MEÂLİ:
32- İnkâra saplanıp kalanlar dediler ki: «Kur’ân Oʹna (Muhammedʹe) bir defada bütünüyle indirilseydi ya.. » Biz onunla senin kalbini iyice yatıştırıp pekiştirmek ve tane tane okuman için böylece (parça parça ve uzun sürede) indirdik.
33- Sana bir misâl getirmezler ki mutlaka biz (ona karşılık) hakkı yorum ve açıklama cihetiyle en güzelini getirmiş olmayalım.
34- Onlar ki toplanıp yüzükoyun Cehennemʹe sevkedilirler, işte onlar yer cihetiyle daha şerli, yol cihetiyle daha sapıktırlar.
İNİŞ SEBEBİ
Yahudi din adamlarından bir kısmı, «Tevrat bir defada indirildiği gibi, Kur’ân da -eğer Allah tarafından gönderilen bir kitap ise- bir defada indirilmeli değil miydi? » diyerek birtakım şüphelere ortam hazırlamak istediler. Bunun üzerine yukarıdaki âyetler indi. (Tefsîr-i Merağî: 19/12- Tefsîr-i İbn Kesîr: 3/317)
İLGİLİ HADÎS
«Bir adam Peygamber (A. S. ) Efendimizʹe sordu: «Ey Allahʹın Peygamberi! Kıyâmet gününde kâfir nasıl yüzükoyun haşredilecek? » Peygamber (A. S. ) Efendimiz ona şu cevabı verdi: «Onu iki ayağı üzerine yürütmeye kudreti yeten Allahʹın kıyâmet gününde yüzükoyun yürütmeye elbetteki kudreti yeter. » (Buharî/tefsîr: 1/25- Müslim/münafikûn: 54- Tirmizî/tefsîr: 12/17- Ahmed: 2/354, 363)
KURʹÂNʹIN PARÇA PARÇA İNMESİ
«İnkâra saplanıp kalanlar dediler ki: «Kurʹân Ona (Muhammedʹe) bir defada bütünüyle indirilseydi ya. » Biz onunla senin kalbini iyice yatıştırıp pekiştirmek ve tane tane okuman için böylece (parça parça ve uzun sürede) indirdik. »
Tevrat ile İncilʹin parça parça değil de bir defada bütün halinde indirildikleri söylenirse de bunu kesin isbat edecek delil ve belge mevcut değildir. Zira günümüzde mevcut Tevrat ve İncil nüshalarında buna delâlet eden açık bir belgeye rastlamak mümkün olmamakla beraber Kur’ân’da da bu hususta bir açıklama yapılmamıştır. (Bilgi için bak: İsrâ Sûresi: 106) Ancak bu tarz iddianın birtakım yorumlara dayandırıldığını biliyoruz.
Nitekim ilim adamlarımızın bir kısmı bu iki eski kitabın da Kur’ân gibi parça parça, bölüm bölüm indirildiğini söylerler. Yahudîler ise, Tevrat’ın bir bütün halinde bir defada indirildiğine inanırlar.
Müfessir Alâaddin Aliʹye göre: Tevrat ve İncil, Okur-yazar olan peygamberlere indirildiği ve ayrıca onlarda nâsih ve mensûha yer verilmediği için birer bütün halinde bir defada indirilmişlerdir. Kur’ân ise Okur-yazar olmayan bir peygambere indirilmiş ve aynı zamanda Kur’ânʹda birtakım nâsih ve mensûh hükümler de yer almıştır. O bakımdan da parça parça indirilmesine gerek görülmüştür. (Bilgi için bak: Tefsîr-i Hâzin: 3/349)
Şüphesiz ki bu, adı geçen müfessire has bir yorumdur. Delil ve dayanak olarak bir kaynak vermemiştir.
Kur’ânʹın ise, yapılan ciddi tesbitlere göre, yirmi üç yıla yakın bir süre içinde olayları hedef alarak parça parça, bölüm bölüm indiği kesindir. Yukarıdaki âyetle de bu husus açıkça belirtilmekte ve İsrâ Sûresi 106. âyetle de bu hususa yer verilmektedir. Şöyle ki: «İnsanlara ağır ağır, aralıklı, nefes ala ala okuyasın diye Kur’ân’ı parça parça sunduk, gerektikçe (ihtiyaca göre) indirdik. »
Kur’ânʹın parça parça uzun bir sürede indirilmesinin, konumuzu oluşturan âyette sadece hikmetlerinden ikisi açıklanmaktadır. Ancak İsrâ Sûresinde ve ilgili hadîslerde bundan başka birkaç sebep ve hikmetin de bulunduğunu anlıyoruz. Onları şöyle özetliyerek sıralayabiliriz:
1- Peygamber (A. S. ) Efendimiz’in kalbinin iyice yatışması ve bir daha unutmamak üzere hafızasına iyice nakşedilip derin iz bırakması,
2- Tane tane, kelimelerin üstüne basa basa rahat okumasının sağlanması,
3- Hangi âyetin hangi sebeple veya hangi olayı hedef alarak indiğinin bilinmesi,
4- Hangi hükmün hangi hâdiseden dolayı indirildiğinin tesbit edilmesi,
5- Peygamber (A. S. ) Efendimizʹin sık sık Melek Cebrail ile buluşması,
6- Ashab-ı Kiram tarafından rahatlıkla yazılıp ezberlenmesi bu cümledendir.
KURʹÂNʹIN YÜCELİĞİ
«Sana bir misal getirmezler ki, mutlaka biz (ona karşılık) hakkı yorum ve açıklama cihetiyle en güzelini getirmiş olmayalım. »
Kur’ân: Sözüyle, anlamıyla İlâhîdir. İnsan sözünün çok üstünde, benzer kabul etmez bir kudrettedir. Koyduğu hükümler, taşıdığı ana fikirler, sergilediği hikmetler, açtığı ilmî kapılar her türlü takdîr ve kıyasın üstündedir.
Bu bakımdan Kur’ân varlık âlemini aydınlatan bir güneştir. Beşer kafasından çıkan bütün buluşlar ve bilgiler bu güneş karşısında birer lamba gibidir.
İnkârcı edipler, şâirler, hatipler bu güneşi balçıkla sıvamak için çeşitli yollara başvurmuş, akla gelmedik yalan ve iftira atmışlardır; ama her defasında onun parlaklığı, erişilmez yüceliği karşısında silinip belirsiz hale gelmişlerdir. Getirdikleri her misal, Kur’ân’ın İlâhî beyanı karşısında sabun köpüğü gibi sönmeye mahkûm oldu ve olmaya devam etmektedir. Her fikir, her sistem ve kural zamanla tazeliğini, geçerliliğini kaybetmekte, Kur’ân’ın getirdiği İlâhî sistem ve hükümler gün geçtikçe cilâlanmakta ve tazelenmektedir. Böylece Kur’ân kıyâmet kopuncaya kadar hep ışık verecek, kararıp silinmiyecektir. İlgili âyetle Kur’ân’ın İlâhî özelliklerine parmak basılarak her yönüyle tetkike, araştırma ve incelemeye değer olduğuna işârette bulunuluyor. Sonra da bu hakikatler karşısında inkârlarında ısrar eden şaşkınların yer cihetiyle daha şerli, yol cihetiyle daha sapık olduklarına dikkatler çekilerek, öylelerinin dünyada da, âhirette de hakkın karşısında alaşağı olup küçülecekleri bildiriliyor.
KURʹÂNʹIN TERTÎL ÜZERE OKUNMASI
Tertîl: Tane tane, ağır ağır, harflerin mahreçlerine dikkat ede ede, kelimelerin telâffuz hakkını vere vere ahenkli okumak anlamına gelir: Nitekim ünlü lûgatçi Şeyh Mecdüddin Firuzabâdî el-Kamus’da «tertîl»i şöyle tarif etmiştir: «Sözü yerli yerinde güzel ve uygun bir düzen üzere te’lîf ve tertip etmektir. Aynı zamanda Kurʹân’ı tane tane, âheste âheste okumaktır. »
Kök masdarı «retel»dir ki bu, inci dizisi gibi latîf bir vech, uslûb-i mütenasip üzere muntazam ve mürettep olmak anlamınadır.
Râğıb, el-Müfredatında bunun ise şu kısa tanımlamasını yapmıştır. «Tertîl: Sözü ağızdan kolaylıkla ve düzgün telâffuz edip çıkarmaktır. »
Melek Cebrâîl Kur’ân’ı tertîl üzere Resûlüllahʹın (A. S. ) kalbine ilka eder; Peygamber de (A. S. ) aynı ahenge ve üslûba bağlı kalarak okur ve öylece okunmasını sağlardı. İşte ilgili 32. âyetin son cümlesiyle bu önemli husus hatırlatılmaktadır.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, inkârcı maddecilerin, putperest şaşkınların Kurʹân ve Peygambere karşı anlamsız düşmanlık beslemeleri konu edildi. Sonra da hakkın üstünlüğüne atıflar yapılarak İlâhî sistem ve üslûba erişmenin mümkün olamıyacağına işârette bulunuldu.
Aşağıdaki âyetlerle, gelip geçen kavim ve milletlerin hayatından buna benzer misaller verilmekte ve küfrün hemen her devirde azgınlık, saygısızlık, ölçüsüzlük ve şirretlik gösterdiği bildirilerek, buna karşı müʹminlerin dayanma güçlerini ortaya koymaları, yani sabırlı hareket etmeleri istenmektedir.