Duhan Suresi 34-42. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

اِنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ لَيَقُولُونَ اِنْ هِيَ اِلَّا مَوْتَتُنَا الْاُو۫لٰى وَمَا نَحْنُ بِمُنْشَرِينَ فَأْتُوا بِاٰبَٓائِنَٓا اِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ اَهُمْ خَيْرٌ اَمْ قَوْمُ تُبَّعٍ وَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ اَهْلَكْنَاهُمْ اِنَّهُمْ كَانُوا مُجْرِمِينَ وَمَا خَلَقْنَا السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَاعِبِينَ مَا خَلَقْنَاهُمَا اِلَّا بِالْحَقِّ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ اِنَّ يَوْمَ الْفَصْلِ مِيقَاتُهُمْ اَجْمَعِينَ يَوْمَ لَا يُغْنِي مَوْلًى عَنْ مَوْلًى شَيْـًٔا وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ اِلَّا مَنْ رَحِمَ اللّٰهُ اِنَّهُ هُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ

35.

(34-35) Bunlar (müşrikler) diyorlar ki: "İlk ölümümüzden başka bir ölüm yoktur. Biz diriltilecek değiliz."

Diyanet İşleri

36.

"Eğer doğru söyleyenler iseniz atalarımızı getirin."

37.

Bunlar mı daha hayırlı, yoksa Tübba' kavmi ile onlardan öncekiler mi? Onları helak ettik. Çünkü onlar suçlu kimselerdi.

38.

Biz, gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları, eğlenmek için yaratmadık.

39.

Biz onları ancak hak ve hikmete uygun olarak yarattık. Ama onların çoğu bilmiyorlar.

40.

Şüphesiz, hüküm günü, hepsinin bir arada buluşacağı zamandır.

41.

O gün dostun dosta hiçbir faydası olmaz. Kendilerine yardım da edilmez.

42.

Yalnız, Allah'ın yardım ettiği kimseler bunların dışındadır. Şüphesiz O, mutlak güç sahibidir, çok merhamet edendir.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

34-35- Şüphesiz bunlar (inkârcı sapıklar) diyorlar ki: «Bizim ancak ilk ölümümüz var, ötesi yoktur ve biz yeniden diriltilip kaldırılacak da de­ğiliz.

36- Eğer doğrulardan iseniz, haydi bize (ölen) babalarımızı diriltip getirin. »

37- Bunlar mı daha iyi, yoksa T u b b âʹ milleti ve onlardan önce ge­lenler mi? Onları yok ettik. Çünkü onlar cidden suçlu günahkârlar idiler.

38- Biz, gökleri, yeri ve ikisi arasındaki şeyleri oyun ve eğlence ol­sun diye boş ve anlamsız yaratmadık.

39- Biz, ikisini de ancak hak ile yarattık, ne var ki onların çoğu bil­mezler.

40- Şüphesiz ki, (müʹmin ile kâfirin, hak ile bâtılın, doğru ile eğ­rinin birbirinden) ayırt edileceği gün, hepsinin belirlenmiş (biraraya getiri­lip toplanma) vaktidir.

41- O gün, dost dosttan herhangi bir şeyi savıp yararlı olamaz ve yardım da göremezler.

42- Ancak, Allahʹın kendi rahmetine lâyık gördüğü kimse müstesnâ.. Şüphesiz ki, O, çok güçlü, çok üstün ve çok merhametlidir.

İLGİLİ HADÎS

«Tubbâʹa sövmeyin. Çünkü o Hakkʹa teslimiyet göstermişti. » (Müsned-i Ahmed: 5/340)

Ebû Hüreyre (R. A. ) diyor ki «Bilemiyorum, Tubbâʹ, peygamber miydi, değil miydi? »( Abdurrezzak: Ebû Hüreyre (R. A. ) den)

İbn Ebî Rebah da diyor ki: «Tubbâʹa sövmeyiniz. Çünkü Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz ona dil uzatmayı yasaklamıştır. » (Abdurrezzak: İbn Kesîr: 4/145)

Hz. Âişe (R. A. ) da diyor ki: «Tubbâʹa sövmeyin. Çünkü o, sâlih bir adam idi. » (Lübabu’t-te’vîl: 4/115)

İKİNCİ HAYATI İNKÂR EDENLER

«Şüphesiz bun­lar (inkârcı sapıklar) diyorlar ki: «Bizim ancak ilk ölümümüz var, ötesi yoktur ve biz yeniden diriltilip kaldırılacak da değiliz. »

Dünkü putperestler, öldükten sonra dirilmeyi ve böylece ikinci hayatı inkâr edip bu konuya bir türlü akıl erdirememişlerdi. Günümüzdeki mater­yalistler de bu konudaki inkârı bilimsel kalıba sokup insanları Hakkʹın yo­lundan uzaklaştırmaya çalışırlar. Anlaşılan küfür sadece kılıf, diğer bir an­latımla, yalnız ambalaj değiştirmekte, ama her çağın ve dönemin kâfirleri aynı esasları red ve inkâr etmektedirler ve Allah’a, Âhiret gününe imân edenlere: «Eğer iddianızda doğrulardan iseniz, haydi bize (ölen) babala­rımızı (diriltip) getirin! » derler. Şüphesiz bu, gayr-i ciddi bir öneridir. Çünkü hilkat kanunu belli bir plâna göre hükmünü yürütür ve kendinin haklılığını da varlıkta hâkim olan denge, düzen ve değişmeyen belgelerle isbat eder.

Kur’ân, daha önce âhireti inkâr edip azgınlık ve ahlâksızlığı zulüm de­recesine vardıran güçlü Tubbâʹ Kavminin yerle bir edildiğini hatırlatarak Kureyş müşriklerine İlâhî tokatın inmek üzere olduğunu haber vermektedir.

TUBBÂʹ VE KAVMİ

Mısır hükümdarlarının ortak adı «Fir’avn», Fürslerin ki «Kisra», Rumlarınki «Kayser» olduğu gibi, Yemen hükümdarlarının da bir vakitler ortak adı «Tubbâ’» idi. Ancak ilgili âyette, azıp sapıtan kavminin yok edilmesin­den söz edilen «Tubbâ’» hangi hükümdardır veya Yemenʹin kaçıncı hü­kümdarıdır? Aynı zamanda hangi tarihlerde yaşamıştır? Bu hususta birçok rivâyetlerin yapıldığını görmekteyiz ki çoğu kaynaksız ve dayanaksızdır.

Siyerci İbn İshak, bunun ilk Tubbâ’ olduğunu belirtmiş ve sonra da onun Hz. Muhammed (A. S. ) dan yaklaşık bin yıl önce yaşadığını söyler­ken, onun son peygambere hitapla yazdığı şu meâldeki bir mektubuna da değinmiştir:

«Emma ba’d: Şüphesiz ki, ben sana ve sana indirilen kitaba imân et­tim. Doğrusu ben senin dinin ve sünnetin üzereyim. Hem senin, hem de benim Rabbımıza imân ettim. Rabbımdan gelen İslâmî şerayi’a da inandım. Sana ulaşırsam ne güzel, ne a’lâ! Ulaşamazsam bana şefaat et, kıyâmet gününde beni unutma. Çünkü ben senin ilk ümmetindenim; sen gelmeden önce sana bey’ât etmiş bulunuyorum. Ben senin ve atan İbrahim (A. S. )ın dini üzereyim. »

Mektubun baş kısmına: «Allah’ın Nebî ve Resûlü Abdullah oğlu Mu­hammedʹe» diye yazılmış; son kısmına ise, «Tubbâʹı Evvel tarafından» diye imza konulmuştur.

Ancak İbn İshâk’ın bu rivâyetini hangi kaynaktan aldığını tevsîk etmek çok zordur. Kesin olan şu ki, Tubbâ’, Yemen’de kurulan Himyerî devletini uzun yıllar idare eden hükümdarlara verilen ortak unvandır. İlk Tubbâʹın Allah’a imân ettiği, ölümünden sonra kavminin küfre ve ahlâksızlığa sap­tığı, o yüzden yok edildiği ve bu kavmin birçok yönden güçlü bulunduğu anlaşılıyor.

İKİNCİ HAYATIN GERÇEKLEŞECEĞİNE AİT BELGELER

«Biz, gökleri, yeri ve ikisi arasın­daki şeyleri oyun ve eğlence olsun diye boş ve anlamsız yaratmadık. »

Kur’ân, âhiret hayatına inanmayanları uyarmak düzeyinde, önce Fir’­avnʹın, sonra da Yemen’de hüküm süren Tübbâ’ın kavminin yok edildikle­rini birer ibretli misâl olarak getirdikten sonra, ikinci hayatın gerçekleşe­ceğine delâlet eden aklî delillere yer vermektedir. Şöyle ki:

a) Gökler ve yer, yani fizik âlemi boş ve anlamsız yaratılmamış; oyun ve eğlence olsun diye var kılınmamıştır. Varlıkta bilinen hemen her şey mutlaka birtakım amaçlara yönelik yaratılarak insan oğlunun hizmetine verilmiş ve böylece her şey kâinat plânındaki yerine oturtulmuştur. Milyar yıllar geçtiği halde plâna bağlı düzen aynen korunmaktadır. Buna tesadüf demek mümkün müdür? İşte böylesine muhkem bir düzen vücuda getiren Cenâb-ı Hak, elbette insanları diriltip ikinci hayata kaldırmaya kadirdir.

b) Gökler, yer ve ikisi arasındaki her şey hak üzere yaratılmıştır. Hak kavramı birçok yerde açıkladığımız gibi, belli amaca yönelik denge, düzen ve uyumu yansıtmakta ve kâinatta herhangi bir dengesizliğin söz konusu olamıyacağını vurgulamaktadır.

İlmî araştırmalar da şu gerçeği ortaya koymuştur: «Allahʹın kudret elinden çıkan her şey dengeli, düzenli ve kusursuzdur. Dünyaʹda bazı şey­lerde ortaya çıkan dengesizlik ve düzensizlik bütünüyle insan elinin bilgi­sizce müdahalesinden kaynaklanmaktadır.

Nitekim 39. âyetin son cümlesinde buna işâretle şöyle buyurulmaktadır: «Ne var ki insanların çoğu bunu bilmezler, »

HAK İLE BÂTILIN AYIRT EDİLECEĞİ GÜN

«Şüphesiz ki (müʹmin ile kâfirin, hak ile bâtılın, doğru ile eğrinin birbirinden) ayırt edileceği gün, hepsinin be­lirlenmiş (biraraya getirilip toplanma) vaktidir.. »

İnsanların çoğu hakkı bâtıldan, doğruyu eğriden ayırt edemezler. Bu kavramları biribirine karıştıranlar sayılmayacak kadar çoktur. Kimi bâtılı hak diye savunur; kimi eğriyi doğru diye tanımlar. Şüphesiz aklını, ilmini hakkı araştırmaya çevirmeyip birtakım varsayımlar ve gerçekten uzak faraziyeler peşinde koşturanlar, insanların hepsinin biraraya getirileceği Âhi­ret Günün’de ancak gerçeği anlayabileceklerdir ve tabii bu anlamanın hiç­bir değeri ve yararı olmaz. Varlık âleminin öncesiz olduğunu ve tesadüf­lerin birbirini izlemesiyle bugünkü düzene kavuştuğunu iddia eden mater­yalist inkârcılar, hiçbir zaman bu iddialarını isbat edememişlerdir.

Nitekim zaman içerisinde türden türe evrimsel geçiş olduğunu, bunu kâi­natın öncesiz olduğuna delil gösterip, eski türlerin ortadan kalktığını iddia eden, fakat bunu isbatlayabilecek hiçbir geçiş aşaması fosilini getiremiyen evrim teorisyenlerinin de, günümüzde yapılan bilimsel araştırmalarla ha­yal peşinde koştukları anlaşılmıştır. 300 milyon yıldan beri kayıp olan ve ancak elde edilen fosiliyle gün ışığına çıkan Deniz Zambağı denilen «Krinoid»in, zamanla başka bir türe geçiş yaptığı sanılmaktaydı. Oysa son yıl­larda Lyon I (Fransa) Claude Bernard Üniversitesinden üç paleontologun 470 m. derinlikten aldıkları yirmi kadar canlı nümunesi arasında Deniz Zambağı’nın da bulunması, türden türe geçiş diye bir evrimin söz konusu olma­dığını ortaya koymuş oluyor. (La Recherche/Nisan 1987, sayı: 187)

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, ikinci hayatı inkâr edenler hem uyarıldı, hem de akla ışık tutulup hareket noktasını belirleyecek belgelere yer verildi. Ger­çek ayrımın âhiret âleminde insanların hepsinin toplandığı alanda gerçek­leştirileceği belirtilerek, bâtılı savunanların ölmeden önce dönüş yapmaları dolaylı şekilde hatırlatıldı.

Aşağıdaki âyetlerle, hakka yönelmeden ölenlerin âhirette karşılaşa­cakları elim azaptan birkaç safha konu ediliyor. Allah’tan korkup fenalık­lardan sakınan mü’minlere hazırlanan sonsuz nîmetler açıklanıyor ve bü­tün bu hakikatlerin Hz. Muhammed’in (A. S. ) diliyle kolaylaştırılıp anlaşılır ölçü ve anlamda sergilendiğine dikkatler çekilerek, ileride nasıl bir inkı­lâbın meydana geleceğine işâret ediliyor.