Şuara Suresi 34-51. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

قَالَ لِلْمَلَاِ حَوْلَهُ اِنَّ هٰذَا لَسَاحِرٌ عَلِيمٌ يُرِيدُ اَنْ يُخْرِجَكُمْ مِنْ اَرْضِكُمْ بِسِحْرِهِ فَمَاذَا تَأْمُرُونَ قَالُوا اَرْجِهْ وَاَخَاهُ وَابْعَثْ فِي الْمَدَائِنِ حَاشِرِينَ يَأْتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَلِيمٍ فَجُمِعَ السَّحَرَةُ لِمِيقَاتِ يَوْمٍ مَعْلُومٍ وَقِيلَ لِلنَّاسِ هَلْ اَنْتُمْ مُجْتَمِعُونَ لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ السَّحَرَةَ اِنْ كَانُوا هُمُ الْغَالِبِينَ فَلَمَّا جَاءَ السَّحَرَةُ قَالُوا لِفِرْعَوْنَ اَئِنَّ لَنَا لَاَجْرًا اِنْ كُنَّا نَحْنُ الْغَالِبِينَ قَالَ نَعَمْ وَاِنَّكُمْ اِذًا لَمِنَ الْمُقَرَّبِينَ قَالَ لَهُمْ مُوسٰٓى اَلْقُوا مَا اَنْتُمْ مُلْقُونَ فَاَلْقَوْا حِبَالَهُمْ وَعِصِيَّهُمْ وَقَالُوا بِعِزَّةِ فِرْعَوْنَ اِنَّا لَنَحْنُ الْغَالِبُونَ فَاَلْقٰى مُوسٰى عَصَاهُ فَاِذَا هِيَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَ فَاُلْقِيَ السَّحَرَةُ سَاجِدِينَ قَالُوا اٰمَنَّا بِرَبِّ الْعَالَمِينَ رَبِّ مُوسٰى وَهٰرُونَ قَالَ اٰمَنْتُمْ لَهُ قَبْلَ اَنْ اٰذَنَ لَكُمْ اِنَّهُ لَكَبِيرُكُمُ الَّذِي عَلَّمَكُمُ السِّحْرَ فَلَسَوْفَ تَعْلَمُونَ لَاُقَطِّعَنَّ اَيْدِيَكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ مِنْ خِلَافٍ وَلَاُصَلِّبَنَّكُمْ اَجْمَعِينَ قَالُوا لَا ضَيْرَ اِنَّٓا اِلٰى رَبِّنَا مُنْقَلِبُونَ اِنَّا نَطْمَعُ اَنْ يَغْفِرَ لَنَا رَبُّنَا خَطَايَانَا اَنْ كُنَّا اَوَّلَ الْمُؤْمِنِينَ

45.

Firavun, çevresindeki ileri gelenlere, "Şüphesiz bu, bilgin bir sihirbazdır" dedi.

Diyanet İşleri

35.

"Sizi, yaptığı sihirle, yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Ne dersiniz?"

36.

Dediler ki: "Onu ve kardeşini alıkoy. Şehirlere de toplayıcı adamlar gönder."

37.

"Sana bütün usta sihirbazları getirsinler."

38.

Böylece sihirbazlar, belli bir günün belirlenen bir vaktinde bir araya getirildiler.

39.

İnsanlara da "Siz de toplanır mısınız?" denildi.

40.

"Umarız, üstün gelirlerse sihirbazlara uyarız" (dediler.)

41.

Sihirbazlar gelince, Firavun'a, "Eğer biz üstün gelirsek, gerçekten bize bir mükafat var mı?" dediler.

42.

Firavun, "Evet, hem o takdirde mutlaka bana yakın kimselerden olacaksınız" dedi.

43.

Musa onlara, "Hadi ortaya atacağınız şeyi atın" dedi.

44.

Bunun üzerine onlar iplerini ve değneklerini attılar ve "Firavun'un gücüyle elbette bizler üstün geleceğiz" dediler.

45.

Musa da asasını attı. Bir de ne görsünler, asa onların düzdükleri sihir takımlarını yutuyor.

46.

Bunun üzerine sihirbazlar derhal secdeye kapandılar.

47.

"Alemlerin Rabbine inandık" dediler.

48.

"Musa'nın ve Harun'un Rabbi'ne."

49.

Firavun, "Ben size izin vermeden ona inandınız ha? Mutlaka o, size sihri öğreten büyüğünüzdür. Yakında bilip göreceksiniz siz! Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi asacağım" dedi.

50.

Sihirbazlar şöyle dediler: "Zararı yok, mutlaka Rabbimize döneceğiz."

51.

"(Burada) ilk inananlar biz olduğumuz için şüphesiz Rabbimizin, hatalarımızı bağışlayacağını umuyoruz."

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

34- Firʹavn, çevresindeki ileri gelenlere, «şüphesiz ki bu, bilgin bir sihirbazdır,

35- Sizi kendi ülkenizden sihriyle çıkarmak istiyor; (ey ileri gelen­ler! bu hususta) ne buyurursunuz? » dedi.

36- Onlar, «bununla kardeşini gözaltında tut ve (sonra da) şehirlere toplayıcılar gönder de,

37- Bilgili olan her sihirbazı toplayıp sana getirsinler» dediler.

38- Böylece sihirbazlar bilinen bir günün belli vaktinde toplandılar.

39- Halka, «siz de toplandınız mı» denildi.

40- Üstün gelirlerse, sihirbazlara uyacağımızı umarız dediler.

41- Sihirbazlar geldiğinde Firʹavnʹa dediler ki, «eğer üstün gelenler bizler olursak bizim için herhalde bir mükâfat vardır? »

42- Firʹavn, «evet, o takdirde siz elbette (bana) yakınlardan olursu­nuz» dedi.

43- Musa, sihirbazlara: «siz ne atacaksanız, ne ortaya koyacaksanız koyun! » dedi.

44- Onlar da urganlarını ve değneklerini yere attılar ve «Firʹavnʹın azizliği hakkı için elbette bizler üstünleriz» dediler.

45- Musa da Asa’sını yere attı, derken ansızın onların uydurup (göz boyayarak) ortaya koyduklarını yalayıp yuttu.

46- Bunun üzerine sihirbazlar secdeye kapandılar.

47- 48- «Biz âlemlerin Rabbına, Musa ve Hârunʹun Rabbına inandık» dediler.

49- Fir’avn, «ben size izin vermeden ona imân ettiniz (öyle mi? ), her­halde o size sihir öğreten büyüğünüzdür. Yakında (neler yapacağımı) bi­leceksiniz. Yemin ederim ki ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kesece­ğim ve elbette hepinizi asacağım» dedi.

50- (Onlar) «ne zararı var, çünkü biz mutlaka Rabbımıza döneceğiz.

51- Biz (senin adamlarından) ilk imân edenler olduktan geri Rab­bımızın hatâlarımızı bize bağışlayacağını ummaktayız» dediler.

FİRʹAVN’IN TEK BAŞINA KARAR VERMEKTEN ÇEKİNMESİ

«Fir’avn çevresindeki ileri gelenlere: Şüphesiz ki bu, bilgin bir sihirbazdır. Sizi kendi ülkenizden sihriyle çıkartmak istiyor. (Ey ileri gelenler! bu hu­susta) ne buyurursunuz? dedi. »

Musa Peygamber’in (A. S. ) gerek hikmetli sözleriyle, gerekse sergile­diği mu’cizelerle hakkı temsil etmesi ve doğruluğunu isbatlar mahiyette si­hir türünden olmayan, aynı zamanda İlâhî kudretin tezahürü sayılan iki ay­rı harikulâde olayla Fir’avn’ı acze düşürüp tedirgin etmesi, Mısırlıların ge­niş çapta dikkatlerini kendi üzerinde toplamış ve özellikle İsrâil oğullarıʹnın kendisine olan sevgi ve bağlılığını kat kat artırmıştı.

İşte Fir’avn bu gelişmenin farkında idi. O bakımdan tek başına lehte veya aleyhte bir karar vermeyi uygun görmemişti. Zira lehte vereceği bir karar kendi otoritesini, aleyhte vereceği bir karar halkın belli bir kesiminin güvenini sarsabilirdi. Bu inceliği düşünerek meclisinde yer alan devlet adamlarının görüşlerine başvurmayı tercîh etmişti.

Olayın, Mekke’deki durumla benzerlik arzetmesi:

Mekke’nin ileri gelenleri de Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’in yüksek şah­siyeti ve getirip teblîğ ettiği İlâhî hakikatler karşısında acze düşünce, onun aleyhinde hemen bir karara varmak istiyorlardı, ama Hâşim oğullarıyla bir iç savaşa kapı açılır endişesiyle pek acele etmiyorlardı. Sonunda her ka­bileden bir genç seçip bir gece baskınında Onun vücudunu ortadan kal­dırmaya hep birlikte karar vermiş oldular.

SİHİRBAZLARIN GERÇEĞİ ANLAMASI

«Bunun üzerine sihir­bazlar secdeye kapandılar. Biz âlemlerin Rabbına, Musa ve Hârunʹun Rab­bına inandık, dediler. »

Musa Peygamber’in yaşadığı M. Ö. XIII. yüzyılda Mısır ve dolaylarında sihir ve büyücülüğün çok yaygın olduğu anlaşılıyor. Nitekim ünlü müfessir İbn Kesîr de bu hususu çok açık biçimde belirtmiştir. O nedenle sözünü ettiğimiz çağda gönderilen peygamberin sihir ve büyüyü tesirsiz hale ge­tirecek ve gerçekle ilgili bulunmadığını isbatlayacak ölçü ve nitelikte bir­takım mu’cizelerle donatılması gerekiyordu. İşte Musa Peygamberʹin (A. S. ) ortaya koyduğu mu’cizelerdeki hikmet ve amacı daha çok bu noktaya çe­virmekte yarar vardır. Özellikle Musa Peygamber’in (A. S. ) elindeki değ­neğin çok kıvrak büyükçe bir yılana dönüşüp sihirbazların urgan ve değ­neklerini bir bir yalayıp yutması ve böylece yılan şeklinde gösterilen bu iki şeyin ortadan yok edilmesi, Asâ’da tezahür eden harikulâde olayın sihir ve büyü cinsinden olmadığını, bütünüyle İlâhî kudreti yansıttığını ortaya koy­muş oldu. Bu gerçeği anlamakta gecikmeyen sihirbazlar Musa Peygam­ber’e inandılar ve hep birlikte imân ederek Cenâb-ı Hakkʹın kudretinin te­cellisine baş eğip secdeye kapandılar.

Böylece Kurʹân-ı Kerîm bu tarihî olayın ibretli safhalarını açıklarken hakkın er-geç üstün geleceğini, bâtılın yıkılıp yok olacağını mü’minlere müj­de mahiyetinde verirken, inkârcıları uyarır.

Mekkeli müşriklerin geleceğini belirleyen ve yaşamakta olan inkârcı maddecilere uyarıcı ölçü ve kıstas verecek olan bu olay yaklaşık Kur’ân’ın yirmi kadar yerinde az farklı bir anlatımla tekrarlanmıştır. Aslında onlar bi­rer tekrar değil, değişik anlamda öğüt ve ibret alınacak farklı bilgiler ge­tirmektedir. Aynı zamanda konunun önemine dikkatleri çekip idrâkleri uya­nık tutmaya ve hafızalardaki izleri derinleştirmeye yönelik bulunmakta­dır. (Bilgi için bak: A’raf Sûresi: 107-113, Tâ-Hâ Sûresi: 45-73, Yunus Sû­resi: 81, Kasas Sûresi: 36. âyetlerin tefsiri.. Ayrıca Bakara Sûresi: 102. âyetin tef­siri)

FİRʹAVN’IN SARSILMASI

«Firʹavn: Ben size izin vermeden ona iman ettiniz (öyle mi). Elbette o size sihir öğreten büyüğünüzdür. Yakında (neler yapacağı­mı) bileceksiniz. Yemin ederim ki ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama ke­seceğim ve elbette hepinizi asacağım, dedi. »

Sihirbazlarla Musaʹyı (A. S. ) alt edip onu gözden ve gönülden düşür­meyi plânlayan Firʹavn, beklediği sonucu alamayınca üzüldü ve arkasın­dan sihirbazların bir olan Allah’a ve Musa Peygamber’e imân etmeleriyle de büsbütün sarsıldı, otoritesi zedelendi; tek kelimeyle kullandığı silah ge­ri tepti ve kalbinden yaralandı.

Kaba kuvvete başvurmaktan başka çare düşünemiyen Firʹavn, imân eden sihirbazları ölümle tehdit etti. Ne var ki Allah’a ve Peygamberʹine imân; akıl, duygu ve düşünce üçlüsü doğrultusunda gerçekleşince artık hiçbir engel dinlemez; aynı zamanda ölümü Cenâb-ı Hakk’a gerçek vus­latın yolu olarak kabul eder. Nitekim sihirbazlar da Fir’avn’ın tehdidine böy­le bir imân şuuru içinde cevap vermişlerdir: «Ne zararı var, çünkü biz mut­laka Rabbımıza döneceğiz.. »

Kur’ân-ı Kerîm imân eden sihirbazların bu yüksek irfanlarından süzü­lüp gelen sözlerini, iman eden mü’minlere örnek olarak gösteriyor. Nite­kim Hz. Muhammed (A. S. ) Efendimizin etrafında toplanan imân ve irfan ordusunun Hakkʹa olan teslimiyetleri bunun çok üstünde bir anlam ve hik­met taşımaktaydı.

Böylece Cenâb-ı Hak, akıl, düşünce ve duygu yoluyla kalbin derinliği­ne yerleşen hakikî imânın zevki insanın bütün benliğini sarınca, ölüm teh­didinin onun karşısında çok önemsiz kalacağını hatırlatarak bu zevke eriş­meyi telkîn ve tavsiye etmektedir.

Sonra da Kıbt’lardan Musaʹya (A. S. ) ilk imân etme bahtiyarlığına eri­şen sihirbazların bu anlamdaki açıklamalarının 51. âyetle bildirilmesi, Mek­keʹde Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizʹe ilk imân eden kişilerin ne kadar bahti­yar ve Allah katında aziz olduklarına işâret edilmektedir. Aynı zamanda küfrün boğucu havasından sıyrılıp imânın nurlu ve ferahlatıcı havasına giren kimselerin geçmiş günah ve kusurlarının bağışlanacağına atıf yapıl­makta ve böylece Kureyş müşriklerinin dikkatleri bu önemli konuya çe­kilmek istenmektedir.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, sihirbazların sihirle muʹcize arasındaki farkı an­lamakta gecikmedikleri anlatıldı. O bakımdan hiçbir tesir altında kalma­dan Musa Peygamber’in (A. S. ) Asâ’sında tecelli eden İlâhî kudret karşı­sında imân ettikleri açıklandı.

Aşağıdaki âyetlerle, kullandığı silahın geri tepmesi sebebiyle öfkele­nen Fir’avn ve yandaşlarının İsrâil oğulları hakkında soy kırım politikası gütmeyi tasarladıklarına işâret ediliyor. İşin farkına varan Musa Peygam­ber (A. S. ) Mısır’ı terketmekten başka çarenin kalmadığını düşünürken hic­ret emrinin indiği belirtiliyor ve böylece Musa Peygamber’in gecenin ka­ranlığında İsrail oğulları’nı alıp Mısır’ı terkettiği konu edilerek olayların ge­lişme safhasına geçiliyor.