MEÂLİ:
39- İblîs, «Rabbim, dedi, beni azdırman sebebiyle (veya azdırman hakkı için) yeryüzünde insanlara (günah ve kötülükleri) iyice süsleyeceğim ve hepsini de azdıracağım.
40- Ancak içlerinden ihlâs (gösterişten uzak, katıksız bir samimiyetle Allah rızasını gözeterek amel etme şuurunu) verdiğin kulların müstesnâ... »
41- Allah, «işte bu bana göre dosdoğru yoldur! » dedi.
42- Şüphesiz ki, kullarımın üzerinde senin hiçbir sultan yoktur; ancak şaşkın azgınlardan senin peşine takılanlar müstesnâ.
43- Ve gerçekten Cehennem hepsine va’dolunan yerdir.
44- Onun yedi kapısı vardır; her kapıdan onlar için ayrılmış bir kısım ve pay mevcuttur.
45- Şüphesiz ki t a k v â sâhipleri (Allahʹtan saygı ile korkup fenâlıklardan sakınanlar) Cennetlerde pınarlar (başlarında zevk u safâ için)dedirler.
46- Girin oraya, selâmet ve güven içinde! (denilir).
47- Kalplerindeki kini söküp çıkarmışızdır. Sedirler üzerinde karşılıklı oturan kardeşlerdir onlar.
48- Orada onlara hiçbir zahmet ve yorgunluk dokunmaz ve onlar bir daha oradan çıkarılacak da değillerdir.
İLGİLİ HADÎSLER
İbn Abbas (R. A. ) anlatıyor: «Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz ashabına Kurʹânʹdaki sûreleri öğrettiği gibi, onlara şu duâyı da öğretti:
«Allahım! Cehennem azâbından sana sığınırım. Kabir azâbından da sana sığınırım. Mesîh Deccalʹın fitnesinden de sana sığınırım. Dirim ve ölümün fitnesinden de sana sığınırım.. » (Ebû Dâvud/vitir: 32- Nesâî/cenaiz: 115- İbn Mâce/duâ: 3- Taberânî/ Kur’ân: 33- Ahmed: 1/242, 288, 296, 311, 315)
«Kim Allah’tan üç defa cennet isterse, Cennet der ki: «Allahʹım! O kulunu Cennet’e koy. » Kim de üç defa cehennemden, onun ateşinden Allahʹa sığınıp güven içinde kalmayı isterse, Cehennem der ki: «Allah’ım! O kulunu Cehennem’den koru. » (Tirmizî/cennet: 27- İbn Mâce/zühd: 39)
Enes b. Mâlik (R. A. ) anlatıyor:
«Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizʹin en çok ettiği duâ şu idi: «Rabbimiz! Dünyada da bize iyilik ver, Âhiretʹte de bize iyilik ver ve bizi Cehennem azâbından koru. » (Sahih-i Buharî: Enes b. Mâlik (R. A. )den)
ZITLARIN SAVAŞI
«İblîs, «Rabbim, dedi, beni azdırman sebebiyle (veya azdırman hakkı için) yeryüzünde insanlara (günah ve kötülükleri) iyice süsleyeceğim ve hepsini de azdıracağım. »
Hılkatları ayrı olup, Cennet’te bile anlaşamayan İblîs ile Âdem Peygamber, o yüzden Cennet’ten çıkarılıp Dünya’ya indirildiler. İkisi ve nesilleri arasındaki savaş kıyâmete kadar devam edecektir. Yaratılışlarındaki özellikleri gereği birbirleriyle uyum sağlamaları mümkün olmayan bu iki ayrı tür mahlûkun düşmanlığı, dünya hayatının canlılık kazanmasına, zıtların oluşup sürtüşmelerinin devamına; iyilerle kötülerin; aklını kullanıp doğruyu seçenlerle, duygusunun esiri olup eğri yolu tercîh edenlerin ayırt edilmesine yöneliktir. Bundan başka birtakım hikmetler de söz konusudur.
O bakımdan İblîs ve onun devam eden nesli, ademoğullarından zayıf bulduklarını küfür ve nifak ateşine atıp yakarlar; imân ve irfan bakımından güçlülerle aralıksız mücadelelerini sürdürürler. İmânlarını ihlâs, yani samimiyet ve gösterişsizlikle birleştirip bütünleştirenlerin gaflet anlarını seçer ve öylece beyinlerine ve kalplerine vesvese ve şüphe sinyalleri gönderir. Ancak kendilerini ihlâs ve takvâ düzeyine getiren bu mü’minler üzerinde sulta kuramaz. Zira sözü edilen mü’minlerin gafletten uyanmaları çok çabuk olur, kalplerinde kök salıp hücrelerine kadar sızan imânları, gelen şüpheleri çarçabuk geri çevirir.
Anlaşıldığı gibi, İblîsʹin insana yaklaşmasını kolaylaştıran âmiller bulunduğu gibi, onu uzaklaştıran, dürtüşlerini tesirsiz kılan birtakım âmiller de vardır. Önemli olan, bunları birbirinden tefrik edip İblîsʹe oyuncak olma durumuna düşmemektir.
İblîs neden bıkmadan, usanmadan bu savaşı sürdürmek ister ve neden bundan hoşlanır? Bilindiği gibi her varlık bir şeyden daha çok hoşlanır ve bazan ona erişmek için hayatı pahasına girişimlerde bulunur. Buna birkaç misal verelim: Tavşan havucu, tilki tavuğu, arı çiçekleri, karınca zahireyi, aslan canlı bir avı sever. Zaman olur ki bunlar sevdikleri şeyi elde etme uğruna canlarından olurlar. Melekler Cenâb-ı Hakk’ı tesbîh ve tenzîh etmeyi severler. Onların en doyurucu gıdası budur ve ancak bununla tatmin olup yatışırlar. İnsanlar ise, meleksel yönlerini güçlendirdikleri zaman Allahʹı daha çok sevmeğe başlarlar. Bunun aksine İblîsʹten yana nefsanî arzularına takılıp zevk ve duygularının esiri olunca, mal, makam, içki, kumar, kadın ve benzeri şeylerden daha çok hoşlanıp zevk alırlar ve Allahʹı, âhireti unutmaya başlarlar.
İblîs, insanları azdırmayı, beyin ve kalplerine vesvese vermeyi sever ve ancak bu yolda başarılı olduğu takdirde rahat eder, yatışkanlık sağlar. Her canlı sevdiği şey peşinde koşup ömür tüketirken, İblîs de bu kuralın dışında elbette ki kalamaz.
İHLÂSA ERENLERİN ÖZELLİKLERİ
«Ancak içlerinden ihlâs (gösterişten uzak, katıksız bir samimiyetle Allah rızası gözeterek amel etme şuurunu) verdiğin kulların müstesnâ.. »
İblîs bile, imân temeli üzerinde amelini ihlâs ölçüsünde tutacak olanlar üzerinde fazla bir tesirinin olmayacağını, sulta kuramayacağını, kavga ve mücâdelenin ilk adımında itiraf etmek zorunda kalmış ve böylece kimler üzerinde olumsuz tesir meydana getirebileceğini açıklamıştır. İlgili âyetle onun bu itirafının anılması, bizlere bilgi vermek ve ona göre hayatımızı düzene sokmamıza yardımcı olmak içindir. O bakımdan niyet ve amellerinde ihlâs üzere olanların birtakım özellikleri söz konusudur. Onları şöyle özetleyip maddeleştirebiliriz:
a) İbâdet ve günlük işlerinde yalnız Allah’ın hoşnutluğuna erişmeyi düşünürler.
b) Gösterişten, alkış ve övgüden tiksinirler.
c) Alçak gönüllü olmaya çalışırlar ve Cenâb-ı Hakkʹın sonsuz kudretinin her şey üzerinde hâkim bulunduğunu düşünerek tam bir mahviyet içinde teslimiyet gösterirler.
d) Sevdiklerini yalnız Allah için severler, sevmediklerini de yine Allah için sevmezler.
e) Peygamber (A. S. ) Efendimiz’in yüksek terbiyesiyle edeplenmek isterler; o bakımdan sünnete sımsıkı bağlanırlar.
f) Farz, vâcip ve sünnet ibâdetlerden derin zevk duyarlar. Bir namazdan sonra ikinci namaz vaktini sabırsızlıkla beklerler.
g) Allah sevgi ve korkusunu, O’na olan yüksek ve derin saygılarıyla birleştirip bütünleştirirler. Böylece ümitle korku arasında bir yol seçip hayatlarını ona göre tanzim ederler.
İşte ihlâs mertebesine erişen bahtiyarlar bu yedi sıfat ve özellikleriyle Cehennem’in yedi kqpısını kendilerinden yana kapatmış olurlar. Artık bu durumda şeytanın onlar üzerinde ciddi hiçbir sultası olamaz.
Azgınlar ise, bu yedi sıfattan yoksundurlar. Onların daha çok zevk aldıkları değişik yedi şey vardır ki, hayatları boyunca onlara erişmek için mücadele verirler ve sonunda aynı yolun sonuna gelip hayatları noktalanır. Onların sevip hoşlandıkları ve uğruna bir ömür tükettikleri yedi şeyi şöyle sıralamak mümkün:
1- Mal ve servet,
2- Makam ve riyaset,
3- Evlat ve torun,
4- Kadın ve şehvet,
5- Kaba kuvvet, haklara tecavüz ve insanlara karşı saygısızlık,
6- Sınırsız hürriyet, maddeyi hedef ve amaç seçmek, ona ulaşmak için aradaki her türlü ahlâkî ve kutsal değerleri çiğnemek,
7- İnsanlara tepeden bakmak, gurur ve kibir taslamak, disiplin altına girmemek, mânevî ve uhrevî müeyyide tanımamak veya önemsememek..
Birden dörde kadar olanlara, meşru sınırlar içinde ilgi duymak veya hoşlanmakta bir sakınca yoktur. Meşru sınırlardan maksat da, Allah rızası doğrultusunda O’nun dinine, iyi ahlâka, fazîlet ve adâlete hizmet etmek, insanların yüzünü güldürecek eserler ortaya koymaktır.
İşte azgınların, diğer bir tabirle sapıkların bu gibi aşırılıkları, meşru sınırları tanımamaları, onlara Cehennem’in yedi kapısını açık tutar.
CEHENNEM, YEDİ TABAKADIR
«Onun yedi kapısı vardır; her kapıdan onlar için ayrılmış bir kısım ve pay mevcuttur. »
İlgili âyette Cehennem’in yedi kapısından söz edilirken, hadîslerde onun yedi tabaka olduğu veya her tabakaya ayrı bir kapıdan girileceği açıklanır. Şöyle ki:
1- Cehennem
2- Lezza
3- Saîr
4- Hutame
5- Sakar
6- Cahîm
7- Hâviye
Birinci tabakaya, Allah’ın varlığına, birliğine imân etmekle beraber büyük günahları işleyen; kul ve millet haklarına tecavüz edip tevbe etmeden, haklan ödemeden, hak sâhipleriyle helâllaşmadan ölen mü’minler girer. Orada ilâhî adâlet gereği günahları nisbetinde azap gördükten sonra çıkarılırlar, hayat suyunda yıkanmaları sağlanır ve öylece Cennetʹe girmelerine izin verilir.
İkinci tabaka Yahudilere aittir. Üçüncüsü Hıristiyanlara, dördüncüsü Sabiîlere, beşincisi ateşe tapanlara, altıncısı Allah’a eş, ortak koşanlara, yedincisi münafıklara aittir. (Fazla bilgi için bak: Mefatihü’l-Gayb: 5/402 - Kurtubî: 10/30)
TAKVÂ SAHİPLERİ
«Şüphesiz ki takvâ sâhipleri (Allah’tan saygı ile korkup fenalıklardan sakınanlar) Cennetlerde pınarlar (başlarında zevk-ü safa için)dedirler. »
Takvâ sahiplerinin ise, sekiz ayrı özellikleri, diğer bir deyişle yedi farklı vasıfları vardır. Bunlar ihlâs sâhiplerindeki yedi sıfatı aynen kendilerinde taşırlar. Sekizinci olarak, her yerde ve her zaman kötülüklerden sakınırlar da Allah kullarına iyi niyetle yardımcı olmaya çalışırlar. O bakımdan bu bahtiyarlara Cennetʹin sekiz kapısı birden açılır. İçlerinde kin ve kıskançlık olmadığı için ihlâs ve takvânın parlaklığı yüzlerinde ışıl ışıl ışıldar. İnsanları Allah için sevdikleri için de Cennet’te selâmete erişip kardeşliğin en güzel havasını yaşarlar. Yorgunluklarına karşılık, nicelik ve nasıllığını ancak Allah’ın bildiği sedirler üzerine otururlar. Orada hep esenlik ve güven içindedirler. Zira onlar Dünya’da da güven ve selâmet havası estirmek suretiyle insanlara huzur kaynağı olmuşlardı.
Sonuç olarak, ilgili âyetlerle, dünyada insanlığına yakışanı yapıp yaratanına kulluk eden insanlarla, bunun aksine bir yol tutup yaratıldığı amaç ve hikmetten uzaklaşarak hayatını berbat eden insanlara verilecek karşılıktan, hazırlanan akıbetten ve neticeden haber veriliyor ve böylece yaşamakta olan insanlara en doğru yol gösterilerek Allah’ın rahmet kapısının hep açık tutulup dönüş yapanları beklediğine işâret ediliyor.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, insanın ezelî ve ebedî düşmanı olan İblîs’e isteği üzerine kıyâmete kadar mühlet verildiği, ihlâs üzere amel eden kimseler dışında diğer insanları azdırıp saptıracağı açıklandı. Ayrıca Allah’tan korkup kötülüklerden sakınan mü’minlere âhirette hazırlanan yüksek nîmetlere dikkatler çekilerek ölmeden önce onlara lâyık olmaya özen göstermemiz emredildi.
Aşağıdaki âyetlerle, mü’minlerin korku ile ümit arasında bir yol izlemeleri, Allah’ın çok bağışlayan ve çok merhamet eden Rab olduğuna inandıkları gibi, O’nun azâbının da çok şiddetli olacağını hatırlarından çıkarmamaları tavsiye ediliyor.