MEÂLİ:
37- (İsâ hakkında) kendi aralarında gruplaşanlar görüş ayrılığına düştüler. Artık o büyük güne şâhit olacak o inkârcıların vay hâline!
38- Bize gelecekleri gün neler işitecekler, neler görecekler? Ama o zâlimler çok açık bir sapıklık içindedirler.
39- Onlar gafletteyken ve onlar imân etmezken işin bitirilmiş olduğu o hasret günü ile kendilerini uyar.
40- Şüphesiz ki biz, yeryüzüne de, onda bulunanlara da vâris olacağız ve onlar ancak bize döndürüleceklerdir.
İLGİLİ HADÎSLER
«Hiç kimse duyduğu eziyete karşı Allah kadar sabırlı değildir. İnsanlar Oʹna evlât isnat ederler; O ise, onlara hem rızık, hem de afiyet verir. » (Buharî/edeb: 71, tevhîd: 3- Müslim/münafıkîn: 49, 50- Ahmed: 4/395. 401, 405)
«Kim bir olan, ortağı bulunmayan Allahʹtan başka ilâh olmadığına; Muhammedʹin de Allahʹın kulu ve resûlü olduğuna ve İsaʹnın da Allahʹın kulu ve resûlü, Meryemʹe ilka ettiği kelimesi ve kendisinden bir ruh bulunduğuna; Cennetʹin hak, Cehennemʹin de hak olduğuna şehadet ederse, Allah onu -üzerinde bulunduğu amel ne olursa olsun- Cennet’e koyar. » (Buharî/tefsîr: 6/2, 2/14, imân: 17)
«Hiçbir kimse yok ki, ölünce pişmanlık duymasın. »
Bunun üzerine soruldu:
- Ey Allahʹın Peygamberi! Neye pişmanlık duyar?
Cevap verdi:
- «İyi bir insan ise, iyiliğini artırmadığına pişman olur. Fena bir insan ise, fenalıktan kopup ayrılmadığına pişmanlık duyar. » (Tirmizî/zühd: 59)
«Kıyâmet gününde ölüm, semiz bir koç şeklinde getirilir. Sonra bir çağrıcı «Ey Cennet ehli! » diye seslenir. Bunun üzerine onlar o sese doğru dönüp bakarlar. O çağrıcı onlara: «Bu koçu tanır mısınız? » diye sorar. Onlar da: «Evet, bu ölümdür» derler ve hepsi de onu açık şekilde görürler. Sonra diğer bir çağrıcı seslenir: «Ey Cehennem ehli! » der. Bunun üzerine onlar dönüp bakarlar. Çağrıcı: «Bunu tanıyor musunuz? » diye sorar. Onlar da: «Evet... » diye cevap verirler ve hepsi de onu açıkça görürler. Böylece ölüm Cennet ile Cehennem arasında boğazlanır. Sonra o çağrıcı, Cennet ehline: «Ölümsüz ebedî hayat.. » der. Cehennem ehline de: «Ölümsüz bir cehennem» der.
Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz böyle buyurduktan sonra: «Onlar gafletteyken ve onlar iman etmezken işin bitirilmiş olduğu o hasret günü ile uyar» meâlindeki âyeti okudu ve eliyle dünyaya işâret etti. » (Buharî/tefsîr: 19- Müslim/Cennet: 4- Tirmizî/tefsîr: 19- Dâremi/rikak; 90- Ahmed: 2/377, 422, 513)
KİTAP EHLİNİN İSA (A. S. ) HAKKINDA İHTİLÂFA DÜŞMESİ
«(İsa hakkında) kendi aralarında gruplaşanlar görüş ayrılığına düştüler. Artık o büyük güne şâhit olacak o inkârcıların vay hâline! »
İsa Peygamber (A. S. ) hakkında en doğru bilgiyi Kurʹân vermektedir. Çünkü İncilʹin ilk inen nüshası kaybolmuş, İsa (A. S. )ın göğe yükseltilmesinden 50-70 yıl sonra havariler bulabildikleri kısımları ve hafızalarında olanları biraraya getirip yazmışlardır. Ondan sonra da birçok farklı İnciller yazılmak suretiyle Allah tarafından indirileni ile insanların yazdıkları birbirine karışıp belirsiz hale gelmiştir.
O bakımdan hem bu peygamber hakkında Yahudilerle Hıristiyanlar arasında, hem de bizzat Hıristiyanlar arasında çok farklı görüş ve yakıştırmalar söz konusudur. Yahudiler, hâşâ İsâ Peygamber’i gayr-i meşru, yani nesebi gayr-i sahîh tanıtmaya çalışırken, Hıristiyanlardan bir kısmı onu «Allahʹın biricik oğlu», bir kısmı «üç ilâh inancı»nı ortaya koymuşlar ve İsaʹnın çarmıha gerildikten üç gün sonra dirilip geldiğine ve sonra ayrıldığına inanmışlardır. İncilʹde de bu son olayla ilgili birtakım kayıtlar mevcuttur.
Özetini vermeğe çalıştığımız yukarıdaki görüş ve iddiaların hepsi de «Tevhîd İnancı»nı temelinden yıkmakta ve İlâhî dini tanınmaz hale sokmaktadır.
Kitap ehli sayılan bu iki ayrı millet, Kurʹânʹa inanmadıkları ve Hz. Muhammedʹi (A. S. ) son peygamber kabul etmedikleri için, ortaya attıkları yanlış akidelerini düzeltmeyi düşünmemişler ve asırlarca bunun savunmasını yapmış, hâlâ da yapmaktadırlar. O bakımdan Cenâb-ı-Hak ilgili 37. âyetle kitap ehlini ve özellikle Hıristiyanları uyarmakta, gerçeği araştırmadıkları ve Kur’ân’ın beyânını kabul etmedikleri takdirde âhiret gününde hakikatin ortaya konulacağını ve o yüzden elim bir azâp göreceklerini haber vermektedir.
Bu konuda bazı ilim adamlarımız bir açıklama yaparak Hıristiyanların İsa Peygamber hakkında ihtilâfa düşmelerini şöyle belirtmişlerdir:
Hıristiyanlar İsa Peygamberʹden sonra onun hakkında üç gruba ayrıldılar: Yakubiyye, Nesturiyye, Melkâniyye..
Birincilere göre: Allah İsa’nın sûretine girip yeryüzüne inmiştir. Bir süre sonra da tekrar göğe çıkmıştır.
İkincilere göre: İsa Allahʹın oğludur. Allah onunla dilediği hususları ortaya koyduktan sonra onu kendi yanına yükseltmiştir.
Üçüncülere göre: İsa (A. S. ) da diğer insanlar gibi Allah’ın kuludur. Bunlar en mutedil ve en makul düşünenleridir.
DÜNYADA İKEN HAKKI İŞİTMEYENLER VE GÖRMEYENLER
«Bize gelecekleri gün neler işitecekler, neler görecekler?! Ama o zâlimler çok açık bir sapıklık içindedirler. »
Kulak daha çok hakkı ve gerçeği duyup anlamak; göz bu ikisini görüp idrâk etmek için insana verilmiş iki büyük nîmettir. Bu İlâhî nîmetleri, diğer bir tabirle armağanları, yaratıldıkları amaca ters düşecek yollarda kullananlar, âhiret gününde çok şeyler işitip çok şeyler göreceklerdir. Açık bir sapıklık içinde olanlar kendilerine nasıl büyük bir haksızlığı revâ gördüklerini o gün çok daha iyi anlayıp derin bir pişmanlık ve derunî bir tahassür duyup kalacaklardır.
Unutmayalım ki, insana verilen o kadar çok nîmet var ki, onları bir dizi halinde sayıp ortaya koymamız mümkün değildir. Ama ona en yakın olan birtakım öyle değerli nîmetler de vardır ki, elden gitmediği sürece insan onların kıymetini pek anlayamaz ve onları kudret kalemiyle plânlayıp İlâhî tezgâhında şekillendiren yegâne yaratıcıyı hatırlayamaz. Gözlerini kaybeden kimse, onların ne kadar faydalı ve lüzumlu olduğunu; kulaklarını, yani işitme duygusunu kaybeden de onun ne kadar işe yaradığını, onsuz dünyanın pek tadının olmadığını çok daha iyi anlar, ama neden sonra. O bakımdan her organı, İlâhî plân ve proğrama uygun amacına çevirerek kullanmak, adâlettir, bunun aksini yapmak ise, büyük bir haksızlıktır.
MÜLKÜN HAKİKİ SAHİBİ ONA VARİS OLUR
«Şüphesiz ki biz, yeryüzüne de, onda bulunanlara da vâris olacağız ve onlar ancak bize döndürüleceklerdir. »
Mülkün gerçek sâhibi Allahʹtır. İnsanlar Oʹnun mülkünde eğreti olarak bulunurlar. Ama ne var ki, imân cevherinden yoksun olanlar kendilerini bulundukları mülkün hakiki sahibi sanıp büyük bir gaflet içinde ömür sermayelerini tüketirler. Sonunda onlar da, sahibi olduklarını iddia ettikleri şeyler de mülkün gerçek sahibine döndürülürler.
Yunus Emre bu gerçeği ne güzel dile getirmiştir:
«Mal sahibi, mülk sahibi,
Hani bunun ilk sahibi?
O da yalan, bu da yalan,
Gel biraz da sen oyalan.. »
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, İsa Peygamber hakkında farklı görüş ortaya koyup Kur’ânʹın getirdiği en doğru bilgilere inanmayan Hıristiyanlara, âhiret gününde İlâhî adâletin tecellisiyle bütün ihtilâfların çözüleceği hatırlatılarak bir defa daha uyarıldılar. Ölüm olayı meydana gelmeden dönüş yapmalarının kendileri için çok faydalı sonuçlar doğuracağına işâret edilerek dünya nîmetlerine aldanmamaları tenbîh edildi.
Aşağıdaki âyetlerle, dünya hayatını tek amaç seçip Allahʹı inkâr eden putperestlerden İbrahim Peygamber’in babası konu ediliyor ve İbrahim Peygamber (A. S. ) ile babası arasında geçen söyleşinin önemli kısımları, ibretli yanları açıklanarak müʹminlere aydınlatıcı bilgiler veriliyor.