Mürselat Suresi 29-40. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

اِنْطَلِقُٓوا اِلٰى مَا كُنْتُمْ بِهِ تُكَذِّبُونَ اِنْطَلِقُٓوا اِلٰى ظِلٍّ ذِي ثَلٰثِ شُعَبٍ لَا ظَلِيلٍ وَلَا يُغْنِي مِنَ اللَّهَبِ اِنَّهَا تَرْمِي بِشَرَرٍ كَالْقَصْرِ كَاَنَّهُ جِمَالَتٌ صُفْرٌ وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ هٰذَا يَوْمُ لَا يَنْطِقُونَ وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ هٰذَا يَوْمُ الْفَصْلِ جَمَعْنَاكُمْ وَالْاَوَّلِينَ فَاِنْ كَانَ لَكُمْ كَيْدٌ فَكِيدُونِ وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ

32.

Onlara şöyle denecek: "Yalanlamakta olduğunuz şeye (cehennem azabına) gidin."

Diyanet İşleri

30-31.

(30-31) "Üç kola ayrılmış gölgeye gidin ki, o ne gölgelendirir ne de alevden korur."

32.

Şüphesiz cehennem, her biri saray büyüklüğünde kıvılcımlar saçar.

33.

Bunlar sanki birer kızıl devedir.

34.

O gün vay yalanlayanların haline!

35.

Bu, konuşamayacakları gündür.

36.

Onlara izin de verilmez ki, özür dilesinler.

37.

O gün vay yalanlayanların haline!

38.

Bu, hüküm ve ayırma günüdür. Sizi ve öncekileri bir araya toplamışızdır.

39.

Eğer bir tuzağınız varsa, haydi bana tuzak kurun!

40.

O gün vay yalanlayanların haline!

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

29- Yalanlayıp durduğunuz şey’e (azâba) doğru yollanın.

30- (Cehennemʹin kara dumanının oluşturduğu) üç kollu gölgeye gi­din.

31- O, ne gölgelendiricidir, ne de yükselen alevden korur..

32- Şüphesiz ki, o, saray gibi (büyüklük ve yükseklikte) kıvılcım atar.

33- Sanki o kıvılcımın herbiri sarı renkte birer devedir.

34- (Hakkʹı) yalanlıyanların o gün vay hâline!.

35- Bu, onların nutkunun tutulacağı gündür.

36- Kendilerine izin verilmez ki özür beyân etsinler.

37- (Hakkʹı) yalanlıyanların o gün vay hâline!.

38- Bu, sizleri ve öncekileri toplayıp biraraya getirdiğimiz (Hakkı bâ­tıldan, doğruyu eğriden, gerçeği yalandan) ayırd eden hüküm günüdür.

39- O halde eğer bir hile ve düzeniniz varsa, o hileyi hemen bana karşı uygulayın!.

40- (Hakkʹı) yalanlıyanların o gün vay hâline!

NÎMET ÜZERİNDE KUDRET FIRÇASINI GÖREMEYEN KÖRLER

Yalanlayıp durduğunuz şe­ye (azaba) doğru yollanın. (Cehennem’in kara dumanının oluşturduğu) üç kollu gölgeye girin.. »

Kendi bedeninde ve mevcut organlarında ilâhî kalemin çizgilerini, su­nulan bunca nîmetler üzerinde kudret fırçasının rengini göremeyen inkâr­cı nankörlere, bu gaflet ve dalâletlerine uygun azap hazırlanmıştır. Zira küfür kişinin hem kalbini, hem vicdanını, hem de ruhunu karartır ve âhi­rette hazırlanan ceza da böylesine üç karanlık dumanla onları çepe­çevre sarar. Nitekim konumuzu oluşturan âyetlerle bu ceza türü dört mad­de halinde açıklanmaktadır:

1- Dünya hayatında iken durmadan yalanlayıp inkâr ettikleri azaba doğru sevkedilirler.

2- Cehennem’in üç çatallı boğucu ve bunaltıcı siyah dumanının ha­vasına sokulurlar.

3- İşte o gün nutukları tutulur, konuşma mecalleri kalmaz ve çare­sizlik içinde kıvranıp ümitlerini yitirirler.

4- Hakkın bâtıldan, doğrunun eğriden, mü’minin kâfirden en sağlıklı ve kesin biçimde ayırt edildiği bir günün ciddiyet ve dehşetiyle yüzyüze gelirler. Artık ne yalanlama, ne de inkâr ve inat kalır..

Çünkü bunlar dünya hayatları boyunca küfür ve tuğyanın manevi ateşi ve o ateşten yükselen kara boğucu dumanın içinde kalıp hakkı bâtıldan, doğruyu eğriden ayırt etme basîretlerini kaybetmişlerdi. O bakımdan âhi­rette verilecek ceza onların bu tutum ve ameline son derece uygun bir manzara arzeder. Bu durumda ne hilenin, ne kurnazlığın, ne düzenbazlığın, ne de zekâ oyunlarının âhiret alanında yeri ve anlamı vardır. Hüküm bü­tünüyle Allah’a aittir.

ÜÇ ÇATALLI DUMAN

Cehennem ateşi tasvîr edilerek onun yanış ve yükselişi hakkında üç maddelik bir bilgi veriliyor:

1- Koyu gölgeyi andıran üç çatallı bir duman,

2- Muhteşem saray, kale ve benzeri şeyler büyüklüğünde ateş par­çaları ve o nisbette yükselen kıvılcımlar.

3- Sürüler halinde birbirini izleyen kızıl develer misali renk renk yük­selen ateş şerareleri..

Diğer bir yoruma göre: Üç çatallı kara duman, üç ilâh iddiasında bu­lunan ve bu yüzden İsa Peygamber’in (A. S. ) teblîğ ettiği «Tevhîd İnancı»ndan sapan Hıristiyanların akidesine uygun bir azap şeklini yansıtır. Dün­yada üç ilâh inancını ferahlatıcı ve kurtarıcı bir sistem sayıp körükörüne kendileri gibi fânileri ilâhlaştıranları âhirette boğucu, bunaltıcı bir duman beklemektedir.

İnsan eliyle şekillendirilen taşlara, heykellere ilâh diye tapanlara da, alev alev yükselen kale büyüklüğünde kıvılcımlar atan bir ateş hazırlan­mıştır.

Cenâb-ı Hak böyle bir tasvîrle, yaşamakta olan insanlara Cehennem ateşi, diğer bir anlatımla oranın yakıtı hakkında ip ucu vermekte ve me­raklılar için düşündürücü anlamda üç madde sıralamaktadır. Artık vay ya­lancı sapıkların haline!.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, dünya hayatını amacından saptırıp İlâhî kudret fırçasının rengini, ezelî kalemin çizgisini göremeyip inkâr ve sapıklık için­de ömrünü berbat edenlere hazırlanan azabın türü üç madde halinde tas­vîr edildi.

Aşağıdaki âyetlerle, hilkatinin hikmetini idrâk ederek ömrünü İlâhî ni­zama göre değerlendiren takvâ sâhibi müʹminlere âhirette hazırlanan son­suz nîmetler üç madde halinde işlenerek ferahlatıcı bilgiler veriliyor. Ar­kasından, Kur’ânʹa inanmayıp Hakk’a ibâdet etmiyen nankörlerin birkaç günlük dünya hayatına bağlanıp sonsuzluk arzeden nîmetlerden nasıl uzak kaldıklarına değinilerek yönlendirici bilgi veriliyor.