Hakka Suresi 13-37. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

فَاِذَا نُفِخَ فِي الصُّورِ نَفْخَةٌ وَاحِدَةٌ وَحُمِلَتِ الْاَرْضُ وَالْجِبَالُ فَدُكَّتَا دَكَّةً وَاحِدَةً فَيَوْمَئِذٍ وَقَعَتِ الْوَاقِعَةُ وَانْشَقَّتِ السَّمَاءُ فَهِيَ يَوْمَئِذٍ وَاهِيَةٌ وَالْمَلَكُ عَلٰٓى اَرْجَٓائِهَا وَيَحْمِلُ عَرْشَ رَبِّكَ فَوْقَهُمْ يَوْمَئِذٍ ثَمَانِيَةٌ يَوْمَئِذٍ تُعْرَضُونَ لَا تَخْفٰى مِنْكُمْ خَافِيَةٌ فَاَمَّا مَنْ اُو۫تِيَ كِتَابَهُ بِيَمِينِهِ فَيَقُولُ هَاؤُمُ اقْرَؤُ۫ا كِتَابِيَهْ اِنِّي ظَنَنْتُ اَنِّي مُلَاقٍ حِسَابِيَهْ فَهُوَ فِي عِيشَةٍ رَاضِيَةٍ فِي جَنَّةٍ عَالِيَةٍ قُطُوفُهَا دَانِيَةٌ كُلُوا وَاشْرَبُوا هَنِٓيـًٔا بِمَا اَسْلَفْتُمْ فِي الْاَيَّامِ الْخَالِيَةِ وَاَمَّا مَنْ اُو۫تِيَ كِتَابَهُ بِشِمَالِهِ فَيَقُولُ يَالَيْتَنِي لَمْ اُو۫تَ كِتَابِيَهْ وَلَمْ اَدْرِ مَا حِسَابِيَهْ يَالَيْتَهَا كَانَتِ الْقَاضِيَةَ مَا اَغْنٰى عَنِّي مَالِيَهْ هَلَكَ عَنِّي سُلْطَانِيَهْ خُذُوهُ فَغُلُّوهُ ثُمَّ الْجَحِيمَ صَلُّوهُ ثُمَّ فِي سِلْسِلَةٍ ذَرْعُهَا سَبْعُونَ ذِرَاعًا فَاسْلُكُوهُ اِنَّهُ كَانَ لَا يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ الْعَظِيمِ وَلَا يَحُضُّ عَلٰى طَعَامِ الْمِسْكِينِ فَلَيْسَ لَهُ الْيَوْمَ هٰهُنَا حَمِيمٌ وَلَا طَعَامٌ اِلَّا مِنْ غِسْلِينٍ لَا يَأْكُلُهُ اِلَّا الْخَاطِؤُ۫نَ

25.

(13-15) Sur'a bir defa üfürülünce, yeryüzü ve dağlar kaldırılıp birbirine bir çarptırılınca, işte o gün olacak olmuş (kıyamet kopmuş)tur.

Diyanet İşleri

16.

Gök de yarılmış ve artık o gün o da çökmeye yüz tutmuştur.

17.

Melekler onun kıyılarındadır. O gün Rabbinin Arş'ını, bunların da üstünde sekiz taşıyıcı taşır.

18.

O gün (hesap için Allah'a) arz olunursunuz. Hiçbir sırrınız gizli kalmaz.

19.

İşte o vakit, kitabı kendisine sağından verilen kimse der ki: "Gelin, kitabımı okuyun!"

20.

"Çünkü ben, hesabımla karşılaşacağımı zaten biliyordum."

21.

Artık o, hoşnut bir hayat içindedir.

22.

Yüksek bir cennettedir.

23.

Onun meyveleri sarkar (kolaylıkla devşirilebilir).

24.

(Onlara şöyle denir:) "Geçmiş günlerde yaptıklarınıza karşılık, afiyetle yiyin, için.

25.

Kitabı kendisine sol tarafından verilen ise şöyle der: "Keşke kitabım bana verilmeseydi."

26.

"Hesabımın ne olduğunu da bilmeseydim."

27.

"Keşke ölüm her şeyi bitirseydi."

28.

"Malım bana hiçbir yarar sağlamadı."

29.

"Saltanatım da yok olup gitti."

30.

(Allah, şöyle der:) "Onu yakalayıp bağlayın."

31.

"Sonra onu cehenneme atın."

32.

"Sonra uzunluğu yetmiş arşın olan zincire vurun onu."

33.

"Çünkü o, azamet sahibi Allah'a iman etmiyordu."

34.

"Yoksulu doyurmağa teşvik etmiyordu."

35.

"Bu sebeple, bugün burada onun samimi bir dostu yoktur."

36.

"Kanlı irinden başka bir yiyeceği de yoktur."

37.

Onu günahkarlardan başkası yemez."

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

13- Sûrʹa bir tek defa üfürüldüğünde,

14- Yerküre ve dağlar yerlerinden kaldırılıp bir tek çarpılışla param­parça edildiğinde,

15- İşte o gün olan olur, müthiş olay meydana gelir.

16- Gök yarılır; o gün artık o bütün güç ve ölçüsünü kaybetmiştir.

17- Melekler de onun kenarlarındadır. O gün Rabbinin Arşʹını, bun­ların üstünde sekiz tanesi taşır.

18- O gün (hesaba) çıkarılacaksınız, sizden hiçbir şey gizli kalmaz.

19- Artık kimin kitabı (amel defteri) sağından (veya sağ eline) veri­lirse, «gelin de kitabımı okuyun!

20- Çünkü gerçekten ben, hesabımla karşılaşacağımı kesinlikle bi­liyordum» der.

21- Bu kimse hoşnut olacağı bir hayat içindedir.

22- Yüksekçe Cennet’tedir.

23- Meyveleri yakıncacık külfetsiz koparılmaya elverişlidir.

24- «Geçirdiğiniz günlerde (işlediğiniz güzel amellerinize) karşılık âfiyetle, gönül rahatlığıyla yeyiniz, içiniz! » (denilir).

25- Kitabı sol tarafından verilene gelince: «Ah keşke kitabım solum­dan verilmeseydi!

26- Ve keşke hesabımın da ne ölçüde olacağını bilmeseydim!

27- Keşke bu iş olup bitseydi (ölümle son bulsaydı);

28- Malım bana bir yarar sağlamadı.

29- Güç ve kudretim benden (ayrılıp) yok oldu» der.

30- (Sonra şu emir verilir: ) Onu yakalayın da zincire vurun.

31- Sonra Cehennemʹe itip atın.

32- Sonra boyu yetmiş arşın bir zincire vurup yollayın.

33- Çünkü gerçekten o, o büyük kadri yüce Allahʹa inanmazdı.

34- Yoksulu yedirmek üzere kimseyi tahrîk-teşvîk etmezdi.

35- O sebeple bugün onun, burada candan sıcak bir dostu vs yakını yoktur.

36- Yiyecek olarak da ancak Gıslîn (Zakkumʹa benzer bir ağaç veya kan irin karışımını andıran fenâ bir sıvı) vardır.

37- Onu da ancak günahkârlar yerler.

İLGİLİ HADÎSLER

«Arşʹı kaldıran meleklerden bir melekle ilgili size bilgi vermem için ba­na izin verildi: İki kulak yumuşağıyla boynu arasındaki mesafe yediyüz yıldır. » (Ebû Dâvud/sünnet: 18- Ahmed: 2/26-6/117)

«İnsanlar kıyâmet gününde üç ayrı şekilde (hesaba ve sorguya) çeki­lecekler. Bunlardan ikisi, sürtüşme, tartışma ile mazeret beyân etmekle il­gilidir. Üçüncüsü ise, amel sahifelerinin uçuşup ellere inmesidir. O sahi­feleri kimi sağ eliyle, kimi de sol eliyle tutup alır. » (Tirmizî/kıyâmet: 4- İbn Mace/zühd: 33- Ahmed: 4/414)

«Herkes ancak bir cevaze (giriş izin belgesi) ile Cennetʹe girebilir. O belgede şöyle yazılıdır:) Bismi’llahiʹr-Rahmâniʹr-Rahîm. Bu, Allah tarafın­dan falan oğlu filâna verilmiş bir yazıdır. Onu, meyveleri yakıncacık yük­sek cennete yerleştirin. » (Taberânî: Selmân (R. A. )den)

«Allah kıyâmet gününde müʹmini (kendine) yaklaştırıp ona işlediği gü­nahlarının hepsini bir bir itiraf ettirir; o kadar ki, müʹmin artık helâk oldu­ğunu sanır. Derken Cenâb-ı Hak şöyle buyurur: «Doğrusu bu günahlarını dünyada senden yana örtüp gizledim; bugün de onları yine senin lehine bağışlıyorum. » Sonra da iyilikleri yazılı bulunan amel defteri sağ eline ve­rilir. Kâfire ve münafığa gelince: Şâhitler şöyle derler: «İşte Rablarına yo­lan isnad edenler bunlardır! Artık Allahʹın lâneti zâlimler üzerine olsun. » (Taberânî - Beyhakî: İsnad-i sahihle İbn Ömer (R. A. )dan)

BİRİNCİ NEFHA VE TESİRLERİ

«Sûrʹa bir tek defa üfürüldüğünde; yerküre ve dağlar yerlerinden kaldırılıp bir tek çarpılışla paramparça edildiğinde.. »

Sûrʹa birinci nefha (üfürülüş) İle kıyâmet kopar da kâinatın mevcut düzeni bozularak alt-üst olur. Nitekim on üçüncü âyeti izleyen âyetlerle bu müthiş olayın tesirleri şöyle açıklanmaktadır:

1- Yerküre, üzerinde taşıdığı dağlarla birlikte sarsıldıkça sarsılacak ve dağlar tuz buz haline gelecek.

2- Fezada yer alan her şeyin denge ve düzeni bozulacak, akıllara durgunluk verecek çarpışmalar meydana gelecek.

3- Gökler yarılacak ve sistemler birbirine karışacak. Böylece boşlu­ğu kesif bir toz ve gaz tabakası dolduracak ve bu sırada melekler inmeye başlayacak.

4- Her şey gücünü, kudretini, sistemler çekim kuvvetini kaybedecek.

5- Parçalanıp dağılan göklerin çevresinde sayısı belirsiz melekler bu­lunacak. Zira meydana gelen her olayda meleklerin o olayla ilgili görevleri vardır ve var olmaya devam edecek.

6- Arş-ı Aʹlâʹyı taşıyan meleklerin sayısı dörtten sekize yükseltilecek.

Nitekim Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz bu âyeti açıklarken şöyle buyur­muştur: «Arş’ı bugün için taşıyan meleklerin sayısı dörttür. Kıyâmet günü olunca Cenâb-ı Hak onların yanına dört melek daha verip onları destekliyecek, böylece sayıları sekiz olacak. » (Sa’lebî - Mâverdî: Ebû Hüreyre (R. A. )den)

Arş’ı taşıyacak meleklerin sayısının sekize çıkarılması, yeni ve kalıcı bir dengenin kurulmasına işâret olabilir. Allah daha iyisini bilir.

7- Birinci nefha ile her şey korku ve dehşetten titreyip kendini kay­beder. Bir rivâyete göre, ikinci nefhayla mevcut düzen alt-üst olur ve üçün­cü nefhayla ölüler dirilir de hesap faslı başlar. Artık o gün hiçbir şey gizli kapalı kalmaz, her şey ortaya dökülerek herkes ne yaptığını daha iyi anlar.

AMEL DEFTERİ SAĞ ELİNE VERİLENLER

«Artık kimin kitabı (amel defteri) sağından (veya sağ eline) verilirse, «gelin de kitabımı okuyun! » der. »

Sağ taraf veya sağ el, ferahlık ve uğurun; feyiz ve bereketin; sol taraf veya sol el üzüntü ve uğursuzluğun sembolüdür. Kıyâmet gününde ise, sağ kavramı kurtuluş ve mutluluğun; sol kavramı felâket ve bedbahtlığın delili sayılır. O bakımdan dünyada imân doğrultusunda sâlih amellerde bu­lunanların amel defterleri sağ ellerine; inkâr ve nifak doğrultusunda kötü­lük işleyenlerin amel defteri sol ellerine verileceği bildiriliyor.

Şüphesiz gerçek mü’minler dünyada iken kıyâmet ve âhiret, oradaki hesap, azap ve mükâfata inanırlardı. Âhiret gününde onların amel defter­leri sağ ellerine verilince, hiç şaşırmadan böyle bir günde hesaba çekile­ceklerini kesinlikle bildiklerini orada bir defa daha söyleyecekler. Bunlar, iyi­likleri, sâlih amelleri kötülüklerinden çok fazla olan bahtiyarlardır. O ba­kımdan hoşnut olacakları çok tatlı ve kalıcı bir hayata başlayacaklardır ki orası cennet ve cemâlü’llahtır.

CENNETİN BAZI ÖZELLİKLERİ

«Yüksekçe Cennettedir. Meyveleri yakıncacık külfetsiz koparılmaya elverişlidir.. »

Âhiret gününde kitabı (amel defteri) sağ eline verilen mü’minler, dün­ya hayatlarını İlâhî nizama göre değerlendirmelerine karşılık yüksek cen­netlere lâyık görülürler. Köpürüp taşan nîmetlere mazhar olup oturdukları yerden istedikleri meyveden koparıp yeme bahtiyarlığına erişirler.

Cennetʹe giren her müʹminin boyunun altmış ziraʹ (yaklaşık 40 metre) olacağına dair Resûlüllahʹın (A. S. ) beyânını dikkate alırsak, oradaki meyva ağaçlarının manzarayı kapatmayacak ölçüde oldukları ve herkesin oturdu­ğu veya uzandığı yerden elini uzatıp istediği meyveyi koparma şansına sa­hip olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü ebedî saadet yurdu olan Cennet, çalış­ma, yorulma, didinme, üzülme, yıpranma yeri değil, dinlenme ve eğlenme, sonsuza kadar ferahlık ve huzur duyma mahallidir.

NÎMET HEM HİZMET, HEM DE KÜLFET KARŞILIĞIDIR

«Geçirdiğiniz günlerde (işledi­ğiniz güzel amellerinize) karşılık afiyetle, gönül rahatlığıyla yeyiniz, içiniz» (denilir).

Her iki hayatı, birbirini tamamlar ve biri diğerinin hikmetini yansıtır mahiyette yaratıp hazırlayan Cenâb-ı Hakʹtır. Hayat kanunlarını iyice bilip sünnetullah doğrultusunda ömrünü değerlendiren mü’minler, şüphesiz bu güzel düşünce ve akıllıca amelleriyle hayli fedakârlıkta bulunmuş, külfet­lere katlanmışlardır. Her şeyden önce nefislerinin birçok isteklerini gayr-i meşru bulduklarından dolayı onları yerine getirmiyerek ciddi sınavlardan geçmişlerdir. İşte çektikleri bunca külfet ve sıkıntı, katlandıkları meşakka­te karşılık nîmetleri de o nisbette büyük olacaktır. Bunun açık belgelerin­den biri, Cennet’e girdiklerinde meleklerin onlara: «Geçirdiğiniz o günlere karşılık afiyetle, gönül rahatlığıyla yeyiniz, içiniz» demeleri olacaktır.

AMEL DEFTERİ SOL ELİNE VERİLENLER

«Kitabı sol tarafından (ve­ya sol eline) verilene gelince: «Ah keşke kitabım solumdan verilmeseydi ve keşke hesabımın da ne ölçüde olacağını bilmeseydim! » der. »

Amel defterinin sol ele verilmesi, kişinin nereye gideceğine, nasıl bir cezâya çarptırılacağına delâlet eden en açık belgelerden biridir. O bakım­dan inkârcı sapık, nifakçı, şaşkın işinin bir anda olup bitmesini, yani ölüp belirsizliğe karışmasını ister. Ama artık ölümsüzlük âlemine intikal edilmiş ve ikinci hayat başlamıştır. Bu gibi temennilerin hiçbir yararı yoktur. Ay­nı zamanda sığınılacak bir başka âlem de söz konusu değildir.

İlâhî adâlet gereği hüküm iner, inkârcı azgın, bozguncu münafık Ce­hennem’i boylar. Oraya mahsus zincirlerle bağlı bulundukları halde Allah’a karşı gelmenin ne demek olduğunu anlamaya başlarlar. Ve o günler çok yakındır. Dünya hayatı su gibi akmakta, gece-gündüz hayat ağacını dur­madan kemirip tüketmektedir.

Dünyada inkâr düzeyinde gününü gün etmeye çalışan sapıklar, şüp­hesiz Allah’a ve âhiret gününe inanmadıkları için hep kendi çıkarlarını, şe­hevî duygularının tatminini düşünürler; madde, makam ve serveti tek amaç olarak seçerlerdi. Ne yoksula merhamet elini uzatır, ne muhtaca merha­met nazarıyla bakar, ne de bu hususta olumlu bir söz ve davranışı olurdu. Öylesinin tek dostu ve yakını, madde idi. Tatmine çalıştığı tek varlığı, nef­si ve şehevî duygusuydu. Âhiret gününde onun sevip taptığı madde ve ma­kam ateş olup kendisini yakınca, candan hiçbir dost ve yakınının olmadı­ğını ancak idrâk edebilir.

«Gıslîn» onların tek içeceği olur. Bu, ya Cehennem’deki zakkum ağa­cının zehirli salgısı, ya da kan ile irin karışımına benzer tiksindirici bir sıvı olabilir.

Neden böylesine bir cezâyı haketmişlerdir? Çünkü onlar dünyada yap­tıkları haksızlık ve tecavüzlerle başkalarının malını yemek suretiyle kan ve irin içmişlerdir. Millet ve devlet malına el uzatmak suretiyle, tüyü bitmedik yetimlerin, beli bükük yaşlıların, kolu kanadı kırık dulların kanını emmişlerdir. Bu konuda Yunus Emre’nin şu mısralarını hatırlamamak mümkün müdür?

«Gitti beyler mürtevi; binmişler birer atı.

Yediği yoksul eti, içtiği kan olmuştur. »

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, kıyâmet olayıyla meydana gelecek değişiklikler­den bir kısmı haber verildi ve âhiret gününde amel defterleri sağ ve sol el­lerine verilenlerin o günkü durumları tasvîr edilerek bu konuda yönlendirici bilgiler sergilendi.

Aşağıdaki âyetlerle, inkârcı sapıkların Kur’ânʹa karşı olumsuz tutum­ları kınanıyor ve bu kitabın bütünüyle İlâhî kaynaktan süzülüp indirildiği açıklanıyor. Sonra da bu Kitab’ın bir bakıma mihenk taşı misâli, muttakiler için güzel öğüt; kâfirler için de hasret ve üzüntü, sıkıntı ve tedirginlik olacağına dikkat çekiliyor.