MEÂLİ:
45-46- Ey Peygamber! Şüphesiz ki biz seni şâhit, müjdeci, uyarıcı; Allahʹın izniyle Oʹnun (yoluna) çağrıcı ve aydınlatıcı bir kandil olarak gönderdik.
47- Müʹminleri, Allahʹtan kendilerine büyük sevaplar ve üstünlüklerle müjdele.
48- Sakın kâfirlere ve münâfıklara uyma; eziyetlerine aldırış etme. Allahʹa güvenip dayan. Vekil olarak Allah yeter.
İLGİLİ HADÎS
İbn Abbas (R. A. ) diyor ki i
- Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, Ali b. Ebî Tâlib (R. A. ) ile Muâz b. Cebel’i (R. A. ) Yemenʹe emir ve kadı olarak gönderdiğinde onlara yapmış olduğu tavsiyeler arasında şu hususu da özellikle belirtti: «Yemenʹe gidiniz; müjdeleyiniz, nefret ve bıkkınlık vermeyiniz; kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız. Çünkü bana şu âyet indirilmiş bulunuyor: (Ey Peygamber! şüphesiz ki biz seni şâhit, müjdeci, uyarıcı; Allahʹın izniyle Oʹnun yoluna çağrıcı ve aydınlatıcı bir kandil olarak gönderdik)» (İbn Ebî Hâtim - İbn Kesîr: 3/497)
PEYGAMBER (A. S. ) EFENDİMİZʹİN BEŞ VASFI
«Ey Peygamber! Şüphesiz ki biz seni şâhit, müjdeci, uyarıcı, çağrıcı ve aydınlatıcı... olarak gönderdik.. » Yukarıdaki âyette anılan beş sıfat, hem Cenâb-ı Hakkʹın insanlara olan geniş iltifat ve rahmetini, hem peygamberlik görevinin ana çizgilerini, hem de halkı irşat etmenin metod ve yöntemini yansıtmaktadır. Şöyle ki:
1- Şâhit
Bu, Hz. Peygamberʹin (A. S. ) aldığı İlâhî buyrukları Allahʹın kullarına teblîğ edip onların bunu nasıl karşıladıklarına ve önce gelip geçen peygamberlerin de kendi kavim ve ümmetlerine teblîğ ve irşatta bulunduklarına dair Hz. Muhammed’in (A. S. ) şâhit gösterilmesi ve âhirette bunun için şehadette bulunması anlamına gelir.
O halde insanlara İlâhî buyrukları teblîğ eden mürşitlerin de az-çok bu tebliğleriyle görevlerini yerine getirdikleri ve irşat etmeye çalıştıkları insanların onlara karşı tutum ve davranışlarının ne olduğu da şahitlenecek ve böylece Peygamber (A. S. ) Efendimizʹin izinde yürüyenlere de şahitlik makamı lâyık görülecektir.
2- Mübeşşir
Bu daha çok inanan kişileri ilâhî rahmet, gufran, mutluluk, sonsuz saadet ile müjdeleme anlamına gelir.
O halde Peygamber yolunda olan mürşitlerin teblîğ ve irşat görevlerini sürdürürken «tebşîr» yani müjdeleme çizgisinden başlamaları, insanlara zaman zaman ümit ışığı tutmaları; her vesileyle ibâdete, zikre, itaâte heveslendirmeleri gerekmektedir. Zira dini bir korku ve tehdît aracı olarak değil, rahmet, sevgi ve umut ışığı olarak tanımakta sayısız yararlar bulunduğunu unutmamak lâzımdır.
3- Nezîr
Bu, Hakkʹa baş kaldırıp İlâhî buyrukları tanımayanları; ömür sermayesini havaî yollarda kullanıp tüketmeye çalışanları; inkâr, sapıklık, azgınlık ve dengesizlik içinde bulunanları ilâhî adâletin tecelli edeceğiyle uyarmak; nankörlük içinde hayatını berbat edenleri âhiret azâbıyla korkutmak, fakat bunun için sistemli, kademeli bir yönlendirme ve eğitme metodu uygulamak suretiyle netice almaya gayret etmek anlamına gelmektedir.
4- Dâî
Bu, Allahʹın varlığını ve birliğini kabule, yani Tevhîd İnancıʹna yönelmeye, yaratıldığı amaca ve hikmete ters düşmemeye dâvet etmek anlamına delâlet eden bir sıfattır.
Ancak uygulanacak metodun çok dikkatle üzerinde durulmalı ve Hakkʹa çağrılacak insanların bilgi, kültür seviyesi; sosyal ve ekonomik yapısı; hangi ekole bağlı bulunduğu önceden tesbit edilmelidir. Şöyle ki:
a) İlim adamlarını, her olay ve her şeyde Allah’ın kudret damgasının yer aldığını, gelişigüzel hiç bir olay ve sistemin vücut bulmadığını misaller vermek suretiyle Hakkʹa çağırmak,
b) İnkârcı sapıkları, akıl ve vicdanlarını harekete geçirecek misallerle dâvet etmek ve kâinatta hâkim mutlak bir düzenin bulunduğunu anlatmak suretiyle düşünce ufuklarını genişletmek,
c) Halk tabakasını güzel öğütlerle, vicdanlarını serinletecek, gönüllerinde ümit ışığı doğuracak çekici sözlerle dâvet etmek.. (Bu konuda geniş bilgi için bak: Nahl Sûresi 125. âyetin tefsiri)
Ancak bütün bu çağrıları İlâhî buyruk çerçevesinde yürütmeye çalışmak şarttır; aksi halde anlamını kaybeder, amacından saptırılmış olur. Konumuzu oluşturan âyette geçen «bi-iznihi» sözü bu hikmeti ve inceliği yansıtmaktadır.
5- Aydınlatıcı kandil olmak
Bu, dinin esas ve prensiplerini, gerçeği bulan ve sonuç sağlayan ilimle birleştirip, güzel çekici öğütlerle süsleyerek sunmayı yansıtmaktadır. Hz. Muhammed’in (A. S. ) elindeki İlâhî kitap, dilinde tecelli eden hadîsler, kalbinden kaynayıp fışkıran irfan pınarı bu üç ana temayı birleştirip bütünlük içinde işlemektedir. O bakımdan Hz. Muhammed (A. S. ) Efendimiz kalp ve kafaları aydınlatan bir kandil olarak tanıtılmaktadır. Şüphesiz bu kandilin yakıtı İlâhî vahiydir; fitili Hz. Muhammedʹin (A. S. ) kalbidir; muhafazası ise Oʹnun irfanıdır.
HZ. MUHAMMED (A. S. ) SÖZÜ EDİLEN BEŞ SIFATLA ŞU İKİ HİZMETİ SÜRDÜRMÜŞTÜR
«Müʹminleri, Allahʹtan kendilerine büyük sevaplar ve üstünlüklerle müjdele.. »
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’in beş ana vasfı açıklandıktan sonra bu vasıfların gereği olarak daha çok şu iki hizmeti sürdürmekle yükümlü tutulduğu anlaşılıyor:
1- Dosdoğru imân edenleri büyük bir ümit havasıyla ilâhî cömertliğin sonsuzluğuna ve sınırsızlığına irşâd edip ebedî mutlulukla müjdelemek,
2- İnkârcı sapıkları, azgın müşrikleri ve ikiyüzlü dönekleri uyarıp mutlak tehlikeye uzanan yolda yürümelerinin sakıncalarını haber vermek..
Bu kutsal hizmeti yerine getirirken, inkârcıların heveslerine uymamak, din adına taviz vermemek, muhataplardan gelen eza ve cefaya göğüs gerip hizmeti aksatmamak ve her hususta Allah’a güvenip dayanmak şarttır. Zira Cenâb-ı Hak her türlü hayrın ve fazîletin kaynağıdır. Oʹna gönülden güvenip bağlanmak bu kaynağı harekete geçirir. Nitekim Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz hayatı boyunca bu çizgiden sapmamış ve tek güven kaynağı Cenâb-ı Hak olmuştur. Şüphesiz vekîl olarak Allah yeter. Plân ve proğram, güç ve enerji hep O’ndandır. Koruyup başarılı kılan, doğru yola eriştiren hep Oʹdur.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, Hz. Muhammedʹin (A. S. ) insanlardan yana beş sıfatla donatılarak gönderildiği açıklandı ve hizmetinin daha çok ana temasını iki maddenin oluşturduğu belirtilerek müʹminler aydınlatıldı.
Aşağıdaki âyetle, inanmış bir neslin yetişmesinde önemli rolü olan kadın haklarından söz edilerek, kadın kendisiyle cinsel temasta bulunulmadan boşandığı takdirde iddete (şer’î bekleme süresine) gerek olmadığı bildiriliyor ve boşamanın nezaket ölçülerine göre olması tavsiye edilerek kadından yana cömert ve hoşgörülü davranmamız isteniliyor.