Mü'minun Suresi 31-42. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

ثُمَّ اَنْشَأْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قَرْنًا اٰخَرِينَ فَاَرْسَلْنَا فِيهِمْ رَسُولًا مِنْهُمْ اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ مَا لَكُمْ مِنْ اِلٰهٍ غَيْرُهُ اَفَلَا تَتَّقُونَ وَقَالَ الْمَلَاُ مِنْ قَوْمِهِ الَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِلِقَاءِ الْاٰخِرَةِ وَاَتْرَفْنَاهُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا مَا هٰذَٓا اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يَأْكُلُ مِمَّا تَأْكُلُونَ مِنْهُ وَيَشْرَبُ مِمَّا تَشْرَبُونَ وَلَئِنْ اَطَعْتُمْ بَشَرًا مِثْلَكُمْ اِنَّكُمْ اِذًا لَخَاسِرُونَ اَيَعِدُكُمْ اَنَّكُمْ اِذَا مِتُّمْ وَكُنْتُمْ تُرَابًا وَعِظَامًا اَنَّكُمْ مُخْرَجُونَ هَيْهَاتَ هَيْهَاتَ لِمَا تُوعَدُونَ اِنْ هِيَ اِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوثِينَ اِنْ هُوَ اِلَّا رَجُلٌ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا وَمَا نَحْنُ لَهُ بِمُؤْمِنِينَ قَالَ رَبِّ انْصُرْنِي بِمَا كَذَّبُونِ قَالَ عَمَّا قَلِيلٍ لَيُصْبِحُنَّ نَادِمِينَ فَاَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ بِالْحَقِّ فَجَعَلْنَاهُمْ غُثَاءً فَبُعْدًا لِلْقَوْمِ الظَّالِمِينَ ثُمَّ اَنْشَأْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قُرُونًا اٰخَرِينَ

35.

Sonra onların (Nuh kavminin) ardından başka bir nesil yarattık.

Diyanet İşleri

32.

Onlara, kendilerinden, "Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka hiçbir ilahınız yoktur, hala O'na karşı gelmekten sakınmaz mısınız?" diye öğüt veren bir peygamber gönderdik.

33.

O peygamberin kavminden, Allah'ı inkar eden, ahireti yalanlayan ve bizim dünya hayatında kendilerine bol bol nimet verdiğimiz ileri gelenler şöyle dediler: "O da ancak sizin gibi bir insandır. Sizin yediğiniz şeylerden yiyor, içtiğiniz şeylerden içiyor."

34.

"Andolsun, kendiniz gibi bir beşere itaat ederseniz mutlaka ziyana uğrarsınız."

35.

"O, öldüğünüz, toprak ve kemik haline geldiğiniz zaman sizin tekrar mutlaka (diriltilip) çıkarılacağınızı mı vaad ediyor?"

36.

"Halbuki bu size vaad olunan şey, ne kadar da uzak!"

37.

"Hayat, bu dünya hayatından ibarettir. Ölürüz ve yaşarız. Biz tekrar diriltilecek değiliz."

38.

"Bu, Allah'a karşı yalan uyduran bir kimseden başkası değildir. Biz ona inanmayız."

39.

O peygamber, "Ey Rabbim! Yalanlamalarına karşı bana yardım et!" dedi.

40.

Allah, "Yakın zamanda mutlaka pişman olacaklardır!" dedi.

41.

Derken onları o korkunç ses, kaçınılmaz olarak kıskıvrak yakalayıverdi de kendilerini çör çöp yığını haline getirdik. Zalimler topluluğu, Allah'ın rahmetinden uzak olsun!

42.

Sonra bunların arkalarından başka nesiller yarattık.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

31- Sonra onların ardından başka bir nesil ortaya çıkardık.

32- İçlerinden (seçip beğendiklerimizi) kendilerine peygamber ola­rak gönderdik. (O da onlara): «Allahʹa ibâdet edin, Oʹndan başka sizin için (hakikî) hiçbir ilâh yoktur; artık (inkârdan, puta tapmaktan, azgınlık göstermekten) sakınmaz mısınız? » dedi.

33- Oʹnun kavminden küfredip Âhiretʹe kavuşmayı yalan (ve saç­ma) sayan, dünya hayatında refaha kavuşturduğumuz ileri gelenler dedi­ler ki: «Bu da ancak sizin gibi bir insandır; sizin yediğinizden yiyor, içti­ğinizden içiyor.

34- Eğer kendiniz gibi bir insana itaât edip peşine takılırsanız o tak­dirde hüsrâna uğrarsınız.

35- Siz öldüğünüz, toprak ve kemik haline geldiğiniz zaman, her­halde (topraktan yeniden) çıkarılacağınızı mı vaʹdediyor O?

36- Vaʹdolunduğunuz şeyler pek uzaktır, pek uzak!.

37- Bizim ancak dünya hayatımızdır ki (bir kısmımız) ölürüz, (bir kısmımız) yaşarız ve biz bir daha diriltip kaldırılmıyacağız.

38- (Peygamberlik iddiâsında bulunan) o adam, Allahʹa karşı yalan uyduran (bir şaşkın)dan başkası değildir. Biz de ona inanacak değiliz. »

39- O (Peygamber) dedi ki: «Rabbim! beni yalancı saymalarına kar­şılık bana yardım et. »

40- (Rabbi da ona): «Az bir süre sonra şüphen olmasın ki pişman­lık duyacaklar, » dedi.

41- Derken korkunç bir ses gerçekten onları yakaladı da bu yüz­den onları (kıyılara atılıp itilmiş) çer-çöp haline getirdik. Zâlim kavme (rah­met ve yardımdan) uzaklık (olsun)!

42- Sonra bunların ardından bir nice nesilleri ortaya çıkardık.

ÂD KAVMİ KISSASINDAN BAZI SAFHALAR

Kurʹân-ı Kerîmʹin bu on âyetiyle, Hûd Peygamberle ilgili kıssanın isim verilmeden Nuh (A. S. ) kıssasından sonra meydana gelen önemli bir olay olduğu belirtiliyor. Böylece tarihin tekerrür ettiği hatırlatılarak Nûh Tufanıʹnın yaptığı tahribatı unutan bir kavmin âkibetinden haber veriliyor. Oysa Nuh (A. S. ) olayı unutulacak türden değildi. Ama doğru yoldan sapıp maddeyi esas temel kabul eden ve böylece bütün kutsal değerlere sırt çeviren bir milletin veya kavmin onu düşünüp ibret alacak idrâklerinin açık olduğu söylenemez.

Âd ve Semûd kavimleri bu olayı bilmiyorlardı veya ondan hiç haber­leri yoktu denilemez. Ne var ki, belirttiğimiz gibi, olayın iç yüzüne nüfuz edip sebep ve illetlerini dikkate alarak değerlendirmek büyük bir irfan ve açık basiret konusudur. Madde ve şehvet o insanların gözlerini kör, ku­laklarını sağır, kalplerini mefluç, idrâklerini işlemez hale sokmuştu.

Diğer önemli bir husus da şu idi: Küfürde ısrar etmenin ve Hakk’a karşı baş kaldırmanın öncülüğünü yine o ülkenin refah içinde yüzen ileri gelenleri yapıyordu. Onlara göre, putlara tapılır, ama bir insana uyulmazdı. Âhiretin aldatmaca bir kavram olarak ileri sürüldüğünü; ölümden son­ra ikinci bir hayatın söz konusu olamıyacağını iddia ediyorlardı. Doğarız, bir süre yaşarız ve ölüp yok oluruz. Bir daha çürüyen kemiklerin biraraya gelmesi mümkün değildir derlerdi.

Onların böyle bir inanç ve düşünce tarzı engel kabul etmez bir dav­ranış getiriyordu: Nefsanî arzularını frenliyecek, heveslerine engel olacak, hürriyetlerini çerçeve içine alacak her söz ve tebliği reddetmek.. Bu yüz­den onların ihtiras ve emellerini meşru sınırlar içine alacak, enerjilerini tehlikeli sınırla tehlikesiz sınırlar dikkate alınarak kanalize edecek hak din ile uyum sağlamaları çok zor, hattâ bazı ahvalde mümkün değildi. O yüz­den peygamberlerin teblîğ ve irşatları onların sadece küfür ve tuğyanını artırmaktan başka bir sonuç doğuramamış ve çok geçmeden müthiş bir gürültü, uğultu, derken şiddetli bir kasırga ve deprem ülkelerinin altını üstüne getirmiş, fiziksel yapıları hayli kuvvetli olan o insanları birer saman misali yerden yere vurmak suretiyle yok etmiştir.

Şüphesiz ki sözünü ettiğimiz kıssanın önemli safhalarının burada anıl­ması, inkârcı putperestlere, İslâm’a karşı kin besleyen Yahudilere ve gü­nümüzün inkârcı sapıklarına şu hususu hatırlatıyor: Allahʹı red ve inkâr, azgınlık ve ahlâksızlıkla, zulüm ve tecavüzlerle birleşir de madde ve şeh­vet kalıplarında şekillenirse, İlâhî sünnet gereği hüküm iner ve inince de getireceği azâbın nasıl bir felâket olduğu önceden bilinmez. Nitekim Nuh kavmi, gölü ve denizi olmayan bir bölgede gemi inşa eden Hz. Nuh’u (A. S. ) alay konusu edinmişlerdi. Âd kavmi Hud Peygamber’in haber verdiği aza­bın neden inmediğini alaylı tavırlarla sorarak onunla eğlenmişlerdi. Çok geçmeden önüne geçilmez tufan, Nuh kavmini; karşısında durulmaz şid­detli kasırga ve deprem Âd kavmini yeryüzünden silip o bölgede yaşa­makta olanları, bir varmış, bir yokmuş masalına çevirivermişti.

ÂD KISSASINDAN MESAJLAR

Cenâb-ı Hak, Âd kavminin kıssasından bazı önemli ve ibretli safha­ları açıklamakla, yaşamakta olan toplum ve milletlere şu mesajları veri­yor:

1- Küfrün saldırılarına hedef olan mü’minlerin biraz daha sabret­meleri gerekmektedir. Çünkü İlâhî azâp ancak belli kanun ve ölçülere gö­re iner. Vakti ve saati gelince de kimseye aman vermez.

2- Peygamberler, Allahʹa imân ve ibâdete dâvet etmekle, muhakkak ki insanlara hem kişilik kazandırırlar, hem de en büyük hayır ve iyilikte bulunurlar.

3- Allah korkusunu Âhiret kavramıyla birleştirip insanın iç ve dış âleminde onunla disiplin, düzen ve otokontrol sağlarlar.

4- Ülke halkının Allah’a inanmasına daha çok oranın refah içinde olan ileri gelenleri engel olurlar. O bakımdan kalpleri hakka meyleden ki­şilerin, o şımarıklara uymamaları, onların telkinlerine kulak vermemeleri gerekir.

5- Aşırılık, azgınlık ve ihtirasları frenleyecek peygamberlerin teblîğ ve irşadını tesirsiz hale getirmek için basit mantıkî yollara başvuranlar da yine o refah içinde günlerini gün edenlerdir. Peygamberlerin kadrini kü­çük düşürmek için, onların da herkes gibi sıradan birer insan olduklarını söyleyerek, Allahʹa iftirada bulunduklarını iddia ederler.

6- Teblîğ ve irşat olumlu sonuç vermeyince, peygamberler üzülme­ğe ve sıkılmaya başlarlar. Üzülmeleri, yakında İlâhî hükmün ineceğini bil­melerinden kaynaklanır. Aynı zamanda o insanları doğru yola dâvette ba­şarılı olamadıklarının da bunda payı vardır. Sıkılmaları, Allah’ı bırakıp put­lara, canlı-cansız eşyaya tapan insanların doğru yolu bulup seçmeden dünyadan ayrılmaları düşüncesinden kaynaklanır. Derken Cenâb-ı Hak hükmünü yürütür ve iş bitirilmiş, küfrün kökü kazınmış olur.

İşte Cenâb-ı Hak sözü edilen kıssadan verdiği bu mesajlarla, önce Mekkeli putperestleri, sonra da yaşamakta olan inkârcı mütecavizleri uyar­makta ve tarihin tekerrür edeceğini haber vermektedir. Nitekim Mekkeli putperestlerin çok geçmeden hem azgınlıklarına, hem saltanatlarına son verildi ve hakir gördükleri mü’min köle ve fakirlerin önünde başeğmek zo­runda bırakıldılar.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, kapalı bir anlatımla Âd kavminden ve onların ibret ve öğüt alınacak kıssalarından söz edildi. Böylece Hakk’a karşı baş kaldırıp tuğyan edenler uyarıldı.

Aşağıdaki âyetlerle, Âd kavminden sonra birçok nesillerin geldiği ve çoğunun imân etmedikleri gibi, küfür ve tuğyanlarını artırdıklarından do­layı yok edildikleri haber veriliyor. Sonra da Musa (A. S. ) ile Fir’avn kıssa­sından bir özet verilerek Mekkeli putperest müşrikler uyarılıyor ve yaşa­makta olan inkârcı milletlerin tarihi olayları çok iyi araştırıp değerlendir­meleri işâret yoluyla hatırlatılıyor.