Furkan Suresi 21-24. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَقَالَ الَّذِينَ لَا يَرْجُونَ لِقَاءَنَا لَوْلَا اُنْزِلَ عَلَيْنَا الْمَلٰٓئِكَةُ اَوْ نَرٰى رَبَّنَا لَقَدِ اسْتَكْبَرُوا فِي اَنْفُسِهِمْ وَعَتَوْ عُتُوًّا كَبِيرًا يَوْمَ يَرَوْنَ الْمَلٰٓئِكَةَ لَا بُشْرٰى يَوْمَئِذٍ لِلْمُجْرِمِينَ وَيَقُولُونَ حِجْرًا مَحْجُورًا وَقَدِمْنَا اِلٰى مَا عَمِلُوا مِنْ عَمَلٍ فَجَعَلْنَاهُ هَبَاءً مَنْثُورًا اَصْحَابُ الْجَنَّةِ يَوْمَئِذٍ خَيْرٌ مُسْتَقَرًّا وَاَحْسَنُ مَقِيلًا

24.

Bize kavuşacaklarını ummayanlar, "Bize melekler indirilseydi, yahut Rabbimizi görseydik ya!" dediler. Andolsun, onlar kendi benliklerinde büyüklük tasladılar ve büyük bir taşkınlık gösterdiler.

Diyanet İşleri

22.

Fakat melekleri görecekleri gün, işte o gün suçlulara hiçbir müjde yoktur. "Eyvah! Biz Allah'ın rahmetinden tamamen uzaklaştırılmışız" diyecekler.

23.

Onların yaptıkları bütün amellerine yöneldik ve onları dağılmış zerreciklere çevirdik.

24.

O gün cennetliklerin kalacakları yer daha hayırlı, dinlenecekleri yer daha güzeldir.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

21- Bize kavuşacaklarını ümit etmeyenler. «Üzerimize melekler indirilseydi ya, ya da Rabbimizi görmeli değil miydik» derler. And olsun ki onlar kendi kendilerine büyüklük tasladılar da azgınlık ve taşkınlıkta hay­li ileri gittiler.

22- Melekleri görecekleri gün, evet o gün suçlu günahkârlara hiçbir müjde (haberi) yoktur. Melekler de «(müjde haberi size) iyice yasak, ya­sak! » diyecekler.

23- Onların işlediği her ameli karşılayıp dağılmış toz haline geti­ririz.

24- O gün Cennetlik olanlar en hayırlı eyleşecek, en güzel dinlene­cek yerdedirler.

PEYGAMBERE VE ÂHİRETE İNANMAYANLAR

«Bize kavuşa­caklarını ümit etmiyenler: «Üzerimize melekler indirilseydi ya, ya da Rabbimizi görmeli değilmiydik» derler.. »

Akıl ve idrâkleriyle değil, hisleriyle değerlendirme yapan putperestler, Allah’ı kemal sıfatlarıyla bilmez, sadece büyük bir kudret olduğunu tah­min ederlerdi. O bakımdan gaybe pek inanmazlar, âhiret diye ikinci bir hayatın başlayacağına aslâ ihtimal vermezlerdi. Yahudilerden Samirî’nin Allah’ı maddeleştirmeye özendiği gibi, müşrikler de birden fazla put yapıp tanrı inancını iyice basitleştirerek temelinden yıktılar. Kendileriyle en bü­yük ilâh arasında vasıta ve yaklaştırıcı olarak putları seçip bağlandılar. O bakımdan aralarından bir adamın peygamber seçilip görevlendirilmesine bir türlü akılları yatmadı ve Hz. Muhammed’i (A. S. ) kabule yanaşmadılar. Uydurdukları yalan ve iftiralar sonuç vermeyince, onun peygamberliğini belgeliyecek iki ayrı istekte bulundular: Meleklerin kendilerine ayan-beyân indirilmesi veya Rablerini gözleriyle görmelerine imkân verilmesi..

Şüphesiz ki bu iki istek de hissin şekle ve maddeye bağlı kalışının ay­rı bir misali ve açık bir tezahürüdür. Bununla beraber kendileri de bu iki hususun gerçekleşebileceğine inanmıyorlardı, ne var ki Hz. Muhammed’i (A. S. ) âciz duruma getirmeyi ve Ona olan ilgi ve temayülleri zayıflatmayı plânlıyorlardı.

Yaratılan yaratanı, sınırlı ve fâni olan sınırsız ve baki olanı nasıl gö­rebilir? Kur’ân’da belirtildiği gibi, gözler O’nu idrâk edemez.

Meleklere gelince: Onlar nurdan yaratılmışlardır. Baş gözüyle onları görmek mümkün değildir. Çünkü biz ancak boşlukta yer tutan varlıkları görebiliriz. Bunlar da katı, sıvı ve gaz halinde bulunurlar. Melek ve ruh ise bu üç varlığın dışında kalır. O bakımdan görmemiz mümkün olmaz.

İNKÂRCILAR MELEKLERİ GÖRÜNCE

«Melekleri görecekleri gün, evet o gün suçlu günahkârlara hiçbir müjde (haberi) yoktur.. »

İnkârcılar ancak ölüm anında veya kıyâmet gününde melekleri göre­bilirler; ama neden sonra; sorumluluk, iş ve ibâdet dönemi sona ermiş, hesap ve karşılıkların verileceği güne adım atılmıştır. Melekler onlara, kö­tü amellerine, inkâr ve tuğyanlarına karşı ceza olacak bir haberle sesle­nirler: «(Müjde haberi size) iyice yasak, yasak» derler. Çünkü onlar, o zâ­limler en güzel haberleri veren, en doyurucu müjdelerle seslenen Peygam­ber’e (A. S. ) inanmamışlar, üstelik Ona yalan ve iftira atmaktan da çekin­memişlerdi. Böylece cezâ amelin cinsinden hazırlanıyor, yani kişinin ken­di Cennet ve Cehennemini beraberinde getirdiği hikmeti ortaya çıkıyor.

İŞLER VE AMELLER İMAN VE NİYETE GÖRE DEĞERLENDİRİLİR

«Onların işlediği her ameli karşılayıp dağılmış toz haline getiririz. »

Hukukta da böyledir: «Bir işten maksat ne ise hüküm ona göredir. » Kur’ânʹda ise bu genel kurala sık sık temas edilmektedir. Ancak bu tek­rarlar yer aldığı konuya göre bize ışık tutmakta ve düşünce ufkumuzu bi­raz daha genişletmektedir.

Bu kurala göre: Kişilerin işlediği bütün iş ve amellerin tek değer öl­çüsü, imân ve niyettir. O halde amaç ve niyeti şan ve şöhret olan bir sa­natçı, bir ilim adamı, bir âbit veya hayırsever kimsenin, yaptığı işe karşı­lık âhiret gününde bir mükâfat beklemeye elbetteki hakkı yoktur. Çünkü o, o işi yaparken ne âhireti, ne Allah’ın rızasını, ne de uhrevî mükâfatı dü­şünmüştü. Tek amacı, dünyada şöhrete erişmekti. O halde yaptığı iş ve hizmetinin karşılığını dünyada niyetine uygun almış bulunuyor. Bu bakım­dan onun düşünmediği, inanmadığı ve üstelik istemediği bir âhiret mükâ­fatını bizim mutlaka ona lâyık görmemizin makul ve makbul bir yanı var mıdır? Bol keseden cömertlik edip din ve Allah adına elimizde hiçbir delil yokken hüküm vermemiz, hem dine ve Allahʹa hakarettir, hem de o inan­mayan kişi adına gereksiz bir gayretkeşliktir.

Sonuç olarak temelinde imân, mayasında Allah rızası bulunmayan hiçbir iş ve amel uhrevî mükâfata lâyık değildir. Çünkü öylesi mükâfatını dünyada almış bulunuyor.

Ayetler arasında bağlantı

Yukarıdaki âyetlerle, inkârcı sapıkların işlediği amellerin Allah yanın­da hiçbir değer taşımıyacağı ve bütünüyle toz olup dağılacağı konu edik di. Her amelin iman ve niyete, amaç ve maksada göre karşılık göreceği açıklandı.

Aşağıdaki âyetlerle, kıyâmet gününün kâfirler aleyhine pek sıkıntılı ve üzücü olacağı hatırlatılıyor. Bunun için dünyada sağlam imânın, İlâhî rızaya uygun niyetin, ahlâklı dindar iyi arkadaşın lüzum ve önemine dik­katler çekilerek kısa ömrümüzü nasıl değerlendirmemiz gerekiyorsa ona göre bir ölçü veriliyor.