MEÂLİ:
39- Küfre sapanların amelleri, alabildiğine düz bir çöldeki serap gibidir; susayan kimse onu su sanır, sonunda ona gelince bir şey bulamaz, orada Allah’ı (Oʹnun hükmünü, kader çizgisini) bulur; O da onun hesabını noksansız görür. Allah hesabı çarçabuk görendir.
40- Veya (küfre sapanların işleri) engin bir denizdeki karanlıklara benzer; üstüste dalgalar ve onun üstünde birbiri üstüne karanlık bulutlar çökmüş vaziyettedir; elini çıkardığında neredeyse onu bile göremez. Allah kime nûr vermemişse, onun için nûr yoktur.
İKİ NEFİS MİSAL İLE DÜŞÜNDÜRÜCÜ İKİ BENZETME
«Küfre sapanların amelleri, alabildiğine düz bir çöldeki serap gibidir.. »
İnkârcı şaşkınlar birtakım şüphe ve nazariyelere bağlanıp gerçeği bulduklarını sanırlar ve toplumu kendi bâtıl saplantılarına çağırırlar. Böylece gerçeği bulmakta başarılı olduklarının gururuyla kendi kendilerini aldatırlar. Bunların iş ve amelleri çölde güneş ışınları altında su görünümü veren seraba benzer. Öğle sıcağında beyinleri kaynarken serabın su görünümü ne kadar aldatıcı, oyalayıcı ve sonunda da ümitsizliğe düşürücü ise, küfrün ateşi de kalpleri yakıp bâtılı ferahlatıcı bir iksir görünümünde gözler önüne sererken inkârcıları boş bir ümit ve neticesiz bir hayal peşinde koşturur. Sonunda derin bir ümitsizliğe düşürür. İkinci hayata adım atarken, bütün bir ömür peşinde koştukları şeyin hayal olduğunu anlar ve karşılarında sadece Allah’ın kudret ve adaletini bulurlar.
İnkârcıların saplandıkları bâtıl ve yapageldikleri iş ve ameller, derin bir denizin dibindeki karanlıklara benzer ki, üstüste gelen dalgalar ve birbiri üstüne yığılan bulutlarla kaplanır da ışık adına bir şey görünmez olur. İnkârcının iç âleminde katmerleşen cehâlet ve küfür karanlığı onu öylesine kaplar ki, Hakk’ın ışığına en küçük bir menfez ve geçiş yolu kalmaz.
DENİZLERDE İÇ VE DIŞ DALGALAR
«Veya (küfre sapanların işleri) engin bir denizdeki karanlıklara benzer; üstüste dalgalar ve onun üstünde birbiri üstüne karanlık bulutlar çökmüş vaziyettedir.. »
İlgili âyetle, denizin dibindeki ve yüzeyindeki dalgalara değinilmektedir. Denizlerde meydana gelen dalgaların en kalın ve en korkuncu, dipten gelen ve bir hat üzere seyredenidir. Kuzey Kutbu’na giden gemilerin «ölü deniz» diye adlandırılan ölü dalgalara tutularak bir hayli zorluklarla yol aldığı öteden beri bilinen bir gerçektir. Bugünkü araştırmalar sonucunda, ölü dalganın uzun olduğu ve dipten geldiği anlaşılmıştır. Bu dalga uzak bir fırtınayı haber verir. Bunun için denizciler «ölü deniz»in daha tehlikeli olduğunu söylerler. Nitekim 1900 yılları başında İskandinavya Yarım Adasına sefer yapan gemilerdeki mürettebatın tâ o günlerden denizin dibinden uzun ve korkunç dalgaların geldiğine şâhit oldukları ve o sebeple birçok kimselerin bu olayın gerçek sebepleri üzerinde dikkatle durdukları söylenir. Bugün ise bu olayın esrarı artık çözülmüştür. Deniz dibindeki depremlerin ve bir yanardağın bu dalgalara neden olduğu bilinmektedir. (Kur’ân Ve Modern İlim/Celâl YILDIRIM tercümesi - Sebat Matbaası?)
MİSALLERDEN ALINACAK ÖĞÜTLER
Kurʹân, yukarıda açıklandığı üzere iki ayrı misal ile mü’minlere birtakım öğütler vermekte ve inkârcı sapıkları uyarmaktadır. Şöyle ki:
a) Küfür ve cehalet aldatıcı, oyalayıcı, hayal peşinde koşturucudur. Aziz ömrü amacından saptırır, bir hiç uğruna harcatarak sahibini iflas ettirir.
b) İnkâr ve azgınlık önce ümit verir, sonra da insanı ümitsizliğin eşiğine getirir.
c) İnkâr ve sapıklık insanı birtakım kuruntularla oyalar, gurura kaptırır ve sonra da ölüm anında ve Berzah âleminde pişmanlığa, üzüntü ve sıkıntıya sebep olur. Allah ise hesabı çarçabuk görendir. Kâfirin ümitlerinin tükendiği çizgide Allah’ın takdir ve hükmü tezahür eder de kişinin niyet ve ameline göre, ikinci hayatını belirler.
d) Küfür ve cehalet içte kesîf bir karanlık doğurur, şüphe dalgalarının üstüste gelmesini hızlandırır; inkâr ve inat bulutları kat kat onu çepeçevre kuşatıp örter. Bu durumda olan inkârcı imân ve irfan nuru diye bir ışık göremez olur. Ölümle birlikte ancak gerçeği görüp anlayabilir, ama neden sonra..
Ayetler arasında bağlantı
Yukarıdaki âyetlerle, kendini hidâyet çizgisine getirmeyen inkârcı sapıkların hayalci oldukları, susuzluktan ölüm derecesine gelip çölde serabı su zannederek koşan zavallıya benzedikleri belirtildi. Sonra da hakkı inkârın ve bâtılı savunmanın kalbi ve ruhu karanlığa boğan mânevî bir fırtına olduğuna değinilerek denizlerde meydana gelen ve kat kat bulutlarla örtülen fırtınaya benzetilerek inkârcıların ciddi şekilde düşünüp gerçeği öğrenmelerine işâret edildi.
Aşağıdaki âyetlerle, kâinatta var olan her şeyin belirlenmiş bir amaca yönelik yaratıldığı ve her şeyin yüklendiği proğramı kusursuz yerine getirmek suretiyle Hakk’ı tesbîh ve tenzîh ettiği konu ediliyor ve böylece eşyada Cenâb-ı Hakk’ın kudret damgasını inceleyip görmemiz isteniliyor.
Sonra da bulutların oluşması, yağmur yağması, rüzgarların bulutları sürükleyip götürmesi, şimşeğin oluşması, gece ile gündüzün birbirini düzenli izlemesi gibi fiziksel olaylara dikkatler çekilerek kâinat üzerinde mutlak bir düzenleyici ve proğramlayıcının mevcut olduğu haber veriliyor.
Arkasından Cenâb-ı Hakkʹın her canlıyı sudan yarattığı bildirilerek araştırıcılara temel bilgi veriliyor.