Hicr Suresi 21-25. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا عِنْدَنَا خَزَائِنُهُ وَمَا نُنَزِّلُهُ اِلَّا بِقَدَرٍ مَعْلُومٍ وَاَرْسَلْنَا الرِّيَاحَ لَوَاقِحَ فَاَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَاَسْقَيْنَاكُمُوهُ وَمَا اَنْتُمْ لَهُ بِخَازِنِينَ وَاِنَّا لَنَحْنُ نُحْيِ وَنُمِيتُ وَنَحْنُ الْوَارِثُونَ وَلَقَدْ عَلِمْنَا الْمُسْتَقْدِمِينَ مِنْكُمْ وَلَقَدْ عَلِمْنَا الْمُسْتَأْخِرِينَ وَاِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَحْشُرُهُمْ اِنَّهُ حَكِيمٌ عَلِيمٌ

24.

Hiçbir şey yoktur ki hazineleri yanımızda olmasın. Biz onu ancak belli bir ölçüyle indiririz.

Diyanet İşleri

22.

Rüzgarları da aşılayıcı olarak gönderip yukarıdan su indirerek sizi onunla suladık. Onu toplayıp depolayan da siz değilsiniz.

23.

Hiç şüphesiz biz diriltir, biz öldürürüz ve biz (her şeye gerçek) varisleriz

24.

Andolsun biz, sizden önce gelip geçenleri de biliriz, sonraya kalanları da.

25.

Şüphesiz senin Rabbin onları diriltip bir araya getirecektir. Şüphesiz O, hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

21- Hiç bir şey yoktur ki, onun hazineleri katımızda olmasın ve biz onu ancak belirli bir ölçüde indiririz.

22- Rüzgârları da aşılayıcılar olarak gönderdik. Gökten su indirdik de onunla sizi suladık; yoksa siz onu toplayıp depolayacak değilsiniz.

23- Şüphesiz ki biz, diriltir ve öldürürüz ve vâris olanlar da biziz.

24- And olsun ki, sizden öne geçmek isteyenleri de bilmişizdir; ar­kada kalmak isteyenleri de bilmişizdir.

25- Şüphesiz ki, Rabbin onları diriltip biraraya getirecek. Çünkü O, mutlak hikmet sâhibidir, yegâne bilendir.

İLGİLİ HADÎSLER

Hz. Âişe (R. A. ) diyor ki:

«Şiddetli rüzgâr esmeye başlayınca Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz şöyle duâ ederdi: Allahım! Şüphesiz ki bunun hayırlı tarafını ve içinde taşıdığı hayrı, beraberinde gönderilen hayrı senden dilerim. Bunun şerrinden, için­de taşıdığı şerden (mikroplardan), beraberinde gönderilen şerden sana sığınırım. » (Müslim/istiska: 15)

Açıklama:

İlgili hadîsle esen rüzgârın yağmurun habercisi olabileceği, çiçek toz­larını taşımak suretiyle aşılamada bulunma hayrını beraberinde getirebile­ceği gibi, zararlı birtakım mikropları da içinde taşıyıp getirebileceği ve ge­niş çapta hasara sebep olabileceği bildiriliyor ve böyle durumlarda Allah’a el açıp esen rüzgarın hayır ve berekete vesîle olmasını, şer ve kötülük ge­tirmemesini dilememiz tavsiye ediliyor.

«Erkeklerin saflarının en hayırlısı, ilk saftır; en fenası (sevap bakımın­dan en azı) ise, son saftır. Kadınların saflarının en hayırlısı son saftır; en fenası ise, ön saftır. » (Müslim/salât: 132- Ebû Dâvud/salât: 97- Tirmizî/mevakiyt: 52- Nesâî/ imamet: 32- İbn Mâce/ikamet: 52- Dâremî/salât: 52- Ahmed: 2/247, 336, 340, 353, 367, 480- 3/16, 293, 331, 398)

Açıklama:

Erkek ve kadınların cami ve mescitlerde bir fitneye, göz zinasına se­bebiyet vermeden hangi saflarda yerlerini almaları tavsiye edilirken, dola­yısıyla hayırlı ve feyizli işlerde öne geçmenin kaçırılmayacak büyük fır­satlar olduğuna işâret ediliyor.

«Her insan öldüğü hal ve niyet üzere kabrinden kaldırılıp hesap ala­nına getirilir. » (Müslim/cennet: 83)

Açıklama:

İnsanın ömrünün son dönemi ne ise, o hal üzere ölür ve öldüğü hal ve niyet üzere kabrinden kaldırılır. O bakımdan ölümün ne zaman geleceğini bilmediğimize göre, her gün yeni bir hazırlık içinde olmalıyız; kalbimizi, vicdanımızı ve ruhumuzu kirleten her şeyden temizlenmeğe özen göstere­rek Allah’ın dilediği şekilde Allahʹa dönme çizgisine kendimizi getirmeliyiz.

HERŞEYİN HAZİNESİ OʹNUN KATINDADIR

«Hiçbir şey yoktur ki, onun hazineleri katı­mızda olmasın... »

Cenâb-ı Hak, ezelî plânı gereği, insanları ve diğer canlıları yaratma­dan önce Dünya’yı yaratıp hazırladı. Bu arada bir tekâmül söz konusudur, şöyle ki: Yerkürenin yaşamaya elverişli duruma getirilmesi için birçok jeo­lojik devirler geçirmesi gerekiyordu. Böylece milyon ve milyar seneler geç­tikten sonra yeraltı ve yerüstü kaynaklar oluştu; insan ve diğer canlıların yaşayıp üremesine uygun ortam vücut buldu. Sonra Allah ezelde hazırla­dığı plân gereği, yaratacağı her canlı hakkında kudretiyle birer tecellide bulundu. Arkasından genetik bir düzenleme ile biyolojik kanunları gerçek­leştirip harekete geçirdi ve öylece üreme başladı.

Anlaşıldığı üzere, Cenâb-ı Hak, sofrayı hazırladıktan sonra bizi Dünyaʹya getirdi. Ne var ki insanoğlu bilgisizliği, ilgisizliği ve aklını gerektiği şekilde kullanmaması nedeniyle Dünyaʹnın birçok kesimlerinde kısmen de olsa denge ve düzeni bozdu da bunun cezasını daha çok kendilerinden sonra gelecek nesiller çekti.

Bulut, yağmur, hava ve diğer hayat veren nîmetlerin hazinesi O’nun yanındadır, öyle ki kurulan bu hazine bir devridaim yapmakta, fakat hiçbir şey eksilmemektedir. Her şey belli hesaplara, şaşmayan kanunlara göre düzenlenip hizmete sevkedilmiştir. Eşya arasında mutlak anlamda denge kanunu hâkimdir.

Yerküreyi bu açıdan inceleyip değerlendirmesini yaptığımızda, karşı­mıza üstün bir kudretin plân ve proğramı çıkar ve eşyanın her parçasında O’nun damgası görülür.

Böylece Allah’ın varlığına ve birliğine delâlet eden belgeler ve deliller sayılmayacak kadar çok, O’nun varlığını reddeden hiçbir belge yok..

Yaratanların en güzeli olan Allah’ın şanı çok yücedir!.

RÜZGÂRLARI AŞILAYICI OLARAK GÖNDERİR

«Rüzgârları da aşılayıcı olarak gönderdik. »

Rüzgârların iki ayrı aşılama görevi var. Birincisi, bulutları harekete geçirip pozitif elektrik yüklü bulutu, negatif elektrik yüklü buluta doğru itip müthiş bir elektrik akımı meydana getirmesini sağlamasıdır. Bu doğ­rultuda yapılan ciddi araştırmalara göre, pozitif ve negatif yüklü iki bulut kümesi birbirinden, yani pozitif pozitiften, negatif de negatiften kaçar, fa­kat Allahʹın bunları estirdiği rüzgârla birbirine yaklaştırmasıyla bir incizap meydana gelir ve o sebeple birleşen bulutların her tarafı elektrikle yükle­nir. Yağmur bunun kaçınılmaz neticesidir. İkincisi ise, bitkilerin üreme or­ganları çiçeklerdir. Ancak bunların bir kısmı «bir evcikli bitkiler», bir kısmı da «iki evcikli bitkiler»dir. Bir evciklilerde aynı kök üzerinde çiçeklerin bazısı dişi, bazısı da erkektir. İki evciklide ise, erkek ve dişi çiçekler ayrı kökler üzerindedir. Döllenebilmesi için erkek ve dişi hücrelerin birleşmesi gere­kir. Bunun için de çiçek tozunun dişi organın tepeciğine konması lâzımdır. İşte bu döllenme işi rüzgârlar ve böcekler vasıtasıyla gerçekleşir. Şöyle ki: Rüzgâr, erkek organ tozunu alıp dişi organa nakleder. Böcekler de ayak­ları ve kanatları ile bunu birinden diğerine aktarırlar.

Kur’ân ilgili âyetle rüzgârın birçok yararlarından ikisini açıklıyor. Ay­nı zamanda bununla İlâhî plânın kusursuz işlediğini ve uygulandığını haber veriyor. Böylece İlâhî kudretin kemal mertebesinde bulunduğunu isbatlayan bir hakikatle ilme ışık tutuluyor, ilim adamına hareket noktası belir­leniyor. Günümüzdeki bilimsel araştırmaya gelince, Kur’ân’ı tasdîk etmek­te ve o istikamette yeterli bilgi verebilmektedir.

Özetliyecek olursak, Kur’ân ile ilmin belli konularda, sonuç alınan araş­tırmalarda birleştiğini söyleyebiliriz. Nitekim bugüne kadar yapılan araş­tırma ve incelemelere göre, 250. 000 çiçek tozu türünün mevcut olduğu tes­bit edilmiştir. Hiç birinin diğerine uymadığı, benzemediği de kesindir. Bu­na parmak izlerini misal verebiliriz, yeryüzünde yaşayan milyarlarca insan­ların parmak izleri mutlâka birbirinden ayrıdır; biri diğerine benzemez, işte çiçek tozları da öyle..

Kâinatta ne kadar mükemmel bir düzen ve dengenin hâkim olduğunu, her şeyin yüklendiği proğramı kusursuz uyguladığını, plândaki yerinden ve amacından sapmadığını pekâlâ anlıyoruz. O halde bunca sağlam belgeler ve deliller ortada dururken, Allah’ın varlığına delâlet eden başka belgeler arayıp bulmaya gerek var mıdır? Sadece çiçeklerin ve bulutların aşılanma olayı aklını kullanan kimse için yeterli delil değil midir?

ÖLDÜREN VE DİRİLTEN ANCAK ALLAH’TIR

«Şüphesiz ki biz diriltir ve öldürürüz ve vâris olanlar da biziz. »

Hayvanlar ile bitkilerin genellikle biri ölü, diğeri diri iki ayrı dönem­leri vardır. Tohum ve sperma, bitki ve hayvanın bir bakıma ölü devresi; tohumun toprağa düşüp filizlenmesi, spermanın ana rahmine intikal edip yumurtalıkla birleşmesi ise onların canlılık devresidir.

Bu üreme düzenini belli genetik ve biyolojik kanunlara bağlayıp sür­düren Allah’ın, «Biz diriltir ve öldürürüz» buyurmasının bir bakıma manası anlaşılmış oluyor. Ayrıca bitkilerin yeşerdikten belli bir süre sonra tohuma geçip sararması ve çok geçmeden kuruması, onun ölü devresidir. Neslinin devamını sağlamak için verdiği tohumların tekrar toprağa düşmesi, onun dirilmenin ilk basamağına basması demektir. Buna benzer doğup büyüyen insanların da belirlenmiş ecelleri gelince ölmeleri ve bu olaydan sonra yi­ne belirlenmiş bir zaman geçince yeniden diriltilip kaldırılmaları aynı kud­retin az değişik tecelli ve takdirinden biridir. Şunu demek istiyoruz ki, sper­mayı ana rahminde yumurtalıkla birleştirip düzenli bölmek suretiyle çoğal­tıp büyüten ve insan şekline sokan; tohumu toprakta harekete geçirip fi­lizlendiren yüce kudret için, ölen insanı diriltip kaldırmak aynı şeydir. Biri diğerinden daha zor veya külfetli değildir.

ÖNE GEÇMEK İSTEYENLER ARKADA KALMAK İSTEYENLER

«And olsun ki, sizden öne geçmek isteyenleri de bilmişizdir; arkada kalmak isteyenleri de bilmişizdir. »

Bu âyet üzerinde ilim adamları sekiz farklı yorum ortaya koymuşlar­dır ki, hepsi de aynı gerçeği yansıtmakta ve İlâhî kudretin üstünlüğünü be­lirtmektedir. Şöyle ki:

1- Katade ve İkrime’ye göre, bugüne kadar ruhlar âleminden sırası gelip de dünyaya inerek yaratılan insanlarla, henüz sırası gelmeyip geride kalanlar demektir.

2- İbn Abbas (R. A. ) ve Dahhakʹa göre, bugüne kadar ölenleri ve hâlen hayatta olanları, bundan sonra ölenleri ve hayata gözlerini açanları Allah bilir, demektir.

3- Mücahid’e göre, Muhammed (A. S. ) ümmetinden önce gelenleri ve geriye kalanları; ona ümmet olmaya lâyık olanları ve olmayanları bilir, an­lamına gelmektedir.

4- el-Hasanʹa göre, hayır, iyilik ve teâtte öne geçenleri; günah ve şer için geriye kalanları bilir, manasına yorumlanabilir.

5- Saîd b. Müseyyeb’e göre, savaş saflarında öne geçenleri ve ge­ride kalanları bilir şeklinde tefsîr edilebilir.

6- Müfessir el-Kurezî’ye göre, cihadda öldürülenleri ve öldürülmeyenleri bilir demektir.

7- eş-Şa’bî’ye göre, ilk yaratılanları, son yaratılacak olanları bilir, şeklinde yorumlanabilir.

8- Namaz saflarında öne geçenleri ve geri saflarda kalanları bilir demektir.

Ancak ilim adamlarından çoğu bu sekizinci yorumu daha uygun ka­bul etmişler ve delil olarak da İbn Abbas’ın (R. A. ) şu rivâyetini göstermiş­lerdir:

İbn Abbas (R. A. ) diyor ki: Çok güzel bir kadın vardı, o kadar ki insanların en güzellerinden biridir, denilebilirdi. Peygamber (A. S. ) Efendimiz’in arkasında namaz kılmak üzere geride durmuştu. Ashab-ı Kirâmʹın çoğu o kadına gözleri dokunmasın diye ön saflara doğru ilerlerken kalplerinde ni­faktan eser bulunan bazı olgunlaşmamışlar ise, o kadını görebilmek için geri saflarda kalmayı tercih etmişlerdi. Bunun üzerine ilgili âyet inmiştir. (Nesâî - Tirmizî: İbn Abbas (R. A. ) dan)

İşte bu durumda olanları da, olmayanları da Cenâb-ı Hak bir gün di­riltip biraraya getirecek ve her biri niyetine göre amelinin karşılığını göre­cektir.

Ancak bu rivâyet bize şu iki hususu öğretmektedir: Kadınların cami­lere gelip namaz kılmalarına cevaz verilmiştir. Camilerde yer bulunduğu sürece onları menʹetmemek gerekir. Aynı zamanda camilere ibâdet niye­tiyle gelen kadınların en arka safta bulunmaları şarttır. Erkeklerin de bu durumda iyice ön saflara ilerleyerek rükûʹ ve secdelerde, kıyam ve selâm verme durumlarında gözlerinin kadınlara ilişmemesini sağlamaları sün­nettir.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, kâinatta var olan her şeyin belli bir plân ve proğ­rama, değişmeyen hizmetlere yönelik olarak yaratıldığı belirtildi. Sonra da rüzgârların aşılama olayını sağladığı, çiçek tozlarının bu vasıtayla aşılan­ma imkânları buldukları; aynı zamanda bulutlar arasında yine rüzgârların itip götürmesiyle bir incizap ve aşılama meydana geldiği misal olarak ve­rildi. Öldükten sonra diriltmenin hiç de zor olmayacağı konu edilerek bit­kilerin yeniden yeşermeleri buna örnek gösterildi.

Aşağıdaki âyetlerle, insanın menşei hakkında temel bilgi ortaya ko­nuluyor; sonra da cinlerin neden yaratıldığı hakkında ana fikir verilerek bu iki ayrı mahlûk hakkında daha doğru düşünmemiz isteniliyor.