MEÂLİ:
47- Ateşte karşılıklı delil getirip tartışırlarken, zayıflar, büyüklük taslayanlara: «Şüphesiz biz size uymuş kimselerdik. Şu anda bizden ateşin bir kısmını olsun savmaz mısınız? » derler.
48- Büyüklük taslayanlar şöyle derler: «Doğrusu hepimiz ateşteyiz. Allah ise kulları arasında hükmünü vermiştir. »
49- Ateşte olanlar, Cehennem bekçilerine derler ki: «Rabbınıza duâ edin de bizden bir günlük (olsun) azâbı hafifletsin. »
50- Bekçiler, «size peygamberleriniz açık belgeler ve muʹcizelerle gelmediler mi? » derler. Onlar, «evet geldiler» diye cevap verirler. (Bunun üzerine bekçiler onlara: ) «Öyle ise kendiniz duâ edin» derler. Kâfirlerin duâ sı mutlaka boş ve neticesizdir.
KÂFİRLERİN UMUTLARININ KESİLDİĞİ GÜN
«Büyüklük taslayanlar şöyle derler: Doğrusu hepimiz ateşteyiz. Allah ise kulları arasında hükmünü vermiştir. »
Cenâb-ı Hak ilgili âyetlerle, hakla bâtılın sürtüşme ve tartışmasına, hemen her dönemde gelip geçen milletlerin bünyesinde rastlandığını belirtip Musa (A. S. ) ile Firʹavn kıssasını tarihî bir misal olarak verdi. Sonra da inkârcı Mekkeli’lere son uyarılarını yaparak dönüş yapmalarının kendileri için hayırlı olacağına işârette bulundu ve arkasından olaylar karşısında sabredip Hakkʹa teslimiyet gösteren mü’minlere zafer va’dederek Musa Peygamber’in (A. S. ) mücadelesinin başarıyla noktalandığını belirtti. Dönüş yapmayıp da inkâr ve zulümde ileri giden kâfirler için Cehennemʹde meydana gelecek azap tablolarından birine dikkatleri çekti. Dünya hayatında kendi irâdesini ve hürriyet hakkını kullanmasını bilmeyen, inkârcı maddecilerin, diktatör zâlimlerin buyruğu altında iman ve irfanını yitirip şahsiyetini sıfıra düşüren sapıkların ancak kıyâmet günü uyanacaklarına atıf yaparak, orada derin bir pişmanlık duyacaklarını, kendilerini sapıttıran mağrûr zâlimlerle Cehennem’de tartışacaklarını haber vererek ölmeden önce Hakk’a dönmenin mutlak anlamda saadet va’dettiğini dolaylı şekilde kalp ve kafalara işlemeyi murad etti.
Kâfirler, hak ettikleri azabı görünce, dünyada sapık ve zâlim diktatörlere, haddini bilmeyen şımarık zenginlere kul ve köle olmanın ne kadar büyük bir basîretsizlik olduğunu anlayacaklar ve bunlardan hiç birinin yardımda bulunma yetkisine sahip olmadığını görünce de tek çare olarak Cehennem Bekçisi’nden yardım ve şefaât dileyecekler. Bekçiler onlara, kaçırdıkları büyük fırsatı bir defa daha hatırlatarak: «Peygamberleriniz size açık belge ve muʹcizelerle gelmediler mi? » diye sorarlar ve kâfirler lehine duâ etme yetkilerinin bulunmadığını açıklayarak kendilerinin bârigâh-i izzete el açıp yalvarmalarını söylerler ve sonra da: «Kâfirlerin duâsı boş ve neticesizdir» diyerek onlardan yana ümit kapısının kapalı bulunduğunu hatırlatırlar.
Âyette geçen, «bir gün olsun» sözü, ağız alışkanlığından kaynaklanmaktadır. Zira âhiret âleminde gece-gündüz kavramları yoktur. Cehennemlikler bununla azaplarına bir süre ara verilmesini anlatmak isterler.
İsrâ Sûresi 15. âyette de açıklandığı gibi, Cenâb-ı Hak bir kavme veya millete peygamber göndermedikçe azap etmiyeceğini belirtmektedir. Konumuzu oluşturan âyette de Cehennem bekçilerinin cehennemliklere: «Size peygamberleriniz açık belge ve muʹcizelerle gelmediler mi? » diyerek takriri anlamda sormaları bu manaya işârettir. Zira peygamber irşat ve teblîğine, diğer bir anlatımla peygamberin getirdiği İlâhî beyânlara her çağda ve her ülkede mutlaka ihtiyaç vardır. İnsan aklı yalnız başına fizik ötesini çözüp anlayamaz, Cenâb-ı Hakk’ı kemal sıfatlarıyla bilip takdîr edemez, kıyâmeti ve oradaki sonsuz azap ve nîmetleri idrâk edemez. Bunlardan İlâhî nizama ve sünnetullaha göre haber veren Allah elçisinin getirdiği bilgilerden mutlaka yardım görmesi gerekmektedir. Hz. Muhammed (A. S. ) ise, son peygamber olarak bütün insanlara gönderildiğine ve kıyâmete kadar risaletinin geçerliliği devam edeceğine göre, her millet ve kavme aralıksız peygamber gönderildiği hükmü ortaya çıkıyor ve böylece kimsenin itiraz hakkı kalmıyor. Ancak bugünkü teknik imkânlardan ve medenî nîmetlerden uzak, dünyadan habersiz ilkel bir hayat yaşayan bazı topluluklar varsa ve bunların peygamberden, onun getirdiği İlâhî hakikatlerden haberleri yoksa, o takdirde âhiret gününde onlar sadece akıl yoluyla kâinatın bir yaratıcısının bulunduğunu idrak edip etmediklerinden sorumlu tutulacaklar, fakat âhireti ve diğer dinî esasları bilmediklerinden dolayı kınanmayacaklar ve azap da edilmiyeceklerdir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, hak ile bâtılın devamlı sürtüşme halinde olduğu konu edildi ve bâtılı temsîl edenlerin peşine takılıp şahsiyetini kaybeden inkârcı sapıkların âhirette biraraya getirileceği ve aralarında tartışma çıkacağı belirtilerek, dünyada inkârcı zâlimlerden uzak kalmaları hatırlatıldı.
Aşağıdaki âyetlerle, hakkı temsîl eden peygamberlerin ve gerçek mü’minlerin dünyada da, âhirette de İlâhî yardım ve desteğe mazhar kılınacağı haber veriliyor ve dünyada peygambere ve mü’minlere uymayı gururuna yediremiyen zâlim inkârcıların âhirette özür dilemelerinin hiçbir anlam taşımıyacağı hatırlatılıyor. Son peygambere uymayan Yahudîler uyarılarak Musa (A. S. )dan ve Tevrat’tan söz ediliyor. Bu durumda Peygamber’in (A. S. ) ve O’nun yolunda yürüyen mürşitlerin sabretmesi tavsiye edilerek Allahʹtan rahmet ve mağfiret dilemeleri isteniliyor.