Sebe Suresi 40-46. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ جَمِيعًا ثُمَّ يَقُولُ لِلْمَلٰٓئِكَةِ اَهٰٓؤُ۬لَٓاءِ اِيَّاكُمْ كَانُوا يَعْبُدُونَ قَالُوا سُبْحَانَكَ اَنْتَ وَلِيُّنَا مِنْ دُونِهِمْ بَلْ كَانُوا يَعْبُدُونَ الْجِنَّ اَكْثَرُهُمْ بِهِمْ مُؤْمِنُونَ فَالْيَوْمَ لَا يَمْلِكُ بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ نَفْعًا وَلَا ضَرًّا وَنَقُولُ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا ذُوقُوا عَذَابَ النَّارِ الَّتِي كُنْتُمْ بِهَا تُكَذِّبُونَ وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ قَالُوا مَا هٰذَٓا اِلَّا رَجُلٌ يُرِيدُ اَنْ يَصُدَّكُمْ عَمَّا كَانَ يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬كُمْ وَقَالُوا مَا هٰذَٓا اِلَّٓا اِفْكٌ مُفْتَرًى وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِلْحَقِّ لَمَّا جَاءَهُمْ اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُبِينٌ وَمَا اٰتَيْنَاهُمْ مِنْ كُتُبٍ يَدْرُسُونَهَا وَمَا اَرْسَلْنَٓا اِلَيْهِمْ قَبْلَكَ مِنْ نَذِيرٍ وَكَذَّبَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَمَا بَلَغُوا مِعْشَارَ مَا اٰتَيْنَاهُمْ فَكَذَّبُوا رُسُلِي فَكَيْفَ كَانَ نَكِيرِ قُلْ اِنَّمَٓا اَعِظُكُمْ بِوَاحِدَةٍ اَنْ تَقُومُوا لِلّٰهِ مَثْنٰى وَفُرَادٰى ثُمَّ تَتَفَكَّرُوا مَا بِصَاحِبِكُمْ مِنْ جِنَّةٍ اِنْ هُوَ اِلَّا نَذِيرٌ لَكُمْ بَيْنَ يَدَيْ عَذَابٍ شَدِيدٍ

41.

Allah'ın, onları hep birden toplayacağı, sonra da meleklere, "Bunlar mı size ibadet ediyorlardı?" diyeceği günü bir hatırla!

Diyanet İşleri

41.

(Melekler) derler ki: "Seni eksikliklerden uzak tutarız. Onlar değil, sen bizim dostumuzsun. Hayır, onlar cinlere ibadet ediyorlardı. Onların çoğu cinlere inanıyordu."

42.

İşte bugün birbirinize ne fayda ne de zarar verebilirsiniz. Zulmedenlere, "Yalanlamakta olduğunuz cehennem azabını tadın" deriz.

43.

Ayetlerimiz apaçık bir şekilde onlara okunduğunda, "Bu sadece, atalarınızın tapmakta olduğu şeylerden sizi alıkoymak isteyen bir adamdır" dediler. Bir de, "Bu (Kur'an), uydurulmuş bir yalandır" dediler. Yine hak kendilerine geldiğinde onu inkar edenler, "Bu, ancak apaçık bir büyüdür" dediler.

44.

Oysa biz onlara okuyup inceleyecekleri kitaplar vermedik. Onlara senden önce hiçbir uyarıcı da göndermedik.

45.

Onlardan öncekiler de yalanlamışlardı. Halbuki bunlar onlara verdiğimiz şeylerin onda birine bile ulaşamamışlardır. Elçilerimi yalanladılar. Peki, beni inkar etmenin sonucu nasıl oldu!

46.

(Ey Muhammed!) De ki: "Ben size ancak bir tek şeyi, Allah için ikişer ikişer, teker teker kalkıp düşünmenizi öğütlüyorum. Arkadaşınız Muhammed'de cinnetten eser yoktur. O, şiddetli bir azaptan önce sizin için ancak bir uyarıcıdır."

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

40- (Allah) onların hepsini o gün biraraya toplayacak, sonra da me­leklerine, «bunlar mı size tapıyorlardı? » diyecek.

41- Melekler, «seni tesbîh ve tenzîh ederiz; onlar değil, sen bizim yegâne sahibimizsin. Hayır, onlar, cinlere tapıyorlardı; çoğu onlara inan­mışlardı», diyecekler.

42- Bugün kiminizin kiminize ne yarar, ne de zarar vermeye gücü yeter; zulmedenlere de deriz ki: «Yalanlayıp durduğunuz ateşin azâbını ta­dın! »

43- Âyetlerimiz kendilerine karşı açık-seçik okunduğu zaman, dedi­ler ki, «bu adam ancak sizi babalarınızın taptığı şeylerden alıkoymak ister ve bu Kur’ân uydurulmuş bir düzmeden başkası değildir. » İnkâr edenler de hak (olan Kur’ân) kendilerine geldiği zaman, «bu açık bir sihirden başka­sı değildir» dediler.

44- Halbuki biz, onlara ders yapacakları bir kitap vermedik ve sen­den önce kendilerine uyarıcı bir peygamber de göndermedik.

45- Onlardan önce gelen (inkârcılar da) yalanlamıştı; onlara verdi­ğimizin onda birine olsun (bunlar) erişememişlerdir. Peygamberlerini ya­lanladılar. (Bir bak), beni inkârın sonu ne oldu!

46- De ki: «Size tek bir öğütte bulunuyorum: Allah için ikişer ikişer, birer birer ayağa kalkmanızı, sonra da iyice düşünmenizi (istiyorum). Arka­daşınızda cinnet diye bir şey yoktur. O, ancak çok şiddetli bir azâptan ön­ce sizi uyaran bir peygamberdir. »

İNKÂRCI MÜŞRİKLERİN, SAPIK MADDECİLERİN BİRARAYA GETİRİLMESİ

«(Allah) onların hepsini o gün biraraya toplaya­cak.»

Tapılanlarla tapanların; inkârcılarla maddecilerin, Allah’ı bırakıp batılı savunanların hepsinin kıyâmet gününde toplanıp biraraya getirileceği ha­ber veriliyor. Şüphesiz bu tarz bir toplama, yüzleştirmeye yönelik bir an­lam taşımaktadır. Öyle ki, Allah’ı bırakıp meleklere «Allah’ın kızları» diye­rek hem Allahʹa ortak koşanlar, hem de meleklere tapanlar, meleklerle yüzleştirilecekler. İlâhî huzurda melekler, hiçbir zaman kendilerinin tapılmaya lâyık olmadıklarını söyleyerek Cenâb-ı Hakk’ı eş ve ortaklıktan, ço­cuk edinmekten tenzîh edecekler ve bu şaşkınların cinlere, şeytanlara tap­tıklarını açıklayacaklar.

Âyette geçen «cinler»den maksat, daha çok şeytanlardır. Çünkü bu her iki ruhanî de ateşten yaratılmıştır, o bakımdan menşeʹleri aynıdır. Di­ğer bir yorumla, ruhanîlere tapanlar dolayısıyla cin ve şeytanlara tapıyor­lar demektir. Çünkü cinler gözle görülmeyen ruhanîler olarak da vasıflandırılabilir. Nitekim eski Türklerde Şamanlar ruhlarla temasa geçtiklerini iddia ederek birtakım kişisel ve sosyal meseleleri çözmeğe çalışırlardı. Bu amaçla düzenlenen törende büyük bir cezbeye kapılan şaman, gökteki ve­ya yer altındaki ruhlar âlemine girdiğini söylerdi. Bazan da ruhların gelip şamanın içine girerek ona ilhâm verdiğine inanılırdı.

İşte ilgili âyetlerle, cinlere, şeytanlara ve dolayısıyla ruhanîlere tapan­ların kıyâmet gününde bu yüzden azâp görecekleri açıklanmakta ve cin­lerden, ruhanîlerden çok üstün olup İlâhî tekrîme lâyık görülen insanın o gibi şeyleri ilâhlaştırması ve tapması yerilerek aklını kullanabilenlerin iyi­ce düşünmeleri istenmektedir. Zira Allah’ı bırakıp taptıkları canlı-cansız şeylerin; ruhanî ve cinlerin dünyada bir yararı olmadığı gibi âhirette de ol­mayacak; bilâkis büyük zararları olacak..

Şüphesiz Allah’a ortak koşmak, her türlü denge ve düzeni aştığı, akl-ı selîme ters düştüğü ve kâinatta yer alan her şeyin hakkına tecavüz sayıl­dığı için, büyük bir zulüm kabul edilmiştir. Âhiretteki cezası ise, o nisbette ağır olacaktır.

İNKÂRCININ BİLGİSİZCE İNADI

«Âyetlerimiz kendilerine karşı açık seçik okunduğu zaman.... »

Her âyetiyle İlâhî kudret ve rahmeti yansıttığını açık seçik ortaya ko­yan ve insan aklına seslenip yeterince malzeme veren; ilme kapı açıp ilim adamına ön bilgi getiren Kurʹân’a «uydurma», «eskilerin masalları», «açık bir büyü» demek kolay, ama bunu isbat etmek mümkün değildir. Zira Kur’­ân bir bütün olarak insan kudretini aşmakta ve çağların, medeniyetlerin önünde gitmektedir. Bu düzeyde ortaya koyduğu hiçbir ana fikir, ön bilgi, esas ve tema, gerçeği bulan ilimle ters düşmemiştir ve düşmeyecektir de.. Öyle ki, her sınıf insan -bilgi ve kültür seviyesi ne olursa olsun- bu İlâhî sözler mecmuasından mutlaka nasîbini alabilir. Yeter ki, kendini ön yargı­dan kurtarıp hakikatı arama azmi ve gayreti içinde bulunsun.

Kur’ân yalnız doğruyu, iyiyi, güzeli, yararlı olanı, mutluluk getireni em­retmekte; insan ruhuna, amacına, hılkatındaki yüceliğine ve azizliğine zıd bütün şeyleri yasaklamaktadır. O halde Kur’ân’a «açık bir büyü» diyebil­mek için büyülenmiş olmak gerekir. Ona «eskilerin masalları» damgasını vurabilmek her türlü ilim ve irfandan yoksunluğun damgasını taşımayı ge­rektirir.

KURʹÂNʹIN HAK OLDUĞUNU REDDEDEN KUTSAL BİR KİTAP YOKTUR

«Halbuki biz onlara ders yapacak­ları bir kitap vermedik.. »

Kur’ân-ı Kerîmʹin İlâhî olmadığını ortaya koyan hiçbir belge kutsal ki­taplarda mevcut değildir. Ayrıca Araplara daha önce indirilmiş bir kitap da yoktur. O bakımdan Kur’ânʹın uydurma söz olduğunu nereden, nasıl çı­karıyorlar?

Aksine Hz. Muhammed’in (A. S. ) son peygamber olarak gönderileceği­ne dair Tevrat ve İncilʹde hayli belge ve bilgi yer almaktadır. O halde gerek Hz. Muhammed’i (A. S. ), gerekse Kur’ân-ı Kerîm’i kabul etmeyen Yahudi ve Hıristiyanların delil ve dayanağı yoktur; ortada sadece dinî taassup, kin ve nefret söz konusudur. Tevrat’a ve İncil’e insan sözü karıştırıldığı ve hay­li tahrifata uğratıldığı halde, yine de bazı bölümlerinde son peygamberin geleceğine dair birtakım belgeler bulunmaktadır. Tevratʹın Tesniye kitabı 18/15’nci belgesi; İşaya kitabı 42. belgesi büyük bir kurtarıcının geleceğin­den söz etmektedir. Yuhanna İncil’i 14/15, 16 ve 16/7-12’nci belgelerinde; Markos İncilʹi 1/15; Matta İncilʹi 21/40’ncı belgelerde büyük bir tescilcinin geleceği müjdelenmektedir. Ayrıca Bernaba İncilinin 39/14, 42/13, 44/19, 54/1-11, 55/20-24, 82/16, 96/3-7, 96/11-15, 97/4-14, 136/18-21, 137/ 6, 163/3-8, 191/8, 220/17-20. belgelerinde çok açık ve net şekilde Hz. Mu­hammed’in (A. S. ) hem isminden, hem de geleceğinden söz edilmekte ve müʹminler bu konuda müjdelenmektedir.

MEKKELİ’LERE DAHA ÖNCE UYARICI BİR PEYGAMBER GÖNDERİLMEMİŞTİR

«Ve senden önce kendilerine uyarıcı bir peygamber de göndermedik. »

44. âyette fetret devrinde Arap Yarımadası’na uyarıcı bir peygamber gönderilmediği anlatılıyor. Fetret devrinden önce ise, İbrahim ve İsmail Peygamberlerden sonra Hud, Salih ve Şuayb peygamberlerin gönderildiği bilinmektedir. Bunlardan sonra kaç peygamberin daha gönderildiği hak­kında bir bilgimiz yoktur. Sadece İsa (A. S. ) ile son peygamber Hz. Muham­med (A. S. ) arasında geçen altı asırlık dönemde yarımadaya peygamber gönderilmediği kesindir. Buna işâretle Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz şöyle buyurmuştur:

«Ben dünyada da, âhirette de Meryem oğlu İsa’ya daha dost ve daha yakınım. »

Bunun üzerine Ashab-ı Kirâm sordu:

- Nasıl oluyor bu? Resûlüllâh (A. S. ) şu cevabı verdi:

- Peygamberler baba bir kardeşlerdir; anneleri ayrı ayrıdır; dinleri (Tevhîd İnancı ve ona bağlı esaslar itibariyle) birdir. Benimle İsa arasında peygamber yoktur. » (Buharî/enbiyâ: 48- Ebû Dâvud/sünnet: 13- Müsned-i Ahmed: 2/319, 437, 463, 464, 541)

Bununla Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz hem Arap Yarımadası’na, hem de diğer bölge ve ülkelere peygamber gönderilmediğine, altı asra yakın bir süre buna ara verildiğine işarette bulunmuştur. O bakımdan ilgili âyetin delâlet ettiği hüküm ancak bu hadîsle karşılaştırılınca anlaşılmış oluyor.

Dayanağı tesbit edilemiyen bazı rivâyetlerde, Resûlüllâh (A. S. ) Efendi­mizle İsa (A. S. ) arasında Hâlid bin Sinan adında bir peygamber gönderildiği belirtilirse de bu sahih değildir. (Bilgi için bak: Kasas Sûresi: 46- Secde Sûresi: 3)

İNKÂRCILARIN MADDÎ GÜCÜ KURTARICI OLMAMIŞTIR

«On­lardan önce gelen (inkârcılar da) yalanlamıştı; onlara verdiğimizin onda bi­rine olsun (bunlar) erişememişlerdir. Peygamberlerini yalanladılar. (Bir bak) beni inkârın sonu ne oldu! »

Mekkeli putperestlerden on, ya da yirmi kat daha güçlü, daha geniş imkânlara sahip bulunan önceki kavim ve milletleri maddî refah yalnız ba­şına kurtaramamıştır. İnkâr, ahlâksızlık ve haksızlığı birleştirip yeryüzün­de bozgunculuk çıkaran birçok milletler İlâhî sünnet gereği haritadan si­linmeye mahkûm olmuş ve bir kısmının sadece ibret ve öğüt alınsın diye birtakım kalıntıları bırakılmıştır. Zira Cenâb-ı Hak, insanların şekil ve su­retlerine, mal ve makamlarına değil, kalp ve amellerine bakar da ona göre hükmünü yürütür. Ancak ekonomik kalkınma sağlam imân, güzel ahlâk, devam edegelen adâletle birleşip bütünleşirse, hem dünya, hem de âhiret hayatı amaç ve hikmetine uygun düzeye getirilmiş olur ve her iki âlemde de mutluluğa erişilir. Zira bu durumda Cenâb-ı Hakkʹın vermiş olduğu rızık kaynakları İlâhî rızası doğrultusunda değerlendirilmiş olur ki bu, dünya ha­yatından amaç ve hikmetin ne olduğunu yansıtır.

İNSAFLA AYAĞA KALKIP GERÇEĞİ ARAMAK

«De ki: Size tek bir öğütte bulunuyorum: Allah için ikişer ikişer, birer birer aya­ğa kalkmanızı, sonra da iyice düşünmenizi (istiyorum). Arkadaşınızda cin­net diye bir şey yoktur.. »

Batılın peşine takılıp inkârda inat eden putperestler başta olmak üzere hemen her devirde Hz. Muhammedʹi (A. S. ) küçültücü sözler sarfedenler sahneden eksik olmamıştır. Kimi Onun için «büyülenmiş adam», kimi «si­hirbaz», kimi «aklî dengesi bozuk», kimi «çok akıllı bir adam», kimi de «o bir dahidir» diyerek kendi kültür, inanç ve bağlı bulunduğu ekolün havası­na göre bir yargıda bulunmuştur. İlgili âyetle bu nankörler insafa dâvet edilmekte ve kendilerini hislerinden sıyırıp ön yargıdan uzak tutarak akıl ve idrâkin desteğinde ayağa kalkıp biraraya gelmeleri Ve konuya tarafsız olarak eğilmeleri istenmektedir. Zira insanlık tarihinde en büyük fakat en feyizli ve anlamlı inkılâbı yapan; günlük hayatıyla en güzel yaşama örnek­lerini ve kurallarını veren; getirdiği İlâhî kitapla ilme, akla, idrâke, vicdana ve ruha ışık tutan; insan haklarını en asil ve en ölçülü ve âdil şekilde ko­ruyan; fizik ötesinden en doğru haberi vermek suretiyle ruhları gıdalandıran ve insanlara her vesileyle geniş umut kapılarını açan bir peygambere deli demek veya onu sıradan bir insan gibi görmek veya onu sadece çok akıllı veya dâhi sanmak son derece hatâlı ve sakıncalıdır; aynı zamanda tarihî gerçeğe aykırıdır.

Bugün de, dün de, yarın da insanların çoğu ona uymadıkları için hep huzursuz, umutsuz, kararsız, dengesiz ve tedirgindirler. İlerleyen teknoloji, Allahʹa ve Hz. Muhammed’e (A. S. ) imân doğrultusunda değerlendirilmediği için milletleri, ülkeleri hem tehdît etmekte, hem de vicdanları silik, ruhları bitik hale getirmektedir. Günümüzde gelişen sözde medeniyet bütün imkânları ve araçlarıyla insan aklını ve zekâsını geliştirmekte; fakat ruhları ve vicdanları ihmal etmektedir.

Konumuzu oluşturan âyetlerle, Cenâb-ı Hak bu konu üzerinde iyice durmamızı ilham etmekte ve kurtuluş yolunu göstermektedir.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, Allahʹı bırakıp bâtıl ilâhlar icad eden inkârcı sa­pıklardan bir kısmının ruhanîleri ilâh edindikleri üzerinde durularak yön­lendirici uyarılarda bulunuldu. Sonra da Hz. Muhammed’i (A. S. ) küçük dü­şürecek anlamda birtakım yakışıksız sözlere dikkatler çekilerek kutsal ki­taplara bakmaları önerildi. Böylece hakkın karşısına çıkan nankörler uhrevî azapla tehdit edilerek duygu ve düşünceleri yönlendirilmek istendi.

Aşağıdaki âyetlerle, Hz. Muhammed’in (A. S. ) kişisel bir iddiası bulun­madığı, o yüzden inen vahiy uyarınca teblîğ ve irşat görevini sürdürürken kimseden bir ücret talep etmediği belirtiliyor. Böylece Onun ancak hakkı getirdiğine değinilerek Cenâb-ı Hakk’ın Onun eliyle bâtılın beynini parça­layacağı haber verilerek inkârcılar uyarılıyor. Hakkın gelmesiyle artık bâ­tılın dönmemesiye gideceği haber verilerek Arap Yarımadasının özellikle Mekke’nin ve kutsal Kâbe’nin putlardan, putperestlerden yakın gelecekte temizleneceği müjdeleniyor.