MEÂLİ:
36- O küfredenler, seni gördükleri zaman alaya almaktan başka bir şey yapmazlar; «bu mu ilâhlarınızı diline dolayıp duran? » derler. Rahmân’ın (indirdiği) Kurʹânʹı inkâr edip kâfir olanlar da ancak bunlardır.
37- İnsan (karakteri gereği) aceleden (acele hareket etme duygusuyla) yaratılmıştır. Size âyetlerimi göstereceğim, artık siz pek acele etmeyin.
38- Onlar size, «eğer doğru söyleyenlerden iseniz, bu tehdidiniz ne zaman (gerçekleşir)? » derler.
39- O küfredenler, önlerinden ve arkalarından kendilerini saran ateşi menʹedemiyecekleri ve yardım da göremiyecekleri anı bir bilselerdi..
40- Hayır, o onlara âniden gelecek de kendilerini şaşırtacak ve artık onu geri çevirmeye güç getiremiyecekler ve onlara süre de tanınmıyacak..
41- And olsun ki, senden önceki peygamberler de alaya alınmıştı da, alaya alanları alay ettikleri şey (çepeçevre) kuşatmıştı.
İNİŞ SEBEBİ
Kureyş müşriklerinin elebaşısı Ebû Cehl yandaşlarıyla otururken, az ileriden Hz. Peygamber (A. S. ) Efendimiz geçiyordu. Ebû Cehlʹin gözü Ona dokununca, alaylı bir tavırla: «Bu mudur Abdülmenaf oğullarının peygamberi? » diyerek güldü. Bunun üzerine yukarıdaki âyetler indi. (Lübabu’t-te’vîl: 3/260)
ALAYA ALMAK ACZİN, KİNİN VE KISKANÇLIĞIN BELİRTİSİDİR
«O küfredenler, seni gördükleri zaman alaya almaktan başka bir şey yapmazlar. »
Hz. Muhammed (A. S. )ın yüksek şahsiyeti, Kur’ân’ın erişilmez İlâhî ahengi ve yüceliği karşısında âciz kalıp ne bilgin ve bilgileriyle, ne edip ve şairleriyle bir üstünlük sağlayamayınca, meseleyi daha da basite ve şarlatanlığa döndürüp, Peygamber (A. S. ) Efendimizi gördükleri zaman alaya alıp gülüşürlerdi. Böylece kinlerini, kıskançlıklarını ve âcizliklerini gidermeye, kendi kendilerini bu yoldan tatmin etmeye çalışırlardı.
Bu bir bakıma tez-antitez sürtüşme ve tartışmasının bir başka safhasını oluşturmaktaydı. Dış görünüşüyle çirkin ve üzücü idi. Ama altında mutlak bir hayır ve başarının temel felsefesi yatmaktaydı. Şöyle ki: Sapık putperestler, İslâmʹa ve Onun Peygamberine saldırdıkça, dikkatler bu tarafa çekiliyor, çevre kabile ve kavimler ister istemez konuyla ilgilenme ve olup bitenleri öğrenme ihtiyacını duyuyordu. Böylece yeni doğan İslâmiyet unutulmaktan, ilgisizlikten, bir tarafa itilmekten kurtuluyor; çevredeki insanların kafasını durmadan meşgul eden aktüel bir konu halini alıyordu. Ayrıca mü’minler bu tür saldırılardan dolayı dinlerini daha ciddi ve heyecanlı savunma çarelerini araştırıyor ve imânları daha da güçleniyordu.
Olay ile ilgili inen âyetler ise, inkârcıları büsbütün azdırıyor; müʹminlerin ise, imân ve irfanlarını, sabır ve azimlerini artırıyordu. İşte Kur’ân’ın yaklaşık olarak 23 yılda parça parça inmesinin hikmetlerinden biri de budur. Tevrat ve İncil toplu halde bir defada indirildiğinden, hem unutulmaya yüztutmuş, hem de dikkatleri devamlı İlâhî buyruklara çekme metodundan mahrum kalmıştır. Çünkü her iki kitap da sadece İsrâil oğulları’na indirilmiş ve onların sosyal, ekonomik hayatlarıyla ilgili hükümler getirmişti. Cenâb-ı Hak insanlara tâ kıyâmete kadar devam edecek mesaj olan Kur’ân’ı böyle bir âkibete uğramaktan korumuştur.
İNSAN ACELEDEN YARATILMIŞTIR
«İnsan (karakteri gereği) aceleden (acele hareket etme duygusuyla) yaratılmıştır. »
Acelecilik insanın ruhunda ve mayasında vardır. Onu tamamen söküp atmak mümkün değildir. O bakımdan Asr-ı Saadetʹte küfür yaranıyla iman erbabı dediğimiz iki taraf da kendi düşünce ve inançları doğrultusunda acele ediyorlardı. Kâfirler, vaʹdedilen azâbın hemen gelmesini; mü’minler ise, iyice azgınlaşıp insan haklarını çiğneyen putperestlerin bir an önce İlâhî gazaba çarpılmalarını istiyorlardı. Oysa İlâhî sünnet, belli şartların gerçekleşmesi ve sebeplerin oluşmasıyla hükmünü yürütür. Sırası gelince kimselerin ne acelesine, ne de göz yaşlarına bakmaz.
İnsan nasıl aceleden yaratılmıştır?
Bu cümle biraz yorum ister. O nedenle ilim adamları bununla ilgili diğer âyetleri de dikkate alarak farklı yorumlarda bulunmuşlardır. Onları birer özet halinde şöyle sıralayabiliriz:
a) Müfessir Kurtubîʹye göre: Acele üzerine oluşturulup acele olarak yaratılmıştır.
b) Müfessîr İbn Kesîrʹe göre: İnsan çoğu işlerinde ve durumlarında acelecidir.
c) Müfessir Alâeddin Aliʹye göre: İnsanın yapısı ve aceleden yaratılması, tabiatının acelecilik üzere kurulmasıyla ilgilidir.
d) Râzî’ye göre: İnsanlar aceleci olarak yaratılmışlardır. Yani acelecilik onların huyu ve karakteridir.
e) Himyer lûgatına göre: İnsan çamurdan yaratılmıştır. Çünkü «acel» bu lügate göre çamur demektir.
f) Ahfeşʹe göre: İnsan ivedi bir emirle yaratılmıştır ki o, «kün» emridir.
Bu son iki yorum pek itibar görmemiştir.
g) İnsan çoğu zaman sabırsızlık gösterdiği için, sanki aceleden yaratılmıştır. Bu tabir, sabırsızlığın mübalâğa ifade eden şeklidir.
Böylece Kurʹân-ı Kerîmʹin tam 32 yerinde insanın aceleci olduğu, birçok şeyleri acele edip istediği açıklanarak, bunun insanın doğuştan mayasında bulunduğuna işâret edilir.
Ayrıca bu konuda, ilgili âyeti açıklar mahiyette İsrâ Sûresi 11. âyette şöyle buyurulmaktadır: «İnsan hayra duâ eder gibi kötülük için duâ eder. Zaten insan çok acelecidir. »
O bakımdan insanı bu havadan kurtarmak ve daha temkinli bir düzeye getirmek gerekmektedir. Aile terbiyesi, okul, çevre ve her şeyin başında dinî eğitime ihtiyaç vardır. Zira en iyi şekilde tasarlanmış teşebbüsler, aceleye getirilirse bozulur. İtinayla yapılmakta olan çok önemli iş, acele karışınca rayından çıkarılmış olur.
İNKARCILARI SARAN ATEŞ
«O küfredenler önlerinden ve arkalarından kendilerini saran ateşi men’edemiyecekleri ve yardım da göremiyecekleri anı bir bilselerdi. »
Hz. Muhammed (A. S. ), küfür ve tuğyan, şer ve haksızlık ateşinin pek yakında müşrikleri yakıp mahvedeceğini, Kur’ânʹdan aldığı işârete dayanarak söylemişti. Müşrikler Onun bu sözünü dillerine dolayıp alaylı bir ifadeyle: «Eğer doğru sözlülerden iseniz, bu tehdidiniz ne zaman? » diye sorup duruyorlardı. Kur’ân onları saracak ateşin biri dünyada, diğeri âhirette olmak üzere iki çeşit ortaya çıkacağını haber verdi. Nitekim Bedir savaşı ve arkasından Uhud ve diğer savaşlar meydana geldi, derken Mekke fethedildi. Böylece hakkın bâtılı yok edeceği, beynini parçalayıp tesirsiz hale getireceği günlerin yakın olduğu anlaşılıyordu. Nitekim öyle oldu. Zafer ateşi putperestleri önlerinden ve arkalarından sardı. O durumda yardım da göremediler.
Şüphesiz kıyâmet günündeki azap daha şiddetli ve devamlıdır.
Hz. Muhammed’den (A. S. ) önceki peygamberler de inkârcılar tarafından alaya alınmışlardı. Ama bu onları İlâhî hükmün tecelli edeceği sınıra kadar götürünce, yok edilmişler; yerlerine başkaları gelip oturmuştu. Böylece Kur’ân 41. âyetle tarihin tekerrür ettiğini ve edeceğini dolaylı şekilde haber vererek, yaşamakta olan inkârcıların daha etraflı ve ölçülü düşünmelerini hatırlatıyor.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, kalp gözleri kör olmuş inkârcıların, İslâmiyeti alaya alıp Peygamber (A. S. ) Efendimize dil uzatan müşriklerin söz ve davranışları üzerinde duruldu. Tehdit edilegeldikleri azâbın hemen gelmesini acele istediklerine temasla, yakında o azâbın kendilerini çepeçevre kuşatacağı haber verildi.
Aşağıdaki âyetlerle, geceleyin veya gündüzleyin gelecek azaptan kimsenin onları koruyamıyacağı belirtilerek, Kurʹânʹdan yüz çevirmelerinin onlara hiçbir yarar sağlamıyacağı, ama çok zarar getireceği hatırlatılıyor. Sonra da gerek kendilerinin, gerekse babalarının bir süre geçinip gitmelerinin kendilerini aldatmaması için uyarı yapılıyor. İslâmiyetin yavaş yavaş onların sahasını daraltacağına ve çok geçmeden büyük başarılar sağlayacağına işâret ediliyor. Sonra da İlâhî azaptan onlara bir esinti dokunacak olsa, o zaman ne kadar nankörlük yaptıklarını anlayarak, kendilerine nasıl haksızlık ettiklerini itiraf edeceklerine atıflar yapılıyor ve kıyâmet gününde ise, adâletin kılı kırk yararcasına tecelli edeceğine dikkatler çekiliyor.