Nur Suresi 41-46. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ يُسَبِّحُ لَهُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَالطَّيْرُ صَافَّاتٍ كُلٌّ قَدْ عَلِمَ صَلَاتَهُ وَتَسْبِيحَهُ وَاللّٰهُ عَلِيمٌ بِمَا يَفْعَلُونَ وَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاِلَى اللّٰهِ الْمَصِيرُ اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ يُزْجِي سَحَابًا ثُمَّ يُؤَلِّفُ بَيْنَهُ ثُمَّ يَجْعَلُهُ رُكَامًا فَتَرَى الْوَدْقَ يَخْرُجُ مِنْ خِلَالِهِ وَيُنَزِّلُ مِنَ السَّمَاءِ مِنْ جِبَالٍ فِيهَا مِنْ بَرَدٍ فَيُصِيبُ بِهِ مَنْ يَشَاءُ وَيَصْرِفُهُ عَنْ مَنْ يَشَاءُ يَكَادُ سَنَا بَرْقِهِ يَذْهَبُ بِالْاَبْصَارِ يُقَلِّبُ اللّٰهُ الَّيْلَ وَالنَّهَارَ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَعِبْرَةً لِاُو۬لِي الْاَبْصَارِ وَاللّٰهُ خَلَقَ كُلَّ دَابَّةٍ مِنْ مَاءٍ فَمِنْهُمْ مَنْ يَمْشِي عَلٰى بَطْنِهِ وَمِنْهُمْ مَنْ يَمْشِي عَلٰى رِجْلَيْنِ وَمِنْهُمْ مَنْ يَمْشِي عَلٰٓى اَرْبَعٍ يَخْلُقُ اللّٰهُ مَا يَشَاءُ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ لَقَدْ اَنْزَلْنَٓا اٰيَاتٍ مُبَيِّنَاتٍ وَاللّٰهُ يَهْدِي مَنْ يَشَاءُ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ

42.

Göklerde ve yeryüzünde bulunan kimselerle, sıra sıra (kanat çırparak uçan) kuşların Allah'ı tespih ettiğini görmez misin? Her biri duasını ve tesbihini kesin olarak bilmektedir. Allah, onların yapmakta olduğu şeyleri hakkıyla bilendir.

Diyanet İşleri

42.

Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır. Dönüş de ancak Allah'adır.

43.

Görmez misin ki Allah, bulutları sevk eder. Sonra, onları kaynaştırıp üst üste yığar. Nihayet yağmurun, onların arasından yağdığını görürsün. O, gökten, oradaki dağ (gibi bulut)lardan dolu indirir de onu dilediğine isabet ettirir, dilediğinden de geri çevirir. Bu bulutların şimşeğinin parıltısı neredeyse gözleri alacak.

44.

Allah, geceyi ve gündüzü döndürüp duruyor. Şüphesiz bunda basiret sahibi olanlar için bir ibret vardır.

45.

Allah, bütün canlıları sudan yarattı. İşte bunlardan bir kısmı karnı üzerinde sürünür, kimi iki ayak üzerinde yürür, kimisi dört ayak üzerinde yürür. Allah, dilediğini yaratır. Çünkü Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.

46.

Andolsun, biz açıklayıcı ayetler indirdik. Allah, dilediği kimseyi doğru yola iletir.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

41- Görmedin mi ki, göktekilerle yerdekiler ve dizi dizi olan kuşlar Allahʹı tesbîh ederler. Her biri cidden duâ ve tesbihini bilmiştir. Allah on­ların yaptıklarını bilendir.

42- Göklerin ve yerin mülkü Allahʹındır; gidiş ancak Allahʹadır.

43- Görmedin mi ki, Allah bulutları (dilediği ölçülere göre) bir ta­rafa sürer, sonra onları toplayıp birleştirir, sonra da üstüste yığar; yağ­murun bunun arasından çıktığını görürsün. Gökten içinde dolu bulunan dağlar (gibi bulutlar) indirir de onu dilediğine dokundurur, dilediğinden de onu çevirip uzaklaştırır. Şimşeğin parıltısı neredeyse gözleri kamaştırıp alır.

44- Allah gece ile gündüzü (birbiri ardınca) devrettirir. Şüphesiz ki bunda kalp gözü, kafa gözü (açık) olanlar için ibret vardır.

45- Allah hareket edip debelenen her canlıyı sudan yaratmıştır; on­lardan bir kısmı karnı üzerine yürür, bir kısmı iki ayak üzerine yürür, bir kısmı da dört ayak üzerine yürür. Allah dilediğini (dilediği biçimde, diledi­ği kadar ayak üzerinde) yaratır. Allahʹın her şeye kudreti yeter.

46- And olsun ki, nice açıklayıcı âyetler indirdik. Allah dilediğini (sünneti uyarınca) doğru yola iletir.

KUDSÎ HADÎS

Şanı Yüce Allah buyurdu: «Ademoğlu bana eziyet ediyor, zamana sö­vüp dil uzatıyor. Zaman(ı yaratan) benim. Emir benim elimdedir. Gece ile gündüzü birbiri ardınca devrettiririm. » (Buhari/tefsir: 1/45, tevhid: 35- Müslim/elfaz: 2. 3- Ebû Dâvud/edeb: 169- Ahmed: 2/238, 282)

HER ŞEY YARATANI TESBÎH EDİYOR

«Görmedin mi ki, göktekiler­le yerdekiler ve dizi dizi olan kuşlar Allahʹı tesbîh ederler.. »

Cenâb-ı Hak, mü’minlerin kalbini nur ve hidâyetle donattığını belirt­tikten ve kâfirlerin kalplerinin karanlıklarla örtülüp mânevî fırtınaya tutulmakla vasfettikten sonra varlığına ve kudretine delâlet eden açık belge­leri sıralamaktadır. Şöyle ki:

Tesbîh: Çokluk ifade eden ve «sebh» kökünden türetilen bir masdardır. Kök mana olarak, suda, havada çok seri geçiş ve hareket demektir. Güneş, ay ve yıldızların kendi yörüngelerindeki seri hareketlerine de «tes­bîh» denilerek asıl maksada parmak basılmıştır. Atın seri koşması da aynı tâbirle ifade edilir.

Terim olarak, Cenâb-ı Hakk’ı her türlü noksanlıktan, arızî sıfatlardan tenzîh edip varlığını, birliğini, benzersizliğini belirtmektir. Yine bu manay­la ibâdette düzenli sürat göstermek de bu kökten türetilen fiille ifade edil­miştir.

Böylece terim olarak tesbîh, varlık âleminin her parçasında: Kiminde ihtiyarî, kiminde teshîrî mânada câridir. Yani eşyadan bir kısmı kendi irâ­de ve ihtiyariyle Hakk’ı tesbîh ve tenzîh etmek suretiyle ibâdet eder; bir kısmı ise, yaratıldığı amaca ister istemez bağlı kalıp yüklendiği proğramı kusursuz yerine getirmek suretiyle Hakkʹın varlığına ve birliğine delâlet edip O’nu her türlü noksanlıktan tenzîh eder.

O halde hayvanlar, bitkiler ve diğer eşyanın tesbîhi, yaratıldıkları ama­ca yönelik olup hilkat kanunlarına bağlı kalarak başeğmeleridir. Melekler sırf ibâdet etme özelliğinde yaratıldıkları ve kendilerinde nefis ve şehvet bulunmadığı için sadece emrolundukları hususları kusursuz yerine getirir­ler ve belirlenen ibâdetten bir an olsun sapmazlar. İmân eden insan ve cin­lerin ibâdet ve taâti ise, ihtiyarî anlamdadır.

Böylece insan ve cinler dışında kalan diğer bütün canlılar yaratıldık­ları kanuna bağlı kalıp duâ ve tesbîhlerini hem bilmekte, hem de sürdür­mektedirler.

KUŞLARIN TESBİHİ

«Dizi dizi olan kuşlar Allah’ı tesbîh ederler. Her biri cidden duâ ve tesbihini bilmiştir. Al­lah onların yaptıklarını bilendir. »

İlgili âyetle Cenâb-ı Hakk’ı tesbîh eden varlıklar arasından kuşların seçilip anılması elbette ki çok anlamlıdır. Zira kuşların öyle özellikleri var­dır ki, onları incelediğimiz zaman hem akıllara durgunluk verir, hem de Cenâb-ı Hakk’ın yüksek kudretinin onlardan yana tecellisini yansıtır. Bir kısmını şöyle özetleyip maddeleştirebiliriz:

a) Uçan kuşların vücutlarının hemen her parçası ve bölümü uçuşa uygun ve yardımcı ölçüde yaratılmıştır. Şöyle ki: Vücut boşluklarında ve uzun kemiklerinde akciğerle bağlantılı hava torbacıkları vardır. Göğüs kasları geminin ön kısmını andırır şekildedir ve vücudun önemli kısmını meydana getirir. Kanat tüyleri, kanatlar kapandığı zaman havanın süzülebileceği delikler ve aralıklar bırakmayacak şekilde üstüste biner. Kanat­larını açıp çırptığı zaman hava tüylerin arasından kayar ve öne doğru sürat­lenmesini sağlar.

b) Yağışlı havada ıslanmamaları için vücutları çok ince yağ salgılar da o sayede tüyleri kaygan hale gelir.

c) Vücutlarındaki ve uzun kemiklerindeki hava torbacıkları sayesin­de hem uçmaları sağlanır, hem de yeterli oksijen aldıkları için terlemez­ler. Böylece çok uzun yolculuklarında su içmeden yollarına devam edebi­lirler.

d) Gözleri çok keskindir. Yerdeki taneyi, havada uçuşan sineği uzak­tan farkedebilirler.

e) Göç mevsiminde bir kısmı binlerce kilometre yol katederek, okya­nusları aşarlar. Nereye göç etmeleri gerekiyorsa bir yanlışlığa meydan vermeden oraya doğru yol alırlar.

f) Nesillerini devam ettirmede büyük ustalık gösterirler. Yuva yap­ma ve yer seçmedeki maharetleri harikadır.

g) Her kuş kendi türüyle yaşar ve onlarla gruplar halinde hayatını sürdürür.

h) Her kuş yine kendi türünün özelliğine göre hareket sağlar, ses çı­karır ve bağlı bulunduğu grupla haberleşir.

Böylece kuşlar bütün bu özellikleriyle Yüce Kudretʹin varlığının delili, Oʹnun sanatının eşsizliğinin belgesi, O’nun bir ve benzersizliğinin şahidi­dir. Kuşların kâinat plânındaki yerlerini almaları, yaratılış amaçlarına yö­nelip yaşamlarını sürdürmeleri, hilkat kanununa başeğmeleri bütünüyle Cenâb-ı Hakk’ı tesbîh ve tenzîhi isbatlar.

«Her biri cidden duâ ve tesbîhini bilmiştir» meâlindeki İlâhî beyân, kuş­ların her bir türünün en ince ve son derece hassas hesaplara göre plânla­nıp yaratıldığını özetlemekte ve bize onlar hakkında doğru bir sonuca vara­bilmemiz için ön fikir, temel bilgi vermektedir.

Şimdi bunca açık belgeler ve ince hesaplara rağmen kalkıp kuşlarda­ki bunca özellikleri tesadüflere bağlamanın makul ve mantıkî bir yanı var mıdır?

GÖKLERİN VE YERİN MÜLKÜ KİME AİTTİR?

«Göklerin ve yerin mülkü Allah’­ındır; gidiş ancak Allah’adır. »

Tesbîh kavramı çerçevesinde de her varlığın kendisi Allahʹındır, her mülk Oʹna aittir. Öyle ki her şey kâinat düzenlemesinde lâyık olduğu yeri almış ve O Yüce Yaratan’a ister istemez başeğmiştir. Dönüş ve varış da ancak Allahʹadır. Çünkü Oʹnun mülkünden başka bir mülk, Oʹnun kudre­tinin üstünde bir kudret söz konusu değildir. O halde inkârcı sapık ne kadar Hakk’ı red ve inkâr ederse etsin, ne kadar Oʹndan kaçıp uzaklaş­mak isterse istesin, sonunda Oʹnun koyduğu kanunlara boyun eğmek, ram olmak zorundadır ve dönüşü de ancak O’na olacaktır.

BULUTLARIN OLUŞMASI

«Görmedin mi ki, Allah bu­lutları (dilediği ölçülere göre) bir tarafa sürer, sonra onları toplayıp birleş­tirir; sonra da üstüste yığar.. »

Bulutların oluşması, birbirine imtizacı, üstüste yığılıp yağmur yüklen­mesi hep şaşmayan fiziksel kanunlarla meydana gelmektedir. Şüphesiz bulut ve yağmur olayı dünyamızda hayat dengesini sağlamakta ve bütü­nüyle insanın hizmetine yönelik bulunmaktadır.

Görüldüğü gibi, bulut ve yağmurun oluşması da belli bir plâna ve de­ğişmeyen kanunlara bağlanmıştır. O halde ortada bir plân ve proğram, bir denge ve düzen varsa, mutlaka bir planlayıcı, proğramlayıcı ve denge ile düzeni sağlayıcı vardır. Bunun aksini iddia etmek hiçbir zaman olumlu bir neticeye götürücü değildir.

O bakımdan Kurʹân-ı Kerîm, bulut ve yağmur olayını da Cenâb-ı Hakk’ın varlığına ve birliğine delil ve belge olarak göstermektedir.

GECE İLE GÜNDÜZÜN BİRBİRİNİ İZLEMESİ OLAYI

«Allah gece ile gündüzü (bir­biri ardınca) devrettirir. Şüphesiz ki bunda kalp gözü, kafa gözü (açık) olanlar için ibret vardır. »

Gece ile gündüzün birbirini izleyip bir devridaim halinde sürüp gitme­sine dikkatler çekiliyor; sebebinin ve hikmetinin araştırılması ise insan ak­lına, düşüncesine ve İlmî tesbitlere bırakılıyor. Zira ortada çok düzenli, faydalı ve devamlı bir olay vardır. Her yönüyle ve yanıyla insan hayatına yöneliktir. O halde Cenâb-ı Hakk’ın insanı dünyaya getirmeden, bütün şart ve ortamları hazırladığı; hayatın belirlenen süre içinde devamını sağ­lama kanunlarını koyduğu kendiliğinden anlaşılıyor. Gece ile gündüzün birbirini izleyip devam etmesi sadece o şart ve ortamlardan biridir. Nite­kim İsrâ Sûresinde bu konu biraz daha açıklanarak gece ile gündüzün nasıl düzenlendiği konu ediliyor ve ayın güneşten kopma bir ateş parçası olduğu, o yüzden önceleri gece ile gündüz diye bir düzenleme bulunma­dığı, sonraları ayın sönüp bugünkü duruma getirilmesiyle gece ile gündüz düzenlemesi sağlandığı belirtiliyor. Şöyle ki: «Gece ve gündüzü (varlığı­mıza, kudretimize) birer delil ve belge kıldık: Gece belgesini silip gündüz belgesini aydınlık yaptık.. » (Bilgi için bak: İsrâ Sûresi: 12. âyetin tefsiri)

Böylece Kur’ân’da uygulanan İlâhî metottan biri de, Cenâb-ı Hakk’ın kendi varlığına ve kudretinin sınırsızlığına delâlet eden belgeleri ana te­ma olarak vermesidir. Gece ile gündüzün birbirini izlemesi hakkındaki te­mel bilgi de bu temalardan biridir. Nitekim ilgili âyette: «Şüphesiz ki bun­da kalp gözü, kafa gözü (açık) olanlar için ibret vardır» buyurulması, bü­tünüyle akla, ilme ve sağduyuya yöneliktir. Âyette önce gecenin anılması, dünyanın kendi ekseni etrafında batıdan doğuya doğru döndü­ğüne işârettir. Nitekim Yasîn Sûresi kırkıncı âyette: «Ne de gece gündü­zün önüne geçebilir» buyurularak, dünyanın ters dönüş yapması, yani do­ğudan batıya dönmesinin mümkün olmadığı belirtilmektedir.

HER CANLI SUDAN YARATILMIŞTIR

«Allah hareket edip debelenen her canlıyı su­dan yaratmıştır. »

Ayette «su» ile çevirisini yaptığımız «mâ» ismi nekre (belirsiz) zikre­dilmiştir. Bu durumda iki değişik yorum ve takdîr söz konusu olabilir. Biri «bir çeşit su» şeklinde; diğeri, tenvînin «elif-lâm»a bedel takdirinde, bizim bildiğimiz iki molekül hidrojen ve bir molekül oksijenden oluşan belirli su şeklinde yorumlanır.

Birinci yoruma göre, «her canlı bir çeşit sudan yaratılmıştır» neticesi ortaya çıkar. İkinci yoruma göre, «her canlı bizim bildiğimiz sudan yara­tılmıştır» şeklinde bir sonuç doğar. Şüphesiz her iki yorum da maksat ve amaca uygundur. Ancak biz ikinci yoruma göre bilimsel bir açıklamada bulunmayı daha faydalı görüyoruz. Şöyle ki:

Su hayatın kaynağıdır diyebiliriz. Bilindiği gibi bütün hayat, suda, mad­delerin bir eriyiği olan PROTOPLAZMA’da oluşur. Bununla korunur ve sü­rekliliğini sağlar. Susuz hiçbir protoplazma mevcut olmayacağı gibi protoplazmasız da hayatın oluşmayacağı açıktır.

Şüphesiz sadece insan bünyesi değil, dünyamızda mevcut bitki, hay­van ve bakteri gibi bütün hayat şekillerinde de su mevcut olup susuz bun­lar da var olamazlardı.

Su, hayatın sadece temeli değil, aynı zamanda yaşayan varlıkların büyük bir ekseriyetinin barınağı yani bir bakıma evidir. Çünkü bitki ve hay­vanların gerek sayısal, gerekse kütlesel olarak onda dokuzu suda yaşa­maktadır.

Hayatın önce suda doğması nedeniyle su, genel anlamda «beşiğimiz» ve karalar üzerindeki varlıkların er-geç tekrar bu atalar evine dönmeleri nedeniyle de bir bakıma «mezarımız» sayılır. (Nitekim canlılar hayatiyet­lerini kaybedince bünyelerindeki suyun tamamı toprağa karışmakta ve kı­sa bir süre sonra buharlaşıp bulutlara katılmakta ve bir süre sonra yağ­mur olup denizlere, ırmaklara yani asıl yurduna dönmektedir).

Yeryüzünde sihirli bir faaliyet olarak tanımlanan «hayat» için gerek­li olan maddelerden biri de sudur. Dünyamızda su ve hayat birbirlerinden ayrılmayacak biçimde içiçe girmiş ve birbirine kenetlenmiştir. Hemen he­pimizin bünyesinde %70-72 oranında su bulunmakta ve etrafımızı saran maddelerin pek çoğu suda yapılmış ürünlerden oluşmaktadır. (Bu konuda bilgi için bak: Bilim ve Teknik 165, Ağustos 1981)

Konunun önemine binaen Kur’ân’da bir yerde «diri olan her şey sudan meydana gelmiştir. » buyurulurken, bir diğer yerde «her canlı sudan yara­tılmıştır. » denilmekte, bir üçüncü yerde ise beşerin sudan yaratıldığı açıklanmaktadır. (Fazla bilgi için bak: Enbiyâ Sûresi 30 ve Furkan Sûresi 54. âyetin tefsiri)

YÜRÜYENLER VE SÜRÜNENLER

«On­lardan bir kısmı karnı üzerine yürür, bir kısmı iki ayak üzerine yürür, bir kısmı da dört ayak üzerine yürür. Allah dilediğini (dilediği biçimde, dilediği kadar ayak üzerinde) yaratır. Allah’ın her şeye kudreti yeter. »

Cenâb-ı Hak her alanda olduğu gibi canlılar alanında da kudretini ke­mal derecede izhar etmiştir. Öyle ki: Canlılardan bir kısmını dört ve daha fazla ayak üzerinde, bir kısmını iki ayak üzerinde yürütürken, bir kısmını da ayaksız yaratıp sürünerek hareket sağlamalarına imkân vermiştir.

Böylece hilkat fırçasının kemal derecesinde işleyişini görmemiz iste­niliyor ve her canlının taşıdığı birtakım özelliklerinde Cenâb-ı Hakkʹın «Muhyî» sıfatının tecellisini araştırıp idrâk etmemiz için birtakım ipuçları veriliyor.

AÇIKLAYICI VE YÖNLENDİRİCİ ÂYETLER

«And olsun ki nice açıklayıcı âyetler indirdik.. »

Kur’ân-ı Kerîm insan aklına malzeme verip ışık tutmak, idrâkleri önem­li konulara karşı uyanık bulundurmak için varlık âleminde Allah’ın mutlak ilim ve kudretine delâlet eden belgeleri, ana temaları sık sık açıklamakta; bazan özetini, bazan mayasını, bazan da özelliklerini vermektedir. Bu du­rumda aklını hakikatı arayıp bulmak için kullananların doğru yolu bulma şansları artar, Cenâb-ı Hak onlardan yana dilediği takdirde hidâyet kapı­sını açar. Aklını belirtilen ölçüde kullanmayanların ise sapıklıkları içinde bocalayıp kalmaları amellerinin gereğidir ve tabii neticesidir. Zira Cenâb-ı Hak kimseye haksızlık etmez, ama insanlar kendilerine haksızlık ederler. Kendini hidâyet çizgisine getirenleri doğru yola eriştirir. Getirmeyenleri ise kendi hallerine bırakır. Evet O, «dilediğini (sünneti uyarınca) doğru yo­la iletir» meâlindeki cümle belirttiğimiz hikmeti yansıtmaktadır.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, Allah’ın varlığına ve birliğine; ilminin ve kudre­tinin sınırsızlığına delâlet eden belgelere yer verilerek insan aklına ışık tu­tuldu ve yanlış düşüncelerin düzeltilmesi istendi.

Aşağıdaki âyetlerle, ikiyüzlü münafıkların karakteri üzerinde durulu­yor. Kendilerini Tevhîd İnancı çizgisine getirecek binlerce belgeye insaf gözüyle bakmadıklarına işâretle kalp gözlerinin kapanmış olduğu dolaylı şekilde anlatılıyor. Allah ve Resûlünün vereceği hükme rıza gösterme ko­nusunda mü’minlerle münafıklar arasındaki açık farka dikkatler çekiliyor. Sonra da Peygamber ve mürşitlere düşen görevin sınırı belirtilerek bilgi veriliyor.