MEÂLİ:
42- Senden Kıyâmetʹin kopuş saatinin ne vakit ortaya çıkacağını soruyorlar.
43- Sende ona ait bilgi nerede ki anlatasın?!
44- Onun kopuş ânının bilgisi Rabbına dayanıp noktalanır.
45- Sen ancak (Allahʹtan) saygı ile korkup eğilenleri uyaransın.
46- Kıyâmetʹi gördükleri gün sanki (Dünya’da) ancak bir akşam veya kuşluk vakti kadar kalmış gibidirler.
İNİŞ SEBEBİ
İbn Abbas (R. A. ) diyor ki: «Mekkeli müşrikler sırf alay olsun diye kıyâmetin ne zaman kopacağını soruyorlardı. O sebeple yukarıdaki âyet susturucu bir cevap olarak indirilmiştir. » (el-Câmiu Li-Ahkâmi’l-Kur’ân: 19/209)
Urve b. Zübeyir (R. A. ) de şöyle demiştir:
«Kıyâmetin ne zaman kopacağı hakkında o kadar çok soruldu ki, Ashâb-ı kirâmın bile merakı arttı ve bu hususta İlâhî beyânın inmesini beklemeye başladılar. Derken yukarıdaki âyetler indi. »
İLGİLİ HADÎS
Melek Cebrâil’in Hz. Peygamber’e (A. S. ) gelerek: «Ya Resûlellah! Kıyâmet ne zaman kopacaktır? » diye sorması; Peygamber (A. S. ) Efendimizin de ona: «Ondan sorulan kimse, (bu hususta) sorandan daha bilgili değildir.. » diye cevap vermesiyle ilgili rivâyet bu konuda en sahîh belge ve deliller arasında bulunuyor.
KIYÂMET OLAYI
«Senden kıyâmetin kopuş saatinin ne vakit ortaya çıkacağını soruyorlar.. »
Kıyâmet olayı, mevcut düzenin alt-üst olup bozulması ve yeni bir düzenin kurulması, aynı zamanda insanların kabirlerinden kaldırılması demektir.
Mevcut düzende İlâhî kudret plân ve proğramını görmeyen; eşya üzerinde yansıyan İlâhî damganın izinden habersiz olan inkârcılar, tabiatıyla kıyâmet olayına inanmamakta ve her vesileyle bunu red ve inkâr etmektedirler. Oysa kıyâmetin meydana geleceğine delâlet eden binlerce delil ve belge bulunduğu halde, kopmayacağına dair sağlam, doyurucu ve inandırıcı hiçbir delil ve belge mevcut değildir.
Konumuzu oluşturan âyetle onu izleyen âyetlerde bu önemli konu hakkında değişik beş bilgi verilmektedir:
1- Kıyâmet olayının hangi tarihte mukadder olan çizgisine gelip dayanarak kopacağı bilinmemektedir.
2- Kıyâmetin ne zaman kopacağı hakkında Peygamber (A. S. ) Efendimizʹin bilgisi olmadığı, yani bu hususta kendisine onun tarihinin bildirilmediği haber veriliyor. Böylece kıyâmetin kopuş saati hakkındaki bilginin Cenâb-ı Hakk’a has olduğu, onu kimseye bildirmediği belirtilmektedir.
3-4- Hz. Peygamber’in görevinin, kıyâmetin ne zaman kopacağını bilmek değil, Allah’tan saygı ile korkanları uyarmak olduğu açıklanarak Peygamber’in (A. S. ) ancak kendisine bildirileni bilebileceğine işâret edilmektedir.
5- Kıyâmet olayından sonra ikinci hayatın başlayacağı ve ölülerin kabirlerinden diriltilip kaldırılacağı haber verilirken, önemli bir konu üzerinde duruluyor. O da, âhiret hayatına nisbetle dünya hayatının çok kısa olduğu ve dirilip kalkanların bunun hemen farkına varacakları hususudur.
42. âyette zikredilen «mursâ» kelimesi, mimli masdardır. Aynı zamanda ism-i mekân ve ism-i zaman da olabilir. Daha çok geminin limana gelip demir atması anlamına gelir. Böylece kıyâmetin de bir noktaya gelip dayanması, o saatin gelip karşımıza çıkması ve dünya hayatının son durağına gelip dayanması yorumu ortaya çıkmış oluyor.
Sözü edilen kelimenin şu mânalara da delâlet ettiği bilinmektedir:
a) Kıyâmetin kopması ve ölenlerin dirilmesi,
b) Mevcut hayatın son bulup nihâyete ermesi,
c) Cenâb-ı Hak yanında belirlenmiş zamanı...
43. âyet iki mânaya delâlet etmektedir:
1- Şu soru da neye? Çünkü sen peygamberler zincirinin son halkası olarak kıyametin açık alâmetlerinden birisin.
2- Sen de ona ait bilgi nereden olsun ki haber veresin. Onun bilgisi ancak Allahʹın yanındadır.
Böylece Kur’ân-ı Kerîm taşıdığı yüksek belâğatiyle, bir cümle ile iki önemli bilgiyi birden vermektedir. (Bilgi için bak: A’raf Sûresi: 31. âyetin tefsiri)
43. ve 44. âyette kıyâmetin kopmasıyla ilgili bilginin Allahʹa ait olduğu ifâde edilirken, çok önemli bir noktaya işârette bulunuluyor: Kıyâmet dahil her şey Allah’a dönüp dayanacak ve her şey Oʹnun yüksek kudreti ve azameti karşısında baş eğecektir.
45. Âyette Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’in görevinin özeti belirtiliyor: Allah’a inanıp O’ndan saygı ile korkanların, Resûlüllah’ın (A. S. ) uyarı ve irşâdından daha çok yararlanacakları bildiriliyor. Zira inzarın, yani tehlikeyi haber verip uyarmanın daha çok inananlarda tesir edeceği muhakkaktır. Böylece Peygamber (A. S. ) ve Onun yolunda yürüyen âlim ve mürşitlerin irşat ve tebliğiyle eğitilip yetiştirilmek istenen kimselerin her şeyden önce Allah’a inanmaları gerekmektedir. Çünkü insanın suya, havaya olan ihtiyacı ne ise, Allahʹa inanmaya ve dindar olmaya da ihtiyacı o nisbette söz konusudur.
46. Âyette kıyâmet gününde dirilip kalkanlar, o günün dehşet ve azameti, sonsuzluk ve sınırsızlığı karşısında, dünya hayatında geçen ömürlerinin veya bizzat dünyanın ömrünün bir akşam vakti veya bir kuşluk vakti gibi süratle gelip geçtiğini; kabir âleminde de sanki öylesine kısa bir süre kaldıklarını anlayacak ve kaçırdıkları fırsatlara hayıflanıp nedamet duyacaklar; ama neden sonra..
Bir bardak suyun koca okyanus karşısında ne kadar az ve önemsiz sayılacağını düşünebiliyorsak, işte dünya ile âhiret hayatı arasındaki fark da öyle..
Nâziât Sûresinin tefsîrini bize müyesser kılan Yüce Rabbımıza hamd-u senâlar; Allahʹtan aldığını kusursuz şekilde ümmetine teblîğ eden Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizʹe ve Onun âl ve ashabına salât-ü selâmlar olsun.