Ahkaf Suresi 21-28. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

وَاذْكُرْ اَخَا عَادٍ اِذْ اَنْذَرَ قَوْمَهُ بِالْاَحْقَافِ وَقَدْ خَلَتِ النُّذُرُ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهِ اَلَّا تَعْبُدُوا اِلَّا اللّٰهَ اِنِّٓي اَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ قَالُوا اَجِئْتَنَا لِتَأْفِكَنَا عَنْ اٰلِهَتِنَا فَأْتِنَا بِمَا تَعِدُنَا اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقِينَ قَالَ اِنَّمَا الْعِلْمُ عِنْدَ اللّٰهِ وَاُبَلِّغُكُمْ مَا اُرْسِلْتُ بِهِ وَلٰكِنِّٓي اَرٰيكُمْ قَوْمًا تَجْهَلُونَ فَلَمَّا رَاَوْهُ عَارِضًا مُسْتَقْبِلَ اَوْدِيَتِهِمْ قَالُوا هٰذَا عَارِضٌ مُمْطِرُنَا بَلْ هُوَ مَا اسْتَعْجَلْتُمْ بِهِ رِيحٌ فِيهَا عَذَابٌ اَلِيمٌ تُدَمِّرُ كُلَّ شَيْءٍ بِاَمْرِ رَبِّهَا فَاَصْبَحُوا لَا يُرٰٓى اِلَّا مَسَاكِنُهُمْ كَذٰلِكَ نَجْزِي الْقَوْمَ الْمُجْرِمِينَ وَلَقَدْ مَكَّنَّاهُمْ فِيمَا اِنْ مَكَّنَّاكُمْ فِيهِ وَجَعَلْنَا لَهُمْ سَمْعًا وَاَبْصَارًا وَاَفْـِٔدَةً فَمَا اَغْنٰى عَنْهُمْ سَمْعُهُمْ وَلَا اَبْصَارُهُمْ وَلَا اَفْـِٔدَتُهُمْ مِنْ شَيْءٍ اِذْ كَانُوا يَجْحَدُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ وَلَقَدْ اَهْلَكْنَا مَا حَوْلَكُمْ مِنَ الْقُرٰى وَصَرَّفْنَا الْاٰيَاتِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ فَلَوْلَا نَصَرَهُمُ الَّذِينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ قُرْبَانًا اٰلِهَةً بَلْ ضَلُّوا عَنْهُمْ وَذٰلِكَ اِفْكُهُمْ وَمَا كَانُوا يَفْتَرُونَ

22.

Kendisinden önce ve sonra uyarıcıların gelip geçmiş olan Ad kavminin kardeşini (Hud'u) hatırla. Hani Ahkaf'taki kavmini, "Ancak Allah'a ibadet edin, çünkü ben sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum" diye uyarmıştı.

Diyanet İşleri

22.

Onlar ise, "Sen bizi ilahlarımızdan alıkoymak için mi geldin? Doğru söyleyenlerden isen bizi tehdit ettiğin şeyi başımıza getir" dediler.

23.

Hud, "(Bu konudaki) bilgi ancak Allah katındadır. Ben size, benimle gönderileni tebliğ ediyorum. Fakat ben sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum" dedi.

24.

O azabı vadilerine doğru yayılan bir bulut olarak gördüklerinde, "Bu, bize yağmur getiren bir buluttur" dediler. Hud, "Hayır, o sizin acele gelmesini istediğiniz şeydir. İçinde elem dolu azabın bulunduğu bir rüzgardır" dedi.

25.

"O, Rabbimin emriyle her şeyi yerle bir eder." Derken evlerinden başka hiçbir şeyleri görünmez hale geldiler. İşte biz, suç işleyen toplumu böyle cezalandırırız.

26.

Andolsun, size vermediğimiz imkan ve iktidarı onlara vermiştik. Kendilerine kulaklar, gözler ve kalpler vermiştik. Fakat kulakları, gözleri ve kalpleri kendilerine bir yarar sağlamadı. Çünkü Allah'ın ayetlerini inkar ediyorlardı. Alaya aldıkları şey onları kuşattı.

27.

Andolsun, biz çevrenizdeki memleketleri de yok ettik. (Doğru yola) dönsünler diye ayetleri tekrar tekrar açıkladık.

28.

Allah'ı bırakıp O'na yakınlık sağlamaları için edindikleri ilahlar kendilerine yardım etseydi ya!? Aksine onları yüzüstü bırakarak uzaklaşıp kayboldular. Bu, onların yalanı ve uydurmakta oldukları şeydir.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

MEÂLİ:

21- Âdʹın kardeşini (Hûd Peygamberi) an. Hani o Ahkâfʹda milletini uyarmıştı. Gerçekten ondan önce de, sonra da birçok uyarıcılar gelip geç­miştir. O, «Ancak Allahʹa kulluk edip tapın. Şüphesiz ki size karşı büyük bir günün azâbından korkarım» demişti.

22- Onlar da: «Sen bizi tanrılarımızdan döndürmek için mi geldin? Eğer doğrulardan isen, tehdîd edip durduğun azâbı getir» dediler.

23- O, «Buna ait bilgi ancak Allahʹın yanındadır; ben, sadece be­nimle gönderilen şeyi size teblîğ ediyorum. Ne var ki, sizi câhillik edip du­ran bir millet olarak görüyorum» dedi.

24- Onlar, vâdilerine doğru enine yayılıp gelen bir bulut görünce, «bu bize yağmur yağdıracak bir buluttur» dediler. O, «Hayır, o sizin acele istediğiniz şeydir; içinde elem verici azâbı taşıyan bir rüzgârdır;

25- Rabbinin emriyle her şeyi yıkıp yerle bir eder» dedi. Çok geçme­den meskenlerinin (kalıntılarından) başka bir şey görünmez oldu. İşte biz, suçlu günahkâr milletleri böyle cezâlandırırız.

26- And olsun ki, biz onları, sizi yerleştirmediğimiz yerlere yerleştir miş, kendilerine kulaklar, gözler, gönüller vermiştik; fakat ne kulakları, ne gözleri, ne de gönülleri onlara bir yarar sağlamadı. Çünkü Allahʹın âyetlerini bile bile inâtla inkâr ediyorlardı. Alaya alıp eğlendikleri şeyler onları kuşattı.

27- And olsun ki, çevrenizdeki kasabalardan bir çoğunu yok ettik; dönerler diye âyetleri bir bir açıkladık.

28- Allahʹı bırakıp da Allahʹa yaklaşmak için edindikleri tanrılar on­lara yardım etselerdi ya.. Hayır, bilâkis ortadan kaybolup uzaklaşırlar. Ve işte bu onların yalanlarıdır ve uydurup durdukları şeylerdir.

İLGİLİ HADİSLER

Hz. Âişe Vâlidemiz (R. A. ) dan yapılan rivâyette, adı geçen şöyle bil­diriyor:

«Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz havada bulut veya rüzgar görünce, bu olayın (Ona tesiri) yüzündeki ifadeden anlaşılırdı. Bunun üzerine: «Ey Al­lah’ın Resûlü! İnsanlar bulut görünce, onda yağmur var umuduyla sevinir­ler. Siz ise bu olaya bakınca, hoşlanmadığınız yüzünüzden belli oluyor? » dedim. Efendimiz bana şöyle buyurdu: «Ya Âişe! Onda bir azap bulunma­dığından emin değilim. Çünkü bir kavim rüzgâr ile azaba uğratılmış; bir kavim de gelen azâbı görmüş, ama «bu bize yağmur yağdıracak bir bu­luttur» demiştir. (Buharî/tefsîr: 2/96- Müslim/istiska’: 14, 16- Ebû Dâvud/edeb: 104- Müs­ned-i Ahmed: 6/66)

Yine Hz. Âişe (R. A. ) anlatıyor:

«Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz ufukta bir bulut parçası görünce, işini bı­rakır ve şöyle duâ ederdi: «Allahım, bundaki şerden, kötülükten sana sı­ğınırım. »

Bulut açılıp dağılınca, Allahʹa hamd ederdi. Yağmura dönüşünce de şöyle derdi: «Allahım, bunu yararlı bir yağmur eyle. » (Müsned-i Ahmed: 6/190, 223)

ÂD KAVMİNİN YOK EDİLMESİ MİSAL VERİLİYOR

«Âdʹın kardeşini (Hûd Peygam­beri) an. Hani O, Ahkâfʹda milletini uyarmıştı.. »

Kur’ân müstesnâ uslûbuyla, önce Allah’ın varlığına, birliğine delâlet eden belgeleri getirerek inkârcı sapıkları, saplandıkları ön yargılarından kurtarmayı amaçlamaktadır. Sonra da onların akıllarına ışık tutup ana fi­kir vermekte ve arkasından küfürde inat vb ısrar edenleri elîm bir azâp ile tehdît etmektedir. Mü’minleri ise, bu uyarıdan hemen sonra müjdelemekte ve onlar için hazırlanan sonsuz nimetlere dikkat çekmektedir. Bunu mü­teakip İlâhî hışma uğrayıp haritadan silinen azgın inkârcı kavimleri misal vermek suretiyle tarihin tekerrür edeceğine işârette bulunmaktadır.

Konumuzu oluşturan âyetlerde ise, Hûd Peygamber’le (A. S. ) kendi kavmi arasında geçen teblîğ, irşat ve tartışmanın, uyarı ve ikazın yedi önemli safhası işlenirken, Mekkeli putperestlerin de aynı paralelde bulun­duklarına değinilir ve küfrün hemen her dönem ve çağda aynı şarlatanlık ve azgınlığı sergilediğine atıf yapılır.

Kıssayla ilgili yedi önemli safha:

1- Hûd Peygamber de (A. S. ), Hz. Muhammed (A. S. ) gibi, kendi kav­minden bir kişi idi. Cenâb-ı Hak, buyruklarını kullarına teblîğ için Onu se­çip görevlendirmiş; böylece tanımıyacakları bir yabancıyı bu hizmetle on­lara göndermemiştir.

Âd Kavmi, Umman ile Dehraman, diğer bir tesbite göre, Umman ile Mehre arasındaki Ahkâf adıyla bilinen bir vadide eyleşirlerdi. Kur’ân, «Ahkaf» ismini anarak bu vadinin coğrafi yapısının; kumsal ve eğri tepelerle, engebeli bir araziyle oluştuğunu bildiriyor. Ayrıca bu vâdiye daha önce de birçok uyarıcı peygamberin gönderildiğini açıklayarak, Ahkâfʹın tarihinin hayli gerilere uzandığını dolaylı şekilde anlatıyor.

2- Âd Kavmi de Mekkeliler gibi putlara taparlardı. Hûd Peygamber, onları Allahʹın varlığını ve birliğini tasdîke dâvet etti. Ne var ki, onlar bu rahmete kalplerini açmadıkları gibi, büsbütün azgınlık ve küfürlerini ar­tırdılar. Hûd Peygamber onları büyük bir günü, yani ya dünyada onlara gelecek olan azâbı, ya da âhirette hazırlanan sonsuz azabı haber vererek gereken uyarısını yaptı.

Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz de inen tehdît âyetleriyle, Mekkeli müş­rikleri böyle bir azâba karşı uyararak tarihin tekerrür edeceğini hatırlat­mış bulunuyordu.

3- Âd Kavmi, tehdît edildikleri azâbın hemen inmesini istediler. Mek­keli müşrikler de öyle.. Günümüzün inkârcı maddecileri de âhireti, ikinci hayatı alay konusu edinerek Hakkʹa karşı küstahlıkta bulunmaktadırlar.

4- İnkârcı ve ahlâksız kavim ve milletleri te’dip eden veya haritadan silen ilâhî hükmün geliş saati bilinmez. Ancak Allah onu dilediğine önce­den bildirir ve azap rahmete dönüşsün diye, inecek azaptan önce birtakım alâmetler ortaya çıkartır.

5- Peygamberin görevi, ilâhî azabı getirmek değil, O’nun buyruklarını kusursuz teblîğ etmektir. Hûd Peygamberʹe de görevin bu inceliği bildi­rilmiştir.

6- Küfrün, sapıklığın ve haksızlığın temelinde cehâlet, şartlanma, inat, gurur ve bencillik yatmaktadır. Hûd Peygamber de kavmini aynı şey­lere nisbet ederek uyarısını tamamlamıştır.

7- Sonunda ilâhî emir ve hüküm inmiş ve bir türlü hakkı kabul et­meyen Âd Kavmi yerle bir edilmiştir.

Ancak unutmamak gerekir ki, inen emir ve hükmün çok değişik tecelli ve tezahürleri vardır: Âd Kavmi şiddetli kasırgayla, Lût Kavmi yanardağın harekete geçmesiyle, Nuh Kavmi tufan ile yok edilmişlerdir.

ÂD KAVMİNE SAĞLANAN İMKÂNLAR

«And ol­sun ki, biz onları, sizi yerleştirmediğimiz yerlere yerleştirmiş; kendilerine kulaklar, gözler, gönüller vermiştik.. »

Kur’ân-ı Kerîm’in bu ve diğer sûrelerdeki beyânına göre, Âd Kavmi, verimli topraklar üzerinde birçok imkânlara ve Mekkeli’lerin nâil olama­dıkları nice nîmetlere sahip bulunuyordu. Kendilerine has bir medeniyet kurmuşlardı. Zira ayakta duran kalıntılarının az-çok buna delâlet ettiği rivâyetler arasında geçmektedir. Ne var ki, onlar, kulaklarını, gözlerini ve kalplerini olduğu gibi maddeye çevirip «ilâh» kavramını da maddeye yö­neltip şekillendirmişlerdi. Oysa sözü edilen üç önemli organ, gerçeği ara­yıp bulmaları için Allah’ın birer emaneti olarak bulunuyordu.

Diyebiliriz ki, Âd Kavmi de, Mekkeli müşrikler de, günümüzde yaşayan maddeci dinsizler de Cenâb-ı Hakk’ın bu emânetlerini amaçlarının dışında kullanıp hilkatin hikmetine ters bir hayat düzeni kurmuşlardır.

Bu üç organı asıl amacından saptıran sebepler neler olabilir?

Kulak, göz ve kalp birbirini tamamlayan üç organdır. Bunların üçü de, varlık âleminde Cenâb-ı Hakkʹın kudret tezgâhında şekillendirilip ortaya konulan eserlerde o kudretin izlerini tesbit edip görmekle yükümlüdür. On­ları amaç ve hikmetlerinin dışında kullanıp İlâhî kudrete inanmayanların, sonlarının ne olduğunu Kur’ân haber vermekte ve geriye kalan harabeleri, Kurʹân’ın beyanını doğrulamaktadır.

Cenâb-ı Hak onlarla ilgili hazin âkibeti şöyle tasvîr buyurmaktadır: «Fakat ne kulakları, ne gözleri, ne de gönülleri onlara bir yarar sağlamadı. Çünkü Allahʹın âyetlerini bile bile inatla inkâr ediyorlardı. Alaya alıp eğ­lendikleri şeyler onları kuşattı. »

ÇEVRE KASABALARIN İBRETLİ SONUÇLARI

«And ol­sun ki, çevrenizdeki kasabalardan bir çoğunu yok ettik; dönerler diye âyet­leri bir bir açıkladık. »

Âd, Semûd, Medyen, Ashab-ı Ress ve benzerleri Mekke çevresinde, Hicaz bölgesinde yer alan kavimlerdi. Çoğunun kalıntıları, onların geçmi­şinden haber veriyor, gelip geçen yolcu ve seyyahlara uyarı seslenişinde bulunuyordu.

Hicaz ile Filistin, Hicaz ile Umman, Hicaz ile Hicr arasında seyahat edenlerin çoğu sözü edilen harabelere katılaşmış kalp, perdelenmiş gözle bakıp geçiyorlardı.

Mekkeli’lerin de, diğer inkarcı maddecilerin de dikkatleri bu tarihî kalıntılara çekilerek, ölmeden önce Hakk’ın kudret sesini ve değişmeyen hükmünü idrâk etmeleri isteniliyor.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, Âd Kavmi’nin hakkı yalanlayıp inkâr ve haksızlıkta ısrar etmeleri, yönlendirici misal olarak verildi. Mekke çevresindeki tarihî kalıntılara dikkatler çekilerek, benzeri inanç ve tutumların benzeri hüküm­lerin inmesine neden olacağı bir defa daha hatırlatıldı.

Aşağıdaki âyetlerle, cinlerden bir grubun gelip Kur’ân dinlemesi ve İlâhî dâvetin azameti karşısında doğruyu görüp anlaması, sonra da imân edip kendi cinslerine bu hakikati teblîğe çalışması konu edilmekte ve böylece, cinlerden çok üstün yaratılan insanlardan çoğunun, hâlâ Hakkʹın ışığına gözlerini kapalı tutmaları hayretle karşılanmaktadır. Arkasından in­sanoğlunun aklını harekete geçirmek için göklerin ve yerin yaratılması de­lil gösteriliyor ve Âhiret Âlemi’nden uyarıcı ve düşündürücü bir tablo göz­ler önüne konuluyor.