. Çünkü sö­zü edilen kanunlar ve sünnetullah kimselere uymaz, şaşmadan hedefine doğru ilerler.

YAĞMURUN OLUŞMASI

«Öyle Allah ki rüzgârları gönderir de bir bulut kaldırır. Böylece onu nasıl dilerse öyle yayar ve parça parça eder, katlayıp üstüste getirir.. »

Kur’ân yukarıdaki âyetle rüzgârların bulutları nasıl sürükleyip üstüste yığdığını ve nasıl yayıp belli bölgelere sevk ettiğini konu ediniyor. Bununla, havadaki nemliliğin yağmur haline gelmesine, aynı zamanda nemli rüzgâr­ların dağlar boyunca yükselirken soğuk hava ile temas kurmasına; alçak basınç alanında yükselen havanın yükseldikçe soğumasına ve havanın sı­cak bölgelerden soğuk bölgelere sürüklenmesine yol açan fiziksel olay­lara dikkatleri çekiyor. Kurulan düzenin işleyiş tarzında İlâhî plân ve proğ­ramın nasıl kusursuz uygulandığını incelememizi ilhâm ediyor.

ALLAH’IN RAHMETİNİN ESERLERİ

«Artık sen Allah’ın rahmet eserlerine bak! Yeryüzünü ölümünden sonra na­sıl diriltiyor?! Şüphesiz ki O, ölüleri de elbette diriltecektir. Oʹnun kudreti her şeye yeter. »

İlâhî rahmet, insanlardan yana hep önde gider; gazabını ise ikinci plânda tutar. Ancak geniş rahmetinin ölçü ve tecellisini bilmek, ona göre bir yerleşim yeri seçmek gerekir. Sel yatağında ev yapmak, tehlike engel­lenmeden bağ ve bahçe meydana getirmeye çalışmak ne ise, deprem böl­gesinde fay hattında birtakım tesisler kurmak veya yüksek binalar yapmak da odur.

Şüphesiz bu misallerle, rastgele bir tevekkül duygusu içinde hiçbir ön­lem almadan, mevcut şartları ve ortamı değerlendirmeden Cenâb-ı Hakkʹın rahmetinden nasip beklemek doğru olmaz. Çünkü rahmetin geliş yollarını; sebep ve hikmetlerini çok iyi bilip ona göre tedbîr aldıktan sonra Allahʹa güvenip dayanmak «tevekkül»ün ön şartıdır.

«Artık sen Allahʹın rahmet eserlerine bak! » meâlindeki âyetle, rahme­tin ne yolda ve ne ölçüde, nerede, nasıl eser ortaya koyduğuna ilim gö­züyle bakıp araştırma yapmamız tavsiye ediliyor.

«Yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor?! » meâlindeki âyet ise, dirilmeye elverişli toprakları bize hatırlatıyor ve ziraate elverişli olmayan toprakları ıslâh etmemiz isteniliyor.

Ölü duruma gelen elverişli toprakları, belli şartlar düzeyinde değişme­yen kanunlarla dirilten O Yüce Kudret’in, ölüleri de bir gün -o güne has şartlar ve kanunlarla- dirilteceğinde şüphe mi vardır? Zira varlık âleminin her parçasında tezahür eden İlâhî kudret, ezelde hazırlanan plâna göre kademe kademe tecelli etmektedir. Onu durduracak engelleyecek bir güç söz konusu değildir.

«O’nun kudreti her şeye yeter» cümlesi bu gerçeği haber vermekte ve ona teslimiyet göstermemizi ilham etmektedir.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, «Tevhîd İnancı»yla ilgili gerçeklere parmak basıl­dı ve o doğrultuda dindarlığın sürdürülmesi emredildi. Bunun aksine bir yol izleyenlerin kendilerine yazık ettikleri hatırlatıldı. Sonra da Allah’ın eşsiz kudretine delâlet eden bilimsel anlam ve ölçüdeki belgeler sıralanarak in­san aklına malzeme verildi.

Aşağıdaki âyetlerle, insanın nankörlüğü konu ediliyor. Kavurucu bir rüzgârın bitkileri sarartmasından dolayı böylelerinin nankörlük ederek na­sıl yön değiştirdiği üzerinde durulup çoğunun gezer ölüler, bakar körler, işitir sağırlar olduğu belirtiliyor. Ancak Hakkʹa teslimiyet gösterip Oʹnun âyet ve belgelerine inanan müʹminlere hakikatin sesinin duyurulabileceğine atıf yapılarak, insanın biyolojik gelişme dönemleri yönlendirici bir misal olarak veriliyor.