Hicr Suresi 26-27. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنْ صَلْصَالٍ مِنْ حَمَإٍ مَسْنُونٍ وَالْجَانَّ خَلَقْنَاهُ مِنْ قَبْلُ مِنْ نَارِ السَّمُومِ

26.

Andolsun, biz insanı kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş bir balçıktan yarattık.

Diyanet İşleri

27.

Cinleri de daha önce dumansız ateşten yaratmıştık.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

26- Şanıma and olsun ki, insanı pişmedik kuru, çürümüş ve kokuş­muş balçıktan yarattık.

27- Cânnʹı da daha önce dumansız zehirli ateşten yarattık.

İLGİLİ HADÎSLER

«Melekler nurdan yaratılmış, cân (cin) dumansız ateşten yaratılmış; Âdem ise size anlatılıp vasfedilen şeyden yaratılmıştır. » (Müslim/zühd: 60- Ahmed: 6/158, 168)

«Allah, Âdemʹi Cennet’te yaratıp şekillendirdiğinde onu bir süre o va­ziyette bıraktı. İblîs ise, sık sık gelip onun etrafında dolaşır ve ne olduğu­nu anlamaya çalışırdı. İçinin boş olduğunu görünce, anladı ki bu kendine sâhip olamayacak bir yaratıktır. » (Buharî/enbiyâ: 1- Ebû Davud/sünnet: 16- Tirmizî/tefsîr: 2/7-5/49)

İNSANIN PİŞMEDİK KURU AYNI ZAMANDA ÇÜRÜMÜŞ ÇAMURDAN YARATILMASI

«Şanıma and olsun ki, insanı pişmedik kuru, çürümüş ve kokuşmuş balçıktan yarattık. »

Kur’ân insanın menşei hakkında bütün varsayımları, teorik görüşleri bir tarafa itip en doğru bilgiyi veriyor. İlk insan Âdemʹin testi gibi ses veren kuru, fakat çürümüş siyah bir balçıktan yaratıldığını bildiriyor.

Aynı konu Kurʹânʹda az değişik anlatımla değişik sûrelerde olmak üze­re beş yerde zikredilir. Bunların hepsini biraraya getirip kullanılan değişik kelime ve farklı anlamların tamamının nasıl bir sonuç verdiğini görmekte yarar vardır:

- Hicir sûresinde insanın «salsal hame-i mesnûn»dan yaratıldığı be­lirtilir.

- Secde sûresinde, insanın sadece «tîn»den yaratıldığına kısaca yer verilir.

- Müʹminûn sûresinde yine insanın «sülâle-i tîn»den yaratıldığına dikkatler çekilir.

- Saffat sûresinde ise, insanın «tîn-i lâzib»den yaratıldığı açıklanır.

- Rahman sûresinde, insanın «fahhara benzer salsal»dan, cinnin de «mâric-i nar»dan yaratıldığı konu edilir.

Görülüyor ki, ilk insanın yaratıldığı çamur beş farklı kelimeyle ifade edilerek tanımlanmıştır. Cinnin veya Cannʹın yaratıldığı ateş ise, az farklı iki kelimeyle ifade edilerek tarif edilmiştir.

Bu kelimelerin delâlet ettikleri manayı bilmedikçe, gerçekte Âdem Peygamberʹin nasıl bir topraktan yaratıldığı anlaşılamaz.

1- Salsal ve hame-i mesnun : Testi gibi ses veren kuru pişmedik çü­rümüş balçık; biçimlendirilmiş kokmuş çamur.

2- Salsal keʹl-Fahhar: Testi misali ses veren pişmiş çamur.

3- Sülâletin min tîn: Süzülmüş çamur.

4- Tîn-i Lâzib: Yapışkan, kokan çamur.

5- Tîn: Çamur.

CÂNN İSE:

Yukarıda da belirttiğimiz gibi iki yerde farklı kelimelerle anılmıştır:

1- Maricin min nar: Dumansız, kızıl, sarı ve yeşil renklerden oluşan ateş.

2- Nâr-i semûm: Dumansız, ısı derecesi yüksek, zehirli ateş.

O halde âyetlerdeki değişik kelime ve anlatımlar bir araya getirildi­ğinde, birinin diğerini açıkladığı, manasını tamamladığı görülür. Böylece tümünden ortaklaşa şu mana ortaya çıkmış olur: İlk insan Âdem Peygam­ber (A. S. ) iyice süzülmüş, kuruyup büzülmüş, dokunulduğunda testi misali ses çıkaracak kıvama gelmiş, yapışkan, kokuşmuş ve biçimlendirilmiş bir çamurdan yaratılmıştır. Cânn ise: Dumansız, ısı derecesi yüksek, karışık renkler arzeden zehirli bir ateşten yaratılmıştır.

İNSAN ÇAMURDAN YARATILMIŞTIR

«Şanıma and olsun ki, insanı pişmedik kuru, çürümüş ve kokuşmuş balçıktan yarattık. »

İlgili âyetlerin açık anlatımından, Âdem Peygamber’in (A. S. ) yapışkan, süzülmüş, çürüyüp kokuşmuş ve dokunulduğunda ses çıkaracak kadar ku­rumuş bir balçıktan yaratıldığı anlaşılıyor. Ancak balçık diye adlandırılan bu çamurun killi, yağlı ve sıkıştırılmış olduğu muhakkak. Susuz ve nemsiz kaldığı zaman da çok sertleştiği bir gerçektir. O bakımdan çamurun süzül­müş, yapışkan, kokuşmuş ve siyahlaşmış olması, akar suların onu süzerek böyle bir özelliğe kavuşturmasından kaynaklanmış olabileceği düşünüle­bilir. Zira Âdem (A. S. ) yer kabuğundan yaratılmıştır. Pişmiş tuğlaya benze­tilmesi, kurak zamanlarda fazla sertleşmesine işârettir. Bu gibi toprak ve çamurlar daha çok tuğla ve kiremit yapımında kullanılır.

Âdem Peygamberin, diğer bir tabirle ilk insanın böyle bir balçıktan yaratılması genel anlamda değil, özel anlamdadır. Çünkü o, fizikötesi İlâhî sünnetin tecellisiyle şekillendirilip bizim bilmediğimiz birtakım kanunlarla yaratılmıştır. Ancak her şeyin, eninde sonunda toprağa dönüştüğünü gör­mekteyiz. Öyleki, topraktaki bakteriler tarafından ölen canlıların ve bitkilerin vücudu değişime uğratılarak bir bakıma her şeyiyle bakteri ve toprağa dönüşüp belirsiz hale geldiğini biliyoruz. Gerçek bu olunca, bu­nun aksi neden olmasın? Yani toprak da canlıya dönüşmesin. Aslında top­rak, kayaların ufalması ve ufalan zerreciklerin ölmüş olan bütün bitki ve canlıların vücutlarına karışmasıyla oluşmuştur. Diyebiliriz ki, toprağın her desimetre küpünde «bakteri» adı verilen milyonlarca bitkicikler, hayvancık­lar vardır. O bakımdan canlılık vasfı değişik bir anlamla toprağın kendisin­de mevcuttur.

Hayvanları ve bitkileri toprağa dönüştüren ve tekrar topraktan bit­kileri yeşertip bitiren kudret, topraktan insanı yaratamaz mı?

Bizim şu kâinatta bildiklerimiz çok sınırlıdır ve azdır. Bilmediklerimiz ise sayılmayacak kadar çoktur. Âdemʹin (A. S. ) çamurdan yaratılması da bu bilmediklerimizden biridir. Her şeyden önce yaratma kudreti Allahʹa mahsustur. Bize düşen inanmak, sonra da gönül yatışkanlığına erişmek için sebep ve hikmetlerini, bağlı bulundukları fizik ve kimyayla ilgili kanun­larını araştırmaktır. İleride ilmî araştırmaların ne gibi yenilikler bulacağını şimdiden kestirmek mümkün değilse bile, bir gün ilk insanın, vasıfları be­lirtilen çamurdan yaratılmasının sırrını da çözmesi mümkündür. Nitekim bu konuda tam bilimsel olmamakla beraber hayli çalışmaların sürdürüldü­ğünü öğrenmiş bulunuyoruz.

CÂNN DA DAHA ÖNCE DUMANSIZ ATEŞTEN YARATILMIŞTIR

«Cânnʹı da daha önce dumansız zehir­li ateşten yarattık. »

Az yukarıda da açıkladığımız gibi, dumansız ateşten maksat, yalın bir ateş olabileceği gibi, ışın da olabilir. Bugün ışınların cisimleri delip geçti­ğini biliyoruz. Röntgen bunun açık kanıtıdır. Cin ve şeytanların maddî en­gel tanımaması da onların bu özelliğindendir. Bir de düşünün ki, ışına, cin ve şeytana ait ruh giriyor. O takdirde onların nasıl bir hız ve enerjiye sâ­hip olduklarını anlatmaya gerek kalıyor mu? Cin ve şeytanların çok kısa bir zaman parçası içinde doğu ile batıyı dolaşmaları, ışınla birleşip bütün­leşmelerinden kaynaklanır. Denilebilir ki, onlara ait ruhun ışına girmesiyle, onlar ışık hızından daha fazla bir hıza sahip olmuşlardır. Çünkü ruhun hı­zının ne ölçüde olduğunu bilemiyoruz. Bildiğimiz tek şey, daha güçlü ve üs­tün ruha sâhip olan ve bütünüyle nurdan yaratılan Melek Cebrâilʹin fizik­ötesinden ayrılmasıyla dünyaya inmesi bir an meselesidir. Diğer melekle­rin durumu da buna yakın bir özelliktedir. Katettikleri uzun mesafenin ra­kamlarla ifade edilmesi elbetteki mümkün değildir. Çünkü kâinatın ne ka­dar büyük olduğunu azçok biliyoruz.

CÂNN VEYA CİN, İNSANDAN ÖNCE YARATILMIŞTIR

Cinlerin insanlardan önce yaratıldığını ilgili âyetten öğreniyoruz. Bu­nu, yerkabuğu henüz soğumadan önceye atfedenler vardır.

Şeyh Muhyiddîn Arabî (k. s. ) bu konuda diyor ki:

«Biri nûrîye, diğeri nâriye olmak üzere iki ayrı ruh (ruhanî) vardır. Nurîye olan ruhlar, nurdan yaratılan meleklerdir. Nâriye olan ruhlar ise, ya­lın ateşten yaratılan cin ve şeytanlardır.

Cenâb-ı Hak bu iki ayrı tür ruhları yaratınca, ikisini bir hususta ortak duruma getirdi. O da, insanların gözlerine görünmemeleri, bir bakıma per­de gerisinde kalmalarıdır. Oysa bu iki ayrı tür ruhlar toplantı yerlerimizde insanların yanlarında bulunurlar, ancak Allah onlarla insanlar arasında bu durumda da perde koymuştur. Bu perde insanlardan yanadır. O nedenle melekler ve cinler, dolayısıyla şeytanlar bu mânevî perdenin arkasında durup bize görünmez olurlar. Diledikleri zaman kendilerini açığa vurabi­lirler ve işte o zaman onları görebiliriz.

Bu özelliklerinden dolayı Cenâb-ı Hak iki ayrı ruhu «cin» diye adlan­dırmıştır, yani bize gizli kalıp görünmemeleri nedeniyle onlara bu isim ve­rilmiştir. » (Fütuhat-i Mekkiye: 3/367)

CİN VE ŞEYTAN

İbn Abbasʹa (R. A. ) göre, cânn, cinlerin babasıdır. O bakımdan şey­tanlardan ayrı sayılırlar. Şeytanlar ise, İblîs’in soyundandırlar. Bunlar an­cak İblîs ile birlikte öleceklerdir. Cinlere gelince: Doğarlar, yaşarlar ve ölürler. İçlerinde mü’min olanı bulunduğu gibi, kâfir olanları da vardır. (Mâverdi - Kurtubî: 10/25)

Bu görüş ve yoruma göre, Âdem (A. S. ) insanların, Cânn cinlerin, İb­lîs de şeytanların babasıdır.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle insanın menşei hakkında temel bilgi verildi. Cin­lerin ilk atası olan Cânnʹın dumansız yalın bir ateşten yaratıldığı açıklandı.

Aşağıdaki âyetlerle, Allah’ın pişmedik kuru balçıktan, biçimlendiril­miş çamurdan insan yaratacağını ve meleklerle İblîsʹin ona secde etme­sini emrettiği konu ediliyor. Ateşten yaratılan İblîs’in, çamurdan yaratılan bir mahlûka secde etmeği gururuna yediremediği, bu yüzden hem İlâhî lânete çarptırıldığı, hem de Cennet’ten kovulduğu ve kıyâmete kadar ken­disine mühlet verildiği belirtiliyor.