MEÂLİ:
27- Sonra da Allah, kıyâmet günü onları rüsvay eder de «Hakkında tartışıp (o yüzden müʹminlere) düşmanlık ederek, bana koştuğunuz ortaklarım nerede? » diye sorar. Kendilerine ilim verilenler derler ki: «Doğrusu bugün rezillik, aşağılık ve kötülük kâfirleredir. »
28- Kendilerine zulmedenlerin melekler canlarını alırken, «biz hiçbir kötülük işlemiyorduk» diyerek teslimiyet gösterirler. Hayır, şüphesiz ki Allah, sizin işleyegeldiğiniz şeyleri çok iyi bilir.
29- O sebeple, içinde ebedi kalacağınız Cehennem kapılarından giriniz! Büyüklük taslayıp gururlananların makamı ne kötüdür!
HAKKA KARŞI ÇIKANLAR RÜSVAY OLURLAR
«Sonra da Allah, kıyâmet günü onları rüsvay eder.. »
İnsanlara karşı hangi niyet ve sıfatla çıkılırsa, kıyâmet günü o sıfatla kalkılır. Herkes niyet ve davranışlarına göre ölçü ve değerini bulur, taşıdığı sıfatla kabrinden kaldırılır ve hesaba çekilir.
Hakkʹa karşı gelip mü’minlere haksızlık, zulüm, eziyet ve işkence edenler; haksızlık, ahlâksızlık ve azgınlık bayrağı altında yerlerini alırlar. Bu, Allah’ın adâlet sıfatının gereğidir.
Kur’ânʹın bu âyetlerinden ilham alan şâir ne güzel demiştir!
«Hile ile iş gören, mihnet ile can verir.
Zulüm ile âbad olan âhiri viran olur.. »
Şüphesiz ki, zulmün en kötüsü, hakka karşı çıkmak, haklıyı haksız durumuna düşürüp cezalandırmak; ahlâksızlığa, azgınlığa prim verip ahlâklı, faziletli inanmış kişileri baskı altında tutmaktır. Sünnetullah gereği, bu doğrultuda olan zâlimlere hem dünyada, hem de âhirette rüsvaylık umutsuzluk ve perişanlık; aynı zamanda elim bir azap vardır.
ALLAH’I BIRAKIP BAŞKASINI İLÂHLAŞTIRANLAR
Kendilerini insanlık şeref derecesinden düşürüp bayağılaştıranlar kimlerdir? Allahʹı bırakıp başka şeylere tapanlar, insanları ilâhlaştıranlardır. Böyleleri içine düştükleri küfür bataklığı yetmiyormuş gibi, bir de Allah’a dosdoğru imân edenlere, Hakk’ın yoluna çağıranlara saldırırlar, kin ve düşmanlık beslerler. Onlara kıyâmet gününde Cenâb-ı Hak şöyle buyuracaktır: «Hakkında tartışıp (o yüzden müʹminlere) düşmanlık ederek bana koştuğunuz ortaklarım nerede? »
İşte asıl rüsvaylık bu safhada başlar. Başkasına reva gördükleri aşağılama ve ayıplama, saldırı ve işkence birer silâh olup kendilerine döner. Ortada ne ilâhlaştırdıkları kahramanları kalır, ne de yontup şekillendirdikleri putları..
Mü’minler ise, o gün kâfirlerin acıklı haline şâhit olacaklar ve İlâhî adâlet karşısında nasıl küçüldüklerini görüp şöyle diyecekler: «Doğrusu bugün rezillik, aşağılık ve kötülük kâfirleredir. »
ÜMİTSİZLİK ANINDA ALLAHʹI ANMANIN YARARI VAR MIDIR?
Doğru yoldan sapmış inkârcı zalimler, ahlâksız maddeciler azgınlık havası içinde günlerini gün ederken ansızın ölüm kokusu burunlarına gelmeğe başlar. Yüce Kudret o anda görevli meleklerle kudretini izhar edip her şeyin bittiğini, dünya şatafatının bir balon gibi söndüğünü, inanmışlara ettikleri zulüm ve işkencenin nasıl elim bir sonuç doğurduğunu o inkârcı zalimlere gösterir.
Cenâb-ı Hakk’ın tecelli eden kudret ve azameti karşısında boyun eğmekten başka çareleri kalmadığını gören inkârcı zâlimler, ister istemez teslim olup kötülük yapmadıklarını, sadece iyilik düşündüklerini söyleyerek bir defa daha küstahlıkta bulunurlar. Böylece pişmanlık her yandan onları kuşatır, gerçeği anlamaya başlarlar ve Allah’tan başka ibâdete lâyık hiçbir şeyin olmadığını sezerek O’nu anarlar. Ama ne çare, ömür sermayesi tükenmiş, ilâhlaştırdıkları kendilerinden çok uzaklarda kalmış, dostlar el, eteklerini çekmiş.. Ümitsizlik içinde Allah’ı anmaktan başka yol ve çare olmadığı iyice ortaya çıkmış.. Ne var ki, böyle anlardaki uyanıp silkinmenin, inanıp Hakkʹa dönmenin hiçbir yararı olmaz. Nitekim Fir’avn yandaşlarıyla birlikte Kızıldenizʹin dalgaları arasında kalıp bütün ümitleri kesilince, İsrâiloğulları’nın Rabbına inandığını söyleyerek bir kurtuluş ışığı aradı. Ama her şey bitmiş, yetenekler İlâhî direktifin hilâfına kullanılarak her türlü fırsat kaçırılmış bulunuyordu. O bakımdan Allah onun bu dönüş yapmasını, inanıp teslimiyet göstermesini kabul etmedi.
Allah herkesin niyetini ve amelini çok iyi bilir de ona göre karşılık verir ve gelecek hazırlar. Çünkü Oʹnun her işi hikmete dayalıdır, vereceği karşılık adâlet ve rahmetinin gereğidir. Kimseye zulmetmez. İnsanlar kendi azgın nefislerine uyup İblîs’in peşine takılmakla kendilerine haksızlık ederler. Bu bakımdan herkes cennet ve cehenneminin anahtarını beraberinde taşır ve ölünce yine beraberinde götürür de ameliyle başbaşa kalır. Sonunda Allah’ın vaʹdi gerçekleşir, hükmü kusursuz şekilde yerine gelmiş olur: «İçinde ebedî kalacağınız Cehennem kapılarından giriniz. Büyüklük taslayıp gururlananların makamı ne kötüdür» denilir.
NEDEN SONU GELMEYEN AZAP?
«O sebeple içinde ebedî kalacağınız Cehennem kapılarından giriniz! »
Şüphesiz ki Cenâb-ı Hak, kâinatın tek yaratanı ve yegâne sahibidir. Her şey mutlak surette O’nun eseridir ve hepsi de O’nun damgasını taşımakta, O’na muhtaç durumdadır. Aynı zamanda en küçük parçadan en büyük parçaya kadar her şey O’nu tesbîh ve tenzîh etmekte, yaratıldığı kanuna bağlı kalıp yüklendiği proğrama göre hizmet vermektedir. O bakımdan Allah’ı inkâr etmek, Oʹndan başkasını ilâhlaştırmak, kâinatta yer alan her varlığın hakkına saygısızlık, hattâ tecavüz sayılır. Bunun cezası sonu gelmeyen bir azâptır.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, Allah’ı bırakıp başka şeylere tapanlar için elim bir akibetin hazırlandığı haber verildi. Ölüm anında meleklerin inmesiyle gerçeği anlamaya başlayan inkârcı sapıkların ister istemez teslimiyet gösterip Allah’ı anmalarının hiçbir yararı olmayacağı hatırlatılarak, ölmeden önce, ümitsizlik gelip kapıyı henüz çalmadan Hakkʹa dönmenin ancak yararlı olacağına dikkatler çekildi.
Aşağıdaki âyetlerle, Allah’tan indirilen Kurʹânʹı mutlâk hayır kabul edip imân temeli üzerinde iyi ve yararlı amellerde bulunanlara âhirette sadece güzellik ve mutluluk vaʹdediliyor. Hazırlanan Adn cennetlerinin bazı özellikleri anlatılarak Allah’tan korkup kötülüklerden, zulüm ve inkârdan sakınanların mükâfatlarının çok büyük olacağı bildiriliyor. Sonra da bunların ölüm anındaki durumları konu edilerek meleklerin onlara selâm vererek yaklaşacakları ve şefkatla ruhlarını alacakları çok duyarlı bir anlatımla tasvir ediliyor.