Nur Suresi 39-40. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَالَّذِينَ كَفَرُوا اَعْمَالُهُمْ كَسَرَابٍ بِقِيعَةٍ يَحْسَبُهُ الظَّمْاٰنُ مَاءً حَتّٰٓى اِذَا جَاءَهُ لَمْ يَجِدْهُ شَيْـًٔا وَوَجَدَ اللّٰهَ عِنْدَهُ فَوَفّٰيهُ حِسَابَهُ وَاللّٰهُ سَرِيعُ الْحِسَابِ اَوْ كَظُلُمَاتٍ فِي بَحْرٍ لُجِّيٍّ يَغْشٰيهُ مَوْجٌ مِنْ فَوْقِهِ مَوْجٌ مِنْ فَوْقِهِ سَحَابٌ ظُلُمَاتٌ بَعْضُهَا فَوْقَ بَعْضٍ اِذَٓا اَخْرَجَ يَدَهُ لَمْ يَكَدْ يَرٰيهَا وَمَنْ لَمْ يَجْعَلِ اللّٰهُ لَهُ نُورًا فَمَا لَهُ مِنْ نُورٍ

40.

İnkar edenlere gelince; onların amelleri ıssız bir çöldeki serap gibidir. Susamış kimse onu su sanır. Yanına geldiğinde hiçbir şey bulamaz. (Tıpkı bunun gibi kafir de hesap günü amellerinden bir şey bulamaz). Ancak Allah'ı yanında bulur da Allah onun hesabını tastamam görür. Allah, hesabı çabuk görendir.

Diyanet İşleri

40.

Yahut (inkarcıların küfür içindeki halleri) derin bir denizdeki karanlıklar gibidir. (Bir deniz ki) onu dalga üstüne dalga kaplıyor, üstünde de bulutlar var. Karanlıklar üstüne karanlıklar. İnsan, elini çıkarsa neredeyse onu bile göremez. Kime Allah nur vermezse, onun için nur diye bir şey yoktur.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

39- Küfre sapanların amelleri, alabildiğine düz bir çöldeki serap gi­bidir; susayan kimse onu su sanır, sonunda ona gelince bir şey bulamaz, orada Allah’ı (Oʹnun hükmünü, kader çizgisini) bulur; O da onun hesabını noksansız görür. Allah hesabı çarçabuk görendir.

40- Veya (küfre sapanların işleri) engin bir denizdeki karanlıklara benzer; üstüste dalgalar ve onun üstünde birbiri üstüne karanlık bulut­lar çökmüş vaziyettedir; elini çıkardığında neredeyse onu bile göremez. Allah kime nûr vermemişse, onun için nûr yoktur.

İKİ NEFİS MİSAL İLE DÜŞÜNDÜRÜCÜ İKİ BENZETME

«Küfre sapanların amel­leri, alabildiğine düz bir çöldeki serap gibidir.. »

İnkârcı şaşkınlar birtakım şüphe ve nazariyelere bağlanıp gerçeği bul­duklarını sanırlar ve toplumu kendi bâtıl saplantılarına çağırırlar. Böylece gerçeği bulmakta başarılı olduklarının gururuyla kendi kendilerini aldatır­lar. Bunların iş ve amelleri çölde güneş ışınları altında su görünümü veren seraba benzer. Öğle sıcağında beyinleri kaynarken serabın su görünümü ne kadar aldatıcı, oyalayıcı ve sonunda da ümitsizliğe düşürücü ise, küf­rün ateşi de kalpleri yakıp bâtılı ferahlatıcı bir iksir görünümünde gözler önüne sererken inkârcıları boş bir ümit ve neticesiz bir hayal peşinde koş­turur. Sonunda derin bir ümitsizliğe düşürür. İkinci hayata adım atarken, bütün bir ömür peşinde koştukları şeyin hayal olduğunu anlar ve karşı­larında sadece Allah’ın kudret ve adaletini bulurlar.

İnkârcıların saplandıkları bâtıl ve yapageldikleri iş ve ameller, derin bir denizin dibindeki karanlıklara benzer ki, üstüste gelen dalgalar ve bir­biri üstüne yığılan bulutlarla kaplanır da ışık adına bir şey görünmez olur. İnkârcının iç âleminde katmerleşen cehâlet ve küfür karanlığı onu öylesi­ne kaplar ki, Hakk’ın ışığına en küçük bir menfez ve geçiş yolu kalmaz.

DENİZLERDE İÇ VE DIŞ DALGALAR

«Veya (küfre sapanların işleri) engin bir denizdeki karanlıklara benzer; üst­üste dalgalar ve onun üstünde birbiri üstüne karanlık bulutlar çökmüş vaziyettedir.. »

İlgili âyetle, denizin dibindeki ve yüzeyindeki dalgalara değinilmekte­dir. Denizlerde meydana gelen dalgaların en kalın ve en korkuncu, dipten gelen ve bir hat üzere seyredenidir. Kuzey Kutbu’na giden gemilerin «ölü deniz» diye adlandırılan ölü dalgalara tutularak bir hayli zorluklarla yol aldığı öteden beri bilinen bir gerçektir. Bugünkü araştırmalar sonucunda, ölü dalganın uzun olduğu ve dipten geldiği anlaşılmıştır. Bu dalga uzak bir fırtınayı haber verir. Bunun için denizciler «ölü deniz»in daha tehlikeli olduğunu söylerler. Nitekim 1900 yılları başında İskandinavya Yarım Ada­sına sefer yapan gemilerdeki mürettebatın tâ o günlerden denizin dibin­den uzun ve korkunç dalgaların geldiğine şâhit oldukları ve o sebeple bir­çok kimselerin bu olayın gerçek sebepleri üzerinde dikkatle durdukları söylenir. Bugün ise bu olayın esrarı artık çözülmüştür. Deniz dibindeki dep­remlerin ve bir yanardağın bu dalgalara neden olduğu bilinmektedir. (Kur’ân Ve Modern İlim/Celâl YILDIRIM tercümesi - Sebat Matbaası?)

MİSALLERDEN ALINACAK ÖĞÜTLER

Kurʹân, yukarıda açıklandığı üzere iki ayrı misal ile mü’minlere bir­takım öğütler vermekte ve inkârcı sapıkları uyarmaktadır. Şöyle ki:

a) Küfür ve cehalet aldatıcı, oyalayıcı, hayal peşinde koşturucudur. Aziz ömrü amacından saptırır, bir hiç uğruna harcatarak sahibini iflas et­tirir.

b) İnkâr ve azgınlık önce ümit verir, sonra da insanı ümitsizliğin eşi­ğine getirir.

c) İnkâr ve sapıklık insanı birtakım kuruntularla oyalar, gurura kap­tırır ve sonra da ölüm anında ve Berzah âleminde pişmanlığa, üzüntü ve sıkıntıya sebep olur. Allah ise hesabı çarçabuk görendir. Kâfirin ümitleri­nin tükendiği çizgide Allah’ın takdir ve hükmü tezahür eder de kişinin ni­yet ve ameline göre, ikinci hayatını belirler.

d) Küfür ve cehalet içte kesîf bir karanlık doğurur, şüphe dalgaları­nın üstüste gelmesini hızlandırır; inkâr ve inat bulutları kat kat onu çe­peçevre kuşatıp örter. Bu durumda olan inkârcı imân ve irfan nuru diye bir ışık göremez olur. Ölümle birlikte ancak gerçeği görüp anlayabilir, ama neden sonra..

Ayetler arasında bağlantı

Yukarıdaki âyetlerle, kendini hidâyet çizgisine getirmeyen inkârcı sa­pıkların hayalci oldukları, susuzluktan ölüm derecesine gelip çölde serabı su zannederek koşan zavallıya benzedikleri belirtildi. Sonra da hakkı in­kârın ve bâtılı savunmanın kalbi ve ruhu karanlığa boğan mânevî bir fır­tına olduğuna değinilerek denizlerde meydana gelen ve kat kat bulutlar­la örtülen fırtınaya benzetilerek inkârcıların ciddi şekilde düşünüp gerçeği öğrenmelerine işâret edildi.

Aşağıdaki âyetlerle, kâinatta var olan her şeyin belirlenmiş bir ama­ca yönelik yaratıldığı ve her şeyin yüklendiği proğramı kusursuz yerine getirmek suretiyle Hakk’ı tesbîh ve tenzîh ettiği konu ediliyor ve böylece eşyada Cenâb-ı Hakk’ın kudret damgasını inceleyip görmemiz isteniliyor.

Sonra da bulutların oluşması, yağmur yağması, rüzgarların bulutları sürükleyip götürmesi, şimşeğin oluşması, gece ile gündüzün birbirini dü­zenli izlemesi gibi fiziksel olaylara dikkatler çekilerek kâinat üzerinde mut­lak bir düzenleyici ve proğramlayıcının mevcut olduğu haber veriliyor.

Arkasından Cenâb-ı Hakkʹın her canlıyı sudan yarattığı bildirilerek araştırıcılara temel bilgi veriliyor.