Nahl Suresi 3-9. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّ تَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ خَلَقَ الْاِنْسَانَ مِنْ نُطْفَةٍ فَاِذَا هُوَ خَصِيمٌ مُبِينٌ وَالْاَنْعَامَ خَلَقَهَا لَكُمْ فِيهَا دِفْءٌ وَمَنَافِعُ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ وَلَكُمْ فِيهَا جَمَالٌ حِينَ تُرِيحُونَ وَحِينَ تَسْرَحُونَ وَتَحْمِلُ اَثْقَالَكُمْ اِلٰى بَلَدٍ لَمْ تَكُونُوا بَالِغِيهِ اِلَّا بِشِقِّ الْاَنْفُسِ اِنَّ رَبَّكُمْ لَرَؤُ۫فٌ رَحِيمٌ وَالْخَيْلَ وَالْبِغَالَ وَالْحَمِيرَ لِتَرْكَبُوهَا وَزِينَةً وَيَخْلُقُ مَا لَا تَعْلَمُونَ وَعَلَى اللّٰهِ قَصْدُ السَّبِيلِ وَمِنْهَا جَائِرٌ وَلَوْ شَاءَ لَهَدٰيكُمْ اَجْمَعِينَ

3.

Allah, gökleri ve yeri hak ve hikmete uygun olarak yarattı. O, müşriklerin ortak koştukları şeylerden yücedir.

Diyanet İşleri

4.

İnsanı nutfeden (bir damla sudan) yarattı. Böyle iken bakarsın ki o, Rabbine açık bir hasım kesilmiştir.

5.

Hayvanları da yarattı. Onlarda sizin için bir ısınma ve birçok faydalar vardır. Hem de onlardan yersiniz.

6.

Onları akşamleyin getirirken, sabahleyin salıverirken de sizin için bir güzellik (ve zevk) vardır.

7.

Onlar ağırlıklarınızı, sizin ancak zorlukla varabileceğiniz beldelere taşırlar. Şüphesiz Rabbiniz çok esirgeyicidir, çok merhametlidir.

8.

Hem binesiniz diye, hem de süs olarak atları, katırları ve merkepleri de yarattı. Bilemeyeceğiniz daha nice şeyleri de yaratır.

9.

Doğru yolu göstermek Allah'a aittir. Yolun eğrisi de vardır. Allah dileseydi, hepinizi doğru yola iletirdi.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

3- Gökleri ve yeri hak ile yarattı. O, onların ortak koştuklarından çok yücedir.

4- İnsanı nutfe (spermleri taşıyan sıvı)dan yaratmışken, bakarsın ki o, (bize karşı) açıkça tartışan bir düşman kesilivermiştir.

5- Davarları da sizin için yarattı; onlarda (sizin için) ısıtacak şey ve nice yararlar vardır; hem onlardan yersiniz

6- Onları (ağıllarına) sürüp getirdiğinizde ve (otlaklara) sürüp götür­düğünüzde, sizin için onlarda içinizi açan güzellik ve çekicilik vardır.

7- Ağırlıklarınızı da yüklenirler de sizin ancak zor zahmet varabile­ceğiniz şehirlere kadar götürürler. Şüphesiz ki Rabbiniz çok şefkatli, çok kayıran, çok merhamet edendir.

8- Binesiniz diye at, katır ve merkebi birer süs olarak yaratmıştır. Bilmediğiniz daha nice şeyleri yaratır.

9- Doğru yolu bildirmek, gösterip yöneltmek Allah’a aittir. Yollardan bir kısmı eğridir (amaca ulaştırıcı değildir). Allah dileseydi hepinizi doğru yola iletirdi.

İNİŞ SEBEBİ

Mekke’nin ileri gelen azgın inkarcılarından Ubey b. Halef, eline aldığı çürüyüp ufalanmış kemikleri Peygamber (A. S. ) Efendimiz’e göstererek: «Ya Muhammed! Sen Allahʹın bu çürüyüp toz haline gelmiş kemikleri ye­niden dirilteceğini mi söylüyorsun? Olur şey değil bu.. » dedi.

O sebeple yukarıdaki âyetler indi. (Esbâb-ı Nüzûl-Lübabu’t-te’vil: 3/106)

İLGİLİ HADÎSLER

Ebû Bekir Sıddîk (R. A. )ın kızı Esma (R. A. ) diyor ki:

«Peygamber (A. S. ) Efendimiz devrinde bir atı kesip etinden yedik. » (Buharî/zebayih: 28- Müslim/sayd: 38- Nesâî/dahaya: 23, 33- İbn Mace/ zebayih: 12- Ahmed: 6/345, 346, 353)

Câbir (R. A. ) diyor ki:

«Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz ehli eşeğin etinden yememizi yasakladı. At etine ise, izin verdi. » (Ebû Dâvud/et’ime: 33- Tirmizî/et’ime: 6- İbn Mâce/zebayih: 13 - Dâremi/edahî: 21)

Yine Câbir (R. A. ) diyor ki:

«Hayberʹin fethinde at, katır ve merkep kesip yemek istedik. Çünkü o günlerde kıtlık içinde bulunuyorduk. Peygamber (A. S. ) Efendimiz katır ile eşek etini menʹetti, at etini yememizi serbest bıraktı. » (Buharî/mağazî: 38, zebâyih: 28- Müsllm/sayd: 65, 71, 81- İbn Mâce/ zebâyih: 12, 14- Ahmed: 3/322, 356, 361, 385 -4/89)

Bişr b. Cehhaş (R. A. ) anlatıyor:

«Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz, mübarek ağzından bir damlacık ıslak­lık çıkarıp elinin ayasına dokundurdu ve şöyle buyurdu: «Allah (c. c. ) bu­yuruyor ki: Ey ademoğlu! Beni nasıl âciz bırakabilirsin ki, seni buna ben­zer bir sıvıdan yarattım da seni boylu poslu kılıp düzene soktum da dengede tuttum, iki ayağınla yürüdün ve yeryüzünde senin sesin duyuldu. Top­layıp tekelinde tuttun da ölüm gelip gırtlağına dayandı; o zaman tasadduk ediyorum diyebildin. Artık nerede tasadduk zamanı, (o gelip geçti). » (Müsned-i Ahmed - İbn Mâce - İbn Kesîr: 2/561)

ALLAHʹIN VARLIĞINA, BİRLİĞİNE DELİLLER

İlgili âyetlerle, Allah’ın varlığında eşsiz, denksiz ve benzersiz; birliğin­de ortaksız olduğu on iki kadar delille belirtilerek insanların düşünce ufuk­ları genişletiliyor. Delillerin hepsi de, kâinatta her şeyin belli bir plâna gö­re yaratıldığını, amaçsız hiçbir şeyin mevcut olmadığını, yüksek bir kudre­tin kusursuz eseri bulunduğunu haber veriyor.

O halde birtakım faydalar ve hizmetler sağlamak için belli özelliklerde yaratılan her eser, mükemmelin de ötesinde bir yapıcısının varlığına delâ­let eder. Böylece eserden müessire, plândan plâncıya geçişle sonsuz kud­ret sâhibi Allahʹın varlığı ve birliği İstidlâl edilir.

GÖKLERLE YERİ HAK İLE YARATMIŞTIR

«Gökleri ve yeri hak ile yarattı. »

Hikmetin gerektirdiği ölçüde, insanın yararlanacağı düzende yaratı­lan göklerle yeryüzü, şüphesiz ki her yönleri ve hareketleriyle kesin mate­matiksel düzenlemelere göre hazırlanmıştır. Plânda bir değişiklik, düzenle­mede bir formül oynaklığı mevcut sistemin dengesini ve sağlamakta olan hizmetini bozup aksatır. Buna bir, iki örnek verelim:

a) Yerküre kendi ekseni etrafında baş döndürücü bir hızla dönmek­tedir. Ancak bu ekvatorda dakikada 27 km., kutuplara doğru azala azala tam kutuplarda 10 km’ye düşmektedir. Böylece bu farklı hareket ve hızla gece gündüz meydana gelir. Hareketin hızı ekvatorda 13 km., kutuplarda ise 5 km. olsaydı arzulanan yarar ve hizmet gerçekleşebilir miydi? Nitekim öyle bir durumda gece ile gündüzün uzunluğu anormal şekilde artar; dos­doğru çalışma ve dinlenme imkânı kaybolur, normal düzen alt-üst olurdu.

b) Dünyanın yüz ölçümü yaklaşık 510 milyon kilometre karedir. Böyle değil de 310 milyon kilometre kare olsaydı, durum ne olurdu? Önce yerçekim kuvveti azalır ve atmosferin bugünkü ölçüde kalması mümkün ol­mazdı. O sebeple de canlıların ve bitkilerin yaşama şansı kalkardı.

Görüldüğü gibi, göklerle yerin belli hesaplara ve ölçülere göre yara­tılması, bir tesadüf eseri değil; canlılarla bitkilerin yaşamasına elverişli öl­çü ve düzenlemede belli bir plâna göredir. Kur’ân bu plân ve ona göre dü­zenlemeyi «hak» tabiriyle ifade ediyor. Göklerin ve yerin hareket halinde olması ise, bir hareket ettirenin varlığına ayrı bir delil değil midir?

İNSAN NUTFEDEN YARATILMIŞTIR

«İnsanı nutfe (spermleri taşıyan sıvı)dan yaratmışken, bakarsın ki o, (bize karşı) açıkça tartışan bir düşman kesilivermiştir! »

Nutfe: Sözlük olarak, bir damla saf suya denir. Bu manayla, erkeğin cinsel aletinden şehvetle çıkan belsuyuna da nutfe denilmiştir. Kıyâmet sûresinde ise, nutfenin atılıp fışkıran meni, yani belsuyu olduğu çok açık bir anlatımla belirtilir. Sonra buna ikinci bir açıklık, İnsan sûresinde geti­rilerek, insanın sadece sözü edilen nutfeden değil, birbiriyle karışıp imti­zaç eden sıvıdan, sperm ile yumurtanın birleşmesinden yaratıldığı anlatılır.

Bu da Allah’ın varlığına ve birliğine kuvvetli delil sayıldığı için Kur’ânʹın tam on iki yerinde değişik kelime ve ifadelerle anlatılmaktadır.

Böyle bir ameliyede İlâhî kudretin yüceliğini belirtmek için de bir san­timetre küp meni sıvısı içinde normal olarak 60-100 milyon sperma hay­vancığının bulunduğunu söylemek yeter. Başka hangi kudret, ya da tesa­düf bu canlı hücreleri bir santimetre küp sıvının içine böylesine bir proğramla yerleştirebilir?

İnsan, yaratılışında hakim olan bu yüksek kudreti idrâk etmez ve ne­reden, nasıl oluştuğunu düşünmez de Allah diye bir kudretin yokluğunu konu edinerek tartışmaya heveslenir! Oysa Allah’ı inkâr etmek, Oʹnu isbat etmekten çok daha zordur, hattâ mümkün değildir.

DAVARLARDA ISITACAK NESNE VE NİCE YARARLAR VARDIR

«Davarları da sizin için yarattı. Onlarda (sizin için) ısıtacak şey ve nice yararlar vardır; hem onlardan yersiniz. »

Eti yenen hayvanlardan davarlar konu ediniliyor. Çünkü diğerlerine nisbetle bunlar daha yararlı ve daha verimlidirler.

İlgili âyetle davarların yaratılıp insanların istifadesine verildiğine ba­kılınca, hayvanların insanlardan önce yaratıldığı kesinlik kazanıyor. Ayrı­ca belirli davarların kalıtımında bir değişikliğin sözkonusu olamıyacağı an­laşılıyor. Zira İlâhî kudret sığırı sığır olarak, koyunu da koyun, keçiyi de keçi olarak yarattığını açıklıyor. Bunlardan herbirini vücuda getirmek için birer defa tecellide bulunduğunu ve ondan sonra proğramlanan biyolojik kanuna göre üremenin sürüp geldiğini işaret ediyor ve bir türden başka bir türe geçiş olmadığına işâret ediliyor.

Günümüzde gelişen biyoloji ve genetik ilimler de bunu kanıtlamak­tadır. Nitekim Genetik adlı kitapta deniliyor ki: «Bütün canlılarda çoğalma sonucu meydana gelen yeni bireyler geçmişlerine ve kardeşlerine diğer canlılara olduğundan daha fazla benzerler. Bir koyunun yavrusu yine ko­yundur. Boynuzsuz bir koyundan boynuzlu bir yavru meydana gelebilir. Fakat bir koyunun fare veya at doğurduğu görülmemiştir. Bunun gibi do­mates tohumundan yine domates, yulaf tohumundan da yulaf çıkar. Süt ve balık ile büyütülen bir kedi yavrusu ile su ve at eti ile büyütülen bir kedi yavrusunun kediden başka birer hayvan olarak gelişmeleri söz konusu olamaz. » (Genetik: 19/Ankara: 1974 - Ziraat Fakültesi yayınları)

Gelişime gelince: Kalıtıma bağlı kalıp, aynı türden meydana gelen iki yavrunun veya iki bitkinin tam manasıyla birbirine tıpatıp benzedikleri söy­lenemez. Bu da sonsuz kudretin yaratmadaki eşsizliğini gösterir. Bir fab­rikanın mamulleri gibi aynı ölçü ve biçimde değillerdir.

DAVARLARIN BİRTAKIM FAYDALI YANLARI

Davarların etinden, sütünden yararlandığımız gibi, yününden ve kı­lından, derisinden, yağından, kemiğinden ve diğer artıklarından da yarar­lanmaktayız.

Isıtacak şey ise, yünleri ve derileri olmakla beraber dışkılarından elde edilen biyogaz da olabilir. Zira «d i f i ’» kelimesi bunların hepsine delâlet etmektedir. Davarları bu özelliklerde yaratıp insanın hizmetine veren ve onlardan yeterince yararlanma akıl ve zekâsını insana bahşeden Allah’ın şanı çok yücedir.

AT, KATIR VE EŞEK

«Binesiniz diye at, katır ve merkebi birer süs olarak yaratmıştır. »

Bunlar gerek binek, gerekse yük ve koşum hayvanı olarak yetiştirilir ve kullanılırlar. Özellikle ata binip bir süre dolaşmak insanı ferahlatıp ra­hatlatır.

İşte bütün bunlar, diğer varlıklar gibi, ezelde hazırlanan ve vakti ge­lince uygulamaya konulan İlâhî düzenlemenin nîmetleridir. Hepsi de insan için yaratılmıştır. İnsan da yüce yaratanı bilmek, Oʹna kulluk etmek ve bu inanç, düşünce atmosferi içinde hayatın anlam ve hikmetini kavramak, sonra da ikinci hayata döndürülerek ebedîyen mutlu edilmek için yaratıl­mıştır.

DOĞRU YOLU BİLDİRMEK VE ONA YÖNELTMEK

«Doğru yolu bildirmek, gösterip yönelt­mek Allah’a aittir. Yollardan bir kısmı eğridir. »

İnsanın aklı ve zekâsı ile, dinlerin belirlediği ve tanımladığı doğru yolu yalnız başına bulması çok zor; hattâ çoğu kimseler ve toplumlar için mümkün değildir. O nedenle doğru yolu bildirmek Allah’a ait; o yolda yü­rümek ise, insana aittir. Peygamber gönderilmesi ve kutsal kitap indirilme­si, bu yolu tanımlayıp göstermeğe yönelik bir lütuftur.

İnsan sadece kendi aklıyla hayatın amaç ve hikmetini bütünüyle bu­lup kavrayamaz. Zira kendi aklına bağlı kalıp seçeceği yol, herhalde ken­disi kadar kusurlu ve neticesizdir. Mükemmel bir yolu, mükemmel kudret sâhibi Allah açıp hizmete hazırlar. Onun kusursuz olduğu söz götürmez kesinliktedir. Nitekim bunun misallerini her yerde görmek veya duymak mümkündür. Peygamber ve kitaptan bilgi ve kuvvet almayan toplumların bir kısmı güneşe, bir kısmı yıldızlara, bir kısmı taştan yontulmuş putlara, bir kısmı ineğe, bir kısmı ateşe, bir kısmı da büyük kahramanlara tapacak kadar doğru yolu kaybetmişlerdir. Diğer bazı toplumlar ise, maddeyi te­mel kabul edip mânevî değerlerin tümünü ret ve inkâr ederek insanın bir avuç gübre olarak son bulup birtakım parazitlere dönüşeceğini ve bir daha vücut bulmayacağını, silinip belirsiz olacağını iddia etmişlerdir.

İşte Kur’ân insanı bu hususta uyararak doğru yolu bildirmenin ve onu tanımlamanın, ona iletip eriştirmenin Allahʹa ait olduğunu açıklıyor ve insanlara bu konuda en sağlam kıstası vererek gereken yardımcı vasıta­lardan yararlanmasını hatırlatıyor.

Sonuç olarak Kur’ân şunu açıklıyor: Allahʹın gösterdiği yol, doğru yoldur. İnsanların kendi akıl ve zekâlarıyla veya geleneklerine uyarak be­lirledikleri yollar ise eğridir.

DOĞRU YOLA ERİŞTİREN ALLAH’TIR

«Allah dileseydi hepinizi doğru yola ile­tirdi. »

İlgili âyetle, önemli bir konuya temas ediliyor ve iyi düşünmemiz is­teniliyor. Çünkü ancak Allah’ın dilediği olur. O bakımdan bütün insanların doğru yolda yürümesini dileseydi mutlaka yanlış yola sapan olmazdı. Ama öyle dilememiştir. Bunun elbette birçok sebep ve hikmetleri söz konusu­dur. Onlardan bir kısmını şöyle belirtebiliriz:

a) Hayatın akışı canlılığını kaybederdi.

b) İnsanlar arasında rekabet, mücadele, tartışma ve sürtüşme olmaz, olmayınca da gelişme ve ilerlemeyi doğuran sebepler ortaya çıkmazdı.

c) O yüzden atalet başlar, ilmî araştırma diye bir hamle ortaya çık­maz, bugünkü teknik ilerleme diye bir şey düşünülemezdi.

d) Bunların da ötesinde insanın plândaki yeri, hilkatinin gereği, dün­yaya getirilişinin hikmeti anlamsız kalırdı. Oysa Cenâb-ı Hak, mutlak su­rette hikmet sâhibidir, ezelde hazırladığı plân ve proğramı değiştirmez, kı­yâmete kadar onu ilk belirlenip çizildiği gibi uygular.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle inkârcı şüphecilerin akıllarını harekete geçirmek, idrâklerini uyanık tutup doğruyu bulmaya yöneltmek için göklerin ve ye­rin hak ile yaratıldığı belirtilerek düşünce ufukları genişletildi. Sonra da insanın nutfeden yaratıldığı konu edilerek küçücük genlere, bu sanat hari­kası canlının bütün özelliklerini nakşeden O Yüce Kudret’in varlığına her biri delil gösterildi. Arkasından insanoğlu için yaratılan davarlara dikkat­ler çekilerek, çok kusursuz bir düzenlemenin mevcut bulunduğuna işâret edildi.

Aşağıdaki âyetlerle, Allahʹın varlığını ve birliğini yansıtan yağmur nî­metine parmak basılıyor. Güneş, Ay, gece ve gündüz düzenlemesi üzerin­de durularak mevcut plânda tesadüflerin hiç yeri olmadığı belirtiliyor. Ka­rada renkleri, faydaları ve şekilleri değişik bir çok nîmetlerin yaratıldığına; denizlerin, başta balık olmak üzere birçok nimetleriyle birlikte geçim kay­nağı olduğuna dikkatler çekiliyor ve bu nîmetlerden yararlanmamız ilhâm ediliyor.