Zuhruf Suresi 15-25. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَجَعَلُوا لَهُ مِنْ عِبَادِهِ جُزْءًا اِنَّ الْاِنْسَانَ لَكَفُورٌ مُبِينٌ اَمِ اتَّخَذَ مِمَّا يَخْلُقُ بَنَاتٍ وَاَصْفٰيكُمْ بِالْبَنِينَ وَاِذَا بُشِّرَ اَحَدُهُمْ بِمَا ضَرَبَ لِلرَّحْمٰنِ مَثَلًا ظَلَّ وَجْهُهُ مُسْوَدًّا وَهُوَ كَظِيمٌ اَوَمَنْ يُنَشَّؤُ۬ا فِي الْحِلْيَةِ وَهُوَ فِي الْخِصَامِ غَيْرُ مُبِينٍ وَجَعَلُوا الْمَلٰٓئِكَةَ الَّذِينَ هُمْ عِبَادُ الرَّحْمٰنِ اِنَاثًا اَشَهِدُوا خَلْقَهُمْ سَتُكْتَبُ شَهَادَتُهُمْ وَيُسْـَٔلُونَ وَقَالُوا لَوْ شَاءَ الرَّحْمٰنُ مَا عَبَدْنَاهُمْ مَا لَهُمْ بِذٰلِكَ مِنْ عِلْمٍ اِنْ هُمْ اِلَّا يَخْرُصُونَ اَمْ اٰتَيْنَاهُمْ كِتَابًا مِنْ قَبْلِهِ فَهُمْ بِهِ مُسْتَمْسِكُونَ بَلْ قَالُوا اِنَّا وَجَدْنَا اٰبَٓاءَنَا عَلٰٓى اُمَّةٍ وَاِنَّا عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ مُهْتَدُونَ وَكَذٰلِكَ مَا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ فِي قَرْيَةٍ مِنْ نَذِيرٍ اِلَّا قَالَ مُتْرَفُوهَا اِنَّا وَجَدْنَا اٰبَٓاءَنَا عَلٰٓى اُمَّةٍ وَاِنَّا عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ مُقْتَدُونَ قَالَ اَوَلَوْ جِئْتُكُمْ بِاَهْدٰى مِمَّا وَجَدْتُمْ عَلَيْهِ اٰبَٓاءَكُمْ قَالُوا اِنَّا بِمَا اُرْسِلْتُمْ بِهِ كَافِرُونَ فَانْتَقَمْنَا مِنْهُمْ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ

24.

Böyle iken ("melekler Allah'ın kızlarıdır" demek suretiyle) kullarından bir kısmını O'nun parçası saydılar. Şüphesiz insan apaçık bir nankördür.

Diyanet İşleri

16.

Yoksa, Allah, yarattıklarından kendisine kızlar edindi de, oğulları size mi seçip ayırdı?

17.

Onlardan biri, Rahman'a örnek kıldığı (isnad ettiği kız çocuğu) ile müjdelendiği zaman, öfkesinden yüzü simsiyah kesilir.

18.

Süs içerisinde (narin bir biçimde) yetiştirilen ve tartışmada (delilini erkekler gibi) açıklayamayanı mı Allah'a isnad ediyorlar?

19.

Onlar, Rahman'ın kulları olan melekleri de dişi saydılar. Onların yaratılışına şahit mi oldular? Onların (yalan) şahitlikleri yazılacak ve sorgulanacaklardır.

20.

"Eğer Rahman dileseydi, biz onlara kulluk etmezdik" dediler. Bu konuda hiçbir bilgileri yoktur. Onlar sadece yalan söylüyorlar.

21.

Yoksa bundan önce onlara bir kitap verdik de ona mı sarılıyorlar?

22.

Hayır! Onlar sadece, "Şüphesiz biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk ve biz onların izlerinden gitmekteyiz" dediler.

23.

İşte böyle, biz senden önce hiçbir memlekete bir uyarıcı göndermedik ki, oranın şımarık zenginleri, "Şüphe yok ki biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk. Biz de elbette onların izlerinden gitmekteyiz" demiş olmasınlar.

24.

(Gönderilen uyarıcı,) "Ben size, babalarınızı üzerinde bulduğunuz dinden daha doğrusunu getirmiş olsam da mı?" dedi. Onlar, "Biz kesinlikle sizinle gönderilen şeyi inkar ediyoruz" dediler.

25.

Biz de onlardan intikam aldık. Yalanlayanların sonu, bak nasıl oldu!

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

15- (İnkârcı putperestler ve azgın sapıklar) ise, Allahʹa Oʹnun kulla­rından bir cüzʹ (çocuk) yakıştırdılar. Şüphesiz ki insan (genellikle) açıktan inkârcı ve çok nankördür. (Ancak Allahʹın korudukları müstesnâ).

16- Yoksa Allah yarattıklarından kendine kızlar edindi de oğulları si­ze mi seçip verdi?

17- Onlardan biri, Rahman (olan Allahʹ)a yakıştırmağa çalıştığı şey (kız çocuğu) ile müjdelendiği zaman, üzüntü ve öfkesini yutkunarak yüzü kapkara kesilir.

18- Ya, demek onlar süs içinde yetiştirilip de tartışıp çekişmede (ha­yat ile mücadelede) açıklık getirmeyeni mi (Allahʹa isnâd ediyorlar)?

19- Rahmânʹın kulları olan melekleri, dişiler sınıfına soktular. Onla­rın yaratılışında hazır mı bulundular? Onların şahitlikleri yazılacak ve sor­guya çekileceklerdir.

20- Dediler ki: «Eğer Rahman dileseydi biz onlara (o putlara) tapmazdık. » Bu hususta bir bilgileri yoktur. Onlar sadece yalan söylüyorlar.

21- Yoksa biz, bundan (bu Kurʹânʹdan) önce kendilerine kitap ver­dik de ona mı sıkıca tutunuyorlar?

22- Hayır, «şüphesiz ki biz babalarımızı bir din ve inanç üzerinde bul­duk. Onların izleri üstünde giderek yolumuzu bulduk» (derler).

23- İşte böylece senden önce bir kasabaya ne kadar uyarıcı bir pey­gamber gönderdikse, mutlaka oranın ileri gelen refah içindeki şımarık zen­ginleri şöyle dediler: «Doğrusu biz babalarımızı bir din ve inanç üzerinde bulduk ve şüphesiz onların izlerine uyup gitmekteyiz. »

24- (Uyarıcı peygamber onlara: ) «Ben size, babalarınızı üzerinde bul­duğunuz dinden daha doğrusunu getirecek olsam da mı? » dedi. «Biz, şüp­heniz olmasın ki, sizinle gönderileni inkâr edip tanımıyoruz» diye cevap verdiler.

25- Onlardan intikam aldık. O (hakkı) yalanlayanların sonlarının ne olduğuna bir bak!.

ALLAHʹA EVLÂT İSNAD EDEN CÂHİLLER

«(İnkârcı putperestler ve azgın sapıklar) ise, Allahʹa Oʹnun kullarından bir cüzʹ (çocuk) yakıştır­dılar. Şüphesiz ki insan (genellikle) açıktan inkârcı ve çok nankördür. (An­cak Allah’ın korudukları müstesnâ). »

Her çağda bâtıl ve onun kılıfı olan cehalet değişik görüntülerle ortaya çıkar; ama temelde hepsi aynı noktada birleşir: Hakkʹı red ve inkâr..

Mekkeli putperest müşrikler de «Melekler Allahʹın kızlarıdır» derken, on dört asır sonra da Hıristiyanlardan çoğu «İsa, Allahʹın biricik oğludur» diyerek çok sakıncalı bir inancı savunmaktadırlar. Şüphesiz Mekkeli müş­riklerin de, günümüzdeki Hıristiyanların da sözü edilen sakıncalı inançları­nın değişmeyen kılıfı cehalettir ve taassuptur.

Çocuk babadan bir parça sayıldığı için Kur’ân onun hakkında «cüz» kelimesini kullanmaktadır.

Gerçekten insan, ciddi ve doğru anlamda dinî eğitim görmezse, çok inkârcı ve apaçık nankör olup çıkar. Ancak Allah’ın korudukları ve doğru yola eriştirdikleri müstesnâ..

Kurʹân-ı Kerîm ayrıca Mekkeli müşriklerin diğer bir cehalet ve küfür­lerini şöyle açıklamaktadır: «Onlardan biri, Rahman (olan Allah)a yakıştır­mağa çalıştığı şey (kız çocuğu) ile müjdelendiği zaman, üzüntü ve öfkesini yutkunarak yüzü kapkara kesilir. »

İşte o günkü putperest müşriklerin Allah hakkındaki düşünce ve inanç­ları böylesine sakat, sakıncalı ve gülünç idi.

HAYAT MÜCADELESİNDE KADIN, ERKEK KADAR BECERİKLİ VE DAYANIKLI DEĞİLDİR

«Ya, demek onlar süs için­de yetiştirilip de tartışıp çekişmede (hayat ile mücadelede) açıklık getir­meyeni mi (Allahʹa isnad ediyorlar)? »

Kur’ân-ı Kerîm, Allah’a kız çocuğu isnad edip kendilerine bunu yakış­tırmayan putperest müşriklerin bu ölçüsüz ve mantıksız, aynı zamanda ca­hilce iddialarını tasvîr ederken, kadınların fiziksel ve ruhsal yapıları hak­kında ana fikir vermekte ve daha çok süs içinde yetiştirilen ve ince duy­guya sâhip olup zerafet ve nezaket simgesi sayılan kız çocuklarının, ha­yat mücadelesinde erkekler kadar başarılı, dayanıklı ve çilekeş olmadık­larına işârette bulunmaktadır. Aynı zamanda kıymetli madenlerden ve taş­lardan imal edilen süs eşyasının kızlara, kadınlara mahsus bulunduğuna da atıfta bulunmakta ve bunun onlar için meşru olduğunu belirtmektedir.

Ünlü psikolog Gustave le Bonʹun da dediği gibi, kadınlar olaylar kar­şısında hem çok duygusal, hem de çok heyecanlıdırlar. O bakımdan sağ­lıklı bir mücadele veremezler. Tabii bunun her zaman istisnaları vardır, ama genel kaideye tesir etmez.

PUTLARA TAPMAYI İLÂHÎ MEŞİETE BAĞLAYAN MÜŞRİKLER

«Dediler ki: «Eğer Rahman dileseydi biz onlara (o putlara) tapmazdık. » Bu hususta bir bilgileri yoktur. Onlar sadece yalan söylüyorlar. »

Mekkeli müşrikler, Allah’a ortak koşmalarında Allah’ın rızası bulun­duğunu ileri sürerek basit mantık oyunlarına baş vururlar; böylece insan­ların bu hususta irâdelerinin geçerli olmadığını iddia ederlerdi. Oysa Ce­nâb-ı Hak ruhları yaratıp her insanın nasıl bir ortam ve şartlar içinde dün­yada bulunacağını; aklını, irâdesini hangi yolda kullanacağını ezelî ilmiyle tesbit edip yazmıştır. Onlar yazıldığı için biz öyle yapmıyoruz; yapacağımız için yazılmıştır ve değişmesi söz konusu değildir. Zira Allahʹın ilmi yanıl­maz, hatâ yapmaz. O halde herkes kendi akıl ve idrâkiyle, irâde ve anla­yışıyla yolunu seçmekte ve yaptığından tamamiyle kendisi sorumlu olmak­tadır. Evet Allah dileseydi hiç kimse bâtılı benimsemez, hakkı red ve inkâr etmezdi. Ama böyle bir kanun koymamış, öyle bir hayat düzeni kurmamış­tır.

Ancak ruhumuzun yaratılması, dünyaya getirilmemiz, erkek veya kız olarak doğmamız; ölüm, ecel, ikinci hayat bütünüyle insanın irâdesi dışın­da, İlâhî takdîrin eseridir.

ATALARININ YOLUNU SEÇİP BENİMSEYENLER

«Hayır, şüphesiz kİ biz babalarımızı bir din ve inanç üzerinde bulduk. Onların izleri üstünde gide­rek yolumuzu bulduk (derler). »

Atalarımız iyi, ya da kötü yolda yürümüş olabilirler. Bu bizim için ör­nek alınacak, taklît edilecek sağlam bir ölçü ve kıstas değildir. Çünkü biz­ler kendi hayatımızı yaşıyoruz ve ancak kendimizden ve yaptıklarımızdan sorumluyuz. Atalarımız da kendi hayatlarını yaşamışlar ve kendi sorum­lulukları doğrultusunda ömürlerini harcamışlardır. Bizleri kötü yetiştirmiş­lerse onun da hesabını vermek ve cezasını çekmek zorundadırlar. Akıl, irâ­de, idrâk ve zekâ gibi yüksek yeteneklerle donatılan insanoğlu yolunu İlâ­hî buyruklar doğrultusunda ve aklın rehberliğinde aydınlatırsa, hem dün­yada, hem de âhirette mutlu olur ve kendisinden sonrakilere soylu ve iyi bir mîras bırakır. Ondan sonrakiler de sözü edilen mîrası taklît yoluyla de­ğil, tahkîk yoluyla değerlendirir de ilâhî murada uygun olduğunu tesbit ettikten sonra bağlanır ve uygularlarsa, kendi hayatlarını aydınlığa döndür­müş ve gelecekleri için en iyi hazırlığı yapmış olurlar. Zira gerçek imân, taklît değil, tahkîk işidir. Tahkîk ise, akla, irfana ve İlâhî beyânı iyi anla­maya yönelik bir tesbitle vücut bulur.

Bu nedenle sapıklık içinde bir ömür tüketen ataları körü körüne tak­lît eden Mekkeli müşrikler hem kınanıyor, hem de uyarılıyorlar.

TAKLÎTTE AŞIRI GİDENLER, DAHA ÇOK REFAH İÇİNDE OLANLARDIR

«İşte böylece senden önce bir kasabaya ne kadar uyarıcı bir peygamber gönderdikse, mutlaka oranın ileri gelen refah içindeki şımarık zenginleri şöyle dediler: «Doğrusu biz babalarımızı bir din ve inanç üzerin­de bulduk ve şüphesiz onların izlerine uyup gitmekteyiz. »

Bunun sebebi gayet açıktır; şöyle ki: Zenginin kafası ve kalbi daha çok dünyalıkla meşguldür. Hayatı madde ve eğlencedir. Tahkikî imân ise, düşünme, inceleme, araştırma işi olup, İlâhî âyet ve belgeleri iyice anla­maya dayanır. Zenginin, şımarık sosyetenin buna ayıracağı zamanı ya hiç yoktur, ya da pek azdır. Onlar için en kolay ve rahat olanı, nefislerini okşa­yıp maddenin yolunu bütün genişliğiyle açık tutan atalarının yolu ve inan­cıdır. Peygamberlerin getirdiği hakikatler, onların hürriyet alanını sınırla­makta, nefislerinin aşırılıklarını frenlemekte; dünyalıktan da ancak meşru ve helâl olanını sunmaktadır. O nedenle şımarık zengin düşünmeden red ve inkâra baş vurur ve o yüzden çevresindekilere de en kötü örnek kendisi olur. 23. âyet bu hususa işâret etmektedir.

Cenâb-ı Hak tarih boyunca böylesine katı tutum içinde olup hakkı red­detmeyi zulüm ve ahlâksızlıkla birleştiren kavim ve milletleri ilâhî intikam çerçevesinde nasıl cezalandırdığını şöyle açıklamaktadır: «Onlardan inti­kam aldık. O (hakkı) yalanlayanların sonlarının ne olduğuna bir bak. »

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, Allah’a evlât isnad eden müşriklerin tutumu ko­nu edildi. Körü körüne atâlarının inancını taklît edenler kınandı ve tahkîkî imâna gerek olduğuna işâret edildi.

Aşağıdaki âyetlerle, atalarının yoluna uymayan İbrahîm Peygamber (A. S. ) misâl veriliyor ve son peygamber gönderilmeden önce, Onun gel­mesini bekleyenlerin, gerçek ortaya çıkınca nasıl döneklik yaptıkları konu ediliyor. Maddeci müşriklerin, izzet ve şerefi, büyüklük ve önderliği servet­le ölçtüklerine değinilerek, peygamberlik payesinin iki beldede yaşayan söz sahibi zenginlerden birine verilmediğine üzülen o insanların çok bilgisizce düşüncelerine dikkatler çekiliyor. Fazla servetin, lüks ve konforun âile ve toplumlara pek rahmet havası estirmediğine ve estirmiyeceğine atıf yapı­larak dünya malının gaye değil, araç olduğuna işârette bulunuluyor.