MEÂLİ:
26- Ey Âdem oğulları! Size utanç yerlerinizi örtecek, elbise ve bir de süs elbisesi indirdik. Takvâ (Allahʹtan korkup kötülüklerden sakınmak) elbisesi ise bunlardan daha hayırlıdır. İşte bu (nimetler) Allah’ın (yüce kudretine delâlet eden) belgelerdendir. Olur ki, düşünür de öğüt alırlar.
27- Ey Âdem oğulları! Şeytan utanç yerlerini kendilerine göstermek için ana babanızın elbiselerini çekip çıkarmak suretiyle onları Cennet’ten çıkardığı gibi, sizi de fitneye sokup saptırmasın. Doğrusu o da, yandaşları da -onları görmediğiniz yerden- sizi görürler. Şüphesiz ki biz Şeytan’ı imân etmeyenlerin dostu kılmışızdır.
28- Onlar (o Şeytan’ın dostu ve yandaşları) bir terbiyesizlikte bulunduklarında, «babalarımızı bu yol üzerinde bulduk, Allah da bize bunu emretmiştir» dediler. De ki: Allah, edepsizlik ve terbiyesizlikle emretmez. Bilmediğiniz şeyi Allahʹa karşı mı (iftirada bulunup) söylüyorsunuz?!
29- De ki: Rabbim adâlet ve insafı emretmiştir. Her secde yerinde yüzlerinizi (Oʹna, O’nun kutsal evine) doğrultun; dini Oʹnun için katıksız kılarak duâ ve ibâdet edin. Sizi ilk yarattığı gibi, yine (Oʹna) döneceksiniz.
30- Bir kısmını doğru yola iletti, bir kısmına da sapıklık hakkoldu. Çünkü bunlar Allah’ı bırakıp şeytanları dost edinmişlerdi de kendilerini doğru yolda sanmışlardı.
İLGİLİ HADÎSLER
«Şüphesiz ki Allah çok güzeldir, güzelliği sever. » (Müslim/iman: 147- İbn Mace/duâ: 10- Ahmed: 4/133, 134, 151)
«Doğrusu Şeytan, Âdemoğlunun kan kanalından içeri girer. Hem Âdemoğlunun göğsü şeytanlara konak kılınmıştır; ancak Allah’ın korudukları müstesnâ.. » (Buharî/ahkâm: 21, bed’i halk: 11, i’tikaf: 11, 12- Ebû Dâvud/siyam: 78, sünnet: 17, edeb: 81- İbn Mâce: 65- Dârekutnî/rikak: 66- Ahmed: 3/156, 283, 309- 6/337)
«Her kul öldüğü hal üzere kaldırılıp haşredilir. Müʹmin imân üzerine, kâfir de küfrü üzerine... » (Müslim/cennet: 83)
«Şüphesiz ki adam uzun bir süre Cennet ehlinin ameliyle amel eder, sonra ameli, Cehennem ehlinin ameliyle son bulur. Ve adam uzun zaman Cehennem ehlinin ameliyle amel ettikten sonra ameli, Cennet ehlinin ameliyle son bulur. » (Buharî/kader: 1, 5, cihâd: 77, tevhîd: 28, enbiya: 1, rikak: 33- Müslim/kader: 1, 12 Ahmed: 1/382, 414, 430- 2/287- 5/332, 335- 6/107, 108)
İbn Abbas (R. A. ) anlatıyor:
- Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz aramızda bulunuyordu ki, birara ayağa kalkıp bize öğüt vermeğe başladı ve şöyle buyurdu: «Ey insanlar! Şüphesiz ki Azîz ve Celîl olan Allahʹa yalınayak, çıplak ve sünnetsiz bir halde haşrolunacaksınız. Yaratmaya ilk başladığımız gibi -katımızdan verilmiş bir söz olarak- onları tekrar (diriltip) iade edeceğiz. Şüphesiz ki biz böyle yapıcılarızdır. » (Müslim/cennet: 56- Buharî/enbiya: 8, 48, tefsîr: 5, 14, 21- Tirmizî/ kıyamet: 3, tefsîr: 80- Nesâî/cenâiz: 118, 119- Ahmed: 1/223, 229, 233, 253- 3/495 - 6/53)
«Doğrusu Allah insanları yarattıktan hemen sonra üzerlerine kendi nurundan attı. O nur kime dokunduysa doğru yolu buldu, kime dokunmadıysa o sapıtıp kaldı. » (Tirmizî: Abdullah b. Amr (R. A. )dan)
Açıklama:
Bu nur, İlâhî ilmin geleceği tesbite göre ayarlanmıştır; kime dokunacağı, kime dokunmayacağı ezelî ilimle belirlenip hükme bağlanmıştır. Böylece Allah’ın ilmi malûmata tabi olarak plân ve proğramını hazırlamıştır.
«Şüphesiz ki her çocuk, İslâm fıtratı (Allah ve din duygusu) ile doğar. Sonra ana babası onu ya yahudileştirir, ya hıristiyanlaştırır, ya da mecusîleştirir.. » (Buharî/cenâiz: 80, tefsîr: 30, kader: 3- Müslim/kader: 22, 23, 24- Ahmed: 2/315, 346)
ÖRTÜNMEK VAKAR VE SAYGINLIKTIR
«Ey Âdemoğulları! Size utanç yerlerinizi örtecek elbise ve bir de süs elbisesi indirdik. »
İlgili âyetle Allah’ın insanlara lütfettiği nîmetlerden birinin de elbise olduğuna dikkat çekiliyor. Hem utanç yerlerimizi örten, hem de bize bir süs ve güzellik veren elbisenin birçok yararlarından biri de, fert, âile ve toplum hayatımızda bize edep, terbiye; saygınlık, şeref ve vakar kazandırmasıdır.
Cennet elbiseleriyle utanç yerleri örtülü olan Âdem ile Havvaʹnın Allah yanındaki azizlik ve vakarlarını zedelemek ve onların Allah ve kutsî âlem ile meşgul bulunan kalblerini şehvete çevirmek için İblisʹin hazırladığı senaryo ile oynadığı oyun son derece ibretli ve anlamlıdır. İki ayrı cins (erkek ve kadın)ın utanç yerlerini birbirlerine göstermenin insanı Allahʹtan uzaklaştıracağı çok duyarlı bir anlatımla haber verilmektedir.
İnsanoğlu, içinde taşıdığı nefis ve ona bağlı kötü sıfatlar nedeniyle açılmaya heveslidir. Şeytanın peşpeşe gönderdiği sinyallar da durmadan şehveti tahrike yöneliktir. Kişi, ruhundaki yüceliği, Allah yanındaki azizliği unutur da bu yöndeki hevesine yenilirse, hem Allah ve melekleri, hem de çevresindeki hemcinsleri yanında saygınlık ve vakarını kaybeder. Kadın ise, bu durumda azizlik ve iffet perdesinden sıyrılıp çıkarak bütün cazibe ve saygınlığını yitirir.
Dinle ilmin elele verip insan unsurunu eğiterek yetiştirmesinin gereği burada bir defa daha hissedilmektedir»
Karakteri ve psikolojik yapısı itibarıyla insan, iffetini örten, zînet yerlerini teşhîr etmeyen kadınlara karşı saygı; açılıp saçılanlara karşı sadece şehvet duyar. Birincisi aile ve toplumu huzur, güven, sevgi ve saygı havasına kavuşturur; İkincisi hayatı asıl amacından uzaklaştırıp insanı bayağılaştırarak ruhun aradığı ve devamlı ihtiyaç duyduğu huzur ve güveni dumura uğratır.
Onun için Allah, Âdemoğullarına şöyle sesleniyor: «Ey Âdemoğulları! size utanç yerlerinizi örtecek elbise ve bir de süs elbisesi indirdik.... Ey Âdemoğulları! Şeytan, utanç yerlerini kendilerine göstermek İçin ana babanızın elbiselerini çekip çıkarmak suretiyle onları Cennetʹten çıkardığı gibi, sizi de fitneye sokup saptırmasın... »
Allah cemal sıfatını ve sonsuz saadet yurdu Cennet’i, insanlığını unutup saygınlık ve vakarını yitirme pahasına da olsa utanç yerlerini açan ve hayatı behimîleştirenlere hiçbir zaman lâyık görmez. Nitekim Âdemʹle Havva anamızın oradan çıkarılmasının sebeplerinden biri de İlâhî emre uymadıkları ve utanç yerlerinin açılması değil midir?
Cahiliye devrinin kötü âdetlerinden biri de, kadın ve erkeklerin çıplak bir vaziyette Kâbe’yi tavaf etmeye özen göstermeleri ve yapılan uyarılara kulak vermeyip, «Dede ve babalarımızı bu yol üzerinde bulduk. Allah da bize bunu emretmiştir», diyerek Allahʹa iftira etmeleri Kur’ânʹda konu ediliyor ve susturucu cevap olarak şöyle buyuruluyor: «De ki: Allah edepsizlik ve terbiyesizlikle emretmez. Bilmediğiniz şeyi Allahʹa karşı mı (iftirada bulunup) söylüyorsunuz?! »
İRTİCA NEDİR, NE DEĞİLDİR?
Sözlükte, geri dönme, eskiyi isteme anlamına gelir. Modernistler buna «gericilik» der. İslâmʹa göre, eskiye özenmenin biri faydalı, diğeri zararlı iki yanı vardır: Gerçek imân, iyi ahlâk ve faziletten uzak kavimlerin ilkel yaşayışına ilgi duymak ve bunun için çırpınıp durmak gericiliktir. Fert, aile ve toplumu ahlâk ve fazîlet, sağlam imân ve irfan düzeyinde tutan millî ve dinî kültürü korumaya çalışmak; geçmişte abideleşen bu hasletlerle yaşamaya özenmek ise, ilericilik ve şereftir. Cahiliye devri insanları gibi, yarı çıplak bir vaziyette gezip dolaşmaya özenmek, iffet perdesini atıp bikiniyle vücudu teşhir etmek gericiliktir. İkibin yıldan beridir insanları sömürmeye yönelik faiz sistemi gericilik; helâl kazanç, meşruʹ kâr; faizsiz ödünç, yardımlaşma ve dayanışma gibi toplumu sağlam esaslar üzerinde ayakta tutan her iyilik ve iyi niyet ilericiliktir. Bu misalleri çoğaltmak mümkün. Konuyu özetleyecek olursak, efradını camiʹ, ağyarını maniʹ bir tarifle şöyle diyebiliriz: Fert, aile ve toplumu sevgi, saygı, yardımlaşma, dayanışma, kardeşlik ve dostluk bağlarıyla birbirine bağlayan; insan şeref, namus ve iffetini koruyan; ruhla beden, dünya ile ahiret, maddeyle mâna arasında denge sağlayan her bilgi, her düşünce, her inanç ve her iş ilericiliktir. Bunun aksine bir tutum gericiliktir.
İNDİRİLEN ELBİSE VE SÜS ELBİSESİ
«Ey âdemoğulları! Size utanç yerlerinizi örtecek elbise ve bir de süs elbisesi indirdik. »
26. Âyetle insanoğlunun utanç yerlerini örtecek ve ona vakar ve saygınlık sağlayacak, onu diğer canlılardan dış görünümüyle de ayıracak ve insanlığına yakışanı gerçekleştirecek iki türlü elbise indirildiği bildiriliyor. Kullanılan anlatım ve yer alan kelime ve cümlede iki husus belirtiliyor: Utanç yerlerini örtecek elbise ile süs elbisesi ve bunların indirilmesi..
Birinci tabir, insana her zaman iki ayrı elbisenin lüzumuna işârettir: utanç yerlerini örten ev kıyafeti, şeref ve vakar veren dış kıyafeti..
İkincisi, elbisenin ham maddesini teşkil eden pamuk, keten, yün ve ipeğin gökten yağan yağmurla, toprağa hareket veren güneş ışınlarıyla vücut bulduğuna işârettir. O bakımdan Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz evinde bulunduğu zaman içinde de, sokağa çıktığında da en temiz elbisesini giymeyi ihmal etmez ve utanç yerlerinin açılmamasına özen gösterirdi.
TAKVÂ ELBİSESİ
«Takva elbisesi ise bunlardan daha hayırlıdır. »
Kur’ân böylece insana biri evde veya iş esnasında, diğeri toplum arasında giyinmek üzere iki ayrı elbise tavsiye ediyor. Birincisi insanı hayata karşı hareketli duruma getirir; İkincisi belli zamanlarda insana saygınlık, edep, terbiye, nezaket ve nezahat kazandırır; tıpkı kuşlara zerafet, güzellik ve çekicilik veren renk renk tüyleri gibi..
Bu ikisinden birini veya ikisini bulamayan mü’minlere gelince, onlar gizli ve açık hallerde, «Allah utanılmaya daha lâyıktır» inancıyla hareket edip yaprak ve otla olsun utanç yerlerini örterler. Bu da onlara azizlik ve edep kazandırır. Çünkü daha önemlisi, ruhlarına takvâ (Allahʹtan saygı ile korkup O’nun emirlerini yerine getirerek her türlü fenalıktan kaçınmak) elbisesini giydirmiş olmalarıdır.
Nitekim İbn Abbas (R. A. ), takvâ elbisesini, «amel-i salih»le, el- Hasan, «edep ve terbiye» ile, Hz. Osman (R. A. ) «yeri gelince susmasını bilmek»le, Urve b. Zübeyir «Allah’tan korkup alçakgönüllü olmak»la yorumlamışlardır.
ALLAH, ADÂLET VE İNSAFI EMRETMİŞTİR
«De ki: Rabbim adâlet ve insafı emretmiştir. »
Kıyafet konusunda adâlet, giyim ve kuşamda, insanlığımıza, ekonomik durumumuza ve ruhumuzun yüceliğine yakışanı yapmak; lüks ve israftan kaçınmak; utanç yerleri ve vücut hatları görünmeyecek şekilde örtünmektir. Bunun aksine bir giyim ve kuşama özenmek, adâlet ve insaf sınırını aşmaktır.
İnsaf kavramına gelince, birçok konularda olduğu gibi, giyim ve kuşamda da ortalama bir yol seçmek, israf ve cimrilikten kaçınmaktır. Böylece adâletle insaf birbirini tamamlayan birer kavram olarak ilgili âyette birarada anılmıştır. Zira «Kist» adâlet ölçüsünde nasîp anlamına geldiği gibi, «iksat» da başkasının nasîbini vermektir ki, insaf manasına delâlet eder. (Fazla bilgi için bak: el-Müfredat Fi-garibi’l-Kur’ân.)
KÂBEʹYE YÖNELMEK, ADÂLET VE İNSAFI İLHÂM EDER
«Her secde yerinde yüzlerinizi (O’na, Oʹnun kutsal evine) doğrultun. »
Her secde yerinde Allah’a ve O’nun kutsal saydığı evine yönelmemiz emrediliyorken yukarıdaki konunun bir anda değiştirildiği imajı veriliyorsa da, aslında bu, adâlet ve insafın ilham kaynağını gönüllere işlemeyi amaçlamaktadır. Bir olan Allahʹın ilk mâbedine yalnız başına veya toplu halde yüzçevirip ibâdet etmek, başımızı yerlere kadar eğip secdede bulunmak, önce insanın içini dolduran mânevî bir zevk verir, sonra insanla Allah arasındaki yolu işlek duruma getirir; sonra da insana edepli ve alçakgönüllü olmayı öğretir. Önce Allahʹtan, sonra da toplumdan utanmamızı telkînle lâyık olanı yapmamızı ilham eder. O nedenle dengeli bir hayat, nezih bir ömür, edepli bir yaşayış; saygınlık ve azizlik veren bir davranış ve giyiniş arzusu kendiliğinden belirir ve insan bu düzeyde hem adil, hem de insaflı olur.
DİNİ ALLAH’A HALİS KILMAK
«Dini Oʹnun için katıksız kılarak duâ ve ibâdet edin. »
Din ve dindarlık samimiyet, anlayış, zevk ve bilgi ister. İbâdet yalnız Allahʹa yapılacağına göre, başkasının onda bir payı söz konusu değildir. Aksi halde ibâdetteki adâlet kalkar, insaf ölçüsü bozulur ve böylesine bir düşünce kişiyi şirke kadar götürebilir.
Bedenimizi örten elbise çevremize karşı saygımızı ve insanlığımızın bir bakıma ölçüsünü; Allahʹa olan katkısız ibâdetimizle ruhumuzu ve kalbimizi giydirmemiz ise, yaratana karşı saygımızı ve bizi insan olarak yarattığının şükrünü sembolize eder. Artık böylesine asil bir yönelişte nefis ve şeytanın payı yoktur. Ruhun yüceliği, imânın paha biçilmezliği söz konusudur..
ÇIPLAK DOĞDUK VE ÇIPLAK OLARAK DİRİLİP ALLAHʹA DÖNECEĞİZ
«Sizi ilk yarattığı gibi, yine Oʹna döneceksiniz. »
İlgili 29. âyetle çok önemli bir hususa parmak basılıyor: Anamızdan çıplak olarak doğduğumuz gibi, yine çıplak olarak dirilip Allahʹın huzurunda toplanacağımız hatırlatılıyor.
Bunun sebebi açıktır:
Dünya teklîf, sorumluluk, mücadele, didinme, çabalama ve nesli devam ettirmenin yanısıra Âhiretʹe hazırlık dönemidir. Hayatın her anı ve safhası ya ruhumuzu kirletip karartır, ya da onu cilalayıp saydamlığını korur veya bu ikisi arasında bir zigzag çizip gider. Ruhumuzu korumak ve ona gıda vermekle yükümlü bulunduğumuz gibi, bedenimizi de korumakla yükümlüyüzdür. Bedenimiz bir bakıma dünya şartlarına göre hazırlanıp ruhumuza sunulmuş bir elbisedir ve ruhun özelliğiyle uyum halindedir. Onu bütünüyle açıp teşhîr etmek, yani çıplak bırakmak, sözünü ettiğimiz uyumluluğa ters düşer; ahlâkı bozar, saygınlığı zedeler. Nefis ve şehvet doğrultusunda hayatı berbat eder. Âhirette ise, teklîf, sorumluluk, mücadele, nesli idâme gibi kayıtlar olmayacağından saygınlık, ahlâk ve fazîleti koruyup korumamak söz konusu değildir. O gün sadece hesap, amellerin açığa çıkması, hak ve hukukun yerine getirilmesi ve İlâhî adâletin tecellisi vardır. Aynı zamanda herkes edep ve terbiyesini, ahlâk ve fazîletini, din ve dindarlığını beraberinde taşır. Âhirette buna ilâve edeceği hiçbir şey yoktur. O nedenle orada elbise, süs ve benzeri şeylerle uğraşılacak dönem ve devre çok gerilerde kalmış olacak, her kişinin kendine yetecek meşguliyeti bulunacak..
İLÂHÎ HİDAYET LÂYIK OLANA TECELLİ EDER
«Bir kısmını doğru yola iletti, bir kısmına da sapıklık hakkoldu. »
Hidâyet, biri doğru yola eriştirmek, diğeri doğru yolu göstermek olmak üzere iki mânaya delâlet eder. Birincisi Allah’a nisbetle, İkincisi peygamber ve mürşitlere nisbetledir.
Allah’ın rahmet ve gufranını, af ve inâyetini yansıtan hidâyet, güneş veya nisan yağmuruna benzer. Güneş eşyaya ışık ve enerji gönderir; bulutlar ölü toprağı diriltmek için yağmur indirir. İstiʹdadı olan toprak ve bitki bu iki rahmet kaynağından yeterince yararlanır. Çorak toprakla, kökü kesik bitkiler ise, istiʹdadları dumura uğradığından nasiplerini alamazlar. O halde kusur güneş ve yağmurda değil, eşyanın kendisindedir.
İlgili âyetle «Bir kısmını doğru yola iletti, bir kısmına da sapıklık hak oldu» buyurulmuştur. Birinci cümle rahmet ve hidayete lâyık ve ehil kişilere, ikinci cümle, kalbini, dimağını ve vicdanını nefis ve maddeyle çoraklaştırıp sadece dünya hayatını amaç seçenlere işârettir. Kusur ilâhi rahmet ve hidayette değil, kusur o kişilerin anlayış ve tutumlarındadır. Çünkü Allah hiç kimseye haksızlık etmez. O, zulmü hem kendine, hem de insanlara haram kılmıştır. Ama insan kendine haksızlık eder.
İşte bu mânayla Kur’ânʹda hidâyet ve delâlet Allahʹa nisbet edilmiştir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle insana edep ve saygınlık kazandıran iki ayrı elbiseden ve arkasından da kalb ve ruhu süsleyen takva giysisinden söz edildi. Utanç ve edep yerlerini açmanın bir bakıma şeytana oyuncak olmayı ifâde ettiğine atıf yapıldı. İnsanlığımıza yakışanı giyinmemiz ve yapmamızın insaf ve adâlet olduğu belirtildi. İlâhî hidâyetin hedefine işaret edildi.
Aşağıdaki âyetlerle camilere, toplantı yerlerine temiz ve güzel elbiseyle gidilmesi emrediliyor. Helâl ve haram kılma yetkisinin Allah’a ait olduğu; Allah’ın her türlü edep ve terbiye dışı söz ve davranışı haram kıldığı açıklanıyor ve sonra da haksızlığı, tecavüzü yasakladığı bildiriliyor.