Ahzab Suresi 31-34. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَمَنْ يَقْنُتْ مِنْكُنَّ لِلّٰهِ وَرَسُولِهِ وَتَعْمَلْ صَالِحًا نُؤْتِهَا اَجْرَهَا مَرَّتَيْنِ وَاَعْتَدْنَا لَهَا رِزْقًا كَرِيمًا يَانِسَاءَ النَّبِيِّ لَسْتُنَّ كَاَحَدٍ مِنَ النِّسَاءِ اِنِ اتَّقَيْتُنَّ فَلَا تَخْضَعْنَ بِالْقَوْلِ فَيَطْمَعَ الَّذِي فِي قَلْبِهِ مَرَضٌ وَقُلْنَ قَوْلًا مَعْرُوفًا وَقَرْنَ فِي بُيُوتِكُنَّ وَلَا تَبَرَّجْنَ تَبَرُّجَ الْجَاهِلِيَّةِ الْاُو۫لٰى وَاَقِمْنَ الصَّلٰوةَ وَاٰتِينَ الزَّكٰوةَ وَاَطِعْنَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ اِنَّمَا يُرِيدُ اللّٰهُ لِيُذْهِبَ عَنْكُمُ الرِّجْسَ اَهْلَ الْبَيْتِ وَيُطَهِّرَكُمْ تَطْهِيرًا وَاذْكُرْنَ مَا يُتْلٰى فِي بُيُوتِكُنَّ مِنْ اٰيَاتِ اللّٰهِ وَالْحِكْمَةِ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ لَطِيفًا خَبِيرًا

34.

İçinizden kim Allah'a ve Resulüne itaat eder ve salih bir amel işlerse, ona mükafatını iki kat veririz. Biz, ona bereketli bir rızık hazırlamışızdır.

Diyanet İşleri

32.

Ey Peygamber'in hanımları! Siz, kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer Allah'a karşı gelmekten sakınıyorsanız (erkeklerle konuşurken) sözü yumuşak bir eda ile söylemeyin ki kalbinde hastalık (kötü niyet) olan kimse ümide kapılmasın. Güzel (ve doğru) söz söyleyin.

33.

Evlerinizde oturun. Önceki cahiliye dönemi kadınlarının açılıp saçıldığı gibi siz de açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekatı verin. Allah'a ve Resulüne itaat edin. Ey Peygamberin ev halkı! Allah, sizden ancak günah kirini gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.

34.

Siz evlerinizde okunan Allah'ın ayetlerini ve hikmeti hatırlayın. Şüphesiz Allah en gizli şeyi bilendir, hakkıyla haberdardır.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

31- Sizden kim Allahʹa ve Peygamberine boyun eğip itaât eder, iyi- yararlı amelde bulunursa, onun mükâfatını iki defa veririz ve biz ona kad­ri yüce şerefli bir rızık da hazırlamışızdır.

32- Ey Peygamber kadınları! Sizler, kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz; Allah’tan korkuyorsanız (yabancı erkeklere karşı) kırıtarak ko­nuşmayın, sonra kalbinde (şehvetten ârız) hastalık bulunan kimsede arzu uyanabilir, Güzel, ölçülü (ağır başlı) söz söyleyin.

33- Evlerinizde vakarla oturun; eski cahiliyet günlerindeki gibi kırı­tarak (sokaklarda) süs ve güzelliklerinizi dışarı atmayın; namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin, Allahʹa ve Peygamberine itaât edin. Ey Ehl-i beyt (Pey­gamberin ev halkı)! Allah, elbette sizden her türlü çirkinliği, murdarlığı gi­dermek ve sizi tertemiz (pâk ve nezih) yapmak ister.

34- Evlerinizde okunan Allahʹın âyetlerini ve hikmetini hatırlayın; şüp­hesiz ki Allah her şeyin inceliğini, esrar ve hikmetini bilir, her şeyden ha­berlidir.

İLGİLİ HADÎSLER

«Allahʹın câriyelerini Allah’ın mescidlerine girmekten alıkoymayın. » (Buharî/cumua: 13- Müslim/salât: 136- Ebû Dâvud/salât: 52- Dâremî/ salât: 57- Taberânî/kıble: 12- Ahmed: 2/16, 151, 438, 475, 528- 5/192, 193- 6/169)

Açıklama :

Bu hadîsle, kadının açılıp saçılarak sokaklarda gezip tozması men’edilirken onun ibâdet adâbına uygun ve tesettüre riâyet ederek camilere gidip kendine ayrılan yerde ibâdet etmesinde bir sakınca bulunmadığı belirtilmekte ve böylece kadının cami kültürüyle yetiştirilmesine işâret edilmektedir.

«Şüphesiz ki kadın avrettir. Dışarı çıkınca şeytan onu gözleyip bekler. O bakımdan kadının İlâhî rahmete en yakın olduğu zaman, evinin köşesin­de bulunduğu vakitlerdir. » (Hâfız Bezzar)

Açıklama:

Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz bu hadîsiyle, kadının anne olmasını, daha çok evine bağlı kalıp kocasıyla çocuklarına yönelmesini, ev işleriyle uğ­raşıp âile yuvasına çeki düzen vermesini tavsiye etmektedir.

Hz. Enes (R. A. ) anlatıyor:

- Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz altı ay devamlı sabah namazını kıldır­mak üzere dışarı çıktığında kızı Hz. Fatımaʹnın (R. A. ) kapısına uğrar ve «Ey Ehl-i Beyt, namaza.. Şüphesiz ki Allah sizden murdarlığı gidermeyi ve sizi tertemiz yapmayı diler. » (Müsned-i Ahmed: Enes b. Mâlik (R. A. )den)

PEYGAMBER (A. S. ) EFENDİMİZİN ZEVCELERİNİN ÖZELLİKLERİ

«Sizden kim Allahʹa ve Peygamberine boyun eğip itaât eder, iyi yararlı amelde bulunursa, onun mükâfatını iki defa veririz ve biz ona kadri yüce, şerefli bir rızık da hazırlamışızdır. »

Resûlüllâh (A-S. ) Efendimiz’in evi, vahyin zaman zaman tecelli ettiği kutsal bir yerdir. Aynı zamanda bir ilim, irfan, ahlâk, terbiye ve Allah sev­gisinin aşılandığı bir yuva olarak bulunuyordu. Resûlüllahʹın (A. S. ) bu dü­zeyde günlük hayatı, kıyâmete kadar gelecek olan insanlara en güzel ör­nek ve en kusursuz misal özelliğini taşımaktadır.

Arap Yarımadasıʹnda o çağda kadın bir alım-satım metâ’ı, bir şehvet aracı ve erkeklerin oyuncağı durumundaydı. Arapların kesif cehalet, ka­balık, hırçınlık ve tatminsizlik içinde bocalayıp bir ömür tüketmelerinin başlıca sebeplerinden biri, kadının içine düştüğü bataklıktı. Çünkü nesli yönlendiren şüphesiz ki annelerdir. Anne iffet ve namusunu, vakar ve ki­şiliğini, edep ve terbiyesini kaybedince geriye ahlâk ve faziletten yana bir şey kalmaz.

Kadını, sözü edilen bataklıktan herhalde, mutlaka kurtarmak ve ka­pısının önüne dikilen iffetsizlik flâmasını yırtıp atmak gerekiyordu. Hz. Mu­hammed (A. S. ) toplumu eğitirken bir yandan da kadını eğitmeye ağırlık ver­di ve kimsesiz kalan perişan, fakat fedakâr müʹmine kadınlarla evlenmeyi teşvik etti. Böylece ahlâklı, imânlı, faziletli annelerin kucağında yepyeni nesiller yetiştirmeyi plânladı. Bu arada kendisinin 12 kadar kadınla evlen­mesinin, bunun da ötesinde birtakım politik, psikolojik, sosyal nedenleri söz konusu idi.

Nitekim öyle oldu; evlenen ve yuva kuran her müʹmin Peygamberʹin (A. S. ) âile yuvasını örnek aldı; anne olan her kadın Hz. Peygamberʹin eşle­rini ve kızlarını kendilerine misal ve rehber seçtiler. Böylece çeyrek asırda akıllara durgunluk verecek bir başarı tablosu ortaya çıktı; kadın annelik vakarını takındı, saygınlığını korumasını öğrendi. Aynı zamanda çocuğunu hayırlı bir evlât yetiştirme şuur ve becerisini kazandı.

O bakımdan Resûlüllah’ın (A. S. ) zevcelerinden birinin yanlış bir tutum ve davranışı, diğer hanımlara tesir edeceğinden ve misal olacağından iki kat azâbı gerektireceği bildirildi ve günlük yaşayışları üzerinde titizlikle du­rularak kötü örnek olacak her davranıştan kaçınmaları sağlandı. Bunun için İlâhî emir ve tavsiyeler birbirini izledi ve evin, âilenin kutsal havası ve ölçüsü korundu.

O bakımdan diyebiliriz ki, Resûlüllahʹın (A. S. ) zevceleri, aile yuvasının medenî mimarları; soylu ve ahlâklı nesil yetiştirmenin en güvenilir elleri; evin efendisine sevgi ve saygı; ilgi ve itaât göstermenin en seviyeli kıstas­ları; aza kanaat edip mutluluğu zînet eşyasında değil, Allah ve Peygam­berine itaâtte arayanların öncüleri idiler.

Şüphesiz onlardan birinin bu çizgiden sapması, müslüman âileleri ters yönde etkileyen kötü misâl sayılırdı.

Aynı zamanda İlâhî kelâmın indiği, Melek Cebrâilʹin şereflendirdiği bir evde bulunuyorlardı. Gördüklerini, duyduklarını dikkatle hafızalarına alıp kusursuz şekilde ümmete aktarmaları gerekiyordu. Bu hikmete dayalı ola­rak, Hz. Âişe (R. A. )nın İslâm Hukukuna, özellikle âile hukukuna ve kadın halleriyle ilgili meselelere yaptığı hizmeti hiçbir hukukçu inkâr edemez. Diğer eşlerinin de az-çok bu konularda katkılarını unutmamak lâzımdır.

KADININ CİDDİYETİ

«Ey Peygam­ber kadınları! Sizler, kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz; Allahʹtan korkuyorsanız (yabancı erkeklere karşı) kırıtarak konuşmayın; sonra kal­binde (şehvetten ârız) hastalık bulunan kimsede arzu uyanabilir. Güzel, öl­çülü (ağır başlı) söz söyleyin. »

Kadının ağır başlılığı, ciddiyeti, söz ve davranışlarındaki ölçülülüğü çok önemlidir. Çevresindeki insanlara hürmet telkîn etmesinin başlıca se­beplerinden bir kısmının bunlar olduğunu söyleyebiliriz.

Cenâb-ı Hak yukarıdaki âyetle, önce bütün müslüman hanımlara ör­nek düzeyinde bulunan Peygamber (A. S. ) Efendimizʹin zevcelerine, sonra da dolayısıyla bütün müʹmine kadınlara seslenmekte; yabancı erkeklerle günlük işlerinde şüphe uyandıracak her türlü söz ve davranıştan kaçın­malarını emretmektedir. Şüphesiz bu emir vücubu gerektirmekte ve Pey­gamber (A. S. )ın sünnetini yansıtmaktadır.

«… (yabancı erkeklere karşı) kırıtarak konuşmayın…» cümlesi o bakımdan çok önemli bir uyarıdır. Onu Türkçemize şu sözlerle çevirmemiz mümkündür:

a) Yabancı erkeklere karşı kırıtarak konuşmayın,

b) Yılışıklık ifade eden davranış içinde söz söylemeyin,

c) Gülerek, işvelenerek konuşmayın,

d) Naz ve cilve yaparak hitap etmeyin..

Zira bir hanımın bu şekilde konuşması, kalplerinde şehvetten ârız olan hastalık bulunan erkeklerde arzu ve ilgi uyandırabilir. Böylece kötü niye­tin ilk adımı atılmış, kötü düşünmenin tohumuna vasat hazırlanmış olur. O bakımdan kadının kırıtarak, işvelenerek, cilve yaparak konuşması haram kılınıp yasaklanmıştır.

CAHİLİYE DEVRİNDE KADINLARIN SOKAĞA ÇIKIŞ TARZI

«Evlerinizde vakarla otu­run; eski cahiliyet günlerindeki gibi kırıtarak (sokaklarda) süs ve güzellik­lerinizi dışarı atmayın.. »

Eski cahiliyet devri, fetret dönemi olmakla beraber, her asırda cahiliyetin ayrı bir kılıkla ortaya çıktığı unutulmamalıdır. Ardarda gönderilen pey­gamberler hemen her devirde ve her yerde cehaleti gidermeye, kötü ve çirkin âdetleri kaldırmaya ve onların yerine İlâhî düzen ve medeniyeti ge­tirmeye çalışmıştır.

Câhiliyet devri kadınlarının çoğu birbirine benzerdi; ancak değişik kı­lıkta gezip tozmuşlardır. Hak dinin medeniyet havasını teneffüs etme im­kânına erişenler ise, bu genellemenin her zaman dışında kalmış ve örnek olma düzeyinde bulunmuşlardır.

Câhiliyet devrinde kadınların ölçü tanımaz davranışlarını müfessirle­rimiz şöyle tesbit edip özetlemişlerdir:

a) Baş açık, saçlar bazan dağınık, bazan süslenmiş; gerdan ve göğüs­ler yarı açık bir halde sokağa çıkarlardı.

b) Giyindikleri entari iki yandan yırtmaçlı olur; yürüdükleri zaman ba­cak ve baldırları görünürdü.

c) Kırıtarak, cilvelenerek, güzel kokular sürünerek gezip dolaşırlar ve her vesileyle erkeklerin dikkatini kendilerine çekerlerdi.

Anlaşıldığı gibi, yirminci asrın cahiliyeti de belirtilen konuda o dönem­den geri kalmamakla beraber, daha da ileri bir safhada kendini yer yer, ülke ülke hissettirmektedir.

İslâm Dini bu şekil sokağa çıkışları yasaklarken, önce kadının namus ve iffetini korumayı, sonra da onun annelik vakar ve şerefini güvence altı­na almayı; her türlü kötü nazardan onu uzak tutmayı ve toplum içinde ona saygınlık kazandırmayı amaçlamıştır. Aynı zamanda âile yuvasını kutsal bir düzeyde tutmayı, kem gözlerden sakındırmayı; komşular arasında na­mus ve iffet perdesine güven damgasını vurmayı hedeflemiş ve sağlam karakterli, dürüst ve faziletli, imânlı ve ahlâklı nesillerin ana kucağında, baba ocağında eğitilip yetiştirilmesini plânlayıp bunun için gerekli bütün müfredatı belirlemiştir.

Şüphesiz kadının cahiliyet devri yaşantısına özenti duyması veya o havaya girmesi bütün bu amaç ve plânları yıkar. Birbirine kardeşçe yak­laşmayan, güvenmeyen şehvet mübtelâlarının çoğalmasını hızlandırır.

KADINLARIN EVDE OTURMASININ ANLAMI

«Evlerinizde vakarla oturun.. »

Âyette emir ölçüsünde geçen «karne» kelimesini cumhur «kırne»; Âsim ise, «karne» şeklinde okumuştur. Birinci şekildeki kıraat «vakar» anlamı­na; ikinci şekildeki kıraat «evde karar kılıp ev işleriyle meşgul olmaya» de­lâlet etmektedir.

Şüphesiz her iki kıraatin delâlet ettiği mana ve emir, kadının annelik vakarına uygun düşmekte ve ona saygınlık kazandırmaktadır.

«Evlerinizde vakarla oturun» emriyle, her ne kadar Peygamber (A. S. ) Efendimizʹin zevcelerine hitap edilmekteyse de, umum ifade eder; yani hi­tap hastır, emir umumîdir.

Cenâb-ı Hak bu emirle, kadının devamlı dört duvar arasında ömür tü­ketmesini irâde etmemiştir. Emirden sonra gelen «eski cahiliyet günlerin­deki gibi kırıtarak (sokaklarda) süs ve güzelliklerinizi dışarı atmayın» cüm­lesi onun hikmet ve yorumuna işâret etmekte ve bize yol göstermektedir. Şöyle ki: Kadının günlük hayatı şu iki özelliği yansıtmalıdır: Birincisi, evin­de bulunduğu sürece, vakar ve ciddiyetini koruyarak çocuklarına en güzel örnek olmaya çalışacak, komşularına da iyiye ve fazîlete yönelik misâl olacaktır. Sokağa çıkması gerektiğinde, açılıp saçılmayacak, tesettüre mutlaka riâyet edip tam bir İslâm hanımı olarak çevresine hürmet telkin edecek; cahiliyet devrindeki kadınlar gibi, kırıtarak, süs ve güzelliğini teş­hîr ederek dolaşmıyacak; vakar ve iffetine leke dokundurmayacaktır.

Sonra «Evlerinizde vakarla oturun» emri, kadınları işsiz güçsüz ve an­lamsız bir hayata itme anlamına alınmamalıdır. Zira İslâmiyete göre, ha­yat hareketten ibârettir, ancak her hareket ışığını ilimden almalı ve imânın desteğinde hedef ve amacını belirlemelidir.

Kurʹân âyetlerini dikkatle okuduğumuzda, her cümlenin, hattâ kelime­nin bir önceki cümlesine ve bir sonraki cümlesine bakmamızın gerekli ol­duğunu anlamakta gecikmeyiz. Aksi halde çok yanlış ve fahiş yorumlara sebep oluruz. O bakımdan Cenâb-ı Hak kadınlara evlerinde vakarla otur­mayı emrederken, şu üç ayrı şey ile amel etmelerini istemekte ve böylece kadının günlük hayatını verimliliğin doruğuna yükseltmektedir:

1- Namaz kılmak,

2- Zekât vermek,

3- Allah’a ve Peygamberine itaât etmek..

Birincisi, hem evde, hem de evle cami arasında bedenî ve ruhî hare­ket sağlar. İkincisi, kadının evde kendine has bazı el işleriyle uğraşıp para kazanmasını, âile bütçesine katkıda bulunmasını; zengin olup fakir ve muhtaçlara, yakınlarına yardım etmesini gerektirir. Böylece İslâmiyet ka­dını sadece bir tüketici olarak görmemekte, onu aynı zamanda üretici ka­bul etmekte ve o sebeple zekât vermesini emretmektedir. Şüphesiz ki, ze­kâtı ancak zengin olan kişiler verir ve onlar bu konuda yükümlüdürler. Üçüncüsü, kocasına, çocuklarına bakmasını; kocasının malını, namus ve şerefini korumasını gerçekleştirir. Böylece kadın aileye huzur, gü­ven, neşe ve hareket kazandırır.

CENÂB-I HAK ÂİLEDEN MURDARLIĞI GİDERMEK İSTİYOR

«Ey Ehl-i Beyt (Peygamberin ev halkı)! Allah, elbette sizden her türlü çirkinliği, murdar­lığı gidermek ve sizi tertemiz (pâk ve nezîh) yapmak ister. »

Burada da hitap «Ehl-i beyt»e, yani Resûlüllah’ın (A. S. ) ev halkına yö­netse de, dolayısıyla bütün mü’minlerin ev halkını kapsamakta ve aynı hük­mün içine almaktadır. Zira bütün müʹminlere örnek düzeyde bulunan «Ehl-i Beyt»e yapılan bir tavsiye veya verilen bir emir, dolayısıyla mü’minlerin ev halkına yöneliktir.

«Rics» kapsamlı bir kavramdır; maddî ve mânevî murdarlık anlamına geldiği gibi, şeref ve itibarı zedeleyen, aileye leke süren her türlü kötülük, ölçüsüzlük ve çirkinlik manalarına da delâlet eder. Aynı zamanda âileyi ekonomik yönden çökertecek israf, ölçüsüz harcama gibi huzur bozucu ortama da işâret anlamını taşır.

İslâm, Kurʹânʹın bu tavsiyesinin ışığı altında, âileyi her türlü şüphe ve hayasızlık damgasından temizlemek için gereken hüküm ve kuralları koy­muştur. Kadına ölçülü, seviyeli bir hayat ve hareket sahası hazırlamış ve onu süs eşyası olmaktan kurtarmıştır.

ALLAH LATÎFʹTİR, HABÎR’DİR

«Şüphesiz ki Allah her şeyin inceliğini, esrar ve hikmetini bilir; her şeyden haberlidir. »

Müslümanın evi Kurʹân’la, ibâdetle, sâlih amellerle feyizli ve bereket­lidir; nûrânî ve rahmanidir. O bakımdan içinde Kurʹân okunan, namaz kı­lınan, iyilik işlenen bir evde mutlak anlamda rahmet havası hâkimdir. Eşler bu havanın kutsallığını düşünerek onu birtakım kişisel ihtirasları, nefsanî arzuları ile kirletmemelidirler. Aksine bir davranış hoş kokulu, nefis görü­nümlü, gönül açıcı bir bahçeyi lağım suyuyla kirletmeye ve kokutmaya benzer.

Cenâb-ı Hak Ehl-i Beytʹte okunan Kur’ân’ı ve inen hikmeti hatırlatır­ken, dolayısıyla bütün müʹminlerin evlerini benzeri feyiz ve rahmete maz­har düzeye getirmelerine işârette bulunmakta ve bu konuda eşlerin çok duyarlı bulunmalarını tenbîh etmektedir.

Bu açıklamadan sonra ilgili âyetin sonunda Cenâb-ı Hakkʹın iki sıfatı anılmakta ve böylece kadınlarla ve âile yuvasıyla ilgili konu noktalanmak­tadır.

Birinci sıfat inceliği, zerafeti, nezaketi, ince düşünmeyi, dikkatli dav­ranmayı; ikinci sıfat, her şeyi lâyıkı veçhile bilmeyi; her söz ve davranışın nasıl bir sonuç doğuracağını önceden düşünüp hesaplamayı ilhâm etmek­tedir. Allahʹın «Latîf» olması ve «Habîr» bulunması, biz insanlara bu iki sı­fatın yönlendirici, aydınlatıcı telkinlerini yapmakta ve yol göstermektedir.

Böylece bu iki sıfatın ışığı altında kadın kendi yerini, değerini, inceli­ğini, zerafet ve nezaketini korumalı; duyarlı bir düzeyde bulunduğunu unut­mamalıdır.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerde, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizʹin zevcelerine yer ve­rildi. Bulundukları çok şerefli ve örnek düzeyde nasıl davranmaları gerek­tiği belirtilerek, bütün inanmış kadınlara aydınlatıcı ve yönlendirici bilgiler verildi.

Aşağıdaki âyetle kendilerinde on kadar vasıf ve özellik bulunan erkek ve kadınlara müjde verilmekte ve Allahʹa inanan erkek ve kadınların ken­dilerini bu on sıfatla donatmaları istenmektedir.