MEÂLİ:
20- Musa kendi kavmine bir ara şöyle demişti: Ey kavmim! Allahʹın size olan nîmetini hatırlayın; hani içinizden peygamberler çıkardı, sizi hükümdarlar (hür insanlar) yaptı ve milletlerden hiç birine vermediğini size verdi.
21- Ey kavmim! Allah’ın size yazıp takdîr ettiği Arz-ı Mukaddes (Kutsal yer)e girin; gerisin geri arkanıza dönmeyin, sonra zarara uğramış olarak dönersiniz.
22- Ey Musa, dediler; doğrusu orada çok zorba bir millet vardır; onlar oradan çıkmadıkça elbette biz girmiyeceğiz; eğer oradan çıkarlarsa, (o zaman) biz gerçekten girebiliriz.
23- (İlâhî buyruğa muhalefetten) korkup Allah’ın kendilerine (sağlam bir imân ve irfan) nîmetini sunduğu iki adam (çıkıp) dediler ki: Onların üzerine kapıdan giriş yapın; bir defa girdiniz mi, artık şüpheniz olmasın ki siz üstünsünüzdür. Eğer inanmış kişilerseniz, Allah’a güvenip dayanın.
24- Onlar (yine) ey Musa! dediler; o zorbalar orada oldukça biz kesinlikle giremeyiz. Sen Rabbinle git de ikiniz (onlarla) savaşın, biz burada otururuz.
25- Musa dedi ki: Ey Rabbim! ben ancak kendimle kardeşime sâhip bulunuyorum; artık bizimle Allah yolundan çıkıp yozan bu kavmin arasını ayır.
26- (Allah ona: ) şüphesiz ki o kutsal yer onlara kırk yıl haram kılınmıştır. (Çöl) yerinde şaşkın perişan dolaşıp duracaklar. Sen artık Allah yolundan çıkan bir millet için tasalanma..
TARİHÎ YÖNÜ
«Ey kavmim! Allah’ın size yazıp takdîr ettiği Arz-ı mukaddes (kutsal yer)e girin . »
Kurʹân ilgili âyetlerle, Musa Peygamberin mukaddes yere dönmeleri için İsrâîloğullarıʹnı harekete geçirmek istediğini, onları bu hususta tatmin edebilmek için de Allah’ın ötedenberi İsrâiloğullarıʹna sunduğu ve bundan sonra sunacağı, fakat diğer milletlere o ölçüde vermediği nimetleri bir bir hatırlatmayı ve verilecek olanlarını müjdelemeyi uygun bir çare olarak ileri sürdüğünü açıklıyor. Her boydan seçilen ve sayıları on ikiyi bulan kabile başkanlarından söz sahiplerinin -iki tanesi müstesnâ olmak üzere- savaşa karar veremediklerine dokunularak nankörlüğün, ahde vefasızlığın kötü örneklerini ortaya koyduklarına dikkatleri çekiyor. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, bir de Musa’yı yalnız bırakıp, «Sen ve Rabbin gidip o zorbalarla savaşın.. » diyerek Sünnetullah’ı hiç ama hiç bilmediklerine işârette bulunuyor ve o yüzden kırk yıl çölde şaşkın ve perişan dolaşıp aşağılanma cezâsını hak ettikleri belirtiliyor.
Tevrat’ta da bu konuya geniş yer verilmiş ve detaylı bilgi sunulmuştur. Önemli bölümleri naklederek son Kitabʹın Tevrat’ın değişmiyen kısımlarını tasdik, değişen kısımlarını tashîh ettiğini okurlarımızın bilgisine sunuyoruz:
«Ve Rab Musa’ya söyleyip dedi: İsrâiloğulları’na vermekte olduğum KENÂN diyarını çaşıtlasınlar diye adamlar gönder. Her biri SIPTALARI arasında reis olarak, her atalar sıptı için bir adam göndereceksin. Musa, RABBİN emrine göre PARAN Çölünden onları gönderdi. »
«Gidenler kırk gün bittikten sonra memleketi çaşıtlamaktan döndüler ve anlatıp dediler: Bizi gönderdiğin diyara vardık ve gerçek süt ve bal akıyor ve onun meyvesi budur. Ancak memlekette oturan kavm kuvvetlidir ve şehirler istihkâmlı ve çok büyüktür, hem de orada ANAK Oğullarını gördük. Güney tarafından AMALEK oturuyor ve dağlıkta HİTTÎLER ve YEHUSÎLER ve AMORİLER oturuyorlar ve denizin yanında ERDEN (Ürdün) kıyısı boyunca KENÂNLILAR oturuyorlar. »
«Ve Kaleb Musa’nın önünde kavmi susturup dedi: Hemen çıkıp orayı ele geçirelim; çünkü buna her halde kudretimiz vardır. Fakat kendisiyle beraber çıkan adamlar dediler: O kavma karşı çıkmağa kudretimiz yoktur; çünkü onlar bizden kuvvetlidirler. Ve çaşıtlamış oldukları memleket hakkında İsrâiloğulları’na fena haber getirip dediler: Çaşıtlamak için içinden geçtiğimiz memleket, ahalisini yiyen bir memlekettir ve içinde gördüğümüz bütün halk uzun boylu adamlardır. Ve orada Nefilimden olan Anak oğullarını, Nefilimi gördük ve kendi gözümüzde biz çekirgeler gibi idik ve onların gözünde de öyle idik. » (Tevrat; Sayılar: 13/1-30)
«Ve bütün cemaat seslerini yükseltip bağırdılar ve kavm o gece ağladı ve bütün İsrâiloğulları Musa’ya karşı ve Harunʹa karşı söylendiler ve bütün cemaat onlara dediler: Keşke Mısır diyarında ölse idik! Yahut keşke bu çölde ölse idik! Ve kılıçla düşelim diye RAB niçin bizi bu diyara götürüyor? Kadınlarımız ve çocuklarımız ganimet olacaklar; Mısırʹa dönmek bizim için daha iyi değil mi? »
«Ve birbirine dediler: Kendimize birini baş edelim ve Mısır’a dönelim. O zaman Musa ile Harun bütün İsrâiloğulları cemaatinin cumhuru önünde yüzüstü düştüler. Ve memleketi çaşıtlamış olanlardan NUN oğlu Yeşu’ ve YEFUNNE oğlu Kaleb esvaplarını yırttılar ve bütün İsrâiloğulları cemaatine söyleyip dediler: Çaşıtlamak için içinden geçtiğimiz memleket çok, çok iyi bir memlekettir. Eğer Rab bizden razı olursa, o zaman bizi o diyara getirecek ve onu bize verecektir; bir diyar ki süt ve bal akıyor. Ancak RABBE karşı isyân etmeyin ve siz o memleketin kavminden korkmayın.. »
«Ve RAB Musaʹya dedi: Ne vakte kadar bu kavm beni hor görecek? Ve aralarında yapmış olduğum bütün alâmetlere rağmen ne vakte kadar bana imân etmiyecekler? » (Tevrat / Sayılar: 14/1-10)
«Ve RAB, İsrâiloğulları’nın bana karşı olan söylenmelerini işittim. Onlara de: RAB diyor: Varlığım hakkı için, bana söylediğiniz gibi, gerçek size öyle edeceğim, leşleriniz bu çölde düşecek ve sizden bütün sayılanlar, sayınıza göre bana karşı söylenen yirmi yaşında ve ondan yukarı olanlar, gerçekten size, orada sizi oturtmağa yemin ettiğim diyara, YEFUNNE oğlu KALEB’den ve NUN oğlu YEŞUʹdan başkası giremiyeceksiniz.
Fakat size gelince: sizin leşleriniz bu çölde düşecek ve çocuklarınız kırk yıl çölde çoban olacaklar ve leşleriniz çölde telef oluncaya kadar sizin sadakatsizliğinizi taşıyacaklar. » (Tevrat / Sayılar: 14/26-32)
Kur’ân ve Tevrat’ın olayla ilgili açıklamaları dışında birçok efsaneler anlatılmış ve tefsirlerimizden bir kısmı onlara yer vermiştir. O tür efsaneler temsili de olsa anılmaya değmez. Hele Kur’ân ki sadece hakikatleri açıklayan bir İlâhî beyândır, onun açıklama ve yorumunda ancak gerçeklere yer vermemiz gerekmektedir. Aksi bir yol saygısızlık olur.
Biz konuyla ilgili belgeleri Tevratʹtan naklederken de sadece lüzumlu noktaları dikkate aldık. Tamamını nakletmeyi gereksiz gördük. Ancak şunu belirtelim ki, Tevratʹta altı yedi sahifeyi kaplayan bir olay, Kurʹânʹda birkaç cümleyle özetlenmiştir. O kadar ki, o birkaç cümleyle İsrâiloğullarıʹnın imân ve irfan derecesi, Allah ve Peygamber buyruklarına karşı saygı ve bağlılık ölçüleri, savaştan korktukları için savaştan daha beter bir hayata sürüklendikleri rahatlıkla anlatılmıştır. Şüphesiz ki bu da Kurʹânʹın az kelimeyle çok mâna ifade etme muʹcizelerinden biridir.
SAVAŞMASINI BİLMİYEN BİR MİLLET SULH VE ESENLİK İÇİNDE YAŞIYAMAZ
«Gerisin geri arkanıza dönmeyin; sonra zarara uğramış olarak dönersiniz. »
Musa Peygamber, Allah’ın vaʹdettiği mukaddes topraklar, Allahʹa baş kaldırıp isyân halinde bulunan imânsız zorbaların elinden alındığı takdirde gerçek hürriyetin, bağımsızlığın, izzet ve şerefin başlayacağını, Mısır’da geçirilen kölelik ve aşağılanma devrinin biriktirdiği acıların unutulabileceğini, zaferin de ancak inananlardan yana tecelli edeceğini İsrâiloğulları’na çok duyarlı bir ifadeyle anlattı. Sonra da daha nice peygamberler ve kudretli devlet adamlarının İsrâîloğullarıʹndan çıkacağını, peygamberlik gözleriyle tesbit edip onlara müjdelemişti. Fakat ne çare, durumu yerinde inceliyen ve Tevratʹın tabiriyle zorbaların ülkesini çaşıtlıyanların on ikisinden onu, düşmanın çok kuvvetli olduğunu, kendilerinin onlar yanında çekirgeler gibi önemsiz ve güçsüz kaldıklarını abartarak söyleyince, bir anda İsrâiloğulları’nın morali bozulmuş, zayıf olan imânları büsbütün zayıflıyarak aktivitesini kaybetmişti. Bu yüzden Mısırʹdan çıktıklarına pişman olmuş, esareti, köleliği savaşa tercîh etmişlerdi. Çünkü onlara göre, hep hazıra konmalılar, hep İlâhî kudretten hiçbir emek ortaya koymadan yardım görmelilerdi. O kadar ki, Musa ve Harun Peygamberlere karşı saygısızlık gösterdiler ve onları bu yüce davâda yalnız bıraktılar. Böylece işin ciddiyetini ve İlâhî emrin amaç ve hikmetini kavrayamadılar veya kavramak istemediler. Düşünmediler ki savaşa cesaret etmiyen bir milletin sulh ve huzura, hürriyet ve bağımsızlığa kavuşması mümkün değildir. Kendilerini kölelik kaydından, daha doğrusu Firʹavnʹa tapınma aşağılığından kurtarmak için ciddi mücadeleler veren Musa Peygamberin başarısının sağlam bir imâna bağlı bulunduğunu düşünemediler. Sünnetullah’a, milletlerin hayatıyla ilgili İlâhî kanunlara karşı geldiler ve yine ilk tokatı bu kanundan yediler. Kırk yıl çölde şaşkın perişan dolaştılar. Tevrat’ın deyimiyle leşleri çölde düşüp kaldı. Evlâtları, onların bu hatasının cezâsını çekti. Şerefle ölmesini bilmedikleri için zilletle can verdiler.
Kurʹân çok önceleri gelip geçen bu dramatik olayı neden sergilemiştir? Elbetteki boşuna değil, tarihî bir olayı gereksiz yere nakletmek Kurʹân’ın yüce hikmet ve metoduyla bağdaşamaz. O halde naklettiği özlü noktalarla son dine inananlara şerefli, hür ve müstakil yaşamak için müstesnâ bir metot sunmakta ve bunu beş madde halinde gözler önüne sermektedir:
1. İleride Allahʹın sunacağı göz ve gönül doldurucu nimetlerini düşünerek, ciddi bir hazırlık devresine girilmesinin gereğini bilmek ve inanmak,
2. Allahʹa imân edenleri kendi öz yurtlarından uzaklaştıran veya ezip pısırıklaştıranlara karşı bilinçli bir mücadele vermek için bir kadro oluşturmak ve günün şartlarına göre çok sistemli bir strateji uygulamak,
3. Yine günün şartlarına göre hareket edip zorbalardan yılmamak ve her türlü tedbire baş vurup insan gücünün ve irâdesinin ulaşabileceği en son noktaya ulaşmaya çalışmak ve sonra da Allah’a güvenip dayanmak,
4. Meseleyi sadece lidere bırakıp, «siz Allah ile dâvanızı olumlu sonuca eriştirmek için birleşip düşman ile savaşın» şeklinde düşünmenin başarısızlığın ilk ve son adımı olduğunu bilmek,
5. Büyük dâvaların büyük himmetler, üstün gayretler ve fedakârlıklar istediğini unutmamak; meseleye bu açıdan bakıp hizmete koyulmak.. Nitekim müʹminlerin on yıllık Medine dönemi böyle bir iman ve şuurla yoğrulup başarılarla dopdoludur. İstiklâl mücadelemiz ve Çanakkale zaferimiz de böyle bir imanın başardığı şeref tablolarıdır.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle Kitap ehlinin İslâm’a karşı besledikleri kin ve haset açıklandı. Bu doğrultuda duygusal davranmanın onları küfre kadar sürüklediğine atıflar yapıldı.
Aşağıdaki âyetlerle kıskançlık, haset ve kinin insanı su-i kast ve kardeş kanı akıtacak kadar şuursuz kıldığı belirtiliyor ve buna Âdem Peygamberin iki oğlu arasında geçen olay misal veriliyor.